Kişinin kendisine, yaşantılarına, çevresine, öteki kişilere, bir bütün olarak içinde yaşadığı dünyaya ilişkin farkındalığı, yaşanan deneyimlerden kendiliğinden doğan kendinin ayırdında olma görüngüsü; öznenin duygularına, algılarına, bilgilerine ve kavrayışlarına bağlı olarak kendini anlama, tanıma ya da bilme yetisi; bilme edimi ile bilinen içerik arasındaki ilişkiyi her ikisini de içerecek biçimde bir üst düzeyde kurabilme becerisi; acı çekme, isteme, bekleme, düş kırıklığına uğrama, korkma gibi belli bir nesnesi bulunan bütün "geçişli" yaşama edimlerini olanaklı kılan ana ilke; düşünen öznenin kendi üstüne dönerek, kendisini kendi düşünceleriyle kavraması, kendisine bir başkası olarak dışardan bakması durumu; "içebakış" yoluyla zihnin kendi deneyimlerinin gerçekliğini kavrama edimi; zihinsel yaşamın geçmiş duyumları, algıları, bilgileri bellekte tutma yeteneği; kişinin kendi içinde yaşadıklanna ya da dışanda olup bitenlere yönelik incelmiş sezgisi, bütün yaşadıklanna ilişkin genel görüsü; üzüntü, sevinç, hüzün gibi tek tek yaşantı durumlarına ilişkin kendilik izlenimleri, şeylerin kişiye nasıl göründüğüne yönelik görüngübilimsel yaşantılar bütünü. Kant sonrası çağdaş felsefede bilinç konusu, ingilizce konuşulan ülkelerin felsefesinde "zillin felsefesi" başlığı altında, buna karşı büyük ölçüde Almanya'da köklenen kıta felsefesindeyse "felsefi ruhbilim" çatısı altına konarak incelenmektedir.
Bilinç terimini en iyi biçimde kavramanın yollarından biri, çeşitli felsefe bağlamlarında, farklı gerekçelerle yapılmış değişik bilinç ayrımları ile bölümlemeleri üstüne yoğunlaşmaktan geçmektedir. Buna göre, ben'in tek tek yaşadıkları üstüne izlenimi ya da bütün yaşadıkları üzerinden oluşan genel kavrayış konumu, yerine göre kimileyin özbilinç, kimileyin kendilik bilinci, kimileyin de öznel bilinçdiye tanımlanırken, kişinin kendisi dışındaki şeyler üzerine edindiği bilinç ise nesnel bilinçdiye adlandırılmaktadır.
Yapılan bir başka ayrıma göreyse yönelinen nesnenin dolaysız duyumundan hiçbir aracıya konu olmaksızın edinilen dolaysız izlenim kendiliğinden bilinç, buna karşı dolaysız duyumun ya da dolaysız izlenimin kendi üstüne dönmesiyle edinilen bilincin nedenlerini, doğasını ve anlamını soruşturmak yoluyla edinilen bilinçse dönüşlü bilinçya da düşünümsel bilinçdiye tanımlanmaktadır. Bu bağlamda kişinin kendisiyle bilişsel bir ilişki içine girmediği, bilgikuramsal bir içeriği olmaktan çok varlıkbilgisel bir karşılığı bulunan bilinç ise düşünümsel olmayan bilinçya da düşünüm öncesi bilinçdiye adlandırılmaktadır.
Felsefe metinlerinde sıklıkla geçen bir bilinç türü de doğrudan bilincin düzeyini belirtmek amacıyla kullanılmaktadır. Bu çerçevede kendiliğinden bilinç düzeyinin altında kalan, düşüklüğü ya da donukluğuyla neredeyse bitkilerde ya da hayvanlarda görülen salt duyum haline karşılık gelen bilinç önbilinçdiye adlandırılmaktadır.
Yine sıklıkla yapılan ayrımlardan biri de bilincin kapsam alanını nitelemek amacıyla kullanılmaktadır. Nitekim belli bir alanda salt üstüne yoğunlaştığı şeyle yetinen, yoğunlaştığı şeyin dışında başka bir şeye yoğunlaşmayan bilinç sınırlı bilinç ya da dar bilinç, varolan bütün her şeyi aralarındaki ilişkileri de kapsayacak biçimde kavrama savındaki bilinçse sınırsız bilinçya da geniş bilinçdiye anılmaktadır.
