Etkin KonularEtkin Konular  Forum Üyelerini GösterKullanıcı Listesi  Forumu AraArama  YardımYardım
  KayıtKayıt  GirişGiriş
 FELSEFE FORUMU : Psikoloji ve Felsefe
Konu Konu: Sürü psikolojisi Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlar
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
prachles
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 08.08.2003
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 67
Gönderen: 15.12.2003 Saat 18:06 | Kayıtlı IP Alıntı prachles

Düşünme yeteneği gelişmemiş canlılar kalabalığa yönelirler. Çünkü oranın daha güvenli veya daha doğru olduğunu sezinlerler. Mesela bir balık hızla bir yere doğru gidiyorsa orada yiyecek olduğu fikriyle birden bir balık sürüsü onu takıp etmeye başlar. Bu galiba tamamen içgüdüsel birşey. Aynı zamanda tüm koyunlarda kalabalıktan ayrılırlarsa yemek bulamayacakları ya da kaybolup ölecekleri hissi vardır. O çoban günü gelince onları kesse bile ona mecburdurlar.

gelelim asıl soruya; Peki insan??
Yukarı dön Göster prachles's Profil Diğer Mesajlarını Ara: prachles
 
belki
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 15.12.2003
Yer:
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 1
Gönderen: 15.12.2003 Saat 21:30 | Kayıtlı IP Alıntı belki

sanirim burada schopenhauer'in 'icinde isigi olmayan insanlar kalabaliga karisip isik edinmeye calisirlar' sozunu hatirlayabiliriz.

:)
Yukarı dön Göster belki's Profil Diğer Mesajlarını Ara: belki
 
alternate
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 01.11.2003
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 249
Gönderen: 23.12.2003 Saat 09:38 | Kayıtlı IP Alıntı alternate

insan zaten kalabalıklar içinde doğar.çıkmaya çalışır yada çalışmaz.ama hiçbirzaman çıkamaz...

sevgiler
Yukarı dön Göster alternate's Profil Diğer Mesajlarını Ara: alternate
 
n/x
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 01.01.2003
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 1044
Gönderen: 23.12.2003 Saat 09:58 | Kayıtlı IP Alıntı n/x

'Suru psikolojisi', insanin 'bir yerlere ait olma' ihtiyacinin en asiri ucu olarak dusunuyorum. 'Milli duygularin' insani kafatasciliga kadar goturmesi gibi.

Hem dusunsel hem duygusal anlamda yalniz kalabilmek zor insan icin. Bu beceriyi gelistirmesi gerekir mi de bilmiyorum. En guzelini Nazim Hikmet soylemis: bir agac gibi hur, bir orman gibi kardescesine.
Bazan bir agac gibi hur olmayi becersekte, ait olma duygusunun baskisiyla kendimize uygun topluluklar ariyoruz. Ama bu illada bireyselligimizi yok etmemiz anlamina gelmez.

Sevgi ve selamlar,

NOT: sanirim soylenmis seyleri tekrar ettim, aslinda yeni seyler soylemek istiyorum ama korkunc bir dusunce tembelligi icindeyim.

Yukarı dön Göster n/x's Profil Diğer Mesajlarını Ara: n/x
 
unabhangig
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 24.10.2003
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 39
Gönderen: 23.12.2003 Saat 16:38 | Kayıtlı IP Alıntı unabhangig

quote:
yazarı: alternate

insan zaten kalabalıklar içinde doğar.çıkmaya çalışır yada çalışmaz.ama hiçbirzaman çıkamaz...




