Felsefe Ekibi Dergisi
2 Yıl: 200ayu Sayı:2 Yıl Sayı:2 Yıl:2005

 


   
 
 
         
 


Şimdi Ne Yapacağız?

Selma YILDIZ


 Dünya çılgın bir seyir aldığına göre
 biz de dünyaya ilişkin çılgın bir bakış açısı edinmeliyiz.


İçinde bulunduğumuz güncel durumu nitelemek gerekseydi, bir orji sonrası hali derdim. Orji, tam da modernliğin patladığı andır; her alandaki özgürlüğün patladığı andır. Politik özgürleşme, cinsel özgürleşme, üretici güçlerin özgürleşmesi, yıkıcı güçlerin özgürleşmesi, kadının, çocuğun, bilinçdışı itkilerin özgürleşmesi, sanatın özgürleşmesi... (Baudrillard, sf.9)

Ne oldu da orji sonrasına geldi, dünya?

Sanıyorum kültürel ve entelektüel çevrelerde hala bu soruya bir yanıt aranıyor.

Şimdi Ne Yapacağız?Baudrillard’ın yukarıdaki çözümlemesi bana, mitolojiden bildiğimiz Sisyphos’un yazgısını düşündürttü. Homeros’a göre, ölümlülerin en akıllısı, en kurnazı olan Sisyphos, tanrılar tarafından bir kayayı, durmamacasına bir tepeye doğru itelemeye mahkûm edilir. Tanrılar, yorulmak bilmez ve tükenmez insan çabasının simgesi Sisyphos’u, anlamsız, yararsız ve umutsuz çabaya mahkum etmenin korkunç bir ceza olacağını düşünürler.

Baudrillard’ın çözümlemelerinde, teknolojik gelişme toplumu ve toplumun geleceğini de belirleyen ana değişken olarak ele alınır.

Akıllı ve kurnaz Sisyphos, gelişen teknolojiyle kayayı dağın tepesine çıkarmayı en nihayetinde başarmış, tanrıların kendine verdiği cezadan, yazgıdan kurtulmuş bir başka deyişle onu cezalandıran tanrıları alt edip, Baudrillard’ın bahsettiği orji sonrasına gelmemize bir katkı sağlamış mıdır?

Sisyphos’un en nihayetinde o kayayı dağın zirvesine oturttuğu “an”ı, bir “sıfır noktası” olarak değerlendirip, Baudrillard’ın bahsettiği orji sonrasına benzetelim. Peki, “ORJİ BİTTİ, ŞİMDİ NE YAPACAĞIZ?” (Baudrillard, sf.10)

Evet, şimdi ne yapacağız? Sisyphos ne yapacak?

Baudrillard’a göre, düş ile gerçeğin arasındaki mesafe; modeller patlaması ile yok edilmiştir. Model, ortaya çıkan bu yeni gerçeğin yerine geçtiğinden, kurgulanmış bir gerçek düşüncesinin varlığını ortadan kaldıracaktır. Sisyphos için, gerçekliğin kurmacayı aşıp geçtiği günler geridedir artık…Her gün “o kayayı” yukarı iteleme cezası ve kısırdöngüsünün yarattığı düşsellik, ortadan kalkmıştır. Anlamsız, yararsız ve umutsuz düşsel çabanın yerini, anlamsız, yararsız ve umutsuz kurgusal çaba almıştır. Gerçeğin güdümlenmesi ile gerçeğin üretilmesi arasındaki farkı yitirmişse, Sisyphos şimdi ne yapacak?

Artık Sisyphos özgür. Çünkü…-mış gibi yaparak –yararsız, anlamsız, umutsuz çabasını, yarara, anlama, umuda dönüşecek –miş gibi yaparak-, “gerçeklik ilkesine” dokunmamakta idi; yani bu çabalarla gerçeklik arasında gizlenmeye çalışan bir fark vardı. Artık Sisyphos özgür…Çünkü…tüm bu yararsız, anlamsız, umutsuz çabalarını artık simüle etmektedir. Taşı zirveye yerleştirdiği anda, “düşsel” ile “gerçek” arasındaki fark yok olmuştur. Cezanın ve kısırdöngünün yinelenmesiyle oluşan anlamsız, ama kendi düşselliğinde anlamlanan hayatı, simülasyona dönüşmüştür.

