Etkin KonularEtkin Konular  Forum Üyelerini GösterKullanıcı Listesi  Forumu AraArama  YardımYardım
  KayıtKayıt  GirişGiriş
 FELSEFE FORUMU : Filozoflar
Konu Konu: HEIDEGGER Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlar
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4077
Gönderen: 01.09.2003 Saat 09:09 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak


Heidegger, 1889'da, Messkirch'te doğdu. Babası, Saint-Martin Kilisesi'ndeki ayin eşyalarının bakıcılığını yapan bir fiçı ustasıydı.

Heidegger önce Konstanz Lisesi'ne, sonra da sağlam bir klasyk egitim alacağı Freiburg im Breisgau Lisesi'ne devam etti.

Doğduğu şehirde elde ettiği bir burs sayesinde, 1909'da, Freiburg Üniversitesi'ne girdi.

Henüz genç bir öğrenciyken kendisine hediye edilen
[Franz Brentano/b]'nun «Aristoteles'te Varolanın Çoğul Anlamı» adlı kitabı onun «düşünme yolunun başlangıcını oluşturdu ve tüm çalışmalarını adayacağı «varlık sorunu» nun derinleştirilmesine böylece yönelmiş oldu.

Önceleri teoloji, daha sonra da felsefe eğitiminin ardından, Heidegger, Freiburg Üniversitesi'nde (1919-1923), Marburg Üniversitesi'nde (1923-1928) ve yine Freiburg Üniversitesi'nde (1928-1944) araştırma yapmaya ve ders vermeye aralıksız devam etti.

Heidegger , Freiburg Üniversitesi'nde, Husserl'in asistanı olduktan sonra, onun yerini aldı. Verdiği felsefe derslerinin olağanüstü özgünlüğü ve ardından, 1927'de yayımlanan «Varlık ve Zaman» , (Sein und Zeit), henüz otuz sekiz yaşında, Heidegger
'i dönemin en ünlü Alman filozofu haline getirdi.

Axis 2000
Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
S.Yildiz
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 26.10.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 3298
Gönderen: 01.09.2003 Saat 13:07 | Kayıtlı IP Alıntı S.Yildiz

Bütün varlıklar arasında bir tek insan, varlığın sesiyle hitap edildiğinde, bütün mucizelerin en harikasını yaşar: Bu, Ne-liğin varolduğudur.
Martin Heidegger

BİZ KENDİMİZ ÇÖZÜMLENECEK VARLIKLARIZ.
Martin Heidegger

HEİDEGGER’in önemli eserleri

Şey nedir? (1926)
Varlık ve Zaman (1927)
Kant ve Metafizik Sorunu (1929)
Metafizik Nedir? (1929)
Felsefe Nedir? (1956)

VAROLUŞ NEDİR?
Batı felsefesinin, Descartes’tan beri bilgi sorununa odaklanmış olması zihnini kurcalıyordu. Bu kartezyen yaklaşım, gerçekliği, akılla madde, özneyle nesne, gözleyenle gözlenen, bilenle bilinen halinde ikiye ayırmaktaydı. Genç Heidegger’in, Amerikan pragmatistlerinin eserlerinden habersiz olması çok mümkündür; ancak geleneksel bilgikuramına yönelttiği itirazın onlarınkiyle pek çok ortak yönü vardı. Heidegger’e göre, geleneksel bilgikuramı durumunun gerçeklikleri karşısında yanlıştı. Bakmakta olduğumuz dış dünyadan ayrı değildik. Bizler, bu dünyanın bütünleyici bir parçasıyız; bundan başka bir dünyada var olmamız düşünülemez bile. Derinlemesine düşünüldüğünde, asıl gizem bilgi değil, varlıktır, varoluştur. Kendimizi içinde ya da yanı sıra bulduğumuz bu varoluş nedir? Bir şeyin var olması ne demektir? Bir şey nasıl var olur? Hiçlik diye bir şey neden yoktur?

VARLIĞIN ÇÖZÜMLENMESİ
Kendi varoluşumuzun, dolaysız, şüphe götürmez şekilde farkındayızdır. O nedenle, d,ye düşünür Heidegger, varoluş sorununu ele almanın yolu, kendi varoluşumuzun farkına vardığımızda bilincine vardığımız şeyin neliğinin görüngübilimsel bir çözümlemesini yapmakla başlar. Varlık Ve Zaman adlı kitabında yaptığı budur. Ağır, özenli, sistemli, neredeyse düşünceli düşünceli yürüyerek varoluşumuzla ilgili bilincimizi oluşturan belli başlı iplikleri tek tek ayırır. Örneğin, bilince konu olan bir alan, bir tür sahne, perde ya da dekor (yani bunun vuku bulabileceği bir dünya) olmasaydı, böyle bir bilince kendi varlığımızın bilincine sahip olamayacağımızı gösterir. Dolayısıyla, varlığımız doğası gereği “ bu dünyalı”dır. En azından bizim için varlık ile bir tür dünya, birbirinden ayrılmaz şeylerdir. Aynı zamanda, şu ya da bu şeyin sürmekte olduğuna dair bir kavrayış olmasaydı, yine kendi varoluşumuza dair bir bilincimiz olamazdı. Fakat, bu bir zaman boyutu gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla, farkında ve bilincinde olduğumuz varoluş, doğası gereği zamansaldır. Yine, bu zamansallık bilincimize yer etmemiş olsaydı, kendi varoluşumuzun farkına varamazdık. Bizi belli bir biçimde, en azından asgari düzeyde kaygılandırması gerekir ki onun farkına varalım. Kaygı, indirgenemez bir öğedir. Vs. vs. İşe başlarken, varlığımızla ilgili bilincimizin, daha ileri bir çözümlemeye elvermeyecek kadar dolaysız, doğrudan ve saydam bir şey olduğunu varsaymış olabiliriz; ancak, Heidegger bunu reddederek, varlığımızla ilgili bilincimizin, zengin ve derin bir içgörüyle çözümlemesini yapar. Sonuçta şu sonuca vardı: En önemli yönleriyle bizim varlık kipimizin, öğeleri geçmiş, şimdi ve gelecek zamana karşılık gelen üç yönlü bir yapısı vardır; bu yüzden, son tahlilde varlık zamandır ( kitabın adı da budur).

KENDİMİZ OLMAK
Bu başlangıç noktasından hareketle Heidegger insanlık durumunu çözümlemeye koyulur. Başka insanlarla temas kurmak gibi bir sorunla karşı karşıya bulunan soyutlanmış bireyler olmaktan çok uzak olan biz insanların varoluşu, başından itibaren paylaşılan, toplumsal bir varoluştur; sorunumuz, özgün bir kişisel varoluş tarzı bularak bireyler haline gelmektir. Hepimiz, bilinmesi olanaksız bir geleceğin ve sonuçları hakkında emin olamayacağımız seçimlerde bulunmanın baskısı altındayızdır. Payımıza suçluluk ve endişe düşmektedir; özellikle ölüm karşısında endişe. Hayatlarımızın, metafizik bir nedeni ya da temeli ve bir anlamı olsun isteriz. Ancak, bunların nesnel olarak var olduklarından emin olamayız; eğer yoksalar, hayatlarımızın nihai olarak hiçbir anlamı olmayabilir, saçmadır; aksi halde, sahip olduğu anlam, bizim verdiğimiz bir anlamdır.

Bryan MAGEE - Felsefenin Öyküsü

Yukarı dön Göster S.Yildiz's Profil Diğer Mesajlarını Ara: S.Yildiz Ziyaret S.Yildiz's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4077
Gönderen: 02.09.2003 Saat 08:51 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4077
Gönderen: 03.09.2003 Saat 12:32 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Burada ne yaptığımızı düşünüyorum da...
Temel yapıtı dilimize çevrilmemiş bir filozofu -ikinci el kaynaklardan - yorumsuz olarak, seçtiklerimizle sunmaktan öteye gidemiyor çabamız.

Aslında tanıtmaya çalıştığımız bir çok filozof için geçerli bu. Sevgili Yıldız ile , aktardığımız metinlerde , ne kadar çok yoruma açık düşünceler olduğunu konuşmuştuk bir ara.

İnternet’ te araştırırken , Sayın A. Kadir ÇÜÇEN’in “Heidegger ‘de Varlık ve Zaman” adlı yapıtının tanıtım yazısı ile karşılaştım. Önsöz yazısında şöyle diyor Çüçen.


“Elinizdeki çalışmanın amacı Martin Heidegger'in felsefesini, temel görüş ve kuramlarıyla tanıtmaktır. Bu bir Heidegger felsefesine giriş çalışmasıdır. Bu nedenle Heidegger'in en büyük eseri olan Varlık ve Zaman aslına uygun olarak özetlenerek tanıtılmaya çalışıldı. Ayrıca, Heidegger'in çeşitli düşünceleri hakkında yayınladığım makalelerimi de burada bir araya getirdim.
Heidegger felsefesi hakkında ülkemizde yeterince yayın bulunmamaktadır. Türkiye Felsefe Kurumu'nun yayınladığı ve Yusuf ÖRNEK'in çevirdiği Metafizik Nedir?, Ali ILGAT'ın çevirdiği Nedir Bu-Felsefe ve Turhan ILGAZ'ın çevirdiği Profesör Heidegger'e 1933'te Neler Oldu? adlı eserleri Türkçemizdeki orjinal kaynaklardır.

Bunun yanında Profesör Doktor Doğan ÖZLEM'in Heidegger üzerine çevirdiği iki kitap ve birçok kişinin yazdığı Heidegger üzerine makaleler mevcuttur. Dolayısıyla bu çalışmanın, Heidegger felsefesine giriş yapmak isteyenler için iyi bir başlangıç olacağını düşünüyorum.

Heidegger felsefesiyle uğraşanların da açıkca bildiği gibi, Heidegger'in kullandığı terminoloji derin bir felsefî anlam yüklüdür. O, sıradan Almancadan aldığı kavramlara felsefe yükleyerek, felsefeye kazandırmıştır. Bu ise Heidegger'i başka bir dile çevirmenin zorluğunun temelini oluşturmaktadır. Bu nedenle burada bazı kavramların Türkçe karşılıklarını ilk kez kullanmayı denedim. Bu karşılıklar henüz kabul görmemiş bulunan ve belki de ilk defa benim tarafımdan önerilen karşılıklardır. Heidegger felsefesi üzerine ülkemizdeki çalışmalar çoğaldıkça Heidegger'in terminolojisine önerilen karşılıklar çoğalacak ve sonunda bazıları elenerek asıl anlamına daha yakın olanlar felsefe dilimize kazandırılacaktır.”

Görüldüğü gibi zor bir filozof Heidegger. Bu arada Türkçe kaynaklara da değinilmiş oldu.

Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4077
Gönderen: 04.09.2003 Saat 09:53 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

HEIDEGGER’DE VARLIK VE ZAMAN-1


Martin Heidegger , 20. yüzyıl düşüncesine en fazla etkide bulunan felsefecilerden biridir. Hayatı boyunca "Varlık'ın Anlamı Nedir?" sorusuna yanıt aramış, düşüncesini bu soru çerçevesinde yoğunlaştırarak, felsefe tarihini incelemiştir. "Varlık'ın Anlamı Nedir?" sorusuna sistematik bir yanıt verebilmesi onun engin felsefe tarihi bilgisine bağlıdır. Yıllarca Antik Çağ üzerine verdiği ders ve seminerler onun varlık karşısındaki tutumuna yön vermiştir.
Felsefe tarihindeki uzun süren varlık incelemesi ve varlık kavramı üzerine yaptığı etimolojik araştırmalar onu, Sokrates öncesi doğa felsefecilerine yöneltmiştir. Heidegger , doğa filozoflarının varlığı önsel ve dolaysız bir biçimde kavradıklarını ileri sürmüştür. Fakat Platon 'la birlikte varlığın önsel ve dolaysız kavranışı, metafiziğin etkisi sonucu üstünü kapanmış ve örtüsünün altına gizlenmiştir. Heidegger'e göre, Platon , Batı metafiziğinin de başlatıcısı olmuştur. Felsefe, artık metafiziğin varlığı açıklama evrenidir.

Aristoteles 'le devam eden bu metafizik varlık anlayışı Orta Çağ'da, dinsel anlam kazanarak, İlahî Varlık alanına dönüşmüştür. Descartes 'la başlayan Modern Batı Felsefesinin, varlığı epistemoloji temelli bir metafizik anlayışla ele aldığını ileri süren Heidegger, en büyük karşı çıkışını Kartezyen geleneğe yapmıştır.

Heidegger'in amacı, Kartezyen geleneğe bağlı olan epistemoloji temelli düalist varlık anlayışını yeniden yorumlayarak (tahrip ederek), yerine ontoloji temelli varlık kuramı geliştirmekti. Bu amacını Varlık ve Zaman adlı eserinde gerçekleştirerek çağımızın varlık kuramlarını etkiledi.

Martin Heidegger 'i anlamak ve onun çağımızdaki konumunu belirlemek için ondan önceki felsefî gelişmeleri de anlamak gerekir. Özellikle Descartes 'la başlayan felsefe ve sonraki gelişmeler varlık bağlantısı içinde yorumlanmalıdır. Descartes 'ı modern felsefenin kurucusu ve babası yapan nedir? Descartes felsefesinde ne vardı ki felsefenin akışı ve bakış açısı değişti? Niçin modern felsefeyi Descartes'la başlatıyoruz da Bacon, Galileo, Kopernik ya da Kepler 'le başlatmıyoruz? Descartes'ı Descartes yapan nedir?Yanıt tek kelimeyle "cogito" dur. Çünkü Descartes sonrası tüm filozoflar, felsefenin temeline cogito'nun değişik formlarını koyarak, felsefe yapmaya başladılar. Bunlar Spinoza, Leibniz, Locke, Hume, Berkeley, Kant, Fichte, Schelling, Hegel, Dilthey ve Husserl 'dir. Heidegger'e göre, bu geleneği ilk defa cesurca tartışan ve reddeden son Batı metafizikçisi Nietzsche 'dir.