Belki de bazı insanları diğerlerinden ayıran şey o kalabalıklar içinden çıkmaya çalışıp çalışmadıklarıdır...
Yukarı dön Göster unabhangig's Profil Diğer Mesajlarını Ara: unabhangig
 
alternate
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 01.11.2003
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 249
Gönderen: 23.12.2003 Saat 18:05 | Kayıtlı IP Alıntı alternate

belkisi falan yok bunun sevgili unhabbing.bu kesinlikle bir ayrım yaratır.ama tamamen reddetmek çok zor sürüyü.
not:"öteki olmak "konusunda uzun uzun tartışıldı bunlar...

sevgilerr...
Yukarı dön Göster alternate's Profil Diğer Mesajlarını Ara: alternate
 
n/a3526
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 09.12.2003
Yer:
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 65
Gönderen: 24.12.2003 Saat 22:18 | Kayıtlı IP Alıntı n/a3526

ASLINDA ÇOK GÜZEL BİR SORU. BENCİ KENDİ İÇSEL GELİŞİMİNİ TAMAMLAMIŞ İNSAN YALNIZLIĞI SEÇER.FAKAT HENÜZ KENDİSİNİ TAMAMLAYAMAMIŞ İNSANLAR DİĞER İNSANLARIN YANINDA OLMAYI SEÇER. ÖRNEĞİN HERAKLEİTOS,NİETZSCHE GİBİ FİLOZOFLAR YALNIZ YAŞAMAYI SEÇMİŞLERDİR.YANİ BELKİDE KENDİNİ TAMAMLAYAMAYAN İNSANLARIN HAYVANLARDAN FARKI YOKTUR!
Yukarı dön Göster n/a3526's Profil Diğer Mesajlarını Ara: n/a3526 Ziyaret n/a3526's Ana Sayfa
 
prachles
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 08.08.2003
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 67
Gönderen: 25.12.2003 Saat 16:29 | Kayıtlı IP Alıntı prachles

Sevgili uuucar(artık kaç tane u varsa)
İnsandan kopmak hiçbir zaman mümkün değildir. Nietsche'yi yanlış anlayanlardan biriymiş gibi bir izlinim yaratmak istemem(bu beni çok üzer), ama şunu belirtmeliyim ki hiçbir düşünce insandan bağımsız olamaz. Kendini tamamlamış insan diye bahsettiğiniz şey kendine yeter,belki insanlarla ilişkilerde problem de yaşar,ama eğer Nietsche'nin yaptığgı gibi insanlar üzerine düşünmek ve konuşmak fiilini bir kenara bırakırsa Albert Camus gibi(alternate'e hitaben[:)]) yarım kalmış bir düşünce sunar ortaya. Nietsche gibi düşüncesini insan üzerinde temellendirmesi lazım gelir ki,bu da yalnız ama insanları gözleyen bir durumda olmayı gerektirir.

Not: Bana hala bir açıklama borçlu olduğunuzu hatırlatırım,mesaj yazmakla uğraşmayacağım.
Yukarı dön Göster prachles's Profil Diğer Mesajlarını Ara: prachles
 
alternate
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 01.11.2003
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 249
Gönderen: 25.12.2003 Saat 17:43 | Kayıtlı IP Alıntı alternate

hitabınızı aldım çok sevgili inanılmaz saygıdeğer insan evladı prachles azize[:D][:D][:D]
Yukarı dön Göster alternate's Profil Diğer Mesajlarını Ara: alternate
 
n/x
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 01.01.2003
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 1044
Gönderen: 26.12.2003 Saat 11:35 | Kayıtlı IP Alıntı n/x

