| |
Ekho ve Narkissos
Özet: Selma Yıldız
Ekho ve Narkissos’un eşsiz güzellikteki öykülerini
hepimiz biliriz. Şairler, yazarlar, ressamlar, müzisyenler tekrar
tekrar bu öyküyü işlemişler, her biri bu mitolojik öyküye kendi
yorumlarını katmışlardır. Psikoloji içinde de yorumlanmış bu
öyküye bir de burada yine psikoloji içinde
yer verelim istedim.
Öyküyü kısaca hatırlayalım.
Liriope isimli nympha ırmak-tanrısı Kephisos
tarafından hamile bırakılıyor ve çok güzel bir oğlan çocuk dünyaya
getiriyor. Oğluna Narkissos ismini veriyor. Teirasias isimli kahin,
Narkissos için, herkes tarafından anlaşılmaz bulunan bir kehanette
bulunuyor. Liriope, oğlunun ölümlü olup olmayacağını,
ihtiyarlayıncaya kadar yaşayıp yaşamayacağını sorduğunda da
“Yaşayabilir ama, kendi kendisini tanımaya kalkmazsa” gibi
çok belirsiz bir cevap veriyor.
Narkissos on altı yaşına gelince, hem çocuk hem
de genç bir erkek görünümüne sahip oluyor. Kendisine delikanlılar,
genç kızlar aşık oluyor. Ancak böylesine yumuşak güzelliğinin
arkasında katı gururu ve kibiri nedeniyle, hiç kimse ona yaklaşma
cesaretinde bulunamıyor.
Bir gün ormanda avlanırken geveze bir nympha olan
Ekho tarafından görülüyor ve nympha Narkissos’a aşık oluyor.
Ekho (yankı) o zamanlar sesten ibaret bir nesne değil güzel bir
peri kızıdır. Ancak Zeus’un karısı Hera tarafından, bu
gevezeliği yüzünden cezaya çarptırılıyor ve ancak konuşulursa
cevap verebiliyor, işittiği sözlerin yalnız son kelimelerini
tekrar edebiliyor.
Narkissos’a aşık olan Ekho, onu ormanda takip
ediyor, takip ettikçe ona daha fazla yaklaşıyor ve içindeki aşk büsbütün
alevleniyor. Ancak Hera’nın verdiği cezadan ötürü Narkissos’a
bir türlü seslenemiyor.
Narkissos bu takiplerin farkına varıyor ve
sesleniyor.
“Orada kim var?”
Ekho’da sadece
“Var”
diyebiliyor.
“Yanıma gelsene”
diyen Narkissos’a
“gelsene”
diye bir cevap geliyor. Narkissos kimsenin gelmediğini görünce
“Buraya yanıma gel, birlikte olalım”
diyor. Ekho,
“olalım”
diye cevap veriyor ve kollarını Narkissos’un
boynuna dolamaya çalışıyor. Fakat kaba gururlu ve kibirli
Narkissos Ekho’u iterek
“Çek ellerini üzerimden, senin bana sahip
olmandansa ölmeyi tercih ederim”
diyor. Reddedilen, küçük düşürülen Ekho, sık ağaçlarla kaplı
yerlere kaçıyor, utancını ormanlarda saklanarak gidermeye çalışıyor.
Ama aşkı aynı şiddette devam ediyor. Üzüntüsünden uyuyamıyor,
yemiyor, içmiyor. Bütün güzelliği, zerafeti uçup gidiyor. İşte
ormanlarda saklanan, dağlarda görünmeden dolaşan yalnızca sesi
kalan, bizim duyduğumuz Yankı’nın öyküsü bu. Seslendikçe
sesimize karşılık veren, hala yaşıyorum diyen Ekho’nun öyküsü.
Narkissos ise Ekho'dan yani aşktan kaçarken çok
susamış olduğunun farkına varıyor. Ama aşkı karşılıksız
kalanlardan birinin bedduası tutunca Narkissos'un bildiğimiz hazin
öyküsü gerçekleşiyor. Narkissos bir pınara geliyor. Susuzluğunu
gidermeye çalışırken suda kendi güzelliğini görüyor ve kendi güzelliğinin
hayaline kapılıyor. Artık kendi kendinden gözlerini alamıyor.
Susuzluğunu giderirken başka bir susuzluğun esiri oluyor. Kendi
kendisine duyduğu sevgiyle yanıp tutuşurken, yapabileceği bir şey
olmadığını da anlıyor. Kendi kendinden ve kaderinden ayrılamayacağını
hissediyor. Dokunamadığı, sevemediği bu güzellik ve aşk karşısında
eriyor, ölümün pençesine düşüyor.
** “The Disciple” adlı mensur şiirinde Oscar
Wilde, Narkissos öldükten sonra pınarın tatlı suyunun tuzlu suya
dönüştüğünü söyler. Dağ perileri oread’lar ağlayarak ormanın
içerisinden çıkıp pınarın yanıbaşına gelerek ve şarkılar söyleyerek
onu avutmaya çalışırlar. Pınarın suyunun tatlı sudan tuzlu suya
dönüşmüş olduğunu gördükleri zaman, pınara “Senin Narkissos
için bu şekilde ağlamış olduğuna şaşmıyoruz; çünkü o, o
kadar güzeldi ki!” derler: çünkü Narkissos, pınarın kıyısına
uzanmış, pınarın parıldayan sularına bakmış ve suların aynasına
kendi güzelliğini aksettirmiştir. Ne var ki, pınarın cevabı
beklenenden farklı olmuştur. Onun cevabı “Narkissos’u sevdim,
çünkü, kıyılarıma uzanıp bana baktığı zaman onun gözlerini
aynasında ben daima kendi güzelliğimi seyrediyordum”, şeklinde
olmuştur. Pınar, kendi güzelliğini bir daha göremeyeceği için ağlamıştır;
tatlı suları ise bu yüzden tuzlu suya dönüşmüştür.
