Sayı:9 Yıl:2008


   
 
 
         
 


İletişim ve Bilme


Teknik-bilimsel amacın yetersizliği ve çağdaş iletişim teorileri alanında eleştirel bir düşünce görüş açısını yeniden etkinleştirme gerekliliği tespitiyle yetinmeli miyiz? Böyle bir şey kesin değildir henüz. Grice’in girişimini Dan Sperber ve Deirdre Wilson’a bir yeniden okuma zorunluğu getirmiştir (La Pertrnence Communication et cognition 1989) Bilişsel bilimlerle beslenen iki yazarın teorisi Grice’in işbirliği teorisine ve onunla birlikte bir intersübjektivite etiğine her türlü referansı kısıtlar. Onlara göre insani iletişim ışığını tarihsel psikolojiden alabilir ve basitleştirici buldukları pragmatiğe başvurmaktan vazgeçebilir. Gene onlara göre temelde her iletişim dilbilimsel değildir. Bir Kant okuyucusu için temel olan bu teze göre ”iletişim kodsuz da olabilir” (1989, s.259).

Bu tez kesinlikle her türlü bilimsel iddiaya yani sezgiyi kısıtlamaya yönelik her türlü tümdengelim sistemleri oluşturma iradesine ters düşebilir. Ama D. Sperber ve D. Wilson orada durmazlar: kodun yerine karışmayı, müdahaleyi koyarlar ve dolayısıyla interaksiyonu muhatapların gönderdikleri işaretlerden hareketle yapısal yorumlar alışverişi gibi çözümlemeye yönelik bir uyum teorisi geliştirirler.

Bu teorinin, ötekilere göre konuşmada tekanlamlı (yanlış anlama olmadan) anlayış sağlama gibi bir avantajı vardır: “Kahve istiyor musunuz? Teşekkür ederim, bir fincan kahve uykumu kaçırır.”

İlk bakışta, bu konuşmada cevap soruya uygun değildir. Sadece kod açısından iletişimsel işlev bozukluğu görülebilir burada. Deirdre Wilson ve Dan Sperber’in kanıtladığı genel fikire göre kesinlikle iletişim söz konusudur çünkü muhataplar gönderilen mesajlarda doğru yorumsal varsayımlar-uyumlu varsayımlar, uygun müdahaleler- gerçekleştirirler. Aktarılan örnekte: soruyu soran cevabın red ya da kabul anlamına geldiğini bilecektir.

Modeli a priori olarak verilmiş bir saydamlık düşüncesini saf dışı etme onuru hiç kuşkusuz Sperber ve Wilson’ındır. iletişim yorumlamayı ve her türlü kodlamaya meydan okuyan müdahaleleri empoze eder bize: dinleyici bir dil, bir bildiri edimini algılayabilmek için her şeyden önce konuşan kişinin kendisine söylemiş olduğunu (söylediği sözcüklerin anlamını ifade etmeye çalışması) çıkarmaya çalışır; sonra bağlamı dikkate alarak söz konusu olan söz edimini belirler ve böylelikle bu edimin açıkça bir karşılıklı konuşma özdeyişini ihlal ettiğini dolayısıyla da dolaylı yoldan ikinci bir edimin tamamlandığı sonucunu çıkarabilir; öyle ki sonuçta konuşan kişi söylemediğini söylemiş olur (sözgelimi: “gitmeni istiyorum”).