OZDESLIK DUYGUSU- BIREYSELLIGE KARSI SURUYE KATILMA

Insan “ben” diyebilen , ayri bir butun olarak kendinin farkinda olabilen bir hayvan olarak tanimlanabilir. Doganin icinde oldugundan ve onu asamadigindan , hayvan kendisinin farkinda degildir; ozdeslik duygusuna gereksinim duymaz. Dogadan koparilmis, akil ve imgelem gucuyle donatilmis olan insansa kendi gozuyle kendisini kavrama, “Ben benim” dyebilme ve bunu duyabilme gereksinmesi icindedir. Yasanmayip yasadigindan, dogayla baslangictaki birligini yitirdiginden, karalar almak zorunda oldugundan, kendisinin ve komsusunun degisik kisiler olarak farkinda oldugundan , insan, kendisini edimlerinin oznesi olarak algilayabilmek ister. Insanin baglilik, kokluluk ve askincilik gibi ozdeslik duyma gereksinmesi de, oylesine dirimsel ve gereklidir ki, insan bu gereksinmeyi herhangi bir bicimde karsilayamazsa, akil bakimindan saglikli kalamaz. Insanin ozdeslik duygusu, kendisini anne ve dogaya baglayan “Birincil bagliliklar” dan kurtulma sureci icinde gelisir. Kendisini hala annesiyle bir tutan evlat, henuz ne “Ben” diyebilir, ne de boyle bir gereksinme duyar. Ancak dis dunyayi kendisinden ayri ve baska bir sey olarak algiladigi zamandir ki, apayri bir varlik olarak kendisinin farkina varir; en son ogrendigi sozcuklerden biri de kendisinden soz ederken kullandigi “Ben” sozcugu olur.
Insan irkinin gelismesinde, insanin ayri bir ben olarak kendisinin farkinda olma derecesi, klanindan kurtulma derecesine, bireysellesme surecinin gelisme derecesine baglidir. Ilkel bir klanin uyesi, ozdeslik duygusunu “Ben biziz” formuluyle anlatabilir; henuz kendisini, kendi mutlulugundan ayri bir “birey” olarak algilayamaz. Ortacag dunyasinda birey, feodal hiyerarsi icindeki toplumsal roluyle ozdeslesiyordu. Koylu rastlantiyla koylu olmus birisi, efendi de rastlantiyla efendi olmus birisi degildi. Bir koylu yada bir efendiydi o.; yerinin degistirilemez olmasi dyugusu , o kisinin ozdeslik duygusunun da bir parcasiydi. Feodal duzen yikilinca, bu ozdeslik duygusu sarsildi ve o tehlikeli “Ben kimim?” – yada daha dogrusu , Ben ben oldugumu nereden biliyorum?”- sorusu cikti ortaya. Bu, Descartes’in dusunsel bir bicimde sordugu sorunun ta kendisidir. Descartes, bu ozdeslik arayisini, “Kuskulaniyorum- oyleyse dusunuyorum, dusunuyorum- oyleyse varim” diyerek yanitladi. Bu yanit, her turlu dusunce etkinliginin oznesi olarak “Ben”in algilanmasini vurguluyordu yalnizca.; “Ben”in, duyma ve yaratici eylem icinde de algilandigini gormezlikten geliyordu.

Saglikli Toplum, Erich Fromm, s. 74-75

Devam edecek
Yukarı dön Göster n/x's Profil Diğer Mesajlarını Ara: n/x
 
n/x
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 01.01.2003
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 1044
Gönderen: 26.12.2003 Saat 11:52 | Kayıtlı IP Alıntı n/x

Devam

Bati kulturunun gelismesi, bireyselligin tam olarak yasanmasina temel olacak seyleri yaratma yonunde oldu. Bu kultur, bireyi siyasal ve ekonomik bakimdan ozgurlestirerek, kendi adina dusunebilmesini saglayarak, onu yetkeci baskilardan kurtararak, onun kendisini kendi guclerinin merkezi ve etken oznesi”Ben” olarak algilamasini ve kendisini boyle duymasini saglayabilecegini umuyordu. Ne var ki bu yeni “Ben” deneyine, ancak kucuk bir azinlik ulasabildi. Cogunluk icin bireysellik, aslinda, bireysel bir ozdeslik duygusuna erisememe basarisizligini saklamak icin basvurulan bir perdeden baska bir sey degildir.

Gercekten de , bireysel bir ozdeslik duygusununyerine gecebilecek pek cok sey aranip bulunmustur. Ulus, din, sinif ve ugras bir ozdeslik duygusu yaratmaya yardim ederler. “Ben bir Amerikaliyim”, “Ben bir protestanim” gibi formuller, baslangictaki klan ozdesligi yitirildikten sonra ve gercekten bireysel bir ozdeslik duygusu kazanilmadan once insana ozdeslik duygusu saglayan formullerdir. Bu degisik ozdeslik bulma yollari cagdas toplumda cogunlukla bir arada kullanilir. Bunlar genis anlamda toplumsal yeri belirleyen ozdesliklerdir ve Avrupa ulkelerinde oldugu gibi, eski feodal kalintilarla birlestiginde daha da etkileyici olurlar. Feodal kalintilarin cok az bulundugu ve toplumsal hareketliligin cok oldugu Birlesik Amerika’da toplumsal yere bagli bu ozdeslik duygulari elbette daha az etkindir ve ozdeslik duygusu, gittikce topluma katilma deneyimine dogru kaynmaktadir.

