Sayı:7 Yıl:2007


   
 
 
         
 


FELSEFE DENDİĞİNDE...

Sibel ÖZTÜRK GÜNTÖRE
9 Mayıs 2007 / İstanbul


Felsefe dendiğinde ne anladığımızı bilmek oldukça önemli bir edimdir. Çünkü, felsefe “anlam” üzerine kurulu, anlam temelli ve anlamı anlamlandırma edimi olarak, insana özgü, insanın “insan olma” özelliğinin baş belirleyicisidir.

Felsefenin bir tanımını vermek bazılarınca mümkün görünse de, bunu çeşitli yapıtlarında deneseler de, bu yazımızda felsefenin bir tanımını vermek ereğinde olmadığımızı daha başından belirtmekte yarar görmekteyiz.

“Felsefenin anlamı nedir, ya da felsefe denen insan etkinliği nasıl bir etkinliktir, felsefe ne ile uğraşır, felsefe ile kimler uğraşmalıdır?” gibi soruların ardına takılmak  ve bu bağlamda  düşündüklerimizi paylaşmak ereğindeyiz.

Felsefe  ne bir çıkmaz sokak ne de tüm kilitleri açan bir anahtardır. Soruların, sorunların içinde yanıtlar ve çözümler arasa da “herkesin kendi ayağı ile gidebileceği” (N.Uygur) bir etkinlik olarak vardır.

Düşünen ve konuşan, sorgulayan, eleştiren, araştıran, gözlemler yapan, merak eden, varlığa sokulan, evreni, dünyayı, insanı ve yaşamı anlamaya , kavramaya çalışan; aynı zamanda da başka insanların da anlaması, kavraması için yol açan bir  çalışma alanı olarak varlığını insanla birlikte sürdür.

İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliğini düşünmesi ve “konuşması” olarak belirlediğimizden, düşünen insanın soru sorması kaçınılmazdır. Bu sorular günlük yaşama ilişkin sorular olabildiği gibi , bilimin, dinin, sanatın  sorduğu ve kendi uğraş alanları içinde dillendirdiği , dışlaştırdığı soruların ve koyumların üzerinde de soruları ile yol gösterici olan, özel hem de çok özel bir alan olarak karşımıza çıkar felsefe.

Bir bilim insanı , “bilim nedir?” gibi bir sorunun peşinde iş görmez ( bu soruyu sorsa sorsa bir felsefeci sorar). Merak ettiği, araştırdığı konu üzerinde yoğunlaşır. Doğayı anlama, evreni anlama gayreti, daha çok çözümleyicidir. Bir filozof ya da felsefeci kendi kendisini, kendi çalışma alanını da soru konusu etmesiyle diğer insan etkinliklerinden başkaca bir  uğraşıdır. Felsefe insana ilişkin bütün yapıp etmelerini didiklediği gibi, kendi kendisini de didikleyen, “felsefe” nin  de felsefesini  yapan bir  insan başarısı olmasıyladır ki, bilimin de, insanlığın da önünü açabilmesi bu yüzdendir.

Bir sorular yığınıdır felsefe tarihi. Aynı zamanda da bir yanıtlar abidesi. Ne soruların tükendiği ne de en yetkin yanıtların verildiği bir alan olarak felsefe, belki de bir çıkmaz sokak gibidir. Belki de, kimilerince söylendiği gibi, boş uğraşılardır, laf ebeliği ya da laf cambazlığıdır. Belki de akıllı insanın işi değil de tam tersine aklını yitirmişlerin işidir. Boş boş konuşan, lafları eğip büken  başıbozuk insanların bir eğlencesi ya da hinliği gibidir kimilerince. Felsefenin işi, böylesi “önyargılarla” da mücadele edebilmektir. İnsana yakışan, insanı insan kılan ve insanı bir “bütün” halinde görüp değerlendirebilen  bir etkinlik olarak felsefe, “insana” rağmen, insan için çalışmalarını sürdürmektedir, sürdürmek zorundadır. İnsanın bilinçlenme ediminde en etkin rol felsefeye düşer. Bu yadsınamaz gerçekliğin farkına vardırmak ta felsefeye gönül vermiş, bu uğurda çalışmalarını tüm güçleriyle ortaya koymuş, düşün ve yazın emekçilerinin  sorumluluğundadır.
“Bir sorgulama ve eleştirme alanı olarak bakıldığında felsefe, insanın kültür dünyası içinde bir vazgeçilmezi olarak bulunmaktadır.” (Tıp ve Felsefe,Güntöre S, giriş böl.)

