Estetik
Demian
Benim estetik anlayışıma göre harika bulduğum bir resim, bir başkası tarafından beğenilmediği gibi “ne biçim, ne de bir estetik anlayışı var” eleştirisiyle karşı karşıya gelme durumu olabilir. Hindistan’daki gezi sırasında kızımın çektiği bu resmi, ben, sanatsal estetik açışından sizlerle paylaşmak istedim…
Estetiğin ana konusu sanattır, ama günümüzde estetik anlayışı değişmiştir. Önce estetik sözcüğü nerden geldi, nasıl doğdu dersek: Grekçe "aisthesis" yani algı, duyumdan gelir ve ilk kez Alexander Gottlieb Baumgarten (1714–1702) tarafından kullanılmıştır. Tam olarak ele alırsak duyum bilgisi demektir. Kant’ın, estetiği, genel olarak duyarlık kurallarının bilimi" olarak gösterdiğini görürüz.
Zamanımıza kadar yaygınlaşan bir başka belirlemeye göre, estetik, özgür, "serbest (güzel) sanatlar" ve "güzel üzerine düşünme sanatı" olarak da anlaşıldı.
Estetik, sadece bir güzel kuramı olmaktan çok, bizzat sanatın ne olduğuna yönelen bir sanat kuramı olarak yön bulmuştur.
Çok eskiye bakıldığında estetik anlayışının objektif olduğunu görürüz. Yani estetik insani istek, hoşlanma, yaratma ve görerek izleme. Güzel olan hem iyi hem doğru anlayışı...
Peki, bugün baktığımızda ne görürüz? Estetik anlayışı bana göre çok değişmiştir ve kesinlikle bağımsız değildir.
Yine bana göre ülkelerin kültür anlayışına göre de değişiyor bu estetik anlayışı. Yurdum Türkiye halkına baktığımda genelde güzele bir hayranlık var. Anlatılan şey genelde güzellik… Kim ne kadar güzelse o kadar iyidir, o kadar iyi olan şeyi hak ediyordur. Peki, güzel olan kimdir? İnsan cinsi olarak ele alırsak kadında belli bir ölçü konulmuş zaten. —“Ayy bir bakınca insan bir daha bakıyor, nasıl da güzel!” anlayışı sadece objektif bakış açısının ne kadar önemli olduğunu gösterir. Geçenlerde bir yazarın şişko diye bir kitabını okudum ve acı ama gerçek olan bir sürü şeye dokunmuş. Okurken çok şeyi görmek zorunda kaldım.
Yurdum insanlarının güzellik anlayışındaki değer yargıları gerçekten ilginçtir. Yani mümkün olduğu kadar güzelleşme konusunda da bütün sermaye işbirliği etmiş. Güzel olan ne diye baksak, sadece göreceğimiz bir şekil vardır. Anlamsız bir şekil. O şekle girmek için paralar dökülür, estetik ameliyatlar yapılır, güzellik malzemeleri kullanılır. İllaki o şekle göre güzelleşeceğiz. Olmasak olmaz! İyi yaşamayı, iyi olmayı hak etmez çirkin insan. Hep tanrının hatasıdır, “Nasıl da çirkin yaratmış.” denir, acınarak tiksinilerek. İyi de çirkinlik ne? Göze güzel gelmeyen şey çirkin. Peki, bizi bu şekilde düşünmeye iten şey ne diye düşünürsek. Yani hangi şey göze güzel gelmez hangisi gelir? Nerden geliyoruz bu düşünceye? Bu bize kanıksattırılmış ve öğretilmiş, güzel olan bu diye. Bir de bunun sahteliği var ayrıca. Toplumun ne kadar ikiyüzlü olduğunu söylemeden geçmeyeceğim… Huyu güzel olsun yeter, “Aa ne olcak ayol?”, denir, ama asla ki asla huya hiç bakılmaz. Hele hiç kabul edemediğim bir şey de, “Aa erkekte güzellik aranmaz, ne olcak?”… Yani güzel olmaya maruz kalan sadece kadınlar. Mecburlar güzel olmaya… Eee olmazsa yeri yok bu toplumda… Ama çok kötü estetiği düzelten bir elmas broş da olabilir… Sevgili Aziz Nesin’in öyle güzel anlatıları vardır ki, onu anmadan geçemiyorum…
Zaten bu davranışlarımızla insanları öyle bir yargılamışızdır ki savunma hakkı bile yoktur… Çirkin ne? Herkes mutlaka aynı vücut ölçülerinde olmak zorunda mı? Düşünün herkes aynı ölçüde ne kadar çirkin olur!
Yıllar önce kendi içimde bir devrim yapmak adına saçımı sıfıra vurdurdum. Kendimi daha yakından tanımak, geliştirmek adına yaptım bunu ve çok hoşuma gitti açıkça ve iki toplum arasındaki değer yargılarının ne kadar farklı olduğunu da izledim ayrıca. Türkiyeli arkadaşlar “–Ayyy!” diye küçük bir çığlık atıp esefle başlarını salladılar, “Aman ne olur hemen uzat çok fena olmuş.” Ne yalan söyleyeyim çok hoşuma gitti onların bu şekilde davranışı. Çünkü kendimi izleyebiliyordum. Bana hiç etki yapmadı onların beğenmeyişi… Diğer yandan İsveçli ve Latin arkadaşlarımsa elleriyle dokunmaktan çekinmediler, azıcık kırpıntı saçlarıma. Çok hoş ve değişik dediler yakışmış. Onlar beni olduğum gibi görüyorlardı. Sadece saçımla değil. Şimdi tekrar başa döneceğim estetik ne demektir, demiştik: algılama duyumluma. İnsanlar neye göre algılar ve duyumlar diye düşünürsek, insanların hoşlandığı ve onlarda özel duygular uyandıran bir şey. İçimizde bir uyum kurduğumuz şeylerin bize göre güzel olanı estetikteki beğenme ölçüsünü getirdiğini görürüz. Yani güzellik, sonuç olarak, duyumsallığa ilişkindir. Güzellik bakanın gözündedir demişler, hiç de boş değil bu bence… Baktığımda ne algıladığım önemli, ne duyduğum önemli diyorsam. Mutlaka herkesin bakışının duyuşunun değişik olduğunu göz ardı edemeyiz. Bizi bir yapan bilincimiz, kişisel yapımız, duyumsal yapımızı da belirler. İşin kötüsü öylesine bir kişilik oluşturmuşum ki gerçekten bazen başkalarının gördüğünü ben hiç görmemişim. Zaten benden hiç iyi bir görgü şahidi olmaz. Ne giydiği şeyin, ne de saçının rengi. Ama nasıldı derseniz cevaplarım. Mutluydu, canı sıkkındı ya da neşeliydi. Demek istediğim hepimizin görmek istediği şeyler, değişik gördüğü şeyler de buna bağlı olarak değişik oluyor. Estetik kavramını ben soyut olarak alamıyorum nedense… Ama soyut olarak alındığını görüyorum.

