Sayı: 10 Yıl: 2008

 

 
 

Dibi görünmeyen uçurum: Tüketim
Melda GÜNGÜL

‘Tüketim’ sözcüğünün geçirdiğimiz son yüz küsur senenin parolası olduğunu söylemek yeni bir şey olmaz. Giyim, yiyecek, lüks eşyalar, araç-gereç ne varsa; artık ihtiyaçtan tüketmediğimiz şeylere ilaç bağımlısı gibi bağlanmış durumdayız. Dünya, sanki tüm irade ve muhakeme yeteneği buhar olmuşçasına, ‘birilerinin’ dayattığı şeylerin peşinde körü körüne koşan insanlarla dolu. Bir filmden aklımda kalan cümle zaten bu durumu seneler önce dört dörtlük bir şekilde özetlemişti: ‘Sahip olduğun şeyler, bir gün sana sahip olur!’

Bu durum, tüketim çağının acı ama sadece bir yönü. Bir parça bile bilinç kırıntısı kalmış insanın yüreğini burkan şey ise insanın ve ilişkilerin tüketim nesnesi haline gelmiş olması. ‘Tek kullanımlık’ ilişkiler yumağı halinde sonu gözükmeyen bir uçurumdan, sertçe çarpacağımız zemine doğru yuvarlanıyoruz. Aşkı, dostluğu yaşamıyor tüketiyoruz. Aklıselim herkes bunun eleştirisini geniş geniş yapmakta. Elinden geldiğince bu ahmakıslatan tüketim yağmurundan korunabileceği köşeler arıyor.

Sonuçtan yola çıkarak sonucu bertaraf etmek zor. İnsanı gittikçe daha boş, daha anlamsız, daha gereksiz şeylerin peşinde koşturan kapitalist sistemi eleştirmek güzel ama boşa kürek çekmekle eş anlamlı. Bu insan halinin temeline inip orada ne olduğuna bakmak da belki derdimize çare olmayacak ama bir yerden başlamak lazım. En azından başlangıç noktasından yola çıkmak metot açısından en sağlıklısı.

Tüketmek: Kullanmak, harcamak, yok etmek, bitirmek. Daha ilk tanımlama denemesinde olumsuz hava oluştu bile. Neden nesneyi tüketiriz? İhtiyaçtan mı? Evinizde 10 kişiye yetecek kadar ayakkabı varken aldığınız bir çifte gerçekten ihtiyacınız var mı? Tabii ki yok. O zaman sadece istek! Peki, neden onu isteriz?

İstek veya arzu sözcüklerinin İngilizce’de ‘desire’ veya Fransızca’da ‘désir’ karşılığından yola çıkalım. Kökeni Latince ‘desiderare’ fiilidir. Bu fiil ise ‘yıldız’ anlamındaki ‘sidus, sideris’ kelimesinden türemiştir. Literal olarak de-siderare ‘hayranlıkla seyretmeyi bırakmak’ anlamına gelir. Fakat ‘hayranlıkla seyretmeyi bırakma’, nesneye sırtını dönüp gitmeyi içermez. İkinci hamle hedefteki her neyse onu ele geçirip tüketmektir.

Neden isteriz? Her hangi bir nesneyi neden istediğimiz sorulduğunda verilebilecek cevap türlü türlü. ‘Neden şunu yiyorsun? Çünkü istiyorum. Peki, neden istiyorsun? ... Bilmem, sadece istiyorum!’ Aktif pasif tüm eylemlere neden sorusu sorulduğunda cevap alınabiliyorken, ‘istemek’ fiilinde tıkandığımızı gören Schopenhauer bunu tüm idelerin başına oturtur. Çünkü aklın konusu değildir, değişmez, ezeli ve ebedidir. Kant’ın ‘kendinde şey’i gibi aklın sınırları, zaman ve uzamın dışında kalır. O halde tanımlamaya çalışmak beyhude bir çabadır. Schopenhauer tanımlama ile uğraşmaz ama muhteşem bir tespitte bulunur: “Görüyoruz ki en ilkel haliyle tabiatın özü, o durup dinlenmek bilmeyen çabadır ki bu hakikat hayvan ve insanda en yüksek mahiyetindedir. İstemek, var kuvvetiyle çabalamak... işte varlıklarının özü bundan ibarettir; tıpkı hiçbir zaman giderilemeyecek bir susuzluk gibi. [...] ne zamanki istek nesnesini yitirir (ya da nesneye duyulan istek yok olur), işte o zaman büyük ve korkunç bir boşluk içine düşülür”.

Madalyonun tek yüzüne bakarsak isteme halinde olan özneyi görürüz. Diğer yüzündeki istenilenin bahis konusu olması gerekmez mi? Üstelik önünde sonunda tüketilecek olan nesne, bir ilişki, bir insansa! ‘İstek (arzu) nesnesinin de özgürlüğü ve bağımsızlığı içerisinde varolmasını engeller’ diyor Hegel (Esthétique). ‘İsteğin tabiatı, nesnenin bağımsızlığını ortadan kaldırmaya programlıdır. Dışarıdaki nesnelerin, tamamen tükenene kadar yok edilmek için, kendisi için varolduklarını göstermeye uğraşır’.

Tükettikçe yeni tüketileceklerin peşinde koşan insanın hikâyesi tarih. Hele ki her istenilenin kolayca elde edildiği, arzulanan eşya veya insanın hemen el altında ve alternatif açısından sayıca bol olduğu çağımızda tüketim, freni boşalmış bir arabadan farksız. Ya kendimizi suya bırakacağız ya da kıyıya çıkıp izleyeceğiz. Ve sonunu hep birlikte göreceğiz.

 

Geriİleri


Felsefe Ekibi SOLİS'in sağlamış olduğu hosting hizmeti ile sizlere ulaşmaktadır.
© 2001-2008 Felsefe Ekibi Tüm haklarını saklı tutar...
Yayımlanan yazılar kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazarlara aittir.

website statistics