D. Sperber ve D. Wilson’ın kuramsal tasarısı açıktır: nasıl iyi yorumladığımızı, doğru varsayımları nasıl formüle ettiğimizi açıklamaktan ibarettir-bir başka deyişle: aldığımız enformasyonu nasıl doğru ve olumlu biçimde işlediğimizi açıklamaktır bu.  Ama bu noktada bilişselciler sorunsal gibi gözüken bir anlamdan uzak düşerler: gerçekten de daha önce söylediğimiz gibi, kendilerine göre kanıtlanması gereken şeyi gerekli kılan (bireyler arasında anlaşma, potansiyel olarak, her zaman aralarında iletişimsel bir alışverişin başlamasıyla kazanılabilir) işbirliği ilkesini reddederler. Kendi açılarından, inter sübjektif ön kazanımları kısıtlama anlayışı içindedirler. Onları tatmin eden uygunluk ilkesi “bir iletişim etkinliği muhatabına, iletişimcinin bilgi amacı üstündeki zengin ve belirgin, işaret edici olmayan müdahale gerçekleştirilmesini sağlar. Bunun için bu muhatabın doğru işaretleri (“stimuli ostensifs”) kapmayı bilmesi yeterlidir ama iletişimin bilgiye dayanan amacı konusunda emin olmaya ihtiyacı yoktur. Grice’e göre işbirliği ilkesinin gerekli kıldığı şeydir bu.

İletişim idealinin bu perspektif içinde ne kadar küçük bir yere sahip olduğu anlamına gelir bu: “Bir iletişimcinin, sözgelimi konuşan birinin bütün yapabileceği bir uyarı üretmek ve bu uyarının muhatapları tarafından algılanmasının onların bilişsel çevrelerinde bir değişiklik yaratacağını ve bazı bilişsel süreçler başlatacağını umut etmektir. Bir uyarı, muhatapları için başlangıçta fizik çevrenin algılanabilir bir özelliği olmaktan başka bir şey değildir. Bir uyarı, uyarı olarak sadece, onda, bilişsel etkiler üretmeye bir olgu bulunduğu takdirde tanınabilir.” (1989, s. 226-227).

Teslim etmemiz gerekir ki, içinde, başarılı bir iletişim koşullarının ifade edildiği alan burada behaviorizm alanıdır. Karşılıklı konuşmanın sonucu olarak gösterilen asla intersübjektif anlaşma değildir, olsa olsa bildirilerin “anlam belirsizliği”nin ortadan kalkmasıdır. Bu nedenle D. Sperber ve D. Wilson Paul Grice’in konuşma öz deyişlerinin yerine “uygunluk aksiyomu”nu getirmeyi hiç çekinmeden önerirler. Şöyle formüle edilmiştir bu aksiyom: “Konuşan, olası en uygun bildiriyi üretmek için elinden gelen her şeyi yapmıştır” bu onlar için iletişimin başarısının her şey bir yana yalnız bireylere bağlı olduğunu, yani sadece bencillik ilişkisinden geldiğini kabul etmenin bir biçimidir. Dolayısıyla metodolojik bireyciliğin tezlerine teorik bir katılım anlamına gelir bu: Sperber ve Wılson’a göre bireysellik üstü bir gerçeklik kabul edilen intersübjektivitenin anlamı olamaz. Onların Grice’in işbirliği ilkesini anmalarının nedeni bunun sadece öteki olasılıklar içinde bireysel strateji gibi bir şey olmasıdır. Ama onlar için “Grice modelinin verebileceği umudun tersine, açık seçik ahlaksal ve sosyolojik bir ilkenin gücü konuşmalardan çıkarılabilecek uyumlarla anlaşılmaz belirgin biçimde”. Bunun, sözgelimi kanıtı da şudur ki bir “iletişim karşılıklı olmayabilir” (1989, s. 100) ama gene de iletişim denebilir buna.

Bilişselci denebilecek bu yaklaşımla, başarılı iletişim modeli iyi bir iletişim amacına başvurmayı gerekli kılmayabilir. Konuşanların iyi niyetlerine bağlı değildir. Sperber ve Wilson bir örnekle açıklarlar bunu: yoğun trafik sırasında otomobil sürücülerinin kendiliğinden oluşan iletişimi. Bu sürücülerin her biri, çevresindeki araçların tepkileri ve hareketi bağlamında “spontan ve işaret etmeyen” yani bilinçsiz “müdahaleler” yaparlar. Örnek çarpıcıdır: atomlaşmanın zaferini, söylenmek istenen bir şeyin varsayımının gereksiz bir eklentisini gösterir; basit mekanizmaların uygun biçimde düzenlenmesiyle sıkıntısız elde edilen bir denge imajı sunar.

İlkesel olarak kod düşüncesini reddeden bu uyum teorisinin yansıtıcı bir girişim (yani intersübjektif bir anlaşma yapısı açısından belirtilerin yakalanması girişimi) içinde yer alabileceği sanılabilir. Aslında sadece, sistemsel tipte, işaretsel olmayan bir müdahalenin mantığı gibi sunar kendini,

Pierre Livet, bilişsel bilimlerin geliştirdiği modellerin esinlediği iletişim çalışmaları bağlamında anılmaya değer bir teori getirmiştir (bkz. 1994). Bu teorinin esprisi öncelikli olarak tamamlanmış bir rasyonalite idealine ya da sadece bir gelecekçiliğe dayanan iletişimin tüm bilimselliğini saf dışı etmeye yöneliktir. Livet’ye göre iletişim enformasyon aktarımı değildir ama muhataba karşı müdahale yoluyla mesajının içeriğinin oluşacağı işaretler göndermek de değildir. İki durumda da, gerçekten, ilişki içindeki partnerlere olağanüstü yetenekler mal etmek gerekir: aktarım kodlarına hakim olma, tümevarım yeteneği, karşılıklı amaçları bilmek... Pierre Livet’ye göre zorunlu olarak teorisyenlerin formüle ettikleri gereklilikleri düzenlemeden iletişim kurarız. İletişim kurmak bizim başkalarıyla ilgili formüle ettiğimiz varsayımların karşılıklı revizyonu bağlamında hiç bitmeyen bir süreçtir ve biz bu yolla her zaman düşeceğimiz hatalardan kaçabiliriz. Aslında “iletişim, ilke olarak bilgimizin ve ilişkilerimizin yanlışlıklarının bir ilacıdır” (s. 91). Dolayısıyla asla mükemmel olamaz. İşte sonuç olarak mantıklı olan şey: deneyler göstermiştir ki etkinliklerimizi düzenleyebiliriz, işbirliği yapabiliriz; deneylerimiz aynı zamanda göstermiştir ki genellikle de başarısız oluruz bu konuda. Filozof sonuç olarak “potansiyel bir topluluk” oluşturan şeyin içindeki süreçleri açıklamaya-yani tanımlamaya- çalışır.

Çözümlemelerini anlamaya çalışmadan önce hatırlatalım ki filozof her şeyden önce bizim rasyonalitemizin kısıtlı olduğuna inanmıştır ve bu anlamda teorilerimizin geliştirdiği modeller ilke olarak eksikliğe açıktır. Bizim payımıza düşen her bakımdan öngörülemeyendir, öyle ki bu bağlamda akıl manevra alanlarını, özgürlük düzeylerini düzenlemek zorundadır bizim için. Pierre Livet’nin geliştirdiği iletişim felsefesi dogmatikliğe karşıdır ve İngiliz-Amerikan pragmatizminden etkilenir büyük ölçüde, şu farkla ki interaksiyon süreçleri içinde, hesapta, sadece insan yeteneğine güvenmez, aynı zamanda bireyleri “samimi olmayan”, kaprisli ya da asi yapan psikolojik etkenleri de dikkate alır.

Bu iletişim yaklaşımının epistemolojik amacı açıktır: bir yandan bireylerin normlardan ve kolektif temsillerden başka bir şeye boyun eğmeyecekleri düşüncesini (Durkheim esinli “holist” denen görüş) reddetmek ve öte yandan kolektif olguları gerçekleştirme yeteneğini sadece bireylere bırakmamak (“metodolojik bireycilik” denen düşünce). Bu iki düşüncenin günahı kesinlikle dogmatizmdir: biri her şeyi kolektif olana verir, öbürü bireylere, aslında ulaşılmaz olan amaçlar ve bilgiler verir. Livet kuşkucu olmayı ve öte yandan da insan topluluğu olgusunu oluşturan gerçekleri anlamayı yeğler. Bu alanda tüm çalışmalarını iki soru kuşatır: “iyi anlaşılmış olduğumuzu nasıl doğrulayabiliriz? Üyelerinden hiçbiri, kendi eyleminin kolektif bir eylemi hangi ölçüde desteklediği ya da kösteklediğini açık seçik bilemediği takdirde kolektivite nasıl etkili biçimde davranabilir? (1994, s. 10).

Bu sorunun cevabı, metodolojik bireyciliği bırakmadan kolektif olanın özelliğini tanımaya götürecektir ve bu nedenle gözden geçirilmiş ve düzeltilmiş uzlaşma kavramının gerekliliği ortaya çıkacaktır.

Dolayısıyla insanlar, kendilerini, karşılıklı amaçları konusunda bilgelendirecek karşılıklı bilgiyi paylaşmadan iletişimde bulunurlar. Bir birlerine karşı neredeyse tam bir belirsizlik içinde ilişki kurarlar. Hiçbiri ötekilerin rasyonelliğine güvenemez ama gene de etkili bir işbirliği yapabilirler. Nasıl olup bitiyor olaylar o halde?

Gerçekten biz, bir kolektifliği gerçekleştirme amacıyla değil, bireysel eylemlerimizi gözden geçirerek birlikte davranıyoruz; söz konusu bireysel eylemler, bizim aracılığımızla ortaya çıkan ve sonunda potansiyel bir gerçeklik yüklediğimiz bu kolektiflik varsayımına dayanılarak gerçekleşir. Livet şöyle diyor: “Bu potansiyellik bireysel işbirliği amaçlarının kararsızlığına bağlıdır. Sözgelimi kolektif bir yararın kesin olup olmadığı asla bilinmez. Bununla birlikte biz, bu potansiyel kolektivitelerden hareketle, uzlaşma olan karar noktalarına ulaşabiliyoruz. Ve kararsızlık yerine kararlılığı’ getirebilmeyi başardığımızda kolektifliğin varlığı gerçek olur” (1994, s. 224)

Livet’nin, kolektifliğin her şeye rağmen. nasıl ortaya: çıktığını göstermek amacıyla verdiği bir yığın örnek arasında Hume’ün esinledigi iki kürekçi örneği özellikle aydınlatıcıdır “Bir sandalın küreklerine asılan iki insan, bu konuda bir birlerine söz vermiş olmamalarına rağmen bu işi bir anlaşma ya da uzlaşma gereği yaparlar” (Hume, Trait de la nature humaine Fr. çev., ikinci böl. W). Hume’den sonra Livet de şu örneği verir: çok sayıda denizcinin bulunduğu bir teknede her kürekçi, işaret olarak yanındaki kürekçinin hareketini değil, koordinasyon araştırmasında bireysel hareketlerden çıkan kolektif sonucu alır. Kürekçiler önce aynı düzende kürek çekmezler ve bireysel hareketlerinin sonucu onları yönlendirebilecek ya da işaret noktası olabilecek hiçbir düz durum ortaya çıkarmaz. Ama bir kürekçi kolektif uyumsuzluk içinde bir kesinti görürse durur ve hareketlerini düzenlemek ve ayarlamak bu aradan yararlanır. Uyum yavaş yavaş herkese empoze eder kendini. Böylece rastlantı olarak yavaş. yavaş tekneye düzenli bir yörünge veren eşzamanlılık gerçekleşmiş olur. Her kürekçi, ritmi belirlerken kimsenin bilinçli olduğunu söyleyemeyeceği ya da ‘bir sonraki kürek. hareketiyle değiştirilemeyecek olan “kolektif bir hareket” üretir. ‘“Kolektif etkinin yorumu bir varsayım olarak kalır, kolektif olan potansiyeldir”.(Livet, 1994, s. 235).

Bu kuram intersübjektivite değerleri bağlamında  tatmin edici midir? En azından, tam anlamıyla işlevselci görüş açısından yani iletişimin ‘her zaman, kuramı bir mantık getiren ‘bir amaca tabi olacağı iletişim anlayışı açısından kaçar. Ne var ki insanlar arasındaki ‘işbirliğini ortaya çıkaran basit ve yerel’ etkileşimlerin’ dağıttığı bir etki haline getirirken, bilimselci eleştirinin kurtarmayı vadettiği intersübjektif temeli kesinlikle ulaşılmaz kılar.

Sonuç olarak, karşılıklı konuşma incelemesi daha çok vaatlerine bağlıdır. Onunla birlikte iletişim enformasyon açısından diktatörlüğe direnir kesinlikle ve bilimin habersiz olduğu yaşamsal tespiti kabullenir: her türlü intersübjektif ilişkide’ bir oyun, bir nedensizlik, kimi zaman sıkıntıya yaklaşan bir kayıp payı vardır. Sadece kendi içinde bir örtüklük değil aynı zamanda da hesaba gelmeyen bir bilinçdışı vardır.

Pragmatik olanın ve bundan dolayı sistemsel-yapısal yaklaşımlar iletişimde yer almazlar kaçınılmaz biçimde; karşılıklı konuşmanın artık tek olmadığı,. artık kesinlikle bir şey söylemek için değil, sadece ilişki kurmak için, yalnızlık anma, sessizliğe son vermek için konuşulduğu kendi kendine doğurma  anıdır bu. Gabriel Tarde’ın karşılıklı konuşmaya adadığı o güzel sayfalara göz atıldığında kendisinin toplumsal ilişkinin temelinde dinin aşkın garantisinin inanılırlığını yitirdiği bir dönemi gördüğü anlaşılır. Berthet şöyle der. “Sözsel olan, laikleşmiş bir biçim altında karşılıklı konuşmanın kaybolmuş dinselliğini korur.”

Karşılıklı konuşmanın iletişimsel etkinliğin paradigması olduğu kabul edilirse, metafizik bir boyutun ortaya çıktığı görülür kesinlikle ve bilimsel yaklaşımlar bastırırlar bu boyutu. Gerçeken de toplumsal bağ dilin stratejik olmayan bir kullanımını ve iletişimin artık çözülecek ya da hatta müdahale edilecek bir anlamın aracı olmamasını gerekli kılar. Sözgelimi Marcel Proust’un yapıtları ama aynı zamanda da Maurice Blanchot’nunkiler kesinlikle bu tür bir anlayışın örnekleridir: tamamen kendi içine dönük ve dolayısıyla da belirtik biçimde yansıtılan bir iletişim. Birçok metni sadece ondan bir şey beklememeyi bilen iletişim paradokslarını kanıtlayan Georges Bataille şu sözleriyle çok önemli bir noktaya basmaktadır hiç kuşkusuz: “iletişimde çok hassas bir şey vardır,’bastırırsanız öldürürsünüz onu: iletişim kaymayı gerektirir” (bkz. Bataille, 1973;’ ‘Besnier, 1988).


Kaynakça:
BATAİLLE G., Experience intérieure, cEuvres complétes, c. V, Paris, Gallimard 1973.
BESNIER J.-M., La Politique de l’impossible. L’intellectuel entre révolte et engagement, Paris, La Decouverte, 1988, s. 191-214.
LİVET P, La Communauté virtuelle, Combas, L1 1994.
SPERBER D. &WİLSON D., La Pertinence. Communication et cognition, Fr. çev. A. Gerschenfeld & D. Sperber, Paris, Minuit, 1989

İletişim ve İntersübjektivite, Jean Michel Besnier, Çev: İsmail Yerguz, Siyaset Felsefesi Sözlüğü, İletişim Yayınları

 


 
   
   
 

Felsefe Ekibi SOLİS'in sağlamış olduğu hosting hizmeti ile sizlere ulaşmaktadır.
© 2001-2008 Felsefe Ekibi Tüm haklarını saklı tutar...
Yayımlanan yazılar, kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazarlara aittir.

 
website statistics