Cogito'nun temele alınması ve bunun bilgi kuramsal bir ontoloji ile açıklanma çabası aynı zamanda bilimleri de ön plana çıkarttı. Çünkü cogito'da hiç sarsılmadan ve açık olarak var olan kesinlik, bilimlere matematik öğelerin kesinliği olarak yansıdı. Matematiğin doğruluğu, kesinliği, değişmezliği ve evrenselliği kendini bilimlerin yasalarındaki matematik ifadelerde buldu. Kartezyen gelenekle başlayan cogito merkezli felsefe ve bilim anlayışları 17. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına kadar devam etti.

Cogito, Spinoza 'da Bir, Leibniz 'de monad, empiristlerden Locke ve Hume 'da içi boş levha olan özne, Berkeley 'de ruh, Kant 'ta transendental özne, Fichte ve Schelling 'te Ben ve son olarak Hegel 'de de Mutlak Tin oldu. Tüm modern filozoflar cogito'yu öznenin değişik formları olarak kavrayıp onu açıklamaya çalıştılar. Heidegger 'e göre, tüm modern felsefe aslında cogito felsefesinden ve epistemolojik felsefeden başka bir şey değildir.

Heidegger’de Varlık ve Zaman- A. Kadir Çüçen (Giriş Bölümü)


Düzenleyen Anlamak 04.09.2010 Saat 13:04
Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4077
Gönderen: 05.09.2003 Saat 08:47 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

HEIDEGGER’DE VARLIK VE ZAMAN-2


Niçin varlık?

'Varlık' terimi çeşitli karşıtlıkları içerir. O, ilk olarak bilgi ve bilim ile çelişir. Heidegger 'in zamanındaki ve daha önceki birçok filozof, özellikle de, Kant 'ı takip ettiğini iddia edenler, "ne bilebiliriz?" ve "bilimlerin temelleri nelerdir?" gibi soruları sorarak, temelde epistemolojiyle ya da bilgi kuramıyla ilgilendiler. Heidegger epistemolojiye karşıydı. Bilgi kuramı sürekli bıçağını biler, fakat bir türlü işe başlayamazdı. Bilgi, özellikle bilimin sistematik bilgisi bir taraftan bilen, diğer taraftan hakkında bilinmek istenen obje ya da objeler alanı arasında bir bağlantıyı içerir.

Fakat tüm bu felsefeler bir şeyi unutmuştu. Unutulan zaman'dı. Cogito'nun tüm formlarında zaman ya göz ardı edildi, ya cogito'nun içine ya da cogito'nun dışına konuldu. Hiçbir biçimde, zaman ve cogito birlikte kavranılmadı. Bu bir eksyklikti, bu Dasein'ın kendisini gizlemesi, üstünü örtmesi ve kendisini yanlış yorumlamasından başka bir şey değildi. O halde "Varlık'ın anlamı" yeniden sorgulanmalıydı. Heidegger'e göre, ilk defa Kant , cogito'yu zamanla birlikte ele aldı. Fakat Kant, kartezyen geleneğe olan aşırı sadakati sonucu zamanın, "Varlık'ın anlamı" olduğunu göremedi. Kant sonrası felsefeler, cogito'nun değişik formlarını ele alıp açıklamaya devam ettiler. 19. yüzyıl felsefe akımlarından Alman romantiklerinin temsilcileri Fichte, Schelling ve Hegel cogito merkezli kuramlarını iyice kavramlaştırıp, soyutla*** "Varlık'ın anlamını" mutlak tinde aradılar. Zamanı da mutlak tinin açılımında ortaya çıkan tarih kavramıyla açıkladılar. 19. yüzyılın diğer bir felsefe akımı olan pozitivizm ise, zamanı nesnel bir yorumla ele alarak fiziksel olanla ilişkilendirdi. Sonuçta 19. yüzyıl felsefeleri zaman ve varlığın birbirleriyle olan bağlantısını kavramaktan çok uzak kuramlar ortaya koydular.

Heidegger, 19. yüzyılın sonlarına damgasını vuran bir Danimarkalı ve üç Alman filozofuyla birlikte başlayan yaşam felsefesi anlayışının, epistemoloji temelli kartezyen geleneğini yerinden sarstığını öne sürer. Bunlar, Kierkegaard, Dilthey Nietzsche ve Husserl 'dir.

Kierkegaard 'ın Hegel'in sistem felsefesini eleştirmesi ve bireyin önemini vurgulaması,

Dilthey 'in tin bilimlerine önem vermesi sonucu yaşam ve tarih kuramlarını geliştirmesi ve

Nietzsche 'nin Batı metafiziğini ve kartezyen geleneği acımasızca eleştirmesi, Heidegger'in görüşlerini derinden etkilemiştir.

Husserl 'in fenomenolojik yöntemini kendine örnek alan Heidegger, varlık felsefesinin ancak fenomenolojik yöntem ile olabileceğini ileri sürmüştür.

20. yüzyıl artık kartezyen geleneğin terk edildiği yüzyıldır. Önce yaşam ve tarih felsefesi, kartezyen geleneği eleştirmeye başladı. Daha sonra varlık felsefesi, kartezyen geleneği tamamen reddetti. Heidegger'e göre, artık cogito merkezli felsefeler yerini varlık merkezli felsefelere bırakmalıdır. Bunun için epistemoloji temelli veya kartezyen geleneğe bağlı varlık felsefelerinden vazgeçilmelidir. Çünkü felsefenin Varlık'ı sorgulaması ve anlaması, epistemoloji ile olamaz. Felsefenin konusu, temel ontolojidir.
"Varlık'ın anlamı nedir?" sorusu, temel ontolojinin sorguladığı tek sorudur. Böyle bir soru da ancak kendisinde Varlık'ı açabilecek bir varolanın sorabileceği sorudur. Kendisini kendinde Varlık olarak açan tek varlık Dasein'dır.

O halde, temel ontolojinin, yani felsefenin görevi , Dasein 'ın Varlık'ını serimleyerek, Varlık'ı açığa çıkarmaktır.

Varlık'ı açmanın yöntemi , fenomenolojidir. Dasein'ın varoluşunun analitik serimlenmesinde Varlık'ın anlamının zaman olarak ortaya konulması fenomenolojinin görevidir. Heidegger'e göre, ontoloji, yalnızca fenomonoloji ile olanaklıdır

Heidegger’de Varlık ve Zaman- A. Kadir Çüçen (Giriş Bölümü)

Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4077
Gönderen: 06.09.2003 Saat 11:10 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Martin Heidegger.
Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4077
Gönderen: 08.09.2003 Saat 09:57 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

DÜŞÜNME YOLU


Geleneksel metafiziğe köklü bir biçimde yerleşmiş olan hakikat arayışındaki çok derin bir değişimi haber veren Heidegger 'in düşüncesi, yeni bir felsefi sistem olarak değil, bir yolda adım adım sabırla ilerleme olarak sunulmaktadır. Heidegger 'in düşüncesi, Eski Yunan'dan çağımıza dek tüm Batı metafiziği geleneğini elden geçirmeye girişmektedir; böylelikle, felsefe geleneğinin ustalarının eserlerinde ortaya çıkan unutulmuş sınır noktalarına ve «görülmez olmuş» veya «düşünülmeyen» ufuklara ulaşarak, bu eserlerdeki hakikat deneyimlerine tanık olma olanağı doğmaktadır.

Antikçag'a ait varlık sorusu, metafiziğin uzak ufuklarına ulaşmaya olanak vermekte ve Heidegger'in izlediği düşünme yoluyla bağı oluşturmaktadır. Varlığın anlamı sorusunu sistematik olarak ortaya koymak : temel varlıkbilimin (ontolojnin) konusu işte budur. Bu hedef esas olarak birbirinden ayrılamaz ve simetrik iki amaç yüklemektedir:

ilkin insan varolmasını, varlığın anlamı soruşturmalarının merkezine yerleştirmek, çünkü varlığın anlamını arayacak ve örtük de olsa belli bir yoruma ulaşacak olan yalnızca insanın kendisidir;

daha sonra , metafizik tarihinin geleneğini oluşturan metinleri soruşturmak (özellikle, büyük düşünürlerin metinlerini) ve bunları varlığın dolaylı veya dolaysız bir deneyimi olduğu kadar, varlığın kendini ortaya koyduğu bir hakikat deneyiminin tanıkları olarak kabul etmek.


Bu amaçlardan ilki, insanın (kendi türünde tek olan) varlık biçiminin derin bir çözümlemesine götürüyor; bu, ölümlülük koşuluna özgü “zamansal varoluşsallığın”ın çözümlenmesi . demektir.

«Varlık ve Zaman» ın “varoluşsal çözümlemesi” (veya «varoluşsal yorumlama» bölümünü izleyen ikinci amaç, tüm metafizik tarihi geleneğinin genel bir yorumuna giden yolu açıyor; varlığın anlamını merkeze alan ve «Varlık ve Zaman» da «varlıkbilim tarihinin yıkılması” adı altında ortaya konan bu yorum, Heidegger'in düşünme yolunun ikinci yarısında da izlenecek ve varlığın tarihine ulaşılacaktır.


Bu iki varlıkbilimsel araştırma alanı, varlığın hep zaman cinsinden anlaşıldığını ortaya çıkaracaktır. Böylece, yeni bir felsefe kavrayışına ulaşılmaktadır. Öyle ki, tüm sistemin en üst ve gözden kaçmış varsayımlarına yükselecek ve aynı zamanda, insan varoluşunun, tarihselliğinin (dünyada olma) çeşitli boyutlarındaki zamansal yapısının hiç yapılmamış görüngübilimsel bir çözümlemesi gerçekleşecektir. Bundan çıkan sonuçsa, insan varoluşunun kendi özgürlügüyle hakikatin deneyimine ve kaçınılmaz bir sorumluluğa yönelmiş olduğudur.

Tamamlanmamış şaheseri “Varlık ve Zaman” dan sonra, Heidegger'in ilerlemesi, kendi deyimiyle bir dönüm noktasına ulaşıyor: insan ve varlık ilişkilerini düşünme tarzında anî ve keskin bir dönüş. Böylece, insanı, “varlığı başlangıç alarak düşünme” veya “varlığın hakikati üzerinden düşünme” söz konusu olmaktadır (varligın kendisini, varlıgın tarihinde ortaya koyması anlamında); bu da, « Varlık ve Zaman»da olduğu gibi, varliğın anlamını yalnızca insanın onu yorumlamasına başvurularak yapılandan farklıdır.

Dilin en son sınırlarına dek gidilmesi (özellikle, şairler ömeğinde olduğu gibi) gerektiği, varlık düşüncesinin (veya “varlıgın topolojisinin”) bu «nazik» yolu üzerinde, “varliğın hakikatinin” karmaşık tarihinin evrelerini, metinlerin incelenmesiyle ayırt etmek mümkün olacaktır; bu tarihin içinde insanın sorumluluğuna doğrudan işaret edilmiştir.

En iyiyle en kötü arasında tehlikeli bir biçimde gidip gelen bizim dönemimiz (XX. yüzyıl tarihinin bunu gösterdiği gibi), varlığın tarihinde en sonuncu dönemdir: bu dönem, insanların modern teknolojiyi kurdukları,bilimsel temsillerde kesinlik idealinin oluşturulduğu, hakikatin en aşırı biçimini kurduğu bir dönem olarak, «Avrupa yoksayıcılığının (nihilizminin)» ve «varlığın unutuluşunun» dönemidir.
Çağdaş insanın, metafizik tarihini dikkate almadan bu tehlikeli duruma bakamayacağını, Heidegger bize göstermektedir; çünkü metafizik tarihi, «varlığın unutuluşunun» tarihidir bir anlam da. Metafizik, bizim tarihimizin içinden çıkılmaz bir biçimde katılmış olduğu «varlığın tarihi»ni otaya çıkarmaktadır.

Axis 2000
Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4077
Gönderen: 09.09.2003 Saat 11:17 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

ÖZNENİN STATÜSÜ


Bilimsel aklın ontolojisiyle ilgili esas problem, öznenin statüsü problemidir. Heidegger bunun, Platon ve Aristoteles 'ten beri, ontoteolojik töz konsepsiyonları için bir problem olduğuna inanır.

Bununla birlikte, o modem dönemin fılozoflarıyla ve özellikle de, Descartes 'ın düalist zihin ve madde metafiziğiyle birlikte, en aşikâr bir biçimde görülür hâle gelir. Descartes dünyayı, tinsel bir zihin ya da bilinç alanına gizemli bir biçimde bağlanan, yer kaplayan maddî cisimlerin mekanistik bir alanı olarak tasarlar. Daha Descartes'ın çağdaşları tarafından bir büyük problem olarak görülen, zihin ve maddenin nasıl olup da etkileşim içinde bulunabileceklerini açıklama güçlüğü, bu metafiziğin sonuçlarından sadece biridir.Doğa bilimlerinin yöntemini, özü itibariyle tarihsel olan bir zihin ya da tini anlama edimine uygulamanın uygunsuzluğu, Dilthey 'ın insan bilimleri felsefesinin ana konusuydu.

Bununla birlikte, Husserl 'in de farketmiş olduğu gibi, hermeneutik metodolojinin hâkim olduğu insan bilimleri bile, değerler için tatmin edici bir temel sağlayamaz. Tarihselcilik, nasıl ki bilimciliğe direnemiyorsa, kültürel şüphecilik ve nihilizme de karşı koyamaz. Felsefe, öyle görünmektedir ki, kökten bir biçimde farklı bir özne ve öznellik yorumu ortaya koymak durumundadır.
Kierkegaard Eleştirisi`
Öznel hakikat'te değer bulma yönünde doğrudan bir teşebbüs, geçmişe dönüp bakıldığında, ilk varoluşçu diye tanımlanan Sören Kierkegaard tarafından yapılmıştı. Heidegger'in Kierkegaard'ın teşebbüsüne karşı olan tepkisi, onun en önemli düşüncelerinden bazılarına yararlı bir giriş sağlar.