Saglikli Toplum, Erich Fromm, s. 75-76


Devam edecek


Yukarı dön Göster n/x's Profil Diğer Mesajlarını Ara: n/x
 
n/x
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 01.01.2003
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 1044
Gönderen: 26.12.2003 Saat 12:14 | Kayıtlı IP Alıntı n/x

Baskalarindan farkli olmadigimi, onlara benzedigimi ve onlar tarafindan “normal bir insan” olarak kabul edildigimi gorur, kendimi “Ben” olarak duyabilirim.
Pirandello’nun oyunlarindan birinin basliginda oldugu gibi., Ben-“beni istediginiz gibi” – Ben’imdir. Baslangictaki, bireysellik oncesi klan ozdesligi yerine yeni bir sur-ozdesligi gelismistir.; burada ozdesli duygusu kalabaliga karsi duyulan kusku goturmez bir ait olma duygusuna dayanir. Bu birlikte-olma ve topluma-uyma tutumunun cogu zaman, oldugu gibi gozukmeyip de bireysellik yanilsamasi arkasina gizlenmesi, gercekleri degistirmez.

Ozdeslik duygusu sorunu, cogu zaman anlasildigi gibi, yalnizca dusunsel bir sorun, ya da yalnizca zihnimizi ve dusuncelerimizi ilgilendiren bir sorun degildir.
Ozdeslik duyma gereksinmesi, insan varolusunun kosullarindan dogar ve en yogun yonelislerin kaynagidir. “Ben” duygusu olmaksizin akil bakimindan saglikli olamayacagima gore, bu duyguyu kazanabilmek icin hemen hemen herseyi yapmaya suruklenebilirim. Toplumda bir yer elde etme ve toluma uyma gibi yogun tutkularin ardinda bu gereksinme yatar; bu gereksinme bazan bedensel varligi surdurme gereksinmesine bile agir basar. Suruden birisi olabilmek, topluma uymak, yalanci da olsa boyle bir ozdeslik duygusuna kavusmak icin insanlarin yasamlarini tehlikeye atmaya, sevgilerinden vazgecmeye, ozgurluklerini birakmaya, kendi dusuncelerini feda etmeye hazir olduklarini acikca gormuyor muyuz?

Saglikli Toplum, Erich Fromm, s. 76-77
Yukarı dön Göster n/x's Profil Diğer Mesajlarını Ara: n/x
 
prachles
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 08.08.2003
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 67
Gönderen: 27.12.2003 Saat 19:26 | Kayıtlı IP Alıntı prachles

Bu sanırım köpekbalıklarının altında yaşıyan balıkların muhtaçlığına benziyor. Elbette toplumsuz insan hiçtir,çünkü insanlarla etkileşmediği sürece insanlaşamaz. Ama bireysel varlığını oluşturamamış insanın toplumun ortak yargısından ayrı bir bilinç oluşturması mümkün değildir.
Yukarı dön Göster prachles's Profil Diğer Mesajlarını Ara: prachles
 
n/x
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 01.01.2003
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 1044
Gönderen: 27.12.2003 Saat 20:05 | Kayıtlı IP Alıntı n/x

Sorunun ozu de zaten sizin soylediginizdi sanirim[:)].
Yukarı dön Göster n/x's Profil Diğer Mesajlarını Ara: n/x
 
emrevatans
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 11.12.2003
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 30
Gönderen: 29.12.2003 Saat 12:06 | Kayıtlı IP Alıntı emrevatans

İNSAN SOSYAL VARLIK DEĞİL Mİ??? teşekkürler...
Yukarı dön Göster emrevatans's Profil Diğer Mesajlarını Ara: emrevatans Ziyaret emrevatans's Ana Sayfa
 
piro
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 16.11.2003
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 107
Gönderen: 31.12.2003 Saat 13:57 | Kayıtlı IP Alıntı piro

Sayin Alternate bu yaziyi sizin soylediklerinize ithafen alintiladim
Yalnızlık itirafnamesi

28/12/2003

DİLEK ÜMRAN
Yalnız yaşayan kadınlar gitgide birbirine benzerler. Yaşayanını vurguluyorum çünkü ya bunu seçerler ya da seçmek zorunda bırakılırlar ama bu durumu yaşarlar. Ancak bu benzerlik yalnızlığın derecesiyle de çok anlamlı bir ilişki gösterir. Kaç yıldan beri yalnız yaşadığınız, yalnızlığa bakış açınız, yalnızlığınızı geçici olarak düşünüp düşünmediğinizle de yakından ilgilidir.
Geçen gün bir arkadaşım aradı. 13 yıldan beri yalnız yaşıyor. Üniversite eğitimi için ailesinden ayrıldı ve o gün bu gündür yalnız yaşıyor benim gibi. Konuşurken daha doğrusu o konuşup ben dinlerken ne kadar benzerlik gösterdiğimizi fark edip şaşırdım. Şaşırdım çünkü kişilik olarak çok farklı olmamıza rağmen olayları değerlendirme biçimimiz aynı. Benzer şeylerden dert yanıp benzer şeylere tavır alıyoruz. Özde farklıdır yalnızlar ancak yalnızlıktan türemiş bir yakınlık, akrabalık bağı kurulur aralarında. O yüzden yalnızlar bekarlarla ya da dullarla daha çok görüşürler. (Her bekar yalnız değildir. Yalnızlık yaşamı algılama biçimidir. Bekarlık ise bir durumdur. Evlenince geçer.)
Uzun zamandan beri yalnız yaşayan insanlar en çok özel hayata saygısızlıktan mustariptir -siz onları yalnızlıktan mustarip sanabilirsiniz ama gerçek hiç de öyle değildir.- Eğer yalnız yaşıyorsanız en çok "Hadi bize gel. Eve gidip ne yapacaksın? Bekleyenin mi var?" sözleriyle sizi taciz ederler. "Akşamları ne yapıyorsun? Sıkılmıyor musun? Yemek de mi yapıyorsun hiç üşenmeden? Ah keşke senin yerinde olsam koca derdi yok, çocuk derdi yok, oh ne rahatsın! Hiç de yaşlanmadın, tabii dert yok tasa yok." Bu cümlelerin içinden size bakış açısını çıkarabilirsiniz.
Bunun yanı sıra gecenin bir vakti arkadaşlarınız size gelme hakkını kendilerinde bulurlar. Sizin dinlenmek isteyeceğiniz ya da kendinize çay demleyip şöyle bir karşınıza kendinizi alıp sohbet ediyor olma ihtimaliniz hiç olmadığından günün her vakti hazır konuk ağırlayacağınızı düşünürler. Tabii uygun olmadığınızı söylemeniz hiç yakışık almaz.
Arkadaşım anlattı. Bir gece yatmış tam uyumak üzereyken kapı çalmış açmamış. -Yine yanlış biliyorsunuz yalnız yaşayanların kapıları her zaman çalmaz. Gelen gidenleri bellidir ve belli saatten sonra çalan kapılar onları çok rahatsız eder ve genelde kapılarını açmazlar.- Bu kez telefonu çalmış. Bir iş arkadaşıymış arayan. Neredesin diye sormuş. Yataktayım ve uyumak üzereyim demiş ve uygun olmadığını belirtmiş. Bir hafta iş yerinde konuşmamış arkadaşımla. Sonra arkadaşım sormuş ben gecenin o saatinde senin evine hiç geldim mi? Hayır yanıtını almış. Eğer evli olsaydım o saatte bana gelir miydin demiş. Yanıt yine hayır olmuş.


Yalnızlığa saygı
Daha önce söylediğim gibi yalnızlar yalnızlıklarına saygı duyulmadığından rahatsızdırlar. Siz yalnız olduğunuz için çamaşır, bulaşık yıkamanız, yemek yapıp evinizi temizlemeniz gerekmez. Bunları söylediğinizde siz zaten bir başınızasınızdır. Hiçbir zaman yapacak bir işiniz olamaz, hem ne işi olabilir ki yalnız bir başına insanın? Dört başı mamur sofra yerine kahvaltıyla öğün atlayabilirsiniz. Yemek yapmak zorunda değilsinizdir.
"Bunlar birer zorunluluk değil tam tersi yaşamın içini dolduran güzelliklerdir" ya da "Kendi için güzel bir yemek hazırlayıp keyifle bunu yemek yalnızlıktan bir kaçış değil tam tersi yaşamın merkezine yapılan bir yolculuktur" dediğinizde şüpheli bakışlarla karşılanırsınız. Bu bakış acımayla karışık bir küçümseme bakışıdır ya da önemsenmek, sayılmak istiyorsun ama bizim saymamız için birden fazla olmak gerekir bakışı. Ey yalnızlar uyanın artık! İnsanlık haklarınız ihlal ediliyor.
Eğer yalnızsanız bu yalnızlığınız müzmin bekarlığa doğru ilerlemekteyse artık isteseniz de istemeseniz de ilişkileriniz değişime uğrar. Bir zamanlar aynı rüyayı gördüğünüz -en azından sizin öyle varsaydığınız arkadaşlarınız evlenmiş ya da derin ilişkiler kurmuşlardır. Eski sevgilileriniz artık baba olmuşlardır. Arkadaşlarına çekirdek aile olarak bayram mesajları göndermektedirler. Yakın erkek arkadaşlarınızın eşlerinin dayanılmaz, manasız, anlaşıl(ır)maz evlendirme istekleri eklenince bu değişim kaçınılmaz olur. Tabii bir de çevrenizdekilerin size acıyarak eksik, yarım, yaralı -dilediğinizi siz ekleyebilirsiniz- bir "disconnectus erectus" olarak bakmaları da eklendiğinde durum dayanılmaz bir hal alır. İlişkiler bitmesin ya da daha acıtıcı olmasın diye taraflar -ya da sadece bir taraf ki o da yalnız olan taraf- çaba sarf eder. Bu da bir şekilde tahammüle dayalı bir ilişki biçimi ortaya koyar. Tahammül eden her zaman yalnız taraftır. Ama yalnızlığı seçen, yalnız kalan, kaderi yalnızlık olan taraf zamanla kendini geri çeker. Bunu yaparken de dengeleri korumaya özen gösterir. Aksi halde nevrotik, kıskanç, bencil ve uyumsuz algılanması kaçınılmazdır. Çünkü genel olarak hayat aslında kazananlar yani doğasına uygun olarak uygun bir eş bulup üremeyi seçenler ve doğasına aykırı davranıp -istese de istemese de- yalnız kalanlar arasındaki cephedir. Belki de hayat bulunduğumuz noktaya göre cephe gerektirir. Öyle olmasa da öyle olmak durumunda kalmaktır.