 Artık yalnızca orji ve özgürleşme simülasyonu yapmak, hızlanarak aynı yönde gidiyormuş gibi görünmek geliyor elimizden; oysa gerçekte boşlukta hızlanıyoruz, çünkü özgürleşmenin tüm hedeflerini çoktan ardımızda bıraktık. Bugüne kadar yakamızı bırakmamış ve bizde saplantı haline gelmiş olan şey tam da peşine düştüğümüz tüm bu sonuçların, tüm göstergelerin, tüm biçimlerin, tüm arzuların elimizin altında hazır kullanılabilir halde olma durumuydu. Ne yapmalı o halde? Simülasyon durumudur bu; bütün senaryolar gerçek ya da sanal olarak (kuvve halinde) önceden vuku bulduklarından tüm bu senaryoları yeniden oynamaktan başka bir şey gelmez elimizden. Ütopya gerçekleşti; tüm ütopyalar gerçekleştiği halde, tuhaf bir şekilde, sanki gerçekleşmemişler gibi yaşamayı sürdürmek gerekiyor. (Baudrillard, sf.10)

Sisyphos, ağırlığını kat be kat geçen ve aşağı yuvarlandıkça yeniden başa dönüp tepeye itelemek zorunda olduğu o kayayı zirveye ulaştırdığı “an”, özgürdür artık. Peki, şimdi bir başka cezaya mahkum olduğunu söyleyebilir miyiz?

Baudrillard’a göre, artık, gerçekten ve fiili olarak olmayan bir şeyi, sanki gerçekmiş ve fiilen varmış gibi yaşıyoruz. Yaşamın her alanında, günlük hayatta bir simülasyon evreni içindeyiz. Sevginin, nefretin, hastalığın, savaşın, barışın, aşkın, kıskançlığın, vs. simülasyonunu yapıyor ve böyle olduğuna dair belirtileri kendimizde buluyoruz.

Özgür kalan şeyler sonu gelmez biçimde birbirinin yerine geçmeye ve böylelikle gitgide artan belirsizliğe ve şüphecilik ilkesine mahkûmdur. (Baudrillard-sf.11)

Sisyphos’un, orji sonrası, yapay bir yazgıya mahkum olduğunu söyleyebiliriz: Geri dönüşsüz, onulmaz bir sürecin parçası olduğunu dahi bilmeden kendinden kaçarak, dönüşü olmayan o “sıfır noktası”nın sanrısında esrik ve şaşkın, yeni bir boyuta (simülasyona) girmiş olarak…

Yaşamımızın her alanında egemen olan imajlar ağı, yaşamımızla ilgili olguların birer taklidi olmuş durumda. Peki, bunun farkında mıyız, yoksa Sisyphos gibi kendi düşsel kayalarımızı düşsel zirvelerimize çıkarmakla mı meşgulüz?

Hiçbir şey gerçekten yansımıyor; ne aynada ne de (bilincin sonsuza değin bölünmesinden ibaret olan) baş döndürücü alanda gerçekten yansıyan bir şey yok artık. (Baudrillard-sf.11)

Sisyphos artık yok... Belki de hiç olmadı... Mükemmel bir kopyanın ya da herhangi bir düşsel yaratımın Sisyphos olduğunu düşündük...ikincil varoluş olan simülasyona aktarılma yoluyla yok oluyor her şey. (Baudrillard-sf.11)
Şimdi ise, hem düşsel yaratımı hem de mükemmel taklidi biliyoruz.

Sisyphos özgür…neredeyse bütünleştiği kayası, dağı, hatta Tanrıları da, hepsi özgür…Özgürlükleri (düşsellikleri) simülasyona (hipergerçekliğe) karşılık düşüyorsa eğer; gerçeğe sürekli saldıran ve hep nesnenin ötesine geçmeye çalışan simülasyona…içine hile katılmış, insanı dehşete düşürecek kadar gerçeklikle yeniden oluşturulmuş, yabancılaşmış, doğal halinden daha çok gerçeğe benzeyen Sisyphos…yaşamının tüm anlamsızlıkları simülasyon tarafından anlam kılınmış…içi boş hatta yok olmuş bir şeyin izi sadece.