Heidegger, bilimsel rasyonalitenin sınırlamalarına karşı gösterilen tepkiler olarak, hem Kierkegaard'ın ve hem de hayat felsefesinin önemini kabul eder. Bununla birlikte, zihin, hayat ya da varoluşun indirgenemezliğini olanca güçleriyle vurgulamalarına rağmen, onlar sadece hayatı anlama `yolundadırlar.' Kierkegaard'ın öznel hakikatin savunuculuğunu yapması değerli olmakla birlikte, Batı ontolojisinden yeterince radikal bir kopuşu gerçekleştiremediği için, temelde sınırlıdır. Aslında Kierkegaard da, tıpkı Dilthey gibi, öznel zihin ya da varoluş alanını, bilimsel akılla onun atası ontoteolojik metafiziksel düşünüşün saldırılarından korur , ama o, bilimin ve metafıziğin kendi bilgi alanlarındaki ontoteolojik temellere esaslı bir biçimde meydan okuyamaz. Heideggeı'in terimleriyle ifade edildiğinde, Kierkegaard `varlık problemi'ni bütün `varoluşsal' tamlığı ve karmaşıklığı içinde ele almaz, zira onun analizi sadece öznel tecrübenin `egzistansiyel' karakteristikleriyle ilgilenir:

Ondokuzuncu yüzyılda, Sören Kierkegaard varoluş problemini açıkça egzistansiyel bir problem olarak anladı ve ona nüfuz edebilmek için çok zaman sarfetti. Bununla birlikte, varoluş problematiği ona o kadar yabancıydı ki, ontolojisi söz konusu olduğunda, o bir bütün olarak Hegel ve Hegel'in anladığı şekliyle antik felsefenin tahakkümünden kurtulmayı başaramadı

Heidegger , `egzistansiyel' terimini, bilinçli varlıkların varoluşu açısından özsel olan öznel bakış açısına gönderme yapmak için kullanır. Bu perspektifı bulup ortaya çıkarma, Heidegger'in `varoluşun ontolojik yapısı'yla ilgili can alıcı `varoluş' sorusu olarak gördüğü şeyi, kendiliğinden aydınlatmaz. Başka bir deyişle, Kierkegaard her ne kadar varlığın bir bölgesine (öznel varoluş) ilişkin olarak önemli vukuflar sergilese de, onun kavrayışlarının bilgi, hakikat ve varlık olmak bakımından Varlıkla (Sein) ilgili içerimlerinin peşinden gitmeyi başaramaz.

Dilthey Eleştirisi
Heidegger, Dilthey için de benzer bir teşhiste bulunur. O, Count York von Wartenburğ un, Dilthey'ın `tarihsel olana' ilişkin araştırmalarının, felsefi olarak hayatı daha doğru anlamayı, `hayatı' salt onun için geçerli olacak bilimsel anlama türüne kavuşturmayı amaçlayan katkılar kadar önemli olduğunu dile getiren görüşünden övgüyle söz eder. Ama Dilthey da, tıpkı diğer hayat filozofları gibi, Batı ontolojisine ihtiyaç duyulan meydan okumaya teşebbüs etmediği için, yalnızca "`hayat" sorusuna doğru kendi yolunda kaldı.

Bilimsel aklın ve töz kategorisinin gücünü kırma yönünde bir teşebbüs, sadece, öznelliğin önemini, nesnelleştirici bir pozitivizme karşı, ama sanki onun bordasında, yeniden öne sürmekten daha fazla bir şey yapmalıdır. Madde ve tini, beden ve zihni anlamak için, Batı düşüncesinin temel kategorilerini yeni baştan düşünme zorunluluğu vardır. Batı metafiziğinde, bilimsel rasyonalitenin, yalnızca bir şeyler toplamı olarak `nesnel' doğa konsepsiyonunun karşılığı, yalıtlanmış ve cisimleşmemiş bir şey olarak `öznel' zihin görüşüdür. Başka bir deyişle, öznelcilik ve nesnelcilik, Batı düşüncesinin, Gadamer'in `modern çağın "nesnel" öznelciliği adını verdiği, aynı temel hastalığının karşıtlaştırıcı arazlarıdır: Hayat ya da varoluşun, mekân içindeki fizikî şeylerin varlığının `nesnel' kutbunun tam karşısında yer alan ayrı bir varlık düzeni olarak, `öznel' kutbunu yeniden tasdik etmek yeterli değildir. İlk ve temel soru olan, genel olarak Varlık sorusunu ele alma zorunluluğu bulunmaktadır.

Heidegger'de Varlığın Fenomenolojisi-
Kıta Avrupası Felsefesine Giriş -David West.
Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
S.Yildiz
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 26.10.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 3298
Gönderen: 09.09.2003 Saat 13:03 | Kayıtlı IP Alıntı S.Yildiz

Varlık ve Zaman

Varlık ve Zaman adlı eserinde, her şeyden önce bir saf şeyler teorisi geliştiren Heidegger, modern felsefenin kişiyle şey arasındaki ayırımını benimsemiştir. Buna göre, şeyler kullanılmaya hazır durumdadır; biz insan varlıkları, dünyayı bu çerçeve içinde, düşünen özneler olarak karşısında durduğumuz fiziki bir nesne olarak görmeyiz. Özne bilen ve düşünen bir özne olmaktan çok, öncelikle dünyadaki kullanılmaya hazır şeyleri aletler olarak kullanan varlıktır. Aynı eserinde, bir kişiler ve kişisel ilişkiler kuramı geliştiren Heidegger’de, bilinçli özneye özgü varlık tarzını gösteren Dasein, nesnelerle olan ilişkisi dışında, kendi türünden başka varlıkların varoluşunu tasdik eder. Dasein, ona göre, tüm diğer varlıklardan farklıdır. Kendisini seyirci gözüyle izleyemez, kendisini yalın bir şey olarak göremez. Dasein kendisini düşünür, kendi kendisiyle ilgili sorular sorar; o, dünyadaki varoluşunun mahiyetiyle ilgilenir. O, saf faaliyettir. Onun temel soruları, “Varlık nedir?”, “Ben neyim?” sorularıdır.

Heidegger’e göre, Dasein kendisi ya da sahici olabildiği kadar, kendisine yabancılaşabilir de. Onun sahici, yani kendisi olması, içten ve kendisine karşı dürüst olması, yaşamla ve kendisiyle ilgili seçimleri özgürce, tutkuyla, herhangi bir rasyonelleştirme etkinliği olmadan yapması anlamına gelir. Dasein’ın yabancılaşması, içten ve dürüst olmayan bir tarzda yaşaması ise, kişinin kalabalıklar içinde yaşaması, kendi kararlarını kendisinin verememesi ve varlıkla ilgili sorular soramamasıdır.

Başkalarıyla olan ilişkiler de, otantik olabildiği gibi, olmayabilir de. Buna göre, bu ilişkiler, başka insanları varlık problemini gizlemek ve dolayısıyla, ne olduğumu belirlemekle ilgili sorumluluktan kaçınmak için kullandığım zaman, sahici olmayan ilişkiler şeklinde ortaya çıkar. Aynı şey, Heidegger’e göre, başkalarının bizim yaşamımızı yönlendirmelerine izin verdiğimiz zaman da söz konusu olur.

Dasein’ı ilgilendiren en önemli şey, şu halde kendi kimliği, kendisinin ne olduğudur. Bu, Dasein’ın ontolojik karakteridir. Öte yandan, Dasein’la ilgili olarak üç ayrı varoluşsal yapıdan söz edilebilir. Existans, olgusallık ve düşmüşlük. Existans eylemle, kişinin kendisini öne sürmesiyle, temelli bir seçimle gerçekleşir. Yani, kişinin kendisini öne sürebilmesi, seçimler yapabilmesi durumuna, Heidegger Dasein’ın Existansı adını verir. O, burada, yaşamı boyunca akıntıya kapılıp giden insanların sözde varoluşuna karşı, gerçekten varolmak için bireysel seçimin önemini vurgulayan Kierkegaard’dan yararlanmaktadır.

Buna karşın, kişinin gündelik rutin içinde kaybolması eğilimine, Heidegger “düşmüşlük” adını verir. Bu, kişinin kendisini gündelik kaygılar, düşüncenin hiç söz konusu olmadığı sıradan meşgaleler içinde kaybetmesi halidir. Buna göre, biz insanlar kendimizi seçimlerimizle tanımlasak bile, her istediğimizi seçemeyiz. Bu, bizim Dasein’ın, Heidegger’in olgusallık adını verdiği, başka bir varoluşsal yapısı tarafından sınırlandığımız anlamına gelir; buna göre, insan varlıkları, kendileri için daha önceden birtakım ödevlerin belirlendiği bir dünyada yaşamaktadırlar.

Heidegger’de, söz konusu üç yapıya zamanın üç boyutu karşılık gelir. Buna göre, Existans geleceği, olgusallık geçmişi, düşmüşlük ise şimdiyi gösterir. Zaman önem kazanınca,zorunlu olarak ölüm gündeme gelir. Demek ki, varlık sorusunu ortaya atmak, varlığın anlamını kavramak için, insan olmanın çeşitli tarzlarını, yapaylığı, bırakılmışlığı, dünya içindeki varlığı ve tarihselliği çözümlemek anlamına gelir.

Heidegger, işte varoluşun bu temel kategorilerini, Husserl’den aldığı fenomenolojik yöntemi kullanarak, endişe, tasa, boğuntu ve ölüm korkusu türünden duygularda belirdiği şekliyle inceler. Ona göre, özellikle iç sıkıntısı, bunalım ya da boğuntu, içinde bütün şeylerin hiçliğinin ortaya çıktığı bir varolma tarzıdır.

Ahmet Cevizci - Paradigma Felsefe Sözlüğü
Yukarı dön Göster S.Yildiz's Profil Diğer Mesajlarını Ara: S.Yildiz Ziyaret S.Yildiz's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4077
Gönderen: 11.09.2003 Saat 10:23 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Martin Heidegger: Tarih, Kalıtım ve Yazgı.
Richard Polt.


Yazı PDF formatında görüntülenmesi için lütfen biraz bekleyin.
Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4077
Gönderen: 14.09.2003 Saat 13:31 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

HEIDEGGER VE ŞIIR


Şairleri ideal devletten dışlayan Platon'dan başlayarak, estetik tarzlar ve dışavurumlar hakkında bir hiyerarşi oluşturan Hegel'e dek felsefe geleneği, bilim ve felsefeyle karşılaştırıldığında, sanat ve edebiyatı genelde daha alt bir konuma yerleştirmiştir.

Heidegger bu kavrayışın yanlış olduğunu öne sürmüştür; şiir ve düşünmeyi aynı düzleme koymaktadır ve «Sanat Eserinin Kökeni» adlı yazısında «sanat, özü itibariyle hakikate yönelmiştir» diye yazmaktadır. Bunun anlamı, sanatın gerçekliğe yetkin bir geçiş sağlaması değildir; ama Eski Yunancada ualeteia» (saklı olanı açıga çıkarma) kelimesinin kökünde olduğu gibi hakikatin en üst ve en derin biçimde kavranması anlamına gelmektedir.

Gerçek sanat varolanın temsil edilmesi degil, varolanın olduğu gibi «meydana çıkması»dır. Sanat, sanatçının evreni, temaları, teknikleriyle bir yaratı sayılabilir, ama bir hakikate sahip çıkılması olarak yaratıcısını aşmaktadır. Heidegger'in kavradığı ve okuduğu biçimiyle şiir, Sokrates öncesi filozoflarda olduğu gibi, Hölderlin, Georg Trakl veya Rene Char'da da «hakikatin 'hizmetinde olma»nın tam merkezindedir; şiir, ilk ve asıl dildir, öyle ki, günlük dil yalnızca kullanışlılık yönünde bir değişim ve soysuzlaşmadan ibaret kalmaktadır.

Axis
Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4077
Gönderen: 15.09.2003 Saat 11:48 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Martin Heidegger

1- Martin Heidegger'in felsefesi hakkında doyurucu bir bilgi vermek çok güçtür. Bir kere, Heidegger'in kullandığı terimler kendine özgü olduğu gibi, bu terimler arasında birçokları, düşünüşünün bütün nüanslarını verebilmek için, alman dilinde kendisinin uydurmuş olduğu sözcüklerdir. Bunların -çevirisi şöyle dursun- anlaşılması bile çok kere pek zordur.

Sonra Heidegger dolambaçlı düşünen bir kimsedir; bu sebeple de düşüncesinin gidişini izlemek zorluklarla doludur. Onu güç bir yazar ve filozof kılan bir üçüncü nokta, henüz yaşamakta olmasıdır.* Ölmüş bir düşünürün düşünceleri ya da sistemi, artık ona yeni şeyler katılmayacak, değişikliğe uğramayacak kapalı bir bütündür. Oysa yaşayan bir düşünür bunun tersine her an -hele felsefede- değişebilir. Onun için Heidegger üzerine söyleyeceklerimiz başka filozoflarda olduğundan daha yüksek ölçüde ileride değişebilecek düzeltmeler gerektirebilecek niteliktedir

2- Heidegger, Kierkegaard gibi dinli değildir. Nietzsche gibi "antitheist" (Tanrı düşmanı) de değildir. Athee (Tanrı tanımaz) dir; yani varoluş felsefesi onun elinde, kökenindeki karakterlerinden birini yitirmekte, daha doğrusu bir karakterini yitirip, buna karşılık yeni bir karakter kazanmaktadır. Heidegger'in bu Tanrı tanımazlığını anlamak için, onun felsefesini nasıl gördüğünü, felsefesine ne ad verdiğini saptamak yeter. Heidegger'in felsefesi, kendi düşüncesince bir fenomenolojik ontolojidir. Ontoloji, yani varlıkbilimdir. Fenomenolojik bir ontolojidir; çünkü varlığı bize göründüğü şekilde kavramaya çalışır. Bunun temelinde şu önerme bulunmaktadır. Varlık görülendir . (Burada Edmund Husserl ile, onun fenomenolojisinin etkisini görüyoruz).

