Tekrar merhaba,
“Felsefe
Ekibi” olarak, site ve forumuyla 4 yılı geride bıraktığımız
şu günlerde dergimizin de 2.sayısını sizlere
ulaştırmanın mutluluğunu yaşıyoruz.
İnternet ortamında, düşünceye yer açma kararlılığını
“Felsefe Ekibi Dergisi” ile de sürdürmek niyetindeyiz.
Nitelikli ve kalıcı olanı üretmek için, yoğun
emek vererek ve coşkuyla sürdürdüğümüz çabalarımızı
bundan sonra da devam ettireceğiz.
Sizlere
güzel bir haber daha duyurarak bu sayımızın dosya
konusuna geçeceğiz. Haberimiz, “Us Atölyesi Dergisi”
ile yaptığımız işbirliği. Dergi,
İstanbul Anadolu yakasında etkinlik gösteren “Us Atölyesi”
nin Türkiye’nin her yerine dağıtılan ve tirajı
2000 olan dönemsel yayını. “Felsefe Ekibi Dergisi”nde
yer alan yazılardan Us Atölyesi Dergi editörlüğünce
seçilenler dergide yer almaya devam edecek. Devam edecek diyoruz,
çünkü, derginin 1.sayısında Hasan Engin Şener’in
“Tahakküm Biçimleri: Scott ve Foucault” başlıklı
yazısı okuyucuları ile buluştu bile.
“Felsefe
Ekibi Dergisi” periyodik ve konulu bir dergidir. Bu sayımızın
konusu “postmodernizm.” 1990’lı yıllarda
postmodernizm olgusu üzerine tartışmaların giderek
etkisini yitiriyor olduğu söyleniyorsa da, modernizm eleştirisi
bağlamında konu gündeme gelmeye devam ediyor.
Dergideki
“Ekip” imzalı metinlerde, konunun önde gelen düşünürlerinden
yaptığımız derlemeleri sunuyoruz.
Hep
belirttiğimiz gibi, Felsefe Ekibi, farklı düşünceleri
tanıtmaya gayret ederken, düşünen insanlara, felsefece
düşüncelerini paylaşmaları için ortam oluşturma
niyetiyle hareket ediyor. Daha ikinci sayımızda, bizlere
yazıları ile katılan yeni imzalar, gelecek için
umudumuzu arttırıyor.
Postmodernizm dosyasında yer alan yazılara da kısaca
değinmek isterim.
Öncelikle,
Felsefe Logos dergisinde yer alan, “Modernizm, Postmodernizm,
Marksizm” başlıklı yazısını yayımlamamıza
izin veren Yavuz Adugit’e teşekkür ediyoruz.
Hasan
Engin Şener “Postmodernizm Üzerine Kısa Bir Bakış”
başlıklı yazısıyla, "Neden
Postmodernizm?” sorusuna bir akademisyen gözüyle yanıtlar
veriyor, konu bağlamında bizlere geniş bir özet
sunuyor.
Ekip
arkadaşımız “Anlamak” Postmodernizmi Anlamak”
başlıklı yazısı ile Modernizm ile bağlantılı
olarak, Postmodernizm olgusunun genel bir görünümünü vermeyi
amaçlıyor. Yazı eşliğindeki tablolar da, sürecin
bütününe ve bağlamlara yönelik düşünümler için
hazırlanmış.
Yine,
ekip arkadaşlarımızdan Gökçen Yaşayan
“Postmodernizm: Modernizm’in Kimlik Kaybı” başlıklı
yazısıyla konuyu çeşitli kaynaklardan bir
derlemeyle bizlere sunuyor.
Üyelerimizden Birten Lostar, Hannah Arendt’ın sığınmacılar,
vatansızlar ve öteki ‘gereksiz insanlar’ üzerine
derslerinin ele alındığı “İnsan Yüzlü
Hayalet Kuklalar” başlıklı yazıyı
Hollandaca’dan çevirerek dergimizde yer almasını sağladı.
Yine, Almanca olarak hazırlanan “Nietzsche Sözlüğü”nün
tanıtıldığı Hollandaca yazıyı
çeviri yaparak bizlerle paylaştı. Kendisine teşekkür
ediyoruz.
Ben
de, Baudrillard’ın “Kötülüğün Şeffaflığı”
isimli kitabında bahsi geçen “orji sonrası”nı
Sisyphos söyleniyle bir analoji yaparak “Ne Yapacağız?”
sorusunu gündeme getirdim.
Postmodernizm
okumalarında karşılaşılan bazı
kavramlar için de dergide sözlük niteliğinde bir çalışmaya
konu kapsamında yer verdik. Bu çalışmanın
eksikliğini biliyoruz ve bir taslak olarak görülmesini
diliyoruz.
Postmodernizm
olgusunda adına sıkça rastladığımız
düşünürlere de kısaca değindik. Forum ve sitede
yer alanlara ise bağlantılar vererek daha fazla bilgi için
ilgilisine kolaylık sağladık.
“Yol Haritası” kapak konumuzla ilgili, site ve forumda
yer alan yazılara ulaşmamızı sağlayacak
bağlantıları bir araya getiriyor.
Galeri
sayfasında, postmodern olarak değerlendirilen bazı
sanatçılardan örnekler sunduk.
Bu sayımızda kapak konumuzun dışında da
yazılar yer alıyor.
“Ölümünün
Yüzüncü Yılında Nietzsche ve Felsefesi” başlıklı
yazısının dergimizde yayımlanmasına izin
veren Mustafa Günay’a teşekkür ediyoruz.
Üyelerimizden
Faruk Korkmaz “Ellerini Yala” başlıklı özgün
yazısını bizlerle paylaşıyor. Yazı
bittiğinde “insan mıyım, makine mi?” sorusunu
yeniden sormamak elde değil.
Korcan
Evgin, Herakleitos üzerine bir çalışmasıyla 2.sayımızda bizlerle.
Ekip arkadaşımız Gül Özgeç yine kendine has üslubuyla
"Hep O gelirdi bana" derken, bizleri alıp götürüyor.
Birten
Lostar, “Ateş” isimli çeviri şiirle bize yine hoş
bir sürpriz yapıyor.
Sizlere keyifli okumalar dilerken, felsefece düşünmenin ne
denli çetin bir iş olduğunu biliyor, bu çetin işi
sanal ortamda da hayata geçirebilmeye soyunmamızda sizlerden
aldığımız desteğin, öneri ve eleştirilerin
büyük payı olduğunu bir kez daha belirtmek istiyoruz.
Sevgilerimizle…