Felsefe “konuşan” insanın başarısı dedik. Bu yüzdendir ki, felsefe kavramlarla iş görür. Kavramları aydınlatmaya çalışır. Dillerin de üzerinde bir üst dil gibidir. Kavramları didiklemek, ve aydınlatmak insanın bilinçlenme sürecidir. Kendini açımlamak isteyen insanın dönüp dolaşıp varacağı nokta, dilsel yapıtlarda dışlaşan insanın, kendisini arama, tanıma, bilme, anlama, kavrama ve anlatma çabasını ortaya koyabildiği tek alan olarak karşımıza çıkan felsefedir.

“Felsefe konu edindiğine insan (bilinç) açısından bakar.”(Felsefi Söylem Nedir?, Çotuksöken,s:22) Ve “Düşünmede ve dilde varolan bir yapıdır felsefe.”(s:22)

Kavramla uğraşan felsefe, düşünme alanında var olur ve dil yapıtlarıyla dışlaşır. Bu dil yapıtları da kavramlarla örülüdür. Bu kavramları aydınlatma girişiminde , insanın düşünmesini dili ile dışlaştırışını görmek demek:: ( insanın  en önemli edimi olarak ele alınınca görülen o dur ki: ) “ Düşünce, düşünmenin dilselleşmiş biçimidir.” ( s:37) ve bu da bize  sadece insanın  felsefe yapabilen bir canlı olduğunu gösterir.

İnsanı çevreleyen o kadar çok sorun vardır ki, her biri ile uğraşırken yaşamını da devam ettirmek zorunda kalan, “hayat gailesi” ile mücadele veren insan için  böylesine  bir üst dil ile  iletişime geçmek ya da ilgilenmek, sıradan insan için ne gibi bir önem taşır sorusunu, saptamasını, gerçeğini görmezden gelmek mümkün olmaz.

Teknik bir takım terminolojilerle, kavramlarla iş gören felsefenin  herkesin anlayacağı bir dil düzleminde, kendini, varlığını koruması zor olsa da, bu işin içinde çalışan, uğraş veren felsefecilerin, felsefenin tüm zorluğu, zorlayıcılığı ile didinirken daha fazla insana felsefeyi sevdirmek ve anlaşılır halde sunmak gibi bir sorumlukları olduğunu da düşünmekteyiz.  Akademik anlamda çalışırken  kullanılacak dil ile, sıradan ve günlük yaşamın içinde sıkışıp kalmış insanın da işine yarayacak, yolunu açacak, aydınlatacak  bir kılavuz olarak görülmesi ve gösterilmesi, yaşama geçirilmesi kaçınılmazdır. Bu, kimilerinin düşündüğü gibi, felsefeyi “ayağa düşürmek” değildir kuşkusuz. Belli bir bilinç ve erekle insana ulaşmak isteyen, insan için varolan ve insana ilişkin bir etkinlik olarak varlığını ortaya koyan felsefenin,  daha çok insanı düşünmeye( düşünmenin bilincine ) davet etmesi gerekmektedir. Bir insan etkinliği olarak, insanın  gelişim sürecinde en etkin  alan olarak felsefeyi görüyorsak,  bunun için de çaba göstermek gerekmektedir. Ve daha çok insana ulaşmak, eğitim sisteminin içinde çok daha erken yaşlarda öğrencilere ulaştırmak gibi bir sorumluluğu da gözden kaçırmamak gerekmektedir. Çünkü, bilinçli insan ile farkına varmayan, körlemesine yaşan bir insan topluluğunun günümüz koşullarında hele, hiçbir yere varamayacağı açıktır.