Heidegger'e göre, Tanrının var olması için fenomen olarak veri olması gerekir. İmdi, buna olanak yok. O halde, kla****** felsefenin, Tanrıyı deneysel olanın üstünde olarak kabul etmesi saçmadır.


3- Bir adım daha ilerleyelim: Varlık nedir? Daha doğrusu, var olmak ne demektir? Başka deyimle: Varlığın, var olmanın anlamı nedir? Bu soru geneldir. Sorulmasındaki amaç, Genel Ontolojiyi kurmaktır. Bunun için Heidegger ilkin şöyle bir ayırma yapıyor: Ontolojiyi kurarken iki türlü çözümlemeye gereksinmemiz olacaktır.

Bunlardan birincisi "existentiel" çözümle,

ikincisi ise "existential" çözümlemedir. (Her iki terim arasında şekil bakımından ancak bir (e) ile (a) farkı var).

Ontoloji asıl "existential" çözümlemedir ki, bize genel olarak var olanın ne olduğunu bildirecektir. Fakat "existentiel" çözümleme olmadan bunu yapmanın olanağı yoktur. Çünkü bu sonuncusu insanı ele alır. Ontoloji ise ancak varlık olarak insanın ele alınması ile başlayabilir. Çünkü var olanlar arasında, kendine dönen düşünce (reflexion) sahibi yalnız insandır.


4- Ontolojiye -başka deyimle "existentiel" çözümlemeyle- başlamalıyız? Bu sorunun karşılığı ve Heidegger'in genel olarak felsefe etkinliğinden ne anladığındadır. Ona göre, felsefe şimdiye kadar, varlığı kavramak için usavurmaya, dedüksiyona, kla****** anlamda mantığa başvurmakla düşünüşü kısırlaştırmıştır. Böylece varlığı elde edeceği yerde, kupkuru bir soyutlama elde etmiştir. Oysa varlık, soyutlama ile değil, onun yaşama ile, canlı bir şekilde görme ile kavranır. insan ise öyle bir varlıktır ki, dediğimiz gibi, kendine dönük düşünceye yetilidir. Yani insan kendisinin varlık olarak ne olduğunu üzeinde düşünmekle, varlığın ne olduğunu kavrama işine geçebilen biricik varlıktır. Fakat yineleyelim, bu kendine dönük düşünce, hiçbir zaman bir usavurma zincirlemesi değil, doğrudan doğruya yaşanan üzerinde işleyen bir düşüncedir. Fakat aynı zamanda bu bir p******olojik içebakış da değildir, "existentiel"bir kendine dönük düşüncedir.


5- Varoluştan (existence) ne anlayacağız? Bu soruya bir dereceye kadar karşılık verebilmek için Heidegger'in Almanca olup, Türkçeye kolayca çevrilemeyen bir iki terimini alalım:

Dasein (aynen çeviri: Burada olmak): İnsan varlığı demektir.

Seiendes Kaba anlamda var olan, her türlü kavrayıştan kaçan varlık. Taş, toprak vb. birer "Seiendes"tir. İnsan da "Seiendes"tir, fakat o kendini aşmak sayesinde "Dasein" olur.

Sein: En genel olarak, var-olanın anlamındadır.

O halde, Dasein, şeyleri aşıp, kendini Dasein olarak ortaya koyar, aynı zamanda şeylere anlam verir, yani Sein verir. İnsan, şeyin tersine, Dasein sahibi ve Selbst (kendi) ve İch (ben) dir.

6- İnsanın özü, onun Desein'lığından ibarettir. Burada öz kavramı üzerinde kısaca durmak gerekir. Öz, kla****** felsefe için, zorunlu bir mantık kalıbıdır. O zaman, şu düşünce akla gelebilir: Özü zorunlu olan insan, zorunludur. Fakat düşünce hiçbir zaman doğru değildir. Heidegger'e göre, insan, olmayabilir bir varlıktır.
Dassein, mevcuttur (Almanca: existiert).

Seiendes, (Türkçe söylemek caizse) dır, fakat mevcut değildir.

Demek ki, Dasein'a tam anlamıyla mevcut olmak, Seiendes'e ise sadece olmak tekabül ediyor.


7- İnsan da -dediğimiz gibi- son iki duruma benzer bir durum söz konusudur. İnsan hayatı, karşımıza iki aşamalı olarak çıkmaktadır.

a) Günlük hayat (Alltäglichkeit), b) Karalı hayat (Entschlossenheit).İşte böylece, döndük dolaştık, Kierkegaard'a geldik dayandık. Çünkü, Heidegger'in günlük hayatı, Kierkegaard'ın estetik hayatına tekabül eder. Yani bunda insan, ich (ben) değildir. Onun ancak toplumsal işlevi vardır. O bir gezgin, bir tüccar, bir işçi... dir ve sadece budur. Hem yalnız başkalarının gözünde değil, kendi gözünde de budur. Bu aşamadaki insan, yine insandır, fakat tam hayatını yaşamayan bir varlık, onun için de adsız bir gücün etkisi altında bir insandır; bu güç ona hareketlerini dikte eder (Burada hareket, en geniş anlamda, yani hem iç, hem dış hareket olarak anlaşılmalıdır). Kararlı hayat, Kierkegaard'ın ahlaki hayatına tekabül eder. Bu hayata da bir kararla geçilir. Bu karar da, Kierkegaard'ın bir hayattan, öbür hayata geçişine benzer. İnsan, bu hayata ani bir kararla ve kültürden, rasyonel düşünüşten vazgeçerek girer.


8- Bu iki hayatın ayrıntılarına aşağıda girişmek üzere, şimdi şu kadarına işaret edelim ki, bunların Kierkegaard'inkilerden farkları vardır:

1. İkinci, yani kararlı hayat, ahlaki değildir ve ahlak anlamında anlaşılmamalıdır. Bu aşama (öteki gibi) ontolojik anlamda alınmalıdır.

2. Üçüncü aşama yoktur; çünkü Heidegger'e göre din hayatı, günlük hayatın sınırlarını aşmaz. Din, insana kendini maskelemek, kendi gerçek durumlarını göstermemek için uydurulmuştur.


9- Günlük hayattan kararlı hayata her zaman geçilebileceği gibi, günlük hayattan öteki hayat gözlemlenebilir de. Sonra, günlük hayatta bir takım partik etkinlikler vardır. Bunlar gösterir ki, şeyler, araç olarak kullanılmaktadır. Bu pratik etikliklerin olup bittiği bir çevre (Umwelt) vardır. Ve bu çevre içinde şeyleri araç olarak kullanan bu hayat, çıkarlar hayatı olup, aslında anlamsızdır. Bunda boş merak, boş laflar geçerlidir. Daha doğrusu, bu hayatta asıl önemli olan, varlıktan çok, sözcüklerdir.

Fakat bu günlük hayatı daha derin olarak yaşamak da var. O zaman, varlığın belirli bir anlayışı (Verstehen), bir yorumu söz konusu olur (aşağı türden olunca, bu hayatta asıl varlığın herhangi bir yorumu söz konusu değildir). Birinci aşamanın bu yüksek derecesinde, bazı ciddi sorunlar vardır. Bunlar; Bilim, Felsefe, Din sorunlarıdır. Fakat birinci aşamanın hangi derecesinde olursa olsun, şeylere anlam veren insan, şeylere bu anlamı o şekilde verir ki, bu sayede kendi varlığından kaçar. Örneğin felsefedeki realizm-idealizm sorunları, varlık bakımından yapay olan bir takım "konstrüksiyon"ları meydana getiriyor, fakat bunların aslında varlığı insana, yani insanı kendisine maskelemekten başka bir ödevi yoktur (Heidegger'in o ünlü metafizik düşmanlığı işte budur).

İnsan kararlı hayata geçince endişe'yi (Angst'ı) kabul eder. Burada Heidegger'in önemli bir kavramlar çifti üzerinde durmalıyız. Kavramlardan biri Angst, öbürü Furcht'tur. Angst ile Furcht'un her ikisi de bir türlü korkudur. Biz bunları Türkçede ayırabilmek için Angst'a tasa, endişe, Furcht'a korku (diyeceğiz.

Korkunun belirli bir konusu var. Oysa enidşenin böyle bir konusu yok. Endişe'de o zama kadar alışık olduğumuz çevre, korunçlukla dolar, kendi varlığımızın sallantıda olduğunu, Hiç'e doğru gittiğini duyarız (Hiç de Heidegger'in başlıca kavramlarından biridir).

10- Endişe, Hiç'in yaşanmış deneyidir. Endişe'nin belirli bir konusu olamamıdır ki, ona ontolojik bakımdan önemini vermektedir. Çünkü endişe, sadece Hiç'in yaşanması olduğundan, varlığın yaşanmasıdır. Çünkü mevcut olmak -eäistieren- sözcüğün sözlük anlamıyla ex-istere, yani, fırlamaktır. Nereden fırlamak? Hiç'ten (ex nihilo)! Fakat bu, varlığı hiç meydana getiriyor demek olmadığı gibi, Hiç varlığın nedenidir de demek değildir.

Onun demek istediği şudur: Hiç, varlıkbilim bakımından varlıktan önce gelir. Ama buna rağmen, Hiç, etkindir (aktif). Bu etkinlikle, Heidegger felsefesinin en güç anlaşılır noktasına değinmiş oluyoruz. Hiç, varlık bakımından ne anlamda etkindir? Bunun cevabı, şu kısa cümlede toplanmıştır: Das Nichts nichtet. Nichten fiili almancada yoktur. Bunu illa aynen çevirmek istiyorsak, biz de bir fiil uydurarak: Hiç hiçliyor! diyeceğiz. Bu da: Hiç, varlığı içten kemiriyor diye yorumlanabilir. Fakat bu yorum, Heidegger'i bütün nüanslarıyla vermekten çok uzaktır.

11- Her insan endişeyi tanır. Günlük hayat, yukarıda başka sözcüklerle dediğimiz gibi, ondan kaçar, onu maskeler. Kararlı hayat ise onu bekler. Demek ki kararlı hayat için, açık görüşlülük, hatta kahramanlık gereklidir. Kahramanlığa erişmiş olan insan görür ki, insan varlığı:

a) Tasa 'lıdır, yani daima tehlikede, daima "bahis konusu"dur ve belki hiçbir zaman erişemeyeceği mümkünlere yönelmektedir.

b) Olumsaldır (Kontingent), yani olmayalir'dir. Çünkü Hiç'in kendisini kalbinde taşımaktadır.

c) Kabahatli 'dir. Normal anlamda kabahatli değil, fakat metafizik alemle doludur. Yani insan sonlu bir varlık olduğunun bilgisini bir yaşantı olarak içinde taşır. Kararlı hayatı seçmiş olan insan için, sakin olmak olanaksızdır. O, zorunlu olarak mutsuz bir varlıktır.

12- Heidegger'de de, Kierkegaard'da olduğu gibi, bir türlü öznel kategoriler vardır, şu kadar ki o Kierkegaard gibi bunlara kategori denemez. Bu kategoriler şunlardır:
1) Acuna atılmış olmak, Acunda olmak (Geworfenheit: - İn der Veltsein). Bununla dış acunun varlığı sorunu kasdedilmiş değildir. Bu sorun Heidegger'e göre uydurma bir sorundur ve onu günlük yaşamın üst derecesi gerçek bir sorun sayabilir. Fakat insan gene de, varlık olarak, bir acunla ilişkide bulunan bir varlıktır, ama bu lişiki, günlük yaşamın sandığı gibi bir uzay ilişkisi değil, ontolojik bir ilişki, varlıkbilim ilişkisidir. Yani onun acunla ilişkide olması, onun varlığını oluşturan bir öğedir. Acunda bulunmaklığımız, duyarlığımızın kaynağıdır. İşte Almanca Desein sözcüğündeki da (burada) nın anlamı budur. Acuna atılmış olanın nedeni nedir? Bunun nedeni yoktur. Biz salt bir rastlantı sonucu bu acuna atılmışızdır.
2)Ölüm: Ölüm öyle bir varolma tarzıdır ki, insan onu doğar doğmaz üzerine alır. Ölüm varlığın tümüdür. İnsanın bir takım olanaklara doğru atılımlarda bulunduğunu gördük. Ölüm, bu atılımlar toplamının altına çizgiyi çeker, fakat varlığı da ortadan kaldırır. İnsan, ölüme en yüksek olanayağa yönelmiş olarak yönelmiştir. (Heidegger'in deyimi ile zum-Tode-sein). Ölümün de nedeni yoktur.. O, sadece bir olaydır. İnsan bu olayı kabul eder, fakat yapay olarak ona sebebiyet veremez (Freiheit zum Tode).
3)Zamansallık (Zeitlichkeit): İnsan zamansal bir varlıktır. Buradaki zaman, fizik zaman değil, ontolojik zamandır. Yani insan, zaman içinde değildir, zamansallaşma sürecinin ta kendisidir. Bu zamansallığı şöyle anlamamız gerekir: İnsan etkin olarak dağılan varlıktır, daha doğrusu varlığın etkin olarak dağılmasıdır. İşte bu etkin dağılma, zamansallıktır. Ve bu varlık, tabiatı gereğince, kendisinin dışına çıkar (ausser-sich-sein), vecd(extase) haline girer. Burada da extase, sözcüğün sözlük anlamında , ex-tase (dışa koyma) olarak anılmıştır.
4) Özgürlük:

a) İnsan acuna atılmış olmasını ve ölümü, yani halini, üzerine almaya, kabullenmeye hazırdır,

b) İnsan geçmişe bakarak, gelecekteki olanakları seçmekte özgürdür.

