Anlama ve Yorum*
Felsefe Ekibi
Not: Metnin daha iyi anlaşılabilmesi için, Felsefe Sözlüğü’nden (Bilim ve Sanat Yayınları) yaptığımız aşağıdaki alıntının okunmasını öneriyoruz. Felsefe Ekibi
Heidegger varlık (varolan herhangi bir şey) ile varlığın Varlığı arasında çok önemli bir ayrım yaparak işe koyulur. "Varlıkbilgisel ayrım" diye adlandırdığı bu ayrımın bir tarafında yer alan "varlığın Varlığı" ile Heidegger, insanın deneyimlerinde varlığın bulunuşuna anlam kazandıranı anlamaktadır. Heidegger'in hep büyük harfle yazma gereği duyduğu Varlık, bir varlığı varlık yapan, onun nasıl öyle olduğunu tanımlayan, hep olduğu gibi olmasını sağlayandır. Bu bağlamda insanın varlık olmaktalığını öteki varlıklardan ayıran, varlık olmaktalığına değgin varoluşsal farkındalığıdır.
Heidegger, Batı felsefesinin genelde varlığın anlamını ve özelde de insan tekinin varlığının doğasını baştan beri yanlış kavramış olduğu inanandadır. Kendi bakış açısına göre, bu iki şey iç içe geçmiş derecede birbiriyle bağlantılıdır. İnsan olmak buna göre olmakta olanın varlığını ortaya sererek anlamaktır. Dolayısıyla insan varlığının doğru ya da yanlış anlaşılması son çözümlemede başka her şeyin varlığının doğru ya da yanlış anlaşılması anlamına gelmektedir. Heidegger'in "Dasein" diye adlandırdığı "insan varlığı", bu bağlamda geleneksel felsefenin sözdağarcığına yer etmiş kimi teknik terimlerle anlatılamayacak bir şeye karşılık gelmektedir. "
Dasein", geleneksel felsefelerde temellendirilmeye çalışıldığı gibi ne bilinçtir, ne öznelliktir, ne de ussallık. "Dasein" kendine özgü bir varlık türü oluşuyla (her insan tekinin olduğu üzere) hem kendisini hem de öteki bütün varlıkların varlığını açığa vurmaktadır. Heidegger bu özel varlıığın varlığını "varoluş" olarak nitelendirerek, "Dasein" diye adlandırdığı bu insan varlığının en belirgin niteliği olarak "zamansal" oluşunu öne çıkarmaktadır. Burada zamansal oluştan anlaşılması gereken saatte içerimlenen "kronolojik" zamansallık olmayıp doğrudan varoluşun kendine özgü yaşantısının zamansallığıdır. Son çözümlemede varoluş ile aynı anlama gelen insan varlığı, öteki varlıklar arasında bir varlık olarak bu dünyada durağan bir biçimde ya da tamamlanarak son halini almış biçimde varolan bir şey değildir. Tersine insan olmak demek, Heidegger'e göre, olanaklar içinde geleceğe yansıtılmış bir biçimde kişinin oluşmasıyla, kişinin oluş içinde olmasıyla eşdeğerdir. Bundan daha da önemlisi, Heidegger bu oluş sürecinin seçime konu olmayıp doğrudan zorunlu olduğunu söylemektedir.
Dasein'ın kendi olanaklarında içerimlenen ufku önünde her zaman için geleceğe yönelmiş olduğunu söyleyen Heidegger, Dasein'ın zamansallığının bir başka yere değil, doğrudan doğruya kendi ölümüne doğru yönelmiş olduğunu belirtmektedir. |
Martin Heidegger
31. Anlama olarak Da-sein
Ahenk/armoni içinde olma, "orada" varlığın içinde ikamet ettiği varlık yapılarından biridir. Bu varlığı onunla eşit ölçüde aslî birşey olarak anlama oluşturur. Armoni içinde olmanın daima kendine ait anlaması vardır; ona yalnızca baskı altında tutarak sahip olsa bile. Anlama daima uyumlu/armoni içinde olmadır. Eğer anlamayı temel bir ontolojik olarak yorumlarsak, bu fenomenin, Da-sein'ın varlığının temel modu olarak kavrandığını görürüz. Tersine, diğerleri arasındaki mümkün idrak türlerinden biri anlamında "anlama," "açıklama" dan ayrı birşey olarak "anlama" diyelim, genelde orada varlık'ı oluşturan aslî anlamanın bir ontolojik türevi olarak, aslî anlama ile birlikte yorumlanmalıdır.
Önceki soruşturmamız bu aslî anlamayla zaten karşı karşıya gelmiş bulunuyor; fakat, onu tartışılan temaya açıkça dahil etmeksizin. Da-sein'ın, Varlık olarak oradalığı ifadesi şu anlama gelir: "orası" Dünya'dır; Da-sein onun içinde-varlıktır. Da-sein'ın kendisi için varolduğu şey olarak "orada"dır. Bu-dünya-içinde-varlığın bu-dünya-içinde-varlık olarak varolması, birşey-için varlık olarak ifşa olur. Ve biz bu ifşa oluşu anlama diye adlandırırız.1 Birşey-için anlamada keza onda temellenen anlam da ifşa olur. Anlamanın ifşası, birşey için anlama ve anlam olarak ifşa olan birşey olarak ifşası, eşit ölçüde aslî birşey olarak bütünüyle bu-dünya-içinde-varlıkla ilişkilidir. Anlam dünyanın, dünya olarak ifşa edilen dünyanın anlamıdır. Birşey için ve anlamın Da-sein'da ifşa olduğu ifadesi, Dasein'ın bu-dünya-içinde-varlık olarak bizatihi kendisine ilgi duyan bir varlık olduğu anlamına gelir.