Felsefe, öylesine uzaklarda, yükseklerde, kimsenin erişemeyeceği, sadece özel anlama yetisine sahip kişilerin uğraştığı bir alan değildir. Düşünen, konuşan ve insan olmanın hakkını vermek isteyen , yaşamını anlamlandırma derdinde olan ve ne için yaşadığını bilme çabasında olan, yaşadığı dünyayı  kavramak ve bilmek arzusundaki  insanın öncelikle “felsefe”nin ne olduğunu kolayca anlaması, sevmesi gerekmektedir. Onun için de düşünme melekelerinde sorun olmayan, sağlıklı insanın, düşünmeyi de öğrenmesi gerekmektedir. Çünkü, düşünme öğrenilebilen bir edimdir. Her ne kadar insan doğası gereği böyle bir ayrıcalığa sahipse de  “düşünmenin de bilincine” varması gerekmektedir. Bu bilince varma uğraşısı da felsefeye bulaşmakla mümkündür. Onun içindir ki, ağır felsefe eğitiminden geçmişlerin daha çok insana, bu insana en yakışan etkinliği sevdirmeleri ve anlaşılır kılmaları da bir görevdir düşüncesindeyiz.

Felsefe, eğer, bilmeyi, bilgiyi sevmekse, bilmek bir bilinç hali ise, merak etmek ve sorgulamaksa, söylenenleri bile sorgulamak, verilmiş yanıtların üzerinde de düşünmek, eleştirmekse, bütün bunlar da insanın en doğal hali içinde gerçekleşen ve insanı diğer canlılardan ayırıp bir kültür dünyası içinde varolmasını, kımıldanmasını sağlamışsa, felsefe denen insan etkinliğini ne Kaf dağının ardında aramak ne de yerlerden toplamak gibi bir durum söz konusu değildir.

Hiçbir sorunun  net yanıtını vermeyen, veremeyen, yanıt arayışları içinde boğuşan felsefe tarihinin içinden geçince, insanın kendi kendine olan kazanımını ve yaşamını daha anlamlı kılışını, tüm yapıp etmelerinin sorumluluğunu taşıyışını, kısaca dendikte, insanın “insan olma” başarısını “felsefe” bilincine borçlu olduğumuzu unutmamamız gerekir.

İnsanın sokulduğu, soluduğu, varolduğu her alanda felsefenin yol göstericiliğine, huzursuzluğuna(!), sorularına ve işleyişine  doğal bir gereksinim duymaktayız aslında. 

“Platon’a göre, insanın doğası, anlamı felsefe tarafından açıklanması gereken güç bir kitaba benzer. Ama kendi kişisel yaşantımızda bu kitap öylesine küçük harflerle yazılmıştır ki, okunamaz bile. Felsefenin ilk işi bu harfleri büyütmek olmalıdır.”( İnsan Üstüne Bir Deneme,Cassirer,s:67 )

Duyguları, düşün yapısı, edimleri ile çok yönlü olan insanın başarısı olan felsefe ile tanışmak, belki de boğuşmak yorucu olsa da bir o kadar insana haz verdiği ve aynı zamanda da terlettiği, sıkıntıya soktuğu, huzursuzluk verdiği bilinse de bilinçsiz, öylesine yaşayan insanlardan olmaktansa/  “mutlu bir domuz olmaktansa” (J:Stuart Mill)/ “insan olma”nın onuru ile yaşamak yeğdir diyerek, satırlara dökülen bu kısacık  deneme/” Felsefe Dendiğinde...” / ile belki bir takım soru işaretlerine doğru yol alabilmeyi başarabilmişizdir?!?

 

geriileri

 
   
   
   

Felsefe Ekibi SOLİS'in sağlamış olduğu hosting hizmeti ile sizlere ulaşmaktadır.
© 2001-2007 Felsefe Ekibi Tüm haklarını saklı tutar...
Yayımlanan yazılar, kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazarlara aittir.