13- Heidegger'in felsefesinin ana çizgileri, yukarıda mümkün olan en kısa şekilde anlatılmıştır. Fakat biz bu gün, bu felsefe işte bundan ibarettir diyecek durumda değiliz; çünkü Heidegger yaşamakta ve felsefesini kurmaya devam etmektedir. Böyle olması da doğaldır. Çünkü anlatılanlara dikkat edilirse, hep insan söz konusu olmuştur. Oysa yukarıda demiştik ki, insan çözümlenmesi, yani "existentiel" çözümleme, asıl "existential" felsefenin ancak girişi olabilir. Heidegger şimdiye kadar bu sonuncuyu, yani felsefenin asıl merkezini oluşturması gereken bölümü tam ve tutarlı olarak vermiş değildir, fakat üzerinde çalıştığına ilişkin işaretler vardır. Bir felsefe hakkında kesin bir söz söylemek için, bu merkezi bölümü beklemek ya da böyle bir bölümün hiç verilmeyeceğini anlayıncaya kadar beklemek gerekir.

Nusret Hızır-Felsefe Yazıları(Çağdaş Yayınları, S. 74,..,82)
Bu yazı, 1956'da yazılmıştır.

Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4077
Gönderen: 17.09.2003 Saat 11:49 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Heidegger’i farklı kılan nedir?

Onu farklı kılan “Varlık” sorununu , “insan” temelli bir yaklaşım ile çözümleme girişimidir diyebiliriz.

İkinci el okumalardan çıkardığım şey, Heidegger’in “insan varlığı” nı yine insandan ve onun üzerinde yaşadığı dünyadan yola çıkarak anlamaya ve anlatmaya çalışması.

İnsanı diğer şeylerden bir şey olarak görmek değil , doğrudan insan varoluşunun sürecini dikkate alan bir yaklaşım.

Böyle bir yaklaşım, insanın dünyadaki yalnızlığının ve çaresizliğinin ve aynı zamanda olanaklarının kavramlarını felsefeye dahil ediyor. (Kiergegaard’ın kavram dağarcığını da burada hatırlamalıyız) “Kaygı” merkezi kavramlardan biri. .

“İnsan” ın kendisine yönelen böyle bir yaklaşım, onun zamansallığını da göz ardı etmiyor bu durumda.” Onu” aşkın bir varlık olarak değil, zaman içinde kendini vareden bir yaşayan olarak algılıyor.

Doğan, büyüyen, içinde yer aldığı dünyada kaygı duyan , öleceğini bilen, yaşamı üzerine düşünen bir insan varlığı söz konusu olan.

Heidegger’in insanı tarihsel bir varlık...Bilimin genel geçer belirlemelerinden kaçan bir varlık...

Onun insanı ideal tasarımlardan da uzak. O kendi tarihselliği içinde , acı ve sevinçleriyle yoğrulmuş, yok olacağını bilmenin kaygısını yaşayan kendine özgü bir varlık...

Onun insanı, özünü varoluş süreci ile oluşturur. Kendi varlığının sınırlarını aşma olanağı olan bir varlıktır söz konusu olan. Aynı zamanda varlığının bilincinde olan bir insan...

Onun insanı burada olandır., “Dasein” dır. Burada – olan, bu forumda düşüncelerini aktaran, etkilenen, birbirine kırılan, alınan, kaygılarını paylaşan, dost olan tek tek bizleriz bana göre...

Ya da onun “Dasein”ı öldü de farkında değil miyiz?

Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
S.Yildiz
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 26.10.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 3298
Gönderen: 20.09.2003 Saat 16:03 | Kayıtlı IP Alıntı S.Yildiz

quote:
Ya da onun “Dasein”ı öldü de farkında değil miyiz?
Sevgili Anlamak,
Bu sorunuz beni baya düşündürdü. “Dasein”ı mı ölen, yoksa Dasein’ın üç varoluşsal yapısından biri olan Existans mı yiten? Şöyle bir çevreme baktığımda, daha çok, Heidegger’in “düşmüşlük” adını verdiği sanki yaşanılan. Gündelik kaygılar, anlamsız çekişmeler, kendi içimizde bile devam ettiğimiz anlayamadığımız savaşlar...Nefis bir pasta gibi sürekli gözümüze sokulan tüketim malları.. Bunları elde etme mücadelesi. İçini boşalttığımız sevgiler...Kulakları tırmalarcasına bağıran ve sürekli ihtirastan, tutkudan bahseden, aşktan, sevgiden bahsetmeyen şarkılar...Seçim yaptığını sanırken bir gün aslında bunları hiç de senin seçmediğinin farkına varmalar. Heidegger’in bahsettiği “dasein” acaba sürekli hazırdan yiyip, geleceğini mi yitiriyor?
Yukarı dön Göster S.Yildiz's Profil Diğer Mesajlarını Ara: S.Yildiz Ziyaret S.Yildiz's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4077
Gönderen: 20.09.2003 Saat 16:45 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Güzel demişsiniz Sevgili Yıldız.

"Burada Olan" hep burada... yok olmayacak. Ben de sizin kaygılarınıza benzer bir duyguyla o soruyu sormuştum. Heidegger'in yüklediği anlam bağlamındaydı sorum...Teşekkürler.
Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
piro
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 16.11.2003
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 107
Gönderen: 20.11.2003 Saat 17:18 | Kayıtlı IP Alıntı piro

Heidegger ve Nazizim .Derleme Kitap tanitimlarinda daha genis bilgi var.Dilimize yeni kazandirildi.
Yukarı dön Göster piro's Profil Diğer Mesajlarını Ara: piro
 
RA_moses
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 05.05.2003
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 243
Gönderen: 30.04.2004 Saat 20:32 | Kayıtlı IP Alıntı RA_moses

Sayın Faruk;

Artık sizin felsefenizin reklamlarını görmekten içime karanlıklar çöktü, bu kadar saçma bir felsefenin propogandası ise ayrıca düşündürücü, felsefeler propaganda aracı değildir Sayın Faruk...

Burada Heidegger' in insan olarak yaptığı hataları bir yana bırakarak onun felsefeye ne gibi katkılarda bulunmuş olduğunu anlamlandırmaya çalışıyoruz.Siz ise Heidegger i, gördüğüm ve anladığım kadarıyla, sizin savunduğunuz felsefeyi yapanların bağlamları içerisinde görüyorsunuz.Yukardaki suçlamalardan önce Heideggere hakkını vermek gerekir, bunu benim size hatırlatmama gerek bile yok.

Ben Heidegger in düşüncelerine katılmam, ama bu demek değildir ki kapitalizmin propogandasını yapan sözde felsefelere onu ezdiririm?

Artık doğru felsefe doğru felsefe diye cevabı daha şimdiden sizin saçma sapan propogandalarınızda saklı olan bir soruyu sormayın...Çünkü bu sorgulama değil propoganda.

Sizinle polemiğe girmeyeceğimi şimdiden söyleyeyim, karşılık versenizde benden yanıt gelmeyecek...

Sevgili Anlamak;

Varlık ve Zaman ı Oruç Aruoba çeviriyormuş bir zamanlar ama bu aralar bırakmış duyduğum kadarıyla...Ama Aziz Yardımlının 7-8 aydır, büyük bir sabırla, günde 6-8 saat çeviri yaparak Eseri çevirmeye devam ettiğini, biliyorum.Sanırım bir 7-8 ay sonra tamamlanmış olur, 1 yıldan önce de basılır diyorum...

Şimdi Aziz Beyin çevirdiği kısımların birkaçının yayımladığı sitenin linkini vermek istiyorum.

www.diyalektik.org
Yukarı dön Göster RA_moses's Profil Diğer Mesajlarını Ara: RA_moses
 
RA_moses
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 05.05.2003
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 243
Gönderen: 30.04.2004 Saat 20:41 | Kayıtlı IP Alıntı RA_moses


Ayrıca Bilim Sanat Yayınlarından " özdeşlik ve ayrım" ile "teknik ve dönüş " gibi makale tarzında seminerlerine ait sunumları çıkmıştır.Özdeşlik ve Ayrım Hegel in Mantık Bilimi üzerinedir.


Saygılar
Yukarı dön Göster RA_moses's Profil Diğer Mesajlarını Ara: RA_moses
 
MetinKaradag
Sürekli Üye



Katılma Tarihi: 16.11.2005
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 549
Gönderen: 09.08.2006 Saat 16:41 | Kayıtlı IP Alıntı MetinKaradag

Yazının alındığı adres:

http://www.solgazete.net/index.php?option=com_content&ta sk=view&id=278&Itemid=59

 

Çalakalem Portreler 3 : Martin Heidegger

PDF Yazdır E-posta
Ömer F. Oyal   
Çarşamba, 09 Ağustos 2006
Image   Wittgenstein’dan söz edilirken insanın gözünün önüne nasıl Norveç fiyortlarındaki taş kulübe geliyorsa Heidegger’den söz edildiğinde de kaçınılmaz olarak Karaorman dağ kulübesi geliverir. Bu da hiç şaşırtıcı değil. Yaşamı boyunca doğup büyüdüğü bölgeden neredeyse hiç ayrılmayan düşünürümüz sonunda yaşadığı mahalle biraz kalabalık gelmeye başladığında eşi ve çocuklarıyla bu kulübeye taşınmıştır.


Image

Heidegger hakkında ileri geri konuşan bazı kötü niyetlilerin onu taşralılıkla itham etmelerinde bir haklılık payı da vardır belki. O bu bölgede kendini rahat ve uyum içinde hissediyordu herhalde. Fakat bu uyum dışarıdan bakıldığında pekala bir sıkıcılık ve oturaklılık hissi de yaratabilir.
Heidegger hakkında ileri geri konuşan bazı kötü niyetlilerin onu taşralılıkla itham etmelerinde bir haklılık payı da vardır belki. O bu bölgede kendini rahat ve uyum içinde hissediyordu herhalde. Fakat bu uyum dışarıdan bakıldığında pekala bir sıkıcılık ve oturaklılık hissi de yaratabilir.İtiraf etmek gerekir ki Heidegger, bir diğer Alman ünlüsü olan Kant gibi fazlasıyla oturaklı biridir. Ama Kant filozof tipli birisiydi. Oysa üniversite koridorunda Heidegger’i görenlerin bir tesisatçı ya da elektrikçiyle karşılaştıklarını sandıklarından sıkça söz edilir. Gerçekten de bu anlamda hiç de çevresine ışık saçan bir filozof görünüşüne sahip değildir. Bu görünüş de sanırız taşralılıkla ilgili. Kozmopolit ve kentli kişiler için tahammül edilmez bir sıkıcılığa sahip olsa da daha yaşarken üzerine kitaplar yazılmaya başlanması her şeyin karizmayla ilgili olmadığını gösteriyor. Hem Heidegger çevresine ışıltı değil olsa olsa karanlık yayabilirdi sanırım.