Ontik açıdan konuşmak gerekirse, biz bazan, "birşeyi anlamak ifadesini," "birşeyi ele almaya muktedir olmayı," "birşeyi manipüle etmeye muktedir olmayı," "birşey yapmaya muktedir olmayı" dile getirmek için kullanırız. Existential/ontolojik olarak anlamada, yapmaya muktedir olduğumuz şey, bir ne/şey değil, tersine, oluş halinde birşey olarak varlıktır. Da-sein'ın bir olma potansiyeli olarak varlık modu, ontolojik bakımdan anlamada ikamet eder. Da-sein, sonradan ilave olarak birşey yapma yeteneğine sahip objektif şekilde varolan birşey değildir; Da-sein daha çok öncelikle bir mümkün-varlıktır. Da-sein'ın temel mümkünlüğü, ötekilere ilgiyle ve her durumda zaten mevcut kendisi olma, kendisi için olma potansiyeliyle karakterize ettiğimiz "dünya"nın endişesini/kaygısını taşıma tarzlarıyla bağlantılıdır.
Mümkün-varlık - her durumda ve daima ontolojik tarzda mümkün - aynı zamanda boş, mantıksal mümkünlükten ve şuna ya da buna "mâruz kaldığı" yerde objektif tarzda varolan birşeyin muhtemelliğinden ayrı bir mümkün-varlıktır. Bir modal objektif varlık kategorisi olarak mümkünlük, henüz reel olmayan ve her durumda zorunlu olmayan demektir. O yalnızca mümkün olan şeyi karakterize eder. O, ontolojik bakımdan, gerçeklik ve zorunluluktan daha az birşeydir. Tersine, bir ontolojik mümkünlük olarak mümkünlük, Da-sein'ın en aslî/birincil ve en nihaî pozitif ontolojik belirlenimidir; ontolojik olma durumunda olduğu gibi, o başlangıçta yalnızca bir problem olarak düşünülebilir. Bir ifşa olma potansiyeli olarak anlama, herşeyde onu görmenin ontolojik temelini sunar.
Ontolojik birşey olarak mümkünlük, "kayıtsız/ilgisiz kalma özgürlüğü" (libertas indifferentiae) anlamında serbestçe-salınan bir olma potansiyeline atıfta bulunmaz. Temelde uyum sağlamış bir varlık olarak Da-sein kendisini daima önceden belirli mümkünlüklere sokmuş durumdadır. O var olan bir olma potansiyelitesi olarak bazı ihtimalleri bir yana bırakır; o sürekli kendi olma ihtimallerini/imkânlarını tercih eder, onları kavrar ve yanlışa sürüklenir. Ancak bu demektir ki, Da-sein kendi kendisine tevdi edilmiş, bütünüyle mümkünâta atılmış bir mümkün-varlık'tır. Da-sein, kendine has olma potansiyalitesi bakımından özgür olmanın mümkünlüğüdür. Mümkün-varlık oluşu, mümkün farklı tarzlarda ve derecelerde kendisine açıktır.
Anlama, yine de asla henüz objektif şekilde varolmayan birşey olarak görülebilir olmayan bu tür bir varlık potansiyelitesinin varlığıdır; ancak temelde asla objektif şekilde varolmayan birşey olarak o, varoluş anlamında Da-sein'ın varlığıyla birarada vardır. Da-sein, şu ya da bu tarzda olduğunu fiilen anladığı veya anlamadığı bir yoldadır. Bu anlama olarak o, olup biten şeylerin ne olduğunu, başka bir söyleyişle, varlık potansiyelinin ne olduğunu "bilir." Bu "bilme," öncelikle içkin bir kendi kendini anlamadan kaynaklanmaz; temelde anlama orada varlığa ait bir bilmedir. Ve yalnızca Dasein anlamada orada olduğu içindir ki yanlış yola sürüklenebilir ve kendisini tanımayı başaramaz. Ve anlama ahenkli olduğu ve ahenkli olma ontolojik tarzda atılmışlığa (throwness) bırakıldığı için, Da-sein, daima önceden yanlış yola sürüklenir ve kendisini tanımayı başaramaz. Varlığının potansiyalitesi içinde, o böylece, imkânları içinde kendisini ilk keşfetme imkânına teslim eder.
Anlama, Da-sein'ın kendisine ait, bu varlığın kendi içinde bizatihi varlığının nelere muktedir olduğunu ifşa edecek tarzda olma potansiyalitesinin ontolojik varlığıdır. Bu ontolojik yapı çok daha kesin olarak kavranmalıdır.
İfşa etme olarak anlama daima, bu-dünya-içinde-varlık'ın bütün bir temel oluşumuyla ilgilidir. Varlığın potansiyelitesi olarak içinde-varlık, daima bu-dünya-içinde-varlığın potansiyelitesidir. Mümkün anlamıyla ifşa olan dünya sıfatıyla dünya değildir yalnızca, dünya içinde olarak özgürleşen varlıkların kendileridir de; bu varlıklar kendilerine ait imkânlar için özgürleşirler. Elde hazır olan şey, kendi işe yarayabilirliği, kullanılabilirliği, zarar verebilirliği dahilinde birşey olarak keşfedilir. İlişkililikler totalitesi kendisini, bir elde hazır şeylerin bağlantılar mümkünlüğünün kategorik bütünü olarak sergiler. Fakat, çeşitlilik içeren objektif varlığın/mevcudiyetin, yani doğanın "birliği" de keza, yalnızca kendi imkânlarından birinin ifşa olmuşluğu temelinde keşfedilebilirdir. Doğanın varlığının, kendi mümkünlüğünü mü hedeflediği sorusu, bir tesadüf meselesi midir? Bu sorgulama nereye dayandırılmaktadır? Bu sorgulama şu soruyu görmezlikten gelemez. Eğer kendi mümkünlüklerinin şartlarına göre ifşa oluyor iseler, varlıklar (entities) neden kendi varlığı içinde anlaşılan Da-sein'ın karakterine sahip değiller? Kant bu tür birşeyi varsaydı ve muhtemelen doğru olarak böyle yaptı. Fakat bu varsayımın kendisi, nasıl ispatlanacağı gösterilmeksizin bırakılamaz.