Yalnızlık korkusu
Evliler evliliklerindeki eksiklikleri, sorunları açmazları görmelerine rağmen topluma uyumlu bireyler olarak görürler kendilerini ki toplumda öyle algılar onları. Hep düşünmüşümdür arkadaşlarım evliliklerini, ilişkilerini anlatırlar. Anlattıkları da öyle yenilir yutulur şeyler değildir ancak birkaç gün içinde yine eskiye dönerler. Soru sorduğum nokta da tam da bu noktadır. Demek ki insanlar yalnız kalmaktan bu kadar korktukları için her şeye -aldatmaya, aldanmaya, yalana, değersizliğe, ilişkiye ve kendine saygısızlığa- katlanıp adını alışkanlık koyarlar. Sonunda da işte hayat derler, belki de hayat budur. Eğer hayat buysa ben bu durumu seçmiyorum diyen dolayısıyla yalnızlığı seçmiş olur. Yalnız kalanlar ya da yalnızlığı seçenler yaşamı böyle algılamadıkları ve böyle anlamlandırmadıkları için farklılaşırlar. Bu bağlamda yalnızlığı seçmiş olurlar.
Yalnız yaşayanlar da sizler gibidirler. Bir sosyal yaşamları bir de özel yaşamları vardır. Genelde rutini severler evlerine bağ(ım)lıdırlar, sanılanın aksine her gece evlerinde uyumak isterler. Evleri onların tapınaklarıdır adeta. Yemek yapmak, evlerini temizlemek dinsel bir ritueli andırır. (Böyle söylerken birden bir ev hayvanı ya da bakıma muhtaç bir canlıdan söz ediyormuşum geldi. İşte görün, bizim de insan olduğumuzu hatırlatmak gerekiyor sizlere. Bunu yaparken de naif kırılgan bir türden bahsederken buldum kendimi. Ne garip tanım tam da insanı anlatıyor gibi. Yabancılaşmanın derecesine siz karar verin.) Belki de sizden farkları yaşamı daha fazla sorgulamaları, ayrıntıları anlamlandırmalarıdır. Bu yüzden yalnızları yaşamlarınızı tehdit eden bir unsur olarak algılarsınız. Aslında buna gerek yok. Onlar içlerinden sizleri yargılasalar da aslında çok da yalnız kalmak istemediklerinden -ki yalnızlık yalnızlar için bile çok zordur- sizi huzursuz etmemeye özen gösterirler. Onlar da bir gün bu yalnızlıklarını sona erdirecek prensi - prensesi beklerler, ancak daha temkinlidirler çünkü kırılmaktan, incinmekten çok korkarlar. Bu yüzden hep zırhlarıyla yıkılmaz kuleler gibi dururlar. Aslında teslim alınmayı beklerler. Bazen zırh o kadar kalındır ki isteseler de teslim olamazlar. Herhalde en acıtıcısı beklenen geldiğinde yalnızlığın beklenene rağmen sürmesi olur.
Hayat zor gerçekten zor ancak inanın -ki artık inanmış olmalısınız- yalnızlar için daha zor. En azından siz çevrenizdeki yalnızlara biraz duyarlı davranarak onların yaşamını daha yaşanılır kılabilirsiniz.
DİLEK ÜMRAN: Psikoloji mezunu
radikal iki ekinden
Yukarı dön Göster piro's Profil Diğer Mesajlarını Ara: piro
 
piro
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 16.11.2003
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 107
Gönderen: 11.01.2004 Saat 16:12 | Kayıtlı IP Alıntı piro

insan zaten kalabalıklar içinde doğar.çıkmaya çalışır yada çalışmaz.ama hiçbirzaman çıkamaz...

Sayın Alternate bana yolladığınız mesajı yeni okudum.Dikkatsizliğimden dolayı özür dilerim.

Alıntıladıgım yazı yalnız yaşamayı tercih eden insanların diğer insanlar tarafında yanlız bırakılmamasından dem vuran bir yazıydı.

İnsanlar çevredeki insanlar tarfından da yalnız bırakılmamaktadırlar.
Sosyal yaratıklarız dogrudur.Ama sosyal olmadığımız anlar ve olmak istemediğimiz anlar vardır.İnsanlar bunlara saygı duymamaktadırlar.Özel yaşama saygı konusunda.

İlişkilerimizi tek başımıza yaşamamktayız.Tüm insanlar buna karışma hakkını kendisinde buldukları sürece de yaşayamayacağız.

Bende yanlız yaşamayı tercih eden birisiyim,her zaman etrafımda birilerine ihtiyaç duymam.Bir evde tek başınıza yaşamayı tercih edebilirsiniz istediğiniz zaman ilişkiler kurabilirsiniz.Bu imkansız değildir.
İnsanalrın birbirine belli konularda mecbur olduğunu yadsımıyorum ama böyle bir tercihte bulunduğunuzda aslında o kadar da fazla şeyi paylaşmaya ihtiyaçınız olmadiğini fark edersiniz ve diğer insanların ne kadar da herşeye burunlarını soktuklarını farkedersiniz.

Umarım biraz daha anlaşılır olmuşumdur.sorularınızı cevaplamaya da hazırım.Bu konuda anlaşılmak ve yalnız yaşama bir bakış