İlahiyattan, Fenomonolojiye

1889’da Messkirch’de doğdu. Ailesinin mali durumu pek iyi değildi. Babası hem fıçı imalatçılığı yapmakta hem de kilisede ayin hizmetlisi olarak çalışmaktadır. Ailenin çocuğu okutabilmesi ancak kilisenin yardımıyla mümkündü. Ama her şeyde olduğu gibi bu yardım da karşılıksız değildi ve burs karşılığında teoloji okunması ve papaz olunması şartı vardı. Heidegger’in ailesinin Katolik olduğunu da ekleyelim. Böylece liseyi bir Cizvit okulunda bitirdikten sonra Freiburg’da episkoposluk okuluna devam etti. Ardından ilahiyat sorunlarıyla ilgili ve kabiliyetli her Katolik gencin yapabileceği gibi Avusturya’daki Vorarlberg Cizvit manastırında papazlık adaylığına başladı. On dört gün sonra kalbinde bir sorunla karşılaşıldığında buradan çıkartılıp Freiburg üniversitesine başlamasaydı belki de dünyanın anlaşılması güç metinler için kafa çatlatılmasına gerek kalmayacaktı. Hiç değilse felsefe camiasından bir sorun eksilirdi, ama öyle olmadı. Açıkçası Heidegger sorunları eksiltmediği gibi yeni sorunlar yaratmıştır. Kendi iddiasına göreyse antik Yunanlılardan sonra unutulmuş bir sorunu yeniden gündeme getirmiştir. Gerçi böyle bir kafanın ilahiyatçı olarak da epey sorun yaratacağı ortadaydı ama hiç değilse o zaman sadece Vatikan camiasını bunaltmakla yetinirdi. Buna rağmen bazıları “Varlık” meselesinin bir papaz tarafından nasıl değerlendirilebileceğini merak etmeye devam ediyorlar. Her neyse düşünürümüz üniversitedeki öğrenimi sırasında pek çok yazı yazarak ciddi bir hazırlık sürecine girdi. Zaten Freiburg’da yapacak pek de bir şey yoktur. Kendisinden rasgele “düşünür” diye söz etmiyoruz. O kendisini filozof olarak değil düşünür olarak değerlendirmeyi tercih ederdi. Bunun kendi düşüncesinin felsefenin de, metafiziğin de dışına çıktığı görüşleriyle bir bağlantısı var elbette. “Varlık”ı unutan ve spekülasyon yapan felsefenin ve de metafiziğin işi bitmişti yani. Bu arada yine aynı kalp rahatsızlığı yüzünden patlayan Birinci Dünya Savaşı arbedesinden kurtulduğunu da ekleyelim. Askere alındıktan kısa süre sonra geri gönderildi ve böylelikle sükunet içinde çalışmalarına devam edebilme fırsatını buldu, üstelik de 1915’de yine aynı üniversitede öğretim üyeliğine başladı. Tüm bu dönem boyunca yayınladığı eserler yine de Yunan felsefesi, tarih ve ilahiyat çerçevesindedir. Ve tam bu sırada Görüngübilim’in (Fenomenoloji) peygamberi  Husserl Freiburg’daki felsefe bölümünün başına geçiverdi ki, bu Heidegger’in düşünce çizgisi anlamında oldukça önemlidir. Böylece fenomenoloji ile ilahiyatın bu tuhaf zihinde kendine özgü biçimde birleşmesi de böylece başlamış oldu. Diğer bir önemli birleşeme de Elfriede Petri’yle olan evliliğiydi elbette. Bu evlilik Heidegger’in bir aşk macerasına rağmen uzun yıllar sürecektir. Hareketli bir hayatın söz konusu olmadığını söylemiştik sanıyorum. 1919 yılında derin bir iç çalkantı ve bunalım dönemine ve felsefi krizlere girmesinin ardından Katolikliği reddetme noktasına ulaştı: “Katolisizm sitemi sorunludur ve kabul edilebilir değildir.” Yine bu arada Husserl’in asistanı oldu. Artık yavaş yavaş yeni bir döneme geçiliyordu. Almanya’da Weimar Cumhuriyeti şiddetle çalkalanırken Heidegger tüm bu kargaşadan uzakta düşünmeye devam ediyordu. 1922’de Freiburg yakınında Todtnauberg’deki yukarıda andığımız dağ evinin inşaatı bitti ve düşünürümüz yaşamının sonuna kadar oturacağı bu evde ikamete başladı. O, üniversitede ders verip, anlaşılması güç makaleler yazarken Almanya birbirine girmektedir. Hitler’in darbe girişimi engellendiğinde geleceğin diktatörü cezaevinde Kavgam’ı yazarken Heidegger Magburg üniversitesinde Aristo, Husserl ve fenomenoloji konularında derinleşmeye, dersler vermeye devam etmektedir. Zaten Hannah Ardent’le aşk ilişkisi de burada olur. Sonradan çok ünlü olacak bu iki kişi arasındaki gönül meselesi üzerine pek çok şey ve hatta bir-iki roman da yayınlanmıştır ama maalesef bunların pek çoğu kurgudan ibarettir. Anılan dedikoduları aktarmak bu sıkıcı taşra ortamına biraz renk katacağından bir an cazip gelse de bu konuyu uzatmak istemiyoruz. Hem zaten 1925’de Ardent’in Magburg’u terk etmesiyle bu ilişki de bitiverdi. Ama bu iki kişi arasındaki zihinsel bağlantı sürecektir. Bu ilişki üzerine çok sonraları, iki kahramanın da ölümünden sonra ABD’den Elzbieta Ettinger’in kitabının yayınlanması büyük patırtı kopardı. Yazara göre bu ilişki sado-mazohist özellikler içeriyordu. Yazarın iddialarına başka bir kaynak da yoktur aslında ama yine de her skandal hikayesi gibi bu kitap da anılan iki ünlünün eserlerinden daha çok okunmuş olabilir! Biz hikayemize dönelim. Bu arada Heidegger’in ünü yavaşça yayılmaya da başlamıştır. Hakkında ilk makale 1924 yılında Japonya’da, hakkında ilk kitap 1933 yılında yine Japonya’da yayınlanır. Aslında bu çok tuhaf da sayılmaz. Karanlık Alman görüngübilimi ve yaşama anlayışıyla, savaş öncesi Japon ruh dünyası arasında bir kan bağı da yok değildir. Örneğin Mişima’nın romanlarında ürkütücü biçimde birbirine geçen yurtseverlik, Budizm, Samuray ruhu, sepukku gibi temaların uzandığı düşünsel bir dünya da mevcuttu.

Varlık ve Zaman

Ve sonunda 1927 yılında ünlü kitabı Varlık ve Zaman yayınlandı. Levinas’ın gelmiş geçmiş en iyi yazılmış beş felsefe kitabından birisi olduğunu iddia ettiği bu kült kitap daha o zamandan hızla ün kazanmaya başladı. Ve hala da içindeki sırları anlamayı uman heveslileri bunaltmaya devam ediyor. Aziz Yardımlı’nın Türkçeye kazandırdığı eser üzerine o kadar çok kitap ve makale yazılmıştır ki bunların listesi bile başlı başına bir kitap tutar. Bu kadar çok yorumun nedenini belirsizliğe ve kapalılığa bağlayanlar, isteyenin istediği şeyi çıkartabileceği bir muğlaklığa bağlayanlar oldu elbette. Bu kitap onu kürsü başkanı yapmasına rağmen aslında tam olarak da bitmiş değildir. Zira kitabın kaldığı yerde bazı yöntembilimsel sorunlar olduğunu fark eder ve olduğu gibi bırakır. Ama artık ünlü biridir ve konferanslar vermeye devam eder. Bunu bir yayın dalgası izler. Öyle ki sonunda Almanya’nın en prestijli öğrenim kurumu olan Berlin Üniversitesi’ne profesör unvanıyla davet edilir. Ama şaşırtıcı biçimde davete icabet etmez. O bölgesinden ayrılmak istememekte ve Berlin’in kozmopolit havasından da hiç hazzetmemektedir. Karaorman bölgesinde ayrı bir yaşam duygusu bulduğu ve burayı yitirmek istemediği anlaşılıyor. Zaten yapmayı kabullendiği hava değişimleri hep tuhaf yerlere yönelmekteydi. Örneğin bir süre Bureon manastırında kalarak “Agustinus’da zaman anlayışı” üzerine de bir bildirge sunmuştur. O dağ kulübesi ve manastır arasında gezinedursun Almanya’da Weimar Cumhuriyeti hızla can çekişmekte, işsizlik artmakta, sokak çatışmaları her yanı sarmakta, Naziler hızla güçlenmektedir. Düşünür bunlarla pek de ilgili görünmemektedir. Ülkenin ücra bir bölgesinde kulübesinden çıkıp dağ köylüleriyle sohbet etmekte, arada konferanslar vermeye devam etmektedir. Ülkenin kader kavşağıyla sanki hiç ilgisi yok gibidir. Ve sonunda olan olur ve Hitler 1933’de iktidara gelir. Artık hem Almanya hem de tüm dünya için yeni bir karabasan başlamaktadır.

Herr Rektör

Heidegger’in Nazi iktidarı altındaki konumu ve gerçekte ne düşündüğü hep tartışıla gelmiştir ve hala da tartışılıyor. Böyle çala kalem bir yazıda bu konudaki tartışmaları özetlemek bile mümkün değil. Yaşamının karanlık dönemi tüm röportajlara, tanıklıklara karşın hala belirsizdir. Aslında iki yıldan söz ediyoruz. Ama kritik yıl 1933’tür. Freiburg Üniversitesine Rektör seçildi, Nazi partisine üye oldu ve ünlü rektörlük konuşması “Alman üniversitesinin kendini hakim kılması”nı rektörlüğe geçiş töreninde okudu. Ardından aynı yıl rejimi destekleyici mahiyette çeşitli söylevler verdi. Yukarıda andığımız konuşma metni Türkçe’ye de çevrilmiştir ve gerçekten her türlü yoruma açıktır. Fakat yine de Berlin ve Münih üniversitelerinin çağrılarını bu kez de karşılıksız bıraktı. Ne Weimar, ne de Nazi rejiminde dağ kulübesinden ayrılmak istemiyordu. 1934’de rektörlükten istifa etmesine karşın bu iki yılın damgası alından yaşamının sonuna kadar çıkamamıştır. Peki ne olmuştu? Bazıları Nazi sempatizanlığının onun görüşlerinin doğal sonucu olduğunu ileri sürerlerken bazıları da bunun sadece bir hata olduğunu ve hatasını anlayarak rektörlükten istifa ettiğini ve rejimle ilişkilerini soğuttuğunu iddia ediyorlar. Kendisi de sonradan bu rektörlük olayını yaşamının en büyük aptallığı olarak değerlendiriyordu. Ahmet Demirhan’ın derlediği Heidegger ve Nazizm kitabı bu konuda gerçekten ilginç ve kafa açıcı yazılarla dolu (Ahmet Demirhan’ın Heidegger’le ilgili oldukça iyi hazırlanmış iki derlemesi daha var: Heidegger ve Din-Gelenek Yay; Heidegge ve Teoloji-İnsan Yay). Anlaşılan Heidegger zihnindeki yaşama duruşu halinin yeni rejimle bağlantılı olabileceğini düşünmüştü. Belki de Nazileri olduklarından daha derin birileri sanmıştı. Oysa yeni rejimin onun kafasındaki Varlık, Desein, varoluş, hakikat gibi sorunlarla alakası bile yoktur. Düşüncesindeki karanlık yanların, ortaçağ teolojisi ve Eckart mistisizmi gibi izleklerin Nazilerin yaşam görüşüne bazı yönlerinden değdiğini de teslim etmek gerekiyor sanırım. En azından aynı dünyanın insanlarıydılar. Ama Nazi önderliğinin düşünce ufku ona fazlasıyla kaba ve saçma gelmiş olmalı. Sonuçta rektörlükten istifa ederek ortalıktan yavaşça çekildi ve Freiburg üniversitesinde profesör olarak ders vermekle yetindi. Nietzsche ve Hölderlin üzerine çalışmaları bu dönemde yoğunlaşmıştır. Yine ikinci başyapıtı Felsefeye Katkılar (Beitrage zur Philosophie) 1938’de tamamlandı ama basımı ancak ölümünden sonradır. Bu dönem yazdığı pek çok not ölümünden sonra yayınlanmıştır. Savaşı kulübesine kapanmış olarak çalışarak geçirdiğini söylemek hiç de yanlış olmaz. Hatta 1944’de bombardıman yüzünden Freiburg üniversitesi Messkirch’e 10 km uzaklıktaki bir şatoya taşınana kadar savaşla ilgilenmemiş bile olabilir. Buna karşılık dünyanın dört bir yanında savaşan Alman askerlerinin sırt çantalarında Hölderlin’in şiirleriyle, Varlık ve Zaman’ın bulunduğu da bir gerçektir. Onlarca ölü askerin çantasından bu kitabın çıkmış olması neye delalet eder acaba? İşin tuhafı aynı kitabın bazı Fransız askerlerinin de çantasından çıkmasıdır! Ama sonunda  düşünürümüz Fransızların bölgeyi işgal etmesiyle gerçek dünyayla karşılaşmak durumunda kaldı.

Savaş Sonrası

Savaşın bitmesinin ardından Heidegger için oldukça sıkıntılı bir süreç başlayacaktır. Nazi rejimiyle işbirliği içinde olan, herhangi bir kamu görevinde sorumlu noktada olan herkes gibi Heidegger de soruşturmaya tabi tutulur. 1945 ve 1946 yıllarında Fransızlar Heidegger’in peşini bırakmazlar ve öğretim yetkisi, profesörlük unvanı elinden alınıp, idari görevlere gelmesi yasaklanır. Ancak 1949’da Siyasi Aklama Komisyonu Heidegger’i Nazi partisine üye oldukları halde aktif olmayan kişiler kategorisine soktu, ardından da Fransız askeri yönetiminin ilan ettiği öğretim yasağı kaldırıldı. Fakat tüm bu soruşturmalara rağmen prestijini yitirmediği anlaşılıyor. Ne olmuş olursa olsun o tüm dünyanın tanıdığı ve değer verdiği bir şahsiyet olmaya devam etmektedir. Soruşturmalar sırasında daha önce bir yıllık bir aşk ilişkisinin olduğu ve Yahudi asıllı olması nedeniyle Nazi rejimi öncesinde Amerika’ya kaçan Hannah Ardent’in ta oradan hala Heidegger’in yanlış anlaşıldığını söylemesi de ilginçtir. Nitekim bu ikili ancak 1950 yılında yeniden yazışmaya başladılar. Freiburg’dan emekli olduğu 1950 yılından sonra sürekli bir çalışma içinde oldu ve ölene kadar birkaç yurt dışı turistik gezi haricinde kulübesinden ayrılmadı. 1960’lardaki gezilerinde daha çok oradaki Varlık ışığını hissetmek için Yunanistan’a gitti. Bu arada İstanbul’a da gelmiştir. Berlin Duvarı’nın yapılışını, Hannah Ardent’in ölümünü, varoluşçuluğun bir diğer önemli ismi ve Nazi döneminden sonra uzun zamandır aralarının bozuk olduğu Karl Jaspers’in ölümünü de gördükten sonra 1976’da öldü. Vasiyeti üzerine cenazesinde Hölderlin’den şiirleri oğlu tarafından okundu.