Neden anlama daima imkânlara/mümkünlere, kendisine ifşa olabilen şeyin temel boyutlarının tamamına nüfuz ediyor? Çünkü kendi başına anlamanın, geleceğe yansıma /atılma (project, projeksiyon) diye adlandıracağımız bir ontolojik yapısı vardır. O Da-sein'ın varlığını, eşit ölçüde aslî şekilde hem fiilî dünyasının dünya oluşu olarak anlamına hem de birşey içinliğine projekte eder. Anlamanın geleceğe yönelik (proje) karakteri, bu-dünya-içinde-varlığı, varlığın potansiyalitesinin oradalığı olarak onun oradalığının ifşa oluşuna göre oluşturur. Geleceğe atılma varlığın, dünya içinde olma potansiyelitesi alanındaki ontolojik oluşumudur. Ve atılmış bir varlık olarak Da-sein, geleceğe atılmış olma moduna atılır. Geleceğe atılmanın plan düşüncesiyle hiçbir ilişkisi yoktur; plan düşüncesine göre Da-sein kendi oluşunu düzenler, fakat Da-sein olarak o, daima zaten önceden kendisini projekte etmiştir ve bu kendisini önceden geleceğe projekte etmiş olması dolayısıyla projekte etmektedir. Bunun böyle olması sebebiyle Da-sein daima kendisini anlamış durumdadır ve kendisini imkânlarına göre anlayacaktır. Dahası, anlamanın bu geleceğe atılmış bulunma karakteri, anlamanın tematik olarak içine atıldığı şeyleri, yani imkânların kendilerini idrak edemeyeceği anlamına gelir. Bu tür bir kavrayış kesinlikle onun mümkünlük karakterini, geleceğe atılmış olan şeyden uzaklaştırarak onu bir veri, bir tasarlanmış içerik düzeyine indirir; oysa, projekte etmede, proje, mümkünlük ve mümkünlük olarak mümkünlüğe izin verilmeden önce mümkünâta atılır. Geleceğe projekte edilme olarak anlama, Da-sein'ın, içinde mümkünlüklerinin mümkünlükler olarak varolduğu varlık modudur.
Projeksiyonun ontolojik yapısı tarafından oluşturulan varlık türü olduğu için Da-sein daima, eğer biri onu varlığının içeriğini objektif şekilde mevcut birşey olarak tescil etmek isterse ve bunu yaparsa, gerçekte olduğundan "daha fazla" birşey olduğunu anlar. Dünyaya atılmış olduğundan asla daha fazla birşey değildir; çünkü, onun olma potansiyalitesi temelde bu-dünya-içinde-varlık oluşuna (facticity) aittir. Fakat mümkün varlık olarak Da-sein asla bundan daha az birşey değildir. O, ontolojik bakımdan henüz olma potansiyalitesi içinde olmayan şeydir. Ve yalnızca orada varlık oluşunu, anlama ve geleceğe atılmış olma karakteriyle kazandığı için, ve yalnızca o olduğu ya da olmadığı şey olduğu için, kendi kendisine kavrayışla şunu söyleyebilir: "olduğunuz şey olun!"*(Fakat siz kimsiniz? Kendi haline bırakılan- ve olan- biri.)
Geleceğe atılmış olma daima bu-dünya-içinde-varlığın tam ifşa oluşuyla ilgilidir. Bir oluş potansiyalitesi olarak anlamanın bizatihi kendisi temelde ona ifşa olabilen şeyin sahasıdır. Anlama, öncelikle dünyanın ifşa olmuşluğuna dönebilir, başka bir söyleyişle, Da-sein kendisini öncelikle ve genellikle dünyaya göre anlayabilir. Tersi durumda anlama kendisini öncelikle, Da-sein'ın kendisini kendisi olarak varolması anlamına gelen kendisi için olana fırlatır/atar.*( Fakat özne ve birey mahiyetinde veya kişi mahiyetinde değil.) Anlamaya kendi olarak kendisinden doğduğu için otantiktir, ya da aksi durumda otantik değildir. "İçinde olması" Da-sein'ın kendisini kendisinden kopardığı ve "yalnızca" dünyayı anladığı manasına gelmez. Dünya, bu-dünya-içinde-varlık olarak onun bir kendi oluşuna aittir. Yine otantik anlama ve otantik olmayan anlama hem hakiki olabilir hem de hakiki olmayabilir. Bir olma potansiyeli olarak anlama bütünüyle mümkünâta sızar. Bununla birlikte, anlamanın bu temel imkânlarından birine dönüş diğerini ortadan kaldırmaz. Daha doğrusu, anlama daima bu-dünya-içinde-varlık olarak Da-sein'ın tam ifşasıyla ilişkili olduğu için, anlamanın işe karışması geleceğe atılmış olmanın bir bütün olarak ontolojik tadilidir. Dünya anlaşılırken, aynı zamanda onun içindeki-varlık da anlaşılır. Varoluşu varoluş olarak anlama daima dünyanın anlaşılmasıdır.
Atılmış birşey olarak Da-sein daima olma potansiyelitesini bir önceden anlama potansiyalitesine dönüştürür.
Geleceğe atılmış olma karakteriyle anlama ontolojik olarak, Da-sein'ın görüşü (sight) diye adlandırdığımız şeyi oluşturur. Şeylere ilgi duyma/şeylerin kaygısını taşıma sağgörüsü/sağduyusu/basireti (circumspection [sağduyuyla anlama, çev.]), **(Bu cümledeki görüş (sight)ün görmeyle (seeing)le ilgisi yoktur; circumspection kavramını Heidegger, insan bilimlerinin sistematik yorumunu, doğa bilimlerinin açiklamalarını ya da metodolojik düşünme biçimlerini önceleyen anlama tarzını dile getirmek amacıyla kullanır (H. Arslan).) adlandırdığımız şeylere ilgi duyma/-şeylerin kaygısını taşıma sağduyusu olarak karakterize ettiğimiz temel varlık moduyla uyum içinde, Da-sein'in olduğu gibi olması için varlık olarak varlığı görme olarak Da-sein, eşit ölçüde öncelikle orada olanın ifşa olmuşluğu ile birlikte ontolojik olarak varolan görmedir. Biz bu görmeyi aslî olarak varolan görme ve varlıkla ilgili bir bütün olarak şeffaflık diye adlandıracağız. Bu terimi, burada kendisi olan bir noktayı algısal olarak bulma ve ona bakma sorunu olarak değil, bu-dünya-içinde-varlığın bütün temel oluşturucu faktörleri içinde tam ifşasını kavrama ve anlama sorunu olduğuna işaret etmek için, doğru tarzda anlaşılan "kendi kendinin-bilgisini" göstermek amacıyla seçtik. Varolan varlıklar "kendilerini" yalnızca, dünya ile birlikte oluşları, varlıklarını oluşturan oluşturucu faktörler olarak ötekilerle birarada oluşlarıyla eşit ölçüde öncelikli tarzda kendilerine şeffaf hale geldiklerinde gösterirler.
Tam tersine, Da-sein'ın şeffaf olmayışı yalnızca ve öncelikle "egosentrik" kendi kendini-aldatmada değil, aynı zamanda dünya hakkında bilgiden mahrumiyette kökleşir.
"Görüş" ifadesinin yanlış anlaşılması karşısında uyanık olmalıyız elbette. Görme, orada olanın ifşa olmuşluğunu karakterize eden açılmışlığa tekabül eder. "Görme" (seeing) ne yalnızca bedenin gözleriyle/maddi gözlerle algılamak anlamına gelir ne de objektif varlığı dahilinde objektif olarak varolan birşeyin duyular olmaksızın algılanması anlamına. Görmenin (seeing), "görüşün" (sight) ontolojik anlamını gerektiren yegâne hususiyeti, onun için ulaşılabilir varlıklarla, gizlenmiş bulunmaksızın kendi başlarına karşı karşıya gelinme imkânı vermesidir. Gayet tabii her "duyu" bunu kendi hakiki keşif alanında yapar. Fakat felsefe geleneği öncelikle, başlangıçtan itibaren varlıklara ve Varlığa giriş modu olarak "görmeye" yönelmiştir. Bağlantının korunması için, görüş ve görme, ister varlıklar ister Varlık olsun önemi bulunmaksızın her girişi/nüfuzu giriş-nüfuz olarak karakterize eden bir evrensel terim haline gelinceye kadar formelleştirilebilir.
Bütün görüşün nasıl öncelikle anlamaya - nesnelerin/şeylerin kaygısını taşıma sağörüsü/ basireti, sağduyu (Verständigkeit [common sense] ) olarak anlamadır - dayandığını göstererek, saf sezgiyi/kavrayışı (intuition), aklî olarak nesnel/objektif varlığın geleneksel ontolojik önceliğine tekabül eden öncelikli oluşundan kurtarabiliriz. Hem "sezgi/kavrayış" (intuition) hem de "düşünce" (thought)* anlamanın zaten/önceden birbirinden ayrılmış durumdaki türevleridir. "Özlerin [fenomenolojik] sezgisi" bile ontolojik anlamada temellenir. Biz görmenin bu türü hakkında yalnızca, Varlık'ın ve Varlık'ın yapısının açık anlayışlarını kazandığımız zaman, yalnızca onlar fenomenolojik anlamda fenomenler haline gelebildiklerinde bir karara varabiliriz.
Orada olanın anlamada ifşa olmuşluğunun kendisi bir Da-sein'ın oluş-potansiyalitesi modudur. Onun varlığının hem bir-şey-içine hem de (dünyanın) anlamına atılmış olmasında, genelde Varlık'ın ifşa oluşu yatar. ** Varlık'ı anlama, mümkünâta atılmış olmada önceden verilidir. Varlık, atılmış olma içinde anlaşılır, fakat ontolojik olarak kavranamaz. Temel bu-dünya-içinde-varlığın atılmışlığına sahip oluş türüne sahip varlıklar, Varlık'ı anlamaya, kendi varlıklarının oluşturucu unsuru olarak sahiptirler. Daha önce dogmatik tarzda öne sürdüğümüz şey, Da-sein'ın anlama olarak, içinde kendi oradalığı durumundaki varlığın oluşumuna göre isbatlandı. Bütün bu sorgulama- nın sınırlarına göre, Varlığın bu kavranışının ontolojik anlamının doyurucu bir izahına yalnızca Varlığın zamansal yorumu temelinde ulaşılabilir.
Ontolojik unsurlar olarak ahenk/armoni ve anlama, bu-dünya-içinde-varlığın aslî ifşa oluşlarını karakterize eder. "Armoni içinde olma/akortlu olma" modunda Da-sein imkânları/mümkünleri varolmalarına göre "görür." Bu tür geleceğe atılma imkânlarıyla o daima zaten armoni içindedir. Kendi varlık potansiyeli projesi, orada olana atılmış olma olgusuna yolaçar. Orada varlığın geleceğe atılmış olması anlamında ontolojik açıklamasıyla birlikte, Da-sein'ın varlığı çok daha gizemli hale gelmiyor mu? Sahiden öyle. Eğer yalnızca "bu gizemin "çözülmesinde" hakiki bir yola ulaşabilmemiz gerekiyor ve bu-dünya-içine atılmış varlığın varlığı ile ilgili yeni bir soru yöneltmemiz gerekiyorsa, biz ilkin bu varlığın muammasının bütünüyle ortaya çıkmasına izin vermeliyiz.
Yalnızca anlamaya akortlu gündelik varlık modunu fenomenolojik olarak yeterince sergilemek için dahi, bu ontolojik unsurların somut şekilde ortaya konması zorunludur.
32. Anlama ve Yorum
Anlama olarak Da-sein kendisini mümkünâta yansıtır/fırlatır. Bu anlayan mümkünâta yönelik varlık'ın bizatihi kendisi, bu ifşa olan mümkünlüklerin tekrar Da-sein'a geri dönme tarzından dolayı bir olma/varlık potansiyalitesidir. Anlamanın geleceğe atılmış olmasının kendisine has bir gelişme imkânı vardır. Biz anlamanın bu gelişimini yorum diye adlandıracağız. Yorumda anlama, anlama yolunda anladığı şeyi kendine maleder/içselleştirir. Yorumda anlama farklı birşey değil, tersine kendisi olur. Yorum ontolojik olarak anlamaya dayanır, anlama yoruma değil. Yorum anlaşılan şeyin kabulü değil, tersine, anlamaya projekte edilen/atılan imkânların geliştirilmesidir. Biz yorum fenomenini, gündelik Da-sein'ın hazırlık kabilinden analizlerinden oluşan bu düşünceler zincirine göre, dünyanın anlaşılması dahilinde, yani, anlamanın hakikilik modu bakımından otantik olmayan anlama içinde ele alacağız.
Dünyanın anlaşılmasında ifşa olan şeyin anlamına göre elde hazır olan şeyin kaygısını taşıyan varlık, dahli/münasebeti/ilişkisi olabilecek şeyi, fiilen karşı karşıya kaldığı şeyle birlikte öğrenir. Dikkatle düşünme/titiz duyarlılık, önceden zaten anlaşılmış bulunan bir dünyayı keşfeder, daha yerinde bir söyleyişle yorumlar. Elde hazır olan şey apaçık şekilde anlayan görüşten önce gelir. Her hazırlama, düzenleme, düzeltme, geliştirme ve tamamlama, dikkatle inceleme için elde hazır olan şeyler ne için yapıldıklarına/birşey içinliklerine göre yorumlanacak ve görülebilir hale gelen yorumlanabilirliklerine göre dikkate alınacak şekilde vukubulur. Bir şey için olarak birşey içinliklerine göre basiretle/sağduyuyla yorumlanmış olan şey, açıkça anlaşılmış olan şey, birşey olarak birşey (something as something) yapısına sahiptir. Bu özel elde hazır şeyin neye göre ilerlediği/geliştiği yolundaki soruya duyarlılıkla verilecek sağduyu yorumunun cevabı şudur: .... [birşey, çev.] için. Onun ne için olduğunu söylemek birşeyi adlandırmak değildir sadece; adlandırılan şeyi, sorun haline getirdiğimiz şey olarak, birşey olarak anlamaktır da. Anlamada ifşa olan şey, yani anlaşılan şey daima, "birşey olarak" onun birşeyliği apaçık biçimde gösterilebilecek tarzda za ten önceden erişilebilir/nüfuz edilebilir birşeydir. Bu "olarak" [birşey olarak, çev.], anlaşılan şeyin apaçıklığının yapısını oluşturur. Kuşatıcı dünyada elde hazır olan şeyi, bir masa, bir kapı, bir araba, bir köprü olarak "gören" sağduyulu/basiretli, yoruma dayalı yoldaşlık zarureten, belirli bir önermeyle/ifadeyle basiretle yorumlanan şeyin önceden analizini yapmış bulunmak zorunda değildir. Elde hazır olan şeyle ilgili önceden onaylanmış herhangi bir görmenin bizatihi kendisi, kendi başına zaten bir anlama ve yorumdur. Fakat, birşeyin saf algılanışının basitliğini oluşturan şey, bu "birşey olarak"tan yoksunluğu değil midir? Bu görüşü türüyle gördüğümüz her durumda görme daima bir önceden anlama ve yorumlamadır. Bu, basitçe karşılaşılan şeyin kendilerine atıfla anlaşıldığı bir dahlolmalar/münasebetler totalitesine ait referans ilişkisinin (of the in-order-to [birşey amacıyla, birşey için, çev.]) apaçıklığını içerir. "Birşey olarak birşeyin" kılavuzluk ettiği varlıklara yorumcu yaklaşımda anlaşılan şeyin ifade edilmesi, onun hakkındaki tematik önermeyi önceler. Bu "birşey olarak" önce bu ifadede ortaya çıkmaz; yalnızca dile getirildiğinde, yalnızca orada dile getirilecek birşey bulunduğu için mümkün olan şey dile getirildiğinde ortaya çıkar. Birşeye baktığımızda, ifadenin apaçıklıktan yoksun olması, bu tür bir saf görmede ifade edici herhangi bir yorumun bulunduğunu ve dolayısıyla bir birşey-olarak yapısının bulunduğunu reddetmemizi haklı çıkarmaz. Kendileriyle sahip olduğumuz ilişki içinde bize en yakın şeyleri saf görme yorumun yapısını öylesine aslî bir biçimde taşır ki, deyim yerindeyse, birşeyin birşey olaraktan bağımsız/özgür bir kavrayışı, bir tür yeniden yönelimi gerektirir. Birşeye sırf baktığımızda, onun-bizden önceki-çıplak durumuna-sahip olmamız bizi, onu hiçbir suretle anlayamama başarısızlığı ile karşı karşıya bırakır. Birşey olarak'tan bağımsız olan bu kavrama, anlayan sırf/saf görmenin sefaletidir; birşey-olarak yapısından çok daha aslî değildir; aksine onun türevidir. "Birşey olarak"ın ontik apaçıklığı bizi, onu, anlamanın a priori ontolojik oluşturucusu olarak hesaba katmama gibi bir yanlış yola sürüklememelidir.
Fakat eğer elde hazır yararlı şeylerin herhangi bir kavranışı onları daima sağduyuyla birşey olarak karşı karşıya gelinmesine imkân sağlayarak anlıyor ve yorumluyor ise, o zaman, ilkin yalnızca objektif olarak varolan bir-şeyi tecrübe ettikten sonra, sonra bir kapı olarak, bir ev olarak anlamış olmuyor muyuz? Bu, yorumun özel ifşa edici fonksiyonunu yanlış anlamak olur. Yorum, tabiri caizse, çıplak biçimde objektif olarak varolan şeye bir "anlam/önem" atfeder, ona bir değer yapıştıramaz; fakat dünya içinde karşı karşıya gelinen şey daima, dünyanın anlaşılmasında ifşa olan bir zaten önceden varolan dahloluş/bağlantı halindedir; yorumun apaçık hale getirdiği bir önceden zaten varolan bir dahloluş/ilişki halinde.
Elde hazır şeyler daima önceden, bir dahloluşlar/dahil oluşlar/ilişkiler totalitesine göre anlaşılırlar. Bu totalite, bir tematik yorumca apaçık şekilde kavranmaya ihtiyaç duymaz. Bu tür bir yoruma tâbi tutulsa bile, bu arkabahçede ikamet etmeyen/farkına varılmamış anlamaya tekrar geri döner. Bu onun gündelik, sağduyu yorumunun içinde yeraldığı modun ta kendisidir. Bu daima bir ön-tasavvura/kavrayışa/sahip olmaya (fore-having) dayanır. Anlamanın anlayan varlığa malolması/anlayan varlıkta içselleşmesi olarak yorum, önceden zaten anlaşılmış bulunan bir dahloluşlar/ilişkiler totalite sine atılmış varlıkta işler. Birşey anlaşıldığı, ancak yine de gizliliğini koruduğunda, bir mâletme/içselleştirme edimiyle açık hale gelir ve bu daima, anlaşılan şeyin kendisine göre yorumlandığı şeyi sabitleştiren bir perspektifin kılavuzluğu altında yapılır. Yorum, ön-kavrayışta içerilmiş bulunan şeye, tasarı halindeki belirli bir yorumla "yaklaşan" bir öngörüşte/önsezişte temellenir. Ön-kavrayışta içerilen ve bir "önceden-gören" görüş dahilinde anlaşılan şey yorum vasıtasıyla anlaşılabilir hale gelir. Yorum, yorumlanmakta olan varlıklara has kavranabilirliği bu varlıkların kendilerinden çıkarır veya aksi durumda varlıkların kendi varlıklarına tezat teşkil eden kavramlara girmeye zorlar.Yorum daima nihaî şekilde veya geçici olarak/muvakkaten belirli bir kavranabilirlik tarzında zaten önceden karar kılmış durumdadır; o önceden kavradığımız birşey de, ön-kavrayışta temellenir.
Birşeyin birşey olarak yorumu temelde ön-kavrayışta, ön-görüşte ve ön-anlayışta temellenir. Yorum asla önceden mevcut birşeyin önvarsayımsız/önkabulsüz kavranışı değildir. Yorumun tam metin yorumu anlamında özel bir somut yorumu "orada olan" şeye, başlangıç noktasında "orada" olan şeye başvurmak istediğinde, burada yatan şey, yorumcunun apaçık ve tartışılmamış yargısından başka birşey değildir; bu yargı kaçınılamaz bir biçimde yorumun her çıkış noktasında yorum olarak yorumla birlikte zaten önceden "varsayılmış/konumlanmış," başka bir söyleyişle ön-kavrayışla, ön-görüşle, ön-anlayışla birlikte önceden-verili/mevcut olan birşey olarak oradadır.
Bu "ön'ün/önceden'in/zaten'in/peşinen'in" karakterini nasıl anlamamız gerekir? Formel bir "a priori" den sözettiğimizde anlamış olur muyuz bunu? Bu yapı neden Da-Sein'ın bir temel ontolojik unsuru olarak karakterize ettiğimiz anlamasına uygundur? Kendisi türünde birşey olarak yorumlanan şeye ait bu "birşey olarak" yapısının ön-yapı ile ilişkisi nedir? Bu fenomen apaçık biçimde "parçalar halinde" çözülmüş oluyor değil midir? Bu durumda bir aslî analitik gözardı edilmiş olmuyor mu? Öyleyse neden? Bu tür fenomenleri "finaliteler" olarak kabul etmeli miyiz? Veya, anlamanın ön-yapısı ve yorumun birşey olarak-yapısı geleceğe atılmışlık fenomeniyle varlığa özgü-ontolojik bir bağlantıyı sergiler mi? Ve bu fenomen tekrar ge riye, Da-sein'ın varlığının aslî bir oluşturucusuna atıfta bulunur mu?
Bu noktaya kadar yapılan hazırlığın kendileri için hiçbir suretle yeterli olmadığı bu sorulara cevap vermeden önce, anlamanın ön-yapısı olarak görülebilir olan şeyle yorumun birşey-olarak yapısı olan şeyin kendi başlarına önceden, üniversel bakımdan ontolojik açıklamanın aslîliğinin gerisinde kalacak şekilde kullanılsa bile felsefî problematiklerde sıkça kullanılan bir üniter fenomeni temsil edip etmediklerini sorgulamalıyız.
Anlamanın projekte edilmesiyle/geleceğe yansıtılmasıyla varlıklar/şeyler kendi mümkünâtlarıyla ifşa olurlar. Mümkünâtın bu karakteri daima, anlaşılan varlıkların varlığı türüne tekabül eder. Genelde dünya içindeki varlıklar dünyaya atılmışlardır, yani, içinde referans ilişkilerinin bu-dünya-içinde-varlık olarak ilişkili olduğu, başlangıçtan itibaren kök saldığı bir anlam totalitesine atılmış durumdadırlar. Bu dünya içindeki varlıklar Da-sein'ın varlığı ile birlikte keşfedildiğinde, yani anlaşıldıklarında anlama sahip olduklarını söyleriz. Fakat, daha kesin bir biçimde dile getirmek gere kirse, anlaşılan şey anlam değil, varlıklar veya Varlık'tır. Anlam, birşeyin anlaşılabilirliği dahilinde kendisini idame ettiren şeydir. Anladığımız açıklıkta dile getirilebilen şeye anlam deriz. Anlam kavramı, zarureten anlaşılan yorumun dile getirdiği şeye ait olan şeyin formel çerçevesini de içerir. Ön-kavrayış, ön-görüş, ön-anlayışın yapılaştırdığı anlam, birşeyin birşey olarak anlaşılabilir hale gelmesiyle ilişkili olarak birşeye projekte edilen şeydir. Anlama ve yorum orada varlığın ontolojik bileşimini oluşturduğu için anlam, anlamaya has ifşa oluşun formel, ontolojik çerçevesi olarak anlaşılmalıdır. Anlam, Da-sein'ın ontolojik oluşturucusudur, varlıkların "ötesinde/dışında," bir "ara alan" olarak biryerlerde başıboş duran ve varlıklara atfedilen/yüklenen bir özellik değil. İçinde dünya-içinde-varlığın ifşa olmuşluğunun, bu ifşa olmuşlukta keşfedilebilir varlıklar aracılığıyla "sergilenebildiği" anlama, yalnızca Da-sein "sahip"tir. Bu yüzden yalnızca
Da-sein anlamlı veya anlamsız olabilir. Bu demektir ki, onun kendi varlığı ve onun varlığında ifşa olan varlıklar anlamada içselleştirilebilir/anlamaya mâledilebilir veya anlaşılamaz kalabilir.
"Anlam" kavramının bu yorumu ilkece ontolojik-egzistensiyal bir yorumdur; bu yorumu kabul edersek, o zaman, varlık türleri/modu Da-Sein'ın karakterini taşımayan bütün varlıkların, anlamdan mahrum varlıklar, temelde anlam olarak anlamdan mahrum varlıklar olarak anlaşılmaları gerekir. "Anlamdan mahrum" burada bir değer yargısını değil, tersine bir ontolojik belirlenimi dile getiriyor. Ve yalnızca anlamdan mahrum bulunan şey saçma olabilir. Da-sein'ın karşı karşıya geldiği şeyler olarak, objektif şekilde varolan şeyler/elde-mevcut şeyler, onun varlığına saldırıyor gibidirler; sözün gelişi, doğanın bizi denetim altına alan ve bize zarar veren olayları.
Ve Varlık'ın anlamı konusunda sorular yönelttiğimiz zaman, soruşturmamız mükemmel olmaz ve varlığın ötesinde duran herhangi birşeyde derinleşmez; tersine onlar, Da-sein'ın anlayabilirliği/anlaşılabilirliği dahilinde duran Varlık'ın kendisiyle ilgili sorulardır. Varlık'ın anlamı asla varlıkların anlamıyla çelişkili olamaz veya varlıkların destekleyici "temeli' olarak Varlık'la çelişkili olamaz; çünkü, "temel" yalnızca anlam olarak nüfuz edilebilir birşeydir; bu anlamın kendisi anlamsızlık uçurumu olduğunda bile.
Orada olanın ifşası olarak anlama daima, bu-dünya-içinde-varlığın bütünüyle ilgilidir. Dünyanın her anlaşılmasında, onun içindeki varlık da anlaşılır ve bunun tersi de doğrudur. Ayrıca, her yorum, daha önce karakterize ettiğimiz ön-yapı içinde işler. Anlamaya katkıda bulunacak her yorum, yorumlanması gereken şeyi önceden zaten anlamış olmalıdır. Bu olgu, anlamanın ve yorumun, filolojik yorum gibi türev yollarının menzili içinde bile, daima önceden farkedilir. Bu ikincisi bilimsel idrak alanına aittir. Bu tür bir idrak, nedenleri gösteren titiz isbatı gerektirir. Bilimsel delil, keşfetme amacını taşıdığı şeyi önceden varsayamaz. Ancak eğer yorum daima anlaşılan şey içinde işliyor ve kendisini ondan hareketle geliştiriyorsa, bu durumda o, bir daireye girmeksizin, özellikle de varsayılan anlama hâlâ beşerî varlığın ve dünyanın genel bilgisi içinde işlediğinde bilimsel sonuçları nasıl üretecektir? Fakat, en elementer mantık kurallarına göre, sözkonusu daire, bir circulus vitiosus'tur. Fakat böyle yapıldığında, tarihsel yorum faaliyeti, kesin bilgi alanından a priori çıkarılmış olur. Eğer anlamadaki bu daire Olgu- 'su elimine edilmezse, o zaman tarihyazımı da pek kesinlik taşımayan bilme ihtimalleri arasına atılmış olacak demektir. Tarihyazımına, bu kesinlikten mahrumiyeti, kendi "nesnelerinin" "ruhanî anlamıyla" telafi etme izni verilir. Bununla birlikte, tarihyazıcıların kendi fikirlerine göre, eğer daireden kurtulunabilirse ve eğer en azından doğanın bilgisi olduğu varsayılan bilgi olduğu kadar gözlemcinin konumundan da bağımsız bilgi olarak bir tarih -yazımı (histography) umudu var ise, elbette bu çok daha ideal bir tarihyazımı olacaktır.