Ekho ve Narkissos veya sadece Narkissos öyküsünde
anlatılmak istenen şey veya şeyler nelerdir? Bu öykü, bir kızın
bir erkeğe karşı duyduğu karşılıksız aşkın veya bir erkeğin
başka bir erkeğe duyduğu sapık aşkın öyküsü müdür? Bu öykü,
bir karasevda, bir melankolia olayının sembolik bir ifadesi midir?
Yoksa, derinlik ve kişilik psikolojisinin üzerinde durduğu dinamik
bir oluşumu mu dile getirmek istemektir? Veya sadece yankının ve
nergis çiçeğinin oluşması gibi, bazı tabiat olaylarının
meydana geliş öyküsünü mü anlatmaya çalışmaktadır? Olaya
biraz daha yakından bakacak olursak, anlatılmak istenilen şeyin
sadece bu iki tabiat olayını izah etmekten ibaret olmadığı görülecektir.
Narkissos, yalnız bir çiçeğe adını vermekle
kalmamıştır. Bugün psikolojide, psikanalizde ve psikiatride bir
psikoseksüel gelişme safhasına ve bir cinsel davranış şekline de
adını vermek suretiyle ilim dünyasında önemli bir yere sahip olmuştur.
Narkissos mitosu, sanki inceden inceye yapılmış psikolojik bir gözlemin
fantastik bir tasviri gibidir. İlk defa P. Nacke tarafından önerilmiş
olan “narkissizm” terimi, daha sonra Havelock Ellis tarafından,
cinsel aşk objesi olarak kendisini sevmiş kimseleri tanımlamak üzere
kullanılmaya başlanmış; terim, Freud ve psikanalizin de
benimsemesiyle, gerek alan, gerekse kullanım biçimi bakımından
iyice yaygınlaştırılmıştır. Freud’a göre narkissizm çocuklukta
atlatılması gereken üç psikoseksüel gelişme safhasından
birinciyi oluşturmaktadır. Bu safha, çocuğun dış dünyayı
kendisinden açık ve seçik bir şekilde ayırd edemediği bir safhadır.
Bu safha, cinsel enerji olarak insanın kendi kendisine yöneldiği,
kendi kendisinde tatmin bulmaya çalıştığı bir safhadır. Bu
safhayı normal bir şekilde atlatamamış olan kimseler, genç ve
yetişkin bir yaşa eriştikleri zaman da bu davranışlarını sürdürürler;
kendilerini seyretmekten, bedenlerine, kendilerine aşırı derecede
ilgi göstermekten, kendi kendilerine tatmin olmaktan, hatta
kendilerine benzeyen aynı cinsten aşk objeleriyle ilişki kurmaktan
haz duyarlar. Böyle bir aşk objesinde, kendi ilk gençlik ve güzelliklerinin
temsil edilmekte olduğunu düşünürler, homoseksüel bir davranışa
yönelerek kendilerini bu yolla tatmin etmeye çalışırlar. Böyle
bir durumda aşk, kendine yönelmiş olur; bu yüzden de üretici
olmak özelliğini kaybeder.
Bu mitos’un doğuşuna vesile olabilecek diğer
bir kaynak da inanç sistemleridir. Nitekim, James George Frazer, çeşitli
ülkelerin inanç sistemlerini karşılaştırmalı bir şekilde ele
aldığı “The Golden Bough) adlı eserinde Hindistan’da ve
Yunanistan’da sudaki ruhların insanın sudaki aksini, başka bir
deyişle ruhunu suyun altına çekebileceğine ve insanın ruhsuz kalıp
ölebileceğine inanıldığını söylemektedir. Narkissos öyküsünün
bu cins inançlardan kaynaklanabileceğini, İngiltere’de su perisi
gören birisinin zayıflayarak ölebileceğine halen inanılmakta olduğunu
bildirmektedir. Türkiye’de de birçok yerde gece perdesiz
pencerelerde hayaletler görülebileceğinden korkulur. Gece aynaya
bakmanın uğursuz görüldüğü yerler hala vardır. Bu yüzden özellikle
genç kızların gece aynaya bakmaları engellenir. Bu gibi kimselerin
delirebileceğinden korkulur.
Mitos’un Ekho yönüne bir daha bakalım.
Ekho’nun öyküsü, yalnız başına neyi anlatmaktadır?
Ekho, bazı dağlık yerlerde karşılaştığımız
fizik bir olayın sembolik bir açıklaması mıdır? Karşılıksız
bir aşk ateşinin insanı nasıl verem edip bitirebileceğini mi
anlatmak istemektedir?
Yoksa, cömertçe verip de nankörlükle karşılaşan
bir insanın duyduğu acının bir ifadesi, bir hayal kırıklığının,
bir ses kırılması haline dönüşmesi olayı mıdır? Neşeli, konuşkan,
hayattan zevk almasını bilen bir insanın kırılarak dünyaya küsmesi
veya inzivaya çekilip yalnız yaşar bir hale gelmesi midir?
Ekho, acaba iyi söze iyilikle, kötü söze kötü
s özle cevap veren; ne ekersen onu biçersin dediğimiz türden
bir ahlaki davranışın simgesel bir ifadesi midir? Yoksa, insanın
kendi yalnızlığı içerisinde kendi iç hesaplaşmasını mı dile
getirmeye çalışmaktadır?
**Kaynak: (Dr.Turhan Yörükan-Yunan Mitolojisind e
Aşk-s.259-262, İş Bankası Kültür Yayınları )
 
|
|