Kulübe ve Tefekkür

Görüldüğü gibi Nazi dönemi ve savaş sonrası soruşturmalar hariç oldukça tekdüze, neredeyse sıkıcı bir yaşamla karşı karşıyayız ama zihin hiç de tekdüze değildir. Biyografisindeki eserler ve konuşmalar başına gelen olayların belki kırk katıdır ve her ne kadar kendisi bir ara “Varlık kendisini tefekküre değil cesarete açar” demişse de daha çok tefekkür düzleminde bir yaşamdan söz etmek durumunda kalırız. Tefekkür ve üretkenlik demek gerekiyor aslında. Zira son yayın çalışmalarına göre Toplu Eserleri’nin 102 cilt tutacağı hesaplanıyor! Hazmı oldukça güç eserler yazdığı düşünüldüğünde önümüzdeki üç-dört kuşak felsefecinin rahat rahat uğraşacağı bir külliyat bırakmıştır geriye. Bu külliyatın neye benzediğini görmek için Kaan H. Ökten’in Heiddeger Kitabı’na bakmak gözlerinizin ve zihninizin bulanması için yeterlidir. Ökten’in Agora’dan çıkan kitabı bence düşünüre giriş yapmak en derli toplu ve iyi kotarılmış çalışma. Böylece en başından giriştiğiniz işin ne anlama geldiğini anlayıp zamanında cayma imkanına sahip olursunuz! Tek bir makale okunacaksa yine bendenize sorulursa Doğan Özlem’in çevirdiği Heidegger Üzerine İki Yazı adlı kitaptaki Otto Pöggeler’in makalesi okunmalı derim.
Heidegger’in düşüncesi üzerine yazılanların aksine bizatihi kişiliği üzerine yazılanlar pek azdır. Yakın öğrencileri her şeye rağmen anısına saygısızlık etmekten kaçınırlar ve onu neredeyse tabulaştırmışlardır. Zaten pek göz önünde de değildir. Karaormanların dağ kulübesinde kendi başına yürüyüşler yaparak ve odasında çalışarak geçen bir hayat hiç de sosyal sayılmaz. Kulübesini ziyaret etme şansına sahip öğrencileri de anısını titizlikle sakladılar. Frederic de Towarnicki’nin anıları YKY’den Türkçe’ye kazandırılan kitabı gerçekten de nadir örneklerden biri. Düşünürün öğrencisi kulübe hayatını ve ziyaretlerdeki sohbetleri üstadına hayran biçimde aktarıyor elbette. Buna karşın düşünürün başındaki haleyi yok etmeye kararlı olduğu anlaşılan Paul Hühnerfeld’in acımasızca saldırdığı kitabı da oldukça öğretici. Heidegger-Bir filozof, bir Alman. Yazar, düşünürü yerin dibine batırma amacıyla “kaşının üstünde gözün var” yaklaşımındaysa da yine de tavsiye edilir. Hiç değilse Heidegger tarafından büyülenmeye karşı bir panzehir vazifesi gördüğünü söylemek gerekiyor. Büyülenme sözünü de boşuna kullanmadık. Heidegger dağarcığının Fransızca’ya kazanılması için didinip duran Jean Beaufret şaka yollu “beni Heidegger’den Fransızca kurtardı” diyorsa bunun bir gerçekliği var demektir. Pek çok kişi yazılarını okuyup tefekkür edenlerin başka alemlerde kaybolduklarına tanıklık etmektedir. Bir süre sonra konuşmanız değişmeye, cümleleriniz garipleşmeye, ufkunuz bulanıklaşmaya başlar. Mevcut kelimeler kifayetsiz geldiğinden çeşitli kelime köklerinden garip sözcük çiftlerinden oluşan yeni kavramlar türetmeye başlarsınız. Gerçi Türkçe her türden zihin bulanıklığına karşı çok iyi bir koruyucudur biliyorsunuz. Heidegger’se esasen Alman diliyle kavranabilen birisi. Zaten kendisi de Varlık ve Zaman’ın çevrileceğini duyduğunda “benim kitabım yabancı bir dile çevrilemez” diye ter ter tepinmişti. Ortega y Grasset ise Heidegger’in dilini pek beğenir ve düşünürün köylü dillerine çevrilmesinin daha kolay olacağını söyler. İspanyolca da Alman dili gibi bir köylü diliydi ne de olsa. Hem Heiddeger türettiği kelimeler için sık sık ortaçağ Almanca’sına döner ve oradan yararlanırdı. Buradan da dilin ve kelimelerin kökenlerinin anlamlarının felsefesinde ve genel olarak da görüngübilimde ne kadar önemli olduğunu anlarız. Heidegger de hem ortaçağ mistiklerinin esrarengiz duyguları hem de antik Grek filozoflarının berraklığı bir arada bulunur. Zaten ona kalırsa Varlık ilk kez eski Yunanlılarda bir kez belirmiş sonra da unutuluşa terk edilmiştir. Onun işi de varlığı hatırlatmaktır. Israrla, yazdıklarında asla mistik ya da teolojik bir yan olmadığını söylese de her yerden mistisizm duygusu sızmaktadır. Bu manada Valık’tan kastının ne olduğu bu güne kadar anlaşılabilmiş değil. Tanrı da olmayan başka bir varlık. Hatta belki tanrıyı da kapsayan bir varlık. Teologlar onu her sıkıştırdıklarında sıyrılmasını da bilmiştir. Bu anlamda Sartre’nin 1961’de “Heidegger’i tümden ters anladığını” itiraf etmesi de eğlencelidir. Bu itiraf insanı hem güldürüyor, hem de “anlaşılan tek kalın kafalı ben değilmişim” dedirtiyor! Sartre Heidegger’i 1952’de ziyaret ettiğinde düşünürü Hasan Sabbah’a veya bir emekli albaya benzetmişti. En sinirlendiği şey de Heidegger’in Sartre’ye acıyarak bakması olmuş anlaşılan. Yeri gelmişken ülkemizde İslam Felsefesi kitabıyla tanınan Henry Corbin’in Varlık ve Zaman’ı Fransızcaya çevirmeye kalkıştığını da belirtelim. Heidegger’le dosttular zaten. Neyse ki Corbin Fars dünyasıyla ilgilenmeyi tercih etti de o değerli eserleri okuma imkanına sahip olduk.
Çalışma odasında Dostoyevski ve Pascal’in resimlerinin asılı durması da bazı şeylerin göstergesi olabilir muhakkak. O dönemde Dostoyevski her karanlık düşünceli insanın olmazsa olmazıydı. Frankfurt Okulu mensupları bundan sıkça yakınmaktadırlar. Peki Pascal’e ne demeli.? Malum matematikçi ve düşünür Pascal evrenin sırlarına matematik ya da bilimle ulaşılamayacağını sonunda teslim ederek saf bir inanççılığa sürüklenivermişti. Bu açıdan onu günümüzdeki Krişnamurti’ye meyleden David Bohm gibi Kuantum Fiziği profesörlerinin öncüsü sayabiliriz. Sonuçta Heiddeger’de Heraklius, Havari Paul, Agustinus, Eckhart, Plato, Aristo, Hölderlin ve Husserl sindirilmesi zor bir kıvamda bir araya gelirler.
Gece yavaşça inerken Karaormanlar’a kar yağmaya başlamıştır. Kiminin Hasan Sabbah’a, kiminin elektrik tesisatçısına benzettiği düşünür kafasında avcı şapkasıyla ağır adımlarla içeride cılız bir ışık yanan kulübesine döner. Biraz önce bir köylüyle yaptığı sohbet ona yeni bir ilham vermiştir. Bu ilhamla 89. cilt biraz daha ilerleyecektir. 

 

 Image

 

 

Yukarı dön Göster MetinKaradag's Profil Diğer Mesajlarını Ara: MetinKaradag
 
aliosmanyeten
Tecrübeli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 02.10.2006
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 139
Gönderen: 27.01.2010 Saat 22:29 | Kayıtlı IP Alıntı aliosmanyeten


HEİDEGGER ve ZAMAN


Giriş


Martin Heidegger, 1927 yılında yayımladığı Varlık ve
Zaman (Sein und Zeit) adlı başyapıtıyla; felsefe ve bilim
çevrelerinde büyük yankılar uyandırmıştır. Heidegger’in
etkisi dünyada ve ülkemizde halen devam etmektedir. O,
felsefenin sonunu bilim ve teknik dünyasının zaferi
olarak görüyordu.

Heidegger’e göre “felsefenin sonu, Batı-Avrupa
düşüncesine dayalı dünya uygarlığının başlangıcıdır.”
Heidegger günümüzde sonu gelmiş olarak görülen
(pozitivizmin de etkisiyle) felsefenin başlangıcından bu
yana olan serüveninde; doğru yolu izleyip izlemediği
sorusunu sorar ve bu soruyu felsefe tarihinin başlangıcı
olarak kabul gören Antik-Yunan felsefesine kadar
götürerek; günümüzde felsefenin esas anlamının çok
gerisinde kaldığını ve bitti gözüyle bakılan şeyin
aslında hiç başlamadığını (hep eksik ya da yanlış
kaldığını) göstermek suretiyle; felsefenin yani en genel
anlamıyla varlığın esas (sahih) anlamını ortaya
çıkarmaya, açıklığa kavuşturmaya çalışır. Heidegger
varlığın anlamını: hocası Husserl’den devraldığı
fenomenolojik yöntemi geliştirerek oluşturduğu, ‘Dasein
Analitiği’ ile ‘zamansallığı’ ilişkilendirerek ortaya
koymaya çalışır.

Bu incelemenin amacı: Heidegger’in varlığın anlamını
ortaya çıkarmak amacıyla izlediği yolu (Dasein
analitiğini), günümüz yorumuyla ele alarak zamansallığın
ne olduğunu ve nasıl ortaya çıktığını eleştirel bir bakış
açısıyla göz ününe sermek ve yorumlamaktır. İncelememiz
yalnızca ontik ya da ontolojik bir anlam değil, aynı
zamanda ‘yaşayan insanın devinen dünya ile ilişkisine
dair’ bir anlam arayışındadır.

Heidegger’e göre varlık bilinenin aksine kavramların en
karanlık olanıdır. Varlığı var olan biçiminde kavramak
mümkün değildir. Çünkü varlığa, var olana dair bazı
belirlenimler atfederek ulaşmak mümkün değildir. Fakat
yine de varlığın (var olan biçiminde) tanımlanamaz oluşu,
varlığın anlamına ilişkin sorudan bizi muaf kılmadığı
gibi, tersine, bizi bu soruyu sormaya çağırmaktadır. Bu
durumda varlık sorusunu yeniden sormamız gerekir. Bunun
için öncelikle sorunun formülasyonunu belirlemek
gerekecektir.

“Her soru sorma, bir şeye ilişkin soru sorma demek
olduğundan bir sorulana sahiptir. Öte yandan bir şeye
ilişkin her soru sorma, o şeye soru sorma anlamına gelir.
Dolayısıyla soru sormaya, sorulanın yanı sıra sorgulanan
da aittir.” Heidegger’e göre; varlığa dair soru sorarken
aradığımız şey başlangıçta anlaşılmaz olsa da, yine de o
şey bütünüyle meçhul değildir.

Varlık sorusunun anlaşılması için öncelikle hikaye
anlatmamaya yani başka bir deyişle varolan olarak
varolanın kökenini (nedenini) başka bir var olana
dayandırmadan belirlemeye çalışmak gerekir.

Heidegger’e göre hakkında konuştuğumuz, fikir sahibi
olduğumuz ya da şu veya bu şekilde ilişki kurduğumuz her
şey bir varolandır ve bu durumda bizler de neliğimiz ve
nasıllığımızla birer varolanızdır. “Varlık ise öylelik ve
neden-nasıllıkta, gerçeklikte, mevcut oluşta,
kalıcılıkta, geçerlilikte, Dasein’da, vardır’da
yatmaktadır.” Bu durumda biz varlığın anlamını nerede,
hangi var olanda aramalıyız ya da varlığın açımlanışını
hangi var olandan başlatmalıyız? Buradaki var olan
herhangi bir var olan olmayıp, soruyu soran olarak
bizleriz yani buradaki var olan kişinin kendisidir. Bu
durumda varlık sorusunu çalışmak; “Ancak bir varolanın
kendi varlığı içinde şeffaf kılınması”   ile mümkün
olabilir. Bu durumda varlığın anlamına dair soruyu şeffaf
olarak formüle edebilmek için, bizden önce bir varolanın
(Dasein’ın) kendi varlığı bakımından uygun bir biçimde
açığa kavuşturulması gerekmektedir.

Varlık sorusunun öz anlamlarından birisi “Sorulanın,
sorulan soruya özsel olarak tesir ediyor olmasıdır.”
Bunun anlamı; Dasein karakterindeki bir varolan ile
varlık sorusu arasında belirli bir ilişki vardır. O
halde; varlığa dair soruda aranılan şey varlık anlayışı,
sorulan şey varlık, sorgulanan şey ise Dasein’dır.
Dasein, varlığın tasavvur edici soyutlanışı bakımından
var olanın bir durumu demek değildir. O, varlık
anlayışının yuvasıdır.

Bugüne kadar varlık sorusu iki saike (sebebe)
dayandırılagelmiştir. Bu sorunun ya kökenine (menşei)
atıfta bulunulmuştur ya da bu sorunun belirli bir
yanıtının bulunmadığına değinilmiştir. Varlık hep bir var
olanın varlığı olarak görülegelmiştir.

Dasein diğer var olanlar arasında bulunan herhangi bir
varolan değildir. Onu diğer varolanlardan farklı yapan
özelliği; bir varolan olarak kendi varlığına sahipken,
aynı zamanda kendi varlığını mesele etmesidir. Dasein
kendi varlığı içinde, varlığı şu ya da bu biçimde
anlayabilmektedir yani varlık Dasein’e kendi varlığı
sayesinde ve kendi varlığı içinde açımlanır. “Bizatihi
varlık anlayışına sahip olmak, Dasein’ın bir varlık
belirlenimidir.”

Dasein’ın özünde dünya-içinde-varolmak yatıyor
olduğundan; Dasein’dan hareketle oluşturulan bir varlık
anlayışı hem içinde bulunulan dünyada var olanın varlık
anlayışı; hem de bu dünyadan (içinde bulunulan) hareketle
erişilebilecek olanın varlık anlayışıyla ilişkilidir.
Dolayısıyla Dasein’ın bu özelliğine bağlı olarak esasen;
Dasein’den farklı olan diğer ontolojilerin de, Dasein
üzerinden temellendirileceği bir ‘fundemental ontoloji’
aranmalıdır.

Dasein kendi varlık tarzına (minvaline) uyumlu biçimde
davranarak sürekli olarak ilişki içinde bulunduğu
dünyadan hareketle kendi varlığını anlama eğilimindedir.
Heidegger Varlık ve Zaman adlı eserinde varolanın
varlığının anlamını “zamansallık” olarak
nitelendirecektir. Dasein’ın varlık tarzı, bizzat var
olmak durumuyla varlığı anlamasıdır. Bu ilişki içerisinde
ele aldığımızda Dasein’ın varlığı belirtik (açık, belli)
olmadan anlayıp yorumlaması; Heidegger’e göre, zaman
iledir. Bu durumda her türlü varlık anlayışının ve varlık
yorumunun kavrayışı ancak zaman ile mümkündür. “Bunun
akla yatkınlığını sağlayabilmek üzere zaman, hem bizatihi
varlığı anlayan Dasein’ın varlığı olarak, hem de varlık
anlayışının ufku olarak zamansallıktan hareketle asli
biçimde açığa çıkarılmalıdır.”