Terimin büyük tartışmalara konu olduğu ruhçözümleme sözdağarındaysa, bastırılmış isteklerin, üstbilince çıkmamış dürtülerin, açığa çıkmamış komplekslerin (karmaşaların) oluşturduğu bilinç durumu, kimileyin örtülü bilinç, kimileyin alt-bilinç, kimileyin de bilinçaltı olarak değerlendirilmektedir. Varlığı ilk kez Schopenhauer tarafından dile getirilen bu bilinç türüne, Freud tarafından ruhçözümleme kuramının kilit değerde önem taşıyan bir terimi olarak yeni bir kimlik kazandırılmıştır. Ruhçözümleme kuramında, bilincin bilinmesinde kullanılan yöntemler aracılığıyia altbilinç içeriğinin bilinmesi olanaklı olmadığı düşünüldüğünden, altbilincin ancak çağrışımların, dil sürçmelerinin, düşlerin çözümlenip yorumlanmasıyla bilinebileceğine yönelik bambaşka bir yöntembilgisinin işletilmesinin gereği savunulmaktadır. Bu arada çoğunluk yanlış bir biçimde bilinçaltı terimiyle eşanlamlı olarak kullanılan bilinçdışı ise bilinç alanının dışında kalanlara, bilinç yoluyla kavranması olanaklı olmayanlara göndermede bulunmaktadır. Nitekim tam bu noktada, özellikle zihin felsefesi çalışmalarında karşılaşılan temel bir ayrım da bilinç içeriği ile bilinç alanı arasındadır. Buna göre, bilincine varılan şeyler, yaşantılar, düşünceler bilinç içeriğiolarak tanımlanırken; bilince ilkece açık olan, bilinç yoluyla kavranma olanağı taşıyan tinsel, düşünsel, yaşamsal bütün görüngüler bilinç alanıolarak nitelendirilmektedir.
Özellikle felsefe tarihinin nasıl okunması gerektiği noktasında önemli kolaylıklar sağlayan bir başka bilinç bölümlemesi de "tarih bilinci", "gerçeklik bilinci", "olasılık bilinci" arasında yapılmaktadır. Bu bağlamda tarih bilinci, insanın son çözümlemede tarihsel bir varlık olduğunu bilmesiyle, her bakımdan varlığını belirleyenin tarih olduğunun ayırdına varmasıyla edinilen bir bilinç aşamasıdır. Tarihsel bilinç ya da tarih bilinci, ilki Sokrates öncesi, ikinci Sokrates sonrası, üçüncüsü ortaçağ olmak üzere klasik felsefenin üç farklı dönemindeki "arkaik bilinç", "saltık bilinç", "tanrısal bilinç" diye anılan zamandışı bilinç tasarımlarından ayrı olarak, bütünüyle modern dönemin bir ürünü, modem bireyin bilinç durumudur. Nitekim tarihsellik düşüncesinin görece çok yeni olması nedeniyle, tarihsellik bilincinin kökleri de çok çok iki yüzyıl geriye dek götürülebilmektedir. Tarihsellik bilincinin geçmişte izini en iyi sürenlerin başında gelen Mircea Eliade bu duruma şöyle bir açıklama getirmektedir: "Son çözümlemede yabanıl toplulukları da meydana getiren belli belirsiz bir tarihsel sürecin işleyişidir ama onları modern toplumlardan kesin çizgilerle ayıran tarih bilinçlerinin olmayışıdır."
Yapılan bölümlemede yer alan ikinci aşama gerçeklik bilinci, nesnel dünyanın varlığına yönelik olarak edinilmiş bir bilinç kipidir. Söz konusu bilinç, gerçek ile gerçek olmayan, gerçek ile gerçekdışı (ya da gerçeküstü) olan arasında ayrım yapmaya olanak tanıması bakımdan son derece önemlidir. Nitekim birçoklarına göre, arkaik topiumların "doğa durumu"ndan kurtularak modern toplumların uygarlık dünyalarına geçebilmesini sağlayan da yine bu bilinçtir. Bölümlemenin üçüncü ve son aşaması olasılık bilinci, varolanlardan ve varolana yönelik bilinçten hareketle geleceğe dönük kestirimlerde ya da öndeyilerde bulunabilmeyi sağlayan ve yine modern dünyada edinilmiş bir bilinç kipidir. Modern öncesi toplumlarda yaşayan insanların, hep "şimdi"de yaşayan insanlar olmaları nedeniyle geleceğin barındırdığı olasılıklara yönelik bu türden bir bilinç taşımaları kendilerinden beklenemeyecek bir farkındalıktır. Nitekim bu bağlamda, pek çok çağdaş felsefe akımının, özellikle de varoluşçuluğun, olasılık bilincinden hareketle, modern bireyin özgürlüğünü gelecekle ilgili beklentileri karşısında önüne çıkan olanakları seçmesiyle temellendirme yoluna gittiği gözlenmektedir. Bu noktada özellikle son dönemlerde kendisiyle sıkça karşılaşılan bir bilinç tanımı daha bulunduğunu belirtmekte yarar vardır. İlkin toplumbilimci Durkheim tarafından tanımlanan bu bilinç ortak bilinç ya da ortaklaşa bilinç diye adlandırılmaktadır. Bu bilinç türü, değişik tanımlama.çabalarıyla çeşitli yönlerde sürekli geliştirilmiş olsa da Durkheim'ın kendi özgün tatlımı şöyledir: "Belli bir toplumun sıradan bireylerinde ortak olan inançlar, duygular, değerler yoluyla kendine özgü bir yaşam biçimi oluşturan dizge."
Felsefe Sözlüğü- A.Baki Güçlü; Erkan Uzun; Serkan Uzun; Ü.Hüsrev Yoksal-Bilim ve Sanat Yayınları