Felsefe Ekibi Dergisi
Sayı :14 Yıl: 2010

 

Bilinç
Volkan Yurtseven


Merhaba, ben bu yazıda size bilinç hakkında belirli bir görüşü vermektense, zıt kutuptaki görüşleri de içeren farklı kaynaklardan bazı alıntılar paylaşmak istedim.

İlk olarak, olaya materyalist bir bakış açısıyla yaklaşan Francis Crick’in Şaşırtan Varsayım adlı kitabıyla başlamak istiyorum. Kitabın girişi bilincin tanımıyla başlıyor:


"Bilinç: Algıları, düşünceleri ve duyguları olma durumu, farkında olma. Bu terim, bilincin ne olduğu kavranmadan anlaşılamayacak birtakım başka terimlerle tanımlanabilir ancak. Birçok kişi, bilinci özbilinçle eş tutma, yani bilinçli olmak için yanlızca dış dünyanın farkında olmanın yeterli olduğunu sanma tuzağına düşüyor. Oysa bilinç, büyüleyici ama anlaşılması zor bir olay; ne olduğunu, nasıl işlediğini, ya da nasıl oluştuğunu belirlemek olanaksız. Hakkında okunmaya değecek bir şey yazılmış değil henüz."

Stuart Sutherland, Uluslararası Ruhbilim Terimleri Sözlüğü


Yazar, varsayımını şu şekilde dile getiriyor: Siz, neşeleriniz, üzüntüleriniz, anılarınız, ihtiraslarınız, benlik ve özgür iradeniz ile aslında çok sayıda nöron ve bunların birbirleriyle olan aktivitelerinden ibaretsiniz.
Yazara göre bilimle uğraşanlar, bilinç faaliyetlerini açıklarken asla ruh gibi bir kavrama ihtiyaç duymazlar, zira böyle bir varsayımın gereksiz olduğunu düşünürler. Yine yazara göre, dışarda bizden bağımsız bir dünya bulunmaktadır ve onu asla tamamıyla bilemeyiz, ama duyularımızı kullanarak ve beynimizi çalıştırarak onun özeliliklerinin bazı yönlerine ilişkin bilgiler edinebiliriz.

Beyin-bilinç ilişkisinden de bahseden kitapta, beyindeki tüm süreçlerin bilinçli olmadığına da dikkat çekiliyor. Dikkat, bellek, görme, özgür irade gibi bilinçle çok yakından ilişkili kavramlara da değinen kitap bilince daha çok biyolojik bir şekilde yaklaşıyor.

Filozofların bilinçle ilgili görüşleri de dikkate değerdir. Descartes, bedenle ruh arasındaki ilişkiden bahsederken aslında bilinçten mi bahsediyordu irdelemek lazım. Spinoza da herşeye sonsuzluk açısından bakmak gerektiğini söylerken acaba bilincin sonsuzluğundan ve kozmik bilinç gibi birşeyden mi bahsediyordu? Empirizmin öncüsü John Locke ise bilincimizin ilk doğduğumuzda bir tabula rasa, yani beyaz bir tahta gibi bomboş olduğunu iddia eder. Ona göre duyusal deneyimler edinmeden önce hiçbir bilince sahip olamayız ve bilinç, deneyim edindikçe büyür. Yani dünyayı algıladıkça onun hakkında birşeyler bilmeye, bilinçlenmeye başlarız.

Bilinç konusuna, evrim ve kuantum teorisinin gözünden yaklaşmanın da farklı bir bakış açısı vereceğini düşünüyorum. Burda ise Richard Dawkins’in Tanrı Yanılgısı adlı kitabına gidiyoruz. Yazar kitabın 340. sayfasında 20.yy filozofu Ludwig Wittgenstein’dan bir alıntı yapıyor. Wittgenstein arkadaşına sorar: “Söyle bana, neden herkes dünyanın güneş etrafında döndüğünü sanmak yerine güneşin dünya etrafında döndüğünü sanmanın daha doğal olduğunu sanar?” Arkadaşı cevaplar “nedeni basit, çünkü güneş dünyanın etrafında dönüyormuş gibi gözükür”. Wittgenstein devam eder, “peki söyler misin, dünya dönüyormuş gibi gözükseydi nasıl gözükürdü?” Arkadaşı sessizce kalıverir. İşte, der Dawkins, beynimiz öyle evrimleşmiştir ki, birşeyleri başka birşeymiş gibi görme eğilimindeyizdir. Yani dünyayı görüş tarzımız beyinlerimizin kendisinin evrimleşmiş organlar olması yüzündendir. Hayatta kalmamızı etkileyen nesnelerin ne çok küçük ne de çok büyük olduğu bir dünyada hayatta kalmamıza yardımcı olmak için evrimşlemiş yerleşik beyinler; nesnelerin ya hareketsiz durduğu ya da ışık hızına oranla yavaşça hareket ettiği bir dünya; ve çok ihtimalsiz bir şeyin güvenle imkansız olarak ele alınabildiği bir yer. Zihinsel penceremiz dardır, çünkü atalarımızın hayatta kalmasını sağlaması için daha geniş olması gerekmiyordu.

Bilim bize, bütün gelişmiş sezgilerimizin aksine, kristaller ve kayalar gibi görünüşte katı olan cisimlerin neredeyse tamamen boşluktan oluştuğunu öğretmiştir. Bilindik bir örnekle, atomun çekirdeği, büyük bir stadyumun ortasındaki sinekle betimlenmiştir. Komşu atomlar stadyumun dışındadır. En sert, en katı ve sıkı kayalar bile gerçekte hemen hemen tamamen boşluktan oluşmuşlardır. Öyleyse neden kayalar sert ve katı gözükür? Çünkü beynimiz, dünyada gezinmemize yardımcı olmak üzere vücudumuzun çalıştığı ölçekte evrimleşti. Asla atomik dünyada gzeinmek için evrimleşmedik. Eğer böyle olsaydı, muhtemelen beynimiz kayaları büyük bir boşluk olarak algılardı. Kayalar elimize sert ve delinmez bir his verir, çünkü elimiz bu kayaları delemez. Ellerimizin kayaları delememesinin sebebi, ebatlardan ve maddeyi oluşturan parçacıkların farklılıklarından ileri gelmez. Aslında, bu katı maddelerdeki çok boşluklu parçakcılarla bağlantılı güç alanları ile ilgilidir. Beynimiz için katılık ve delinemezlik gibi kavramlar oluşturmak çok yararlıdır çünkü böyle kavramlar, içinde birbirinin yerini dolduramayan maddelerin bulunduğu dünyada gezinebilmemiz için yararlıdır.

Kuantum teorisine biraz değinmişken, “What the bleep do we know? (Ne biliyoruz ki?)” belgesel-filmine değinmemek olmaz. Bu filmde de söylendiği gibi, Kuantum fiziği bilinç ve zihin konularında net, açık, rahatlatıcı cevaplar vermez ama kesinlikle ciddiye alınmalıdır. Filme göre, düşünce gücüne itibar etmek gerekir. Dış dünyanın, iç dünyamızdan daha gerçek olduğunu inanmaya koşullanmışızdır ama Kuantum Fiziği tam tersini söyler: İçimizde olan dışımızdakini yaratacaktır. Bilinç ve beyinin gerçeklik üretici etkisiyel ilgili bazı deneylere değinen filmde çevremizdeki herşeyin aslında bilincin olası hareketlerinden başka birşey olmadığı anlatılmaya çalışılıyor. Ama bunu düşünmek çok zordur, dünyanın kendi deneyimimizden bağımsız olarak zaten bulunduğuna o kadar eğilimliyizdir ki, böyle düşünmek çok zor gleiyor. Kuantum Fiziği, olasılıklar fiziğidir, peki bu olasılıkları ortaya çıkaran nedir? Bilinç ve gözlem. Yani kunatum dünyasında gözlemcinin varlığı çok önemlidir.

Bu filmdeki düşünceyle Stefano E. D’Anna’nın Tanrılar Okulundaki ana karakterin, Dreamer’ın, hemfekir olduğunu söyleyebiliriz. Dreamer’ın birçok sayfada geçen meydan okumalarını aşağıdaki gibi özetleyebiliriz.

Bütün deneyimlediğin olaylar, senin benlik durumlarının bir işaretidir, içinde taşıdığın düşüncelerin sahnelenen temsilidir. Dışta olan hiçbirşey yok, dünya senin cildindir. Dünya sensin, diğer herkes, herşey senin dışındaki sendir. Onlar senin zaman içinde dağılmış parçalarındır. Dünya, senin benlik durumlarının mükememel göstergesidir. Dünya, sen böyle olduğun için bu halde, yoksa sen dünya böyle olduğundan böyle değilsin.

Yukarıdaki kaynaklara ek olarak Donah Zohar’ın “Kuantum Benlik”, John Searle’ın “Akıllar, Beyinler ve Bilim” ve Erwin Schrödinger’in “Yaşam Nedir ile Akıl ve Madde” ve Adam Zeman’ın “Bilinç Kullanım Kılavuzu” kitaplarından da faydalanrak daha geniş bir bakış açısı edinebilirsiniz.

Başta da belirttiğim gibi, bilinç konusunda net olarak açıklanan çok fazla birşey yok. Ancak şunu da akıldan çıkarmamakta fayda var ki, bilim tarihinin çöplüğü birşeyi anlamanın asla mümkün olamayacağını belirten sözlerle doludur. O yüzden felsefi bir şekilde düşünmeye ve bilimsel şekilde araştırmalar yapmaya devam etmeliyiz.

Sevgiyle kalın...

 
Geriİleri
 
Felsefe Ekibi SOLİS'in sağlamış olduğu hosting hizmeti ile sizlere ulaşmaktadır.
© 2001-2010 Felsefe Ekibi Tüm haklarını saklı tutar...
Yayımlanan yazılar kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazarlara aittir.