Buradaki zaman kavramını alelade zaman anlayışlarından
ayırt etmek gerekir. Alelade zaman anlayışı,
Aristoteles’ten başlayıp Bergson ve sonrasına kadar sürüp
gelen, kendine geleneksel zaman kavramında ifade bulan
bir zaman yorumuyla belirtik (açık) hale gelmiştir.
Burada açıkça ortaya konulması gereken şey, söz konusu
zaman kavramı ile esasen alelade zaman anlayışının
zamansallıktan neşet edip etmediği (çıkıp çıkmadığı),
neşet ediyorsa bunun nasıl olduğudur. Böylece alelade
zaman kavramının haklı itibarı yeniden iade edilecektir
ve böylece, bu zaman kavramıyla söylenmek istenenin
aslında mekan demek olduğunu savunan Bergson’ un tezine
karşı çıkılmış olunacaktır.

Uzun zamandan beri ‘zaman’ varlığın çeşitli sahalarını
birbirinden ayırt etme görevi görmektedir. Örneğin
“Zamansal var olanlar (doğada görülen olaylar ve tarihte
yaşananlar) ile zamansal olmayan var olanlar (mekansal ve
rakamsal ilişkiler) birbirinden bu şekilde ayırt
edilmektedir.” “Yani sadece ‘zaman içinde’ var olan
olarak var olanlar ya da var olanların ‘zamansal’
niteliği değil bizatihi zamanın kendisi. Ancak bu
durumda, ‘zamansal’ ifadesi, sadece ‘zaman içinde var
olan’ anlamına gelmekle kalmaz. Çünkü ‘zaman dışı’ ve
‘zaman üstü’ olanlar da varlıkları bakımından
‘zamansaldırlar’.”

Varlığın anlamını ararken yapılması gereken ilk şey
Dasein analitiği oluşturmaktır. Bunu yaparken
görülecektir ki ‘Dasein’ın yapıları’ aslında
zamansallığın bir halidir. “Dasein’ın varlığı, anlamını
zamansallıkta bulmaktadır. Nitekim zamansallık, Dasein’ın
‘zaman içinde’ var olan olup olmadığından, ‘zaman içinde’
nasıl varolduğundan başka, bizatihi Dasein’ın bir
zamansal varlık minvali olan tarihselliğinin de olanak
koşuludur.” Buradaki tarihsellik, tarihten yani
dünyadaki tarihsel yaşanmışlıklardan önce gelmektedir.
Geleneksel hale gelen ontolojik anlayış; geleneksek
kategori ve kavramların kısmen hakiki biçimde derlendiği
asli kaynaklara erişimi engeller. Yani başka bir deyişle
gelenek, Dasein’ın tarihselliğini kendi kökünden koparır.
Başlangıçta da dendiği üzere; varlığa ilişkin sorunun
temel problemi, onun çözülmemiş olmasından çok unutulmuş
olmasındandır. Günümüzde geleneksel hale gelmiş olan
Yunanlıların ontolojisi; Dasein’ı ve varlığı dünyadan
hareketle anlamaya çalışmış (fakat zamanla), bu düşünce
varlığı kendiliğinden anlaşılır olarak kabul etmiştir.
Kökünden koparılmış olan Yunanlıların bu düşünce biçimi,
ortaçağın ontolojisi üzerine de doğrudan etki etmiştir.
Varlığa yönelik sorunun sürekli ihmali nedeniyle, bu tarz
(asli sorudan uzak kalan) ontoloji ve ontolojiler, -
varlığı ve varlığın yapısını soruşturmadan- varolmaya
devam etmişlerdir.

O halde, eğer varlık sorusu yeniden sorulacaksa;
öncelikle bu sorunun günümüzde katılaşmış hale gelen
gelenekten ayrılması, koparılması gerekmektedir. “İşte
biz asıl ödevimizi, varlığın ilk ve ondan sonraki
yönlendirici belirlemelerinin kazanıldığı asli
tecrübeleri olması bakımından Eskiçağ ontolojisinin
geleneksel envanterinin varlık sorusunun rehberliğinde
bozumu olarak anlıyoruz.” Bu bozumun eğilime uygun
olarak, ontolojinin tarihi içinde varlığın yorumu
yapılırken, öncelikle varlığın zaman fenomeniyle bir
araya getirilip getirilmediği sorulmalıdır. Bu
temporalite sorunsalıyla ilgilenen ilk ve tek kişi Kant
olmuştur. Fakat yine de Heidegger’e göre; Kant’ın zaman
çözümlemesi (zaman fenomenini özneye geri taşıdığı
halde), geleneksel alelade zaman anlayışını aşamamıştır.
Heidegger’e göre modern felsefenin kurucusu olarak kabul
edilen Desccartes, varlık sorusunu ihmal etmek durumunda
kalmıştır, ona göre Dercartes (meditasyonlarda)
varolanlar üzerine, ortaçağ ontolojisinden hareket ederek
görüş beyan etmektedir. “Dolayısıyla felsefenin sözde
yeniden başlangıcının, uğursuz bir önyargının yeniden
gövermesinden başka bir şey olmadığı ortaya çıkmaktadır.”
Böyle bir önyargı üzerine temellendirilen felsefeler;
Eskiçağ ontolojisiyle eleştirel bir hesaplaşmaya
girememişlerdir.

Heidegger’e göre Yunanlıların varlık yorumunda zaman,
diğer vaorolanlar gibi ele alındığından; bu yorumlarda
zamanın fundamental ontolojik işlevine dair bir malumat
yoktur. Heidegger bu durumu, Aristoteles’in zaman
görüşüne değinerek eleştirir. Aristoteles’in zaman
anlayışı, zaman fenomeni üzerindeki ilk ayrıntılı
yorumdur. Buna ek olarak; Aristoteles’in bu yorumu
kendisinden sonraki bütün zaman görüşlerinin özünü
oluşturacaktır (Heidegger bu yoruma Bergson’u da dahil
eder). Heidegger, Kant’ın zaman anlayışında da
Aristoteles’in ortaya koydu yapılar içinde hareket
edildiğini söyleyerek; Kant’ın ontolojideki temel
yönelimi ile Yunanlılarınkinin paralellik gösterdiğini
söyler. ”Varlığın anlamına ilişkin rehber soruyla
birlikte bu inceleme, esasen felsefenin fundamental
sorusuna gelip çatmaktadır. Söz konusu sorunun ele alınış
minvali fenomenolojidir.”

Heidegger’e göre varlık sorusunun üstünün örtük
kalmasının temel nedeni; fenomenolojik hatalardır. Bu
hatalardan en önemlisi fenomenolojinin bir bilim olarak
nitelendirilmesi ve burada sözü edilen fenomenlerin
önceden verili olduğunun varsayılmasıdır. Oysa
Heidegger’e göre fenomenoloji; bir konuyu değil bir
yöntemi isimlendirmektedir. O halde Heidegger’in yöntem
olarak kabul ettiği fenomenoloji nedir?







1 Ökten, Kaan H., Heidegger Kitabı, Agora Kitaplığı,
İstanbul 2004, s.107
2 M.Heidegger, Varlık ve Zaman, Çev; Kaan H. Ökten,
Agora Kitaplığı, İstanbul 2008, s. 4
3 Heidegger, a.g.e., s. 6
4 Heidegger, a.g.e., s. 7
5 Heidegger, a.g.e., s. 8
6 Heidegger, a.g.e., s. 12
7 Heidegger, a.g.e., s. 18
8 Heidegger, a.g.e., s. 18
9 Heidegger, a.g.e., s. 19
10 Heidegger, a.g.e., s. 20
11 Heidegger, a.g.e., s. 23
12 Heidegger, a.g.e., s. 25
13 Heidegger, a.g.e., s. 28



Yukarı dön Göster aliosmanyeten's Profil Diğer Mesajlarını Ara: aliosmanyeten
 
aliosmanyeten
Tecrübeli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 02.10.2006
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 139
Gönderen: 09.02.2010 Saat 23:21 | Kayıtlı IP Alıntı aliosmanyeten

1. Dasein Analitiği

A. Fenomenolojik Yöntem

Heidegger’e göre: varlığın bizatihi anlamına yönelik
incelemenin nesnesini var olanlar oluşturur. Varlığa
yönelik böylesine kapsamlı bir sorunun ele alınış tarzı
fenomenolojik olmalıdır. Fenomenoloji Heidegger için
yöntemsel bir kavramdır. Ona göre “ ‘fenomenoloji’ terimi
her türlü desteksiz kurgulamalara, tesadüfi bulgulara,
güya tanıtlanmış kavramların devralınmasına, nesiller
boyunca birer ‘sorunsal’ zannedilen sözde sorulara karşı:
Eşyanın Kendisine!” yöneliktir.

Etimolojik açıdan ele aldığımızda fenomenoloji teriminin
iki bileşenden oluştuğunu görürüz: fenomen ve logos.
Heidegger Yunanca’daki ‘phainomenon’ kavramını kendini
gösteren olarak yorumlar. Fenomen kendini iki farklı
biçimde gösterir: birincisi var olduğu şekliyle kendisi
olarak; ikincisi ise kendisi dışında kendisinden farklı
tarzda, başka bir şey olarak. Bu iki farklı anlam
arasında yapısal bir ilişki söz konusudur. Heidegger
‘hastalıkların görünümleri’ örneğinde bu çift anlama
vurgu yapar. Daha anlaşılır kılmak için bu örneği
genişletecek olursak: hasta olduğumuzda vücudumuz bazı
belirtiler gösterir. Bu belirtiler her zaman hastalığın
kendisi olmayıp, hastalığa dair bazı kendini gösterme
biçimleridir. Grip olan birisi için hastalık belirtisi
öksürük olduğu gibi akciğer kanseri olan birisi için de
öksürük bir hastalık belirtisidir. Bu durumda öksürük
hastalığın kendisi olmayıp, onun kendini ortaya çıkarma
imkanlarından yalnızca biridir. Bu durumda aslında
kendini bizzat göstermeyen bir şey (hastalık), kendini
gösteren başka bir şey ile (öksürük) açığa çıkmaktadır.
Bu durumda fenomen kavramı ya hakikatin kendisidir ya da
hakikatin açımlanış tarzlarından birisidir. Bu ikiliği
aşmak için Heidegger fenomen kavramını kendini kendinde
gösteren olarak tanımlamaktadır. Fakat yine de
fenomenoloji kavramını açıklamak için bu tanım
yetersizdir. Kavramın anlamını daha iyi belirleyebilmek
için ‘logos’ terimini de incelememiz gerekir.

Logos temel anlamıyla söz demektir. Heidegger’e göre
buradaki söz ifadesi sözü edilenin açığa çıkarılması
anlamındadır. Logos bir şeyi görünür kılan (akıl)
anlamına geleceği gibi, görünür kılınan şeyin kendisi
anlamına da gelmektedir. “logos, bir şey olarak söz
yöneltileni bir şeyle olan ilişkisi içinde (yani
‘ilişkilenmişlik’ ile) görünür kılma anlamına da
geldiğinden logos, ilişki ve bağıntı anlamı da kazanır.”

Fenomen kavramı Heidegger’e göre; kendini gösterene
nazaran daha kapalı olandır. Fakat aynı zamanda özsel
olarak kendini gösterene ait olandır. Fenomenoloji;
kendini gösterenin bizzat kendisinden hareket edilerek
görünür kılınmasıdır. Heidegger için ontoloji sadece
fenomenoloji ile mümkündür.

Fenomenoloji var olanın varlığı ile ilgilidir. Bunun
dışında var olanın ötesinde bir şey yahut görünür olmayan
bir şey değildir. “fenomenolojideki fenomenlerin ardında
özsel anlamda başka hiçbir şey bulunmaz.” Fenomen örtük
(kapalı, mahfuz) kalmış olabilir, tam da bu noktada
kapalı olanı açığa çıkarmak için fenomenolojiye ihtiyaç
vardır.

“Fenomenolojinin yukarıda hatları çizilen önkavramının
zemini üzerinde artık ‘fenomenal’ ve ‘fenomenolojik’
terimlerinin anlamlarını da sabitlemek mümkün olacaktır.
‘Fenomenal’ dendiğinde, fenomene özgü karşılaşma minvali
içinde verili olup belirtik kılınabilen şeyler
anlaşılmaktadır – bu nedenledir ki, fenomenal yapılardan
söz edilebilmektedir. ‘Fenemenolojik’ dendiğinde ise,
gösterme ve açığa çıkarma minvaline ait olan şeyler ile
bu tür araştırmaların dayandığı terminoloji
anlaşılmaktadır.”

Heidegger’e göre ontoloji ile fenomenoloji birbirinden
farklı, iki ayrı felsefi disiplin değildir; onun için
felsefe Dasein’ın tarihselliğini (hermeneutiğini)
başlangıç olarak alan evrensel fenomenolojik ontolojidir.
Fenomenolojiyi anlamak ise; onu bir imkan (mümkünlük)
olarak kavramakla mümkündür.



14 M.Heidegger, Varlık ve Zaman, Çev; Kaan H. Ökten,
Agora Kitaplığı, İstanbul 2008, s. 28

15 Heidegger, a.g.e., s. 35
16 Heidegger, a.g.e., s. 37
17 Heidegger, a.g.e., s. 38
Yukarı dön Göster aliosmanyeten's Profil Diğer Mesajlarını Ara: aliosmanyeten
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.9
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide