Editörden
Selma Yıldız
Merhaba,
3.
sayımızla yine sizlerleyiz. Kapak konumuz önceden
duyurduğumuz gibi Dil ve Felsefesi. Özneyle dili ve diliyle
de dünya arasındaki ilişkinin felsefesi. Ekip imzalı
yazıların yanısıra yazarlarımız konu
hakkında özgün, derleme ve çeviri yazılarıyla
konuyu işlediler.
Akademisyenlerimizden
henüz yeterli ilgiyi göremesek de ilerleyen sayılar için
umudumuzu hala koruyoruz. Bunun için kendilerine ulaşma çabalarımız
sürüyor.
Kapak
konumuza kısaca değinirsek.
Lacancı
bir deyişle dil, simgesel düzen tarafından üretilir.
Bizler önceden belirlenmiş bu simgesel düzen içine doğarız.
Doğduğumuz andan ayna evresine geçişe kadar yaşadığımız
süreç, henüz anlamlandırılmamış yani
simgeselleştirilmemiş olan süreçtir. Ayna evresiyle
yeniden üretim aşamasına geçer ve kendimizi bir bütün
olarak kurgulamaya başlarız. Mitolojide Narkissosun
sudaki aksini görerek kendi gerçekliğinin farkına vardığı
gibi bir farkındalık yaşarız. Ancak bu farkındalık
Narkissosun sudaki aksinde, başka bir deyişle farkında
olmayan ötekinin aynasında, kendi kendini baştan çıkardığı,
kendini tanıdığı an kendini yokettiği ve
nergis çiçeğine dönerek yapıbozuma uğradığı
gibi, olumsuz anlamda bir farkındalık değildir. Bu
farkındalık, kendimizi yoketmenin değil, ötekinin
yazgısı olmakla kendimizi baştan çıkardığımız,
yeniden kurmaya başka bir deyişle özneleşme sürecine
girdiğimiz bir farkındalıktır. Öteki
var, onunla karşılaştım, dememeli. Öteki
var, onu izledim,demeli diyor Baudrillard. Ayna sürecine
girmekle Ötekiyle karşılaşan özne, bir Öteki
nin varlığını öğreniyor. Ancak Narkissos
gibi Öteki var, onunla karşılaştım
demiyor. Ekho gibi özne de, Öteki ile karşılaşmanın
Ötekinin varoluşunun bir kanıtı olduğunu görüyor,
kendine yabancılaşarak onu izliyor, yüzleşiyor.
Dilsel
dünyaya yani simgesel alana girişle birlikte arzularımız
tarafından belirleniriz. Bunları dil yardımıyla
başkalarına iletir, bildiririz. Duygularımızı
dille açığa çıkarır, isteklerimizin yerine
getirilmesini sağlarız.
Dil
gerçekliği kavrayamaz diyen Lacan, içinde yaşadığımız
gerçekliğin bizim dilsel yapımızın bir ürünü
olduğunu söylüyor.
Siz
de farkında mısınız bilemiyorum... günümüzde
hayatı nasıl beynimizde, zihnimizde devasa prangalarla
yaşıyoruz. Kendi tünellerimizde, kendi
hapishanelerimizde ama yine de diğerleri farkında
olmadan onları izleyerek, izini sürdüğümüzün
kendimiz olduğundan habersiz
yeni sabahlara uyanıyoruz.
Her uyandığımız sabah, labirentlerimizde ötekiyle
karşılaşacağımızı biliyoruz.
Kendi ötekimizi istiyor, bu buyurgan gereksinim içinde
istemlerimizin alanına giriyor kendimizi anlamlandırılması
açık uçlu bir süreç içinde buluyoruz. Anladığımızı
anlatmakta zorlanıyor, dile getirmek istediğimizin dile
geldiği an anlamsızlaşmasını sıkça
yaşıyoruz. Dilimiz, kendini eksik olarak söylediğinde,
söylemediğinde bir başka deyişle sessiz kaldığı
yerde ifade ediyor.
Genelleşmiş
iletişim ve enformasyon fazlasının insanın tüm
savunmalarını tehdit ettiğini söyleyen
Baudrillarda kulak verdiğimizde simgesel alanımızı,
dilsel dünyamızı, zihnimizin muhakeme alanını
koruyan hiçbir şeyin kalmadığını görüyoruz.
Yine dili kullanarak onu anlatmaya, betimlemeye çalışıyoruz.
Gerçekliğimizin nasıl bir yapı tarafından üretildiğini
görmek, anlamak, üzerinde düşünmek için sizleri
dergimizin sayfalarında gezinmeye davet ediyor ve eleştiri,
öneri ve yazılarınızla katkılarınızı
beklediğimizi bir kez daha yinelemek istiyoruz.
Sevgilerimizle....

