Felsefe Ekibi Dergisi  

Sayı:3 Yıl:2006


   
 
 
         
 





Editörden

Selma Yıldız


Merhaba,

3. sayımızla yine sizlerleyiz. Kapak konumuz önceden duyurduğumuz gibi Dil ve Felsefesi. Özneyle dili ve diliyle de dünya arasındaki ilişkinin felsefesi. Ekip imzalı yazıların yanısıra yazarlarımız konu hakkında özgün, derleme ve çeviri yazılarıyla konuyu işlediler. 

Akademisyenlerimizden henüz yeterli ilgiyi göremesek de ilerleyen sayılar için umudumuzu hala koruyoruz. Bunun için kendilerine ulaşma çabalarımız sürüyor.

Kapak konumuza kısaca değinirsek.

Lacancı bir deyişle dil, simgesel düzen tarafından üretilir. Bizler önceden belirlenmiş bu simgesel düzen içine doğarız. Doğduğumuz andan ayna evresine geçişe kadar yaşadığımız süreç, henüz anlamlandırılmamış yani simgeselleştirilmemiş olan süreçtir. Ayna evresiyle yeniden üretim aşamasına geçer ve kendimizi bir bütün olarak kurgulamaya başlarız. Mitolojide Narkissos’un sudaki aksini görerek kendi gerçekliğinin farkına vardığı gibi bir farkındalık yaşarız. Ancak bu farkındalık Narkissos’un sudaki aksinde, başka bir deyişle farkında olmayan ötekinin aynasında, kendi kendini baştan çıkardığı, kendini tanıdığı an kendini yokettiği ve nergis çiçeğine dönerek yapıbozuma uğradığı gibi, olumsuz anlamda bir farkındalık değildir. Bu farkındalık, kendimizi yoketmenin değil, ötekinin yazgısı olmakla kendimizi baştan çıkardığımız, yeniden kurmaya başka bir deyişle özneleşme sürecine girdiğimiz bir farkındalıktır. ““Öteki var, onunla karşılaştım,” dememeli. “Öteki var, onu izledim,”demeli” diyor Baudrillard. Ayna sürecine girmekle “Öteki”yle karşılaşan özne, bir “Öteki” nin varlığını öğreniyor. Ancak Narkissos gibi “Öteki var, onunla karşılaştım” demiyor. Ekho gibi özne de, Öteki ile karşılaşmanın Ötekinin varoluşunun bir kanıtı olduğunu görüyor, kendine yabancılaşarak onu izliyor, yüzleşiyor.

Dilsel dünyaya yani simgesel alana girişle birlikte arzularımız tarafından belirleniriz. Bunları dil yardımıyla başkalarına iletir, bildiririz. Duygularımızı dille açığa çıkarır, isteklerimizin yerine getirilmesini sağlarız.

“Dil gerçekliği kavrayamaz” diyen Lacan, içinde yaşadığımız gerçekliğin bizim dilsel yapımızın bir ürünü olduğunu söylüyor.

Siz de farkında mısınız bilemiyorum... günümüzde hayatı nasıl beynimizde, zihnimizde devasa prangalarla yaşıyoruz. Kendi tünellerimizde, kendi hapishanelerimizde ama yine de diğerleri farkında olmadan onları izleyerek, izini sürdüğümüzün kendimiz olduğundan habersiz…yeni sabahlara uyanıyoruz. Her uyandığımız sabah, labirentlerimizde “öteki”yle karşılaşacağımızı biliyoruz. Kendi ötekimizi istiyor, bu buyurgan gereksinim içinde istemlerimizin alanına giriyor kendimizi anlamlandırılması açık uçlu bir süreç içinde buluyoruz. Anladığımızı anlatmakta zorlanıyor, dile getirmek istediğimizin dile geldiği an anlamsızlaşmasını sıkça yaşıyoruz. Dilimiz, kendini eksik olarak söylediğinde, söylemediğinde bir başka deyişle sessiz kaldığı yerde ifade ediyor.

Genelleşmiş iletişim ve enformasyon fazlasının insanın tüm savunmalarını tehdit ettiğini söyleyen Baudrillard’a kulak verdiğimizde simgesel alanımızı, dilsel dünyamızı, zihnimizin muhakeme alanını koruyan hiçbir şeyin kalmadığını görüyoruz. Yine dili kullanarak onu anlatmaya, betimlemeye çalışıyoruz. Gerçekliğimizin nasıl bir yapı tarafından üretildiğini görmek, anlamak, üzerinde düşünmek için sizleri dergimizin sayfalarında gezinmeye davet ediyor ve eleştiri, öneri ve yazılarınızla katkılarınızı beklediğimizi bir kez daha yinelemek istiyoruz.

Sevgilerimizle....

 

Geriİleri

 
   
   
   

Felsefe Ekibi SOLİS'in sağlamış olduğu hosting hizmeti ile sizlere ulaşmaktadır.
© 2001-2005 Felsefe Ekibi Tüm haklarını saklı tutar...
Yayımlanan yazılar, kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazarlara aittir.