Fakat bu dairede bir vitiosum/fasit daire görmek ve ondan kurtulma yolları aramak, hatta kaçınılamaz bir eksiklik hissine kapılmak, anlamayı kökten yanlış anlamaktır.
Burada sorun anlamanın ve yorumun belirli bir bilgi ideali haline getirilmesi değildir. Bu tür bir idealin bizatihi kendisi de olsa olsa anlamanın bir alt türü - el-de-mevcut olan/objektif olarak varolan şeyi meşru kendi temel anlaşılabilirliği içinde kavrama görevinden uzaklaşan bir alt türü olabilir. Dahası, mümkün anlamanın temel şartlarının yerine getirilmesi, bu temel şartların yerine getirilmesi konusunda önceden yapılmış yanlış yorumlamada ikamet etmez. Sonuca götürücü olan, dairenin dışına çıkmak değil, aksine, daireye doğru tarzda girmektir. Bu anlama dairesi, içinde gelişigüzel herhangi bir bilgi türünün işleyebileceği bir daire değildir; tersine o, Da-Sein'ın kendisinin ontolojik ön-yapısı'nın ifadesidir. Sözkonusu daire, bir vitiosum'a/fasit daireye/kısır döngüye dönüştürülmemelidir; tolere edilememiş bir daireye bile dönüştürülmemelidir. En aslî bilginin pozitif mümkünlüğü onda gizlidir; ancak bu mümkünlük yalnızca, yorum ilk, daimi ve son görevinin, tesadüfi düşünceler ve popüler anlayışların ona verdiği ön-kavrayışa, ön-gö-rüşe ve ön-anlayışa izin vermek değil, tersine, bilimsel temayı bu ön-yapı -lan şeylerin kendilerine göre işleyerek garanti altına almak olduğunu anladığında hakiki tarzda kavranabilir. Ontolojik anlamıyla uyum içinde olduğundan, anlama, Da-sein'ın kendi varlık potansiyelidir ve tarihsel (historiographical) bilginin ontolojik önkabulleri ilkece, en kesin bilimlerde savunulan kesinlik fikrini aşar. Matematik, tarihten daha kesin değildir; kendisiyle ilişkili varlık temellerinin kapsamı bakımından daha dar kapsamlıdır yalnızca.
Anlamadaki "daire," anlamın yapısına bağlıdır ve bu fenomen, yoruma dayalı anlamada Da-sein'ın ontolojik oluşumuna kök salmış durumdadır. Bu-dünya-içinde-varlık olarak bizatihi kendi varlıklarına*(* Fakat bu "bizatihi kendi varlıkları" varlığın anlaşılması tarafından belirlenir, başka bir söyleyişle, ne aydınlığa kavuşturma olarak aydınlığa kavuşturma ne de mevcudiyet olarak mevcudiyetin temsilci düşünme için tematik hale gelmediği yer durumundaki mevcut olanın aydınlığa kavuşturulması içinde durularak belirlenir.) ilgi duyan varlıkların bir ontolojik daire yapısı vardır. Bununla birlikte, "dairenin" objektif mevcudiyet (varlık) türünde bir varlık/el-de-mevcut varlık türüne ait olduğunu düşünüyorsak, genelde, ontolojik bakımdan Da-sein'a benzer birşeyi bu fenomenle karakterize etmekten kaçınmalıyız.
*Müteakip bölümler Sein und Zeit'in 7. Baskısı'nın (Tubingen: Max Niemayer Verlag, 1953) 31-34. bölümleridir. Romen rakamlarıyla gösterilen notlar, Heidegger'in notlarıdır. Diğer bütün notlar mütercimlere aittir. Mütercimler, Heidegger'in çifte tırnak işaretlerini göstermek için tekli tırnak işaretleri kullanmıştır ve bütün çiftli tırnak işaretlerini mütercimler, okuyucuya yardım amacıyla ilave etmişlerdir. Mütercimler Heidegger'in italiklerini göstermek için italik kullanmış ve kendi vurgularından bazılarına geniş yer ayırmışlardır. (İngilizce metnin yeraldığı kitabın editörleri). (Metni Almancasından tercüme ediyor olmamamın, mâkul sebepleri olamaz. Kaldı ki, Almanca'dan tercüme edilmiş olsa bile, Heidegger'in Türkçe'deki metinleri, eninde sonunda 'tercüme denemeleri' olabilir sadece ve bu, elinizdeki tercüme için çok daha geçerli birşeydir. Beni metni tercümeye zorlayan şey, hermeneutik ile ilgili bir derlemede, Heidegger'in yeralmamasının, derleme açısından büyük bir eksiklik olacağına inancımdır. Metni Türkçe'ye tercüme ederken Varlık ve Zaman'ın şu iki İngilizceye tercümesini kullandım: Being and Time, translated by John Macquarrie and Edward Robinson (Blackwell 1997) ve Being and Time, translated by John Stambaugh (State University of New York Press, 1986) H. Arslan.]
18. Kısım'la karşılaştırınız [Burada Varlık ve Zaman'ın kısımlarına atıfta bulunulmaktadır.Türkçe metinde, 8 nolu dipnotla başlayan dipnot numaralarını, birinci dipnotla başlatarak değiştirdik. H. Arslan].
Kaynak: İnsan Bilimlerine Prolegomena, Çeviri, Hüsamettin Arslan, Paradigma Yayınları