“...artık güzel ya da çirkine ulaşamadığımızdan ve değer yargısında bulunmamız olanaksız olduğundan içinde olduğumuz bu noktada umursamazlığa mahkûmuz. (Baudrillard-sf.24)

Artık değerler alanında devrim yok; değerler birbirine dolanıp kendi üzerlerine katlanıyor. (Baudrillard-sf.11)

Yazgının mahkum ettiği cezadan değil, simülasyonun mahkum ettiği bir  yazgıdan,  değerin yazgısından dostluk, emeğe saygı, vb.... söz eder oluşumuzun altında yatan/gizlenen nedenlere baktığımızda neyi göreceğiz? İşe yaramaz ve gereksiz insan?... Biyolojik insana indirgenmiş insan?...Onlar ve ötekiler olmuş insan? Her şeye ve herkese  kanan insan?...Sisyphos'un "yuva"laştırılmış kayası?...

Güzel ya da çirkin, doğru ya da yanlış, iyi ya da kötü terimleriyle değerlendirme yapmak, bir parçacığın hızını ve bulunduğu yeri aynı anda ölçmek kadar olanaksızdır. İyi, artık kötünün karşıtı değildir; hiçbir şey apsisler ve ordinatlar halinde düzenlenemez artık.” (Baudrillard-sf.12)

Sisyphos, gölgesini yitirmiş bir adama benziyor artık…Kendi aksini izleyerek, kendine aşık olan Narkissos’tan bu yana gerçekliği anında yakalama düşleminde, Sisyphos, sırsız aynada aksini arayan bir adama benziyor artık. Kısıtlı bir anlam, kısıtlı bir gerçek Sisyphos’un görüntüsünü yeniden yaratamıyor. Artık O, kendinin (gerçeğinin) ikizi değil…Aynaya bakan bir yüz bile değil, üstelik bir ayna bile yok ortada…Dağın zirvesinde yapay güneşin yapay ışığıyla şeffaflaşmış Sisyphos, kendi gölgesinin, görünmeyen görüntüsünün içinde yitip giden bedeniyle korunmasız kalmış durumda. O’nu ayakta tutan güç, yorulmak bilmez ve tükenmez, anlamsız, yararsız, umutsuz insan çabası değil, aptallığı, naifliği ve önyargısıdır artık. Anlamı reddetmektir, tek direnişi…

Teknikler, görüntüler ve enformasyon da bizim her tarafımızı aydınlatmaktadır; bu ışığı kırıp geri yansıtamıyoruz ve beyaz bir etkinliğe, beyaz bir toplumsallığa, para, beyin ve bellek gibi bedenlerin de temizlenmesine, tam bir asepsiye (mikropsuzlaşmaya) mahkûmuz. Sonunda şiddetin ve olumsuzluğun yasak edildiği bir toplum ve böyle bir toplumu oluşturan bireylerden başka kimsenin kalmadığı dev bir estetik cerrahi girişimiyle şiddet ve tarih temizleniyor. Oysa kendini mevcut haliyle yadsıyamayan her şey kökten belirsizliğe ve bitmeyen bir simülasyona mahkûmdur. (Baudrillard-sf.50)

Neredeyse Sisyphos gibi bütünleştiğimiz düşsel olmayan kayalarımız, düşsel olmayan zirvelerimiz özgür…Hatta düşlerimiz de özgür…görüntümüzü yitirdiğimiz aynalarımız da özgür…
Peki, neden arar olduk kendi görünümümüzü?

Sisyphos değil, şimdi biz, ne yapacağız?


Kaynak

BAUDRİLLARD, Jean, Kötülüğün Şeffaflığı, Ayrıntı Yayınları


 
   
   
   

Felsefe Ekibi SOLİS'in sağlamış olduğu hosting hizmeti ile sizlere ulaşmaktadır.
© 2001-2005 Felsefe Ekibi Tüm haklarını saklı tutar...
Yayımlanan yazılar, kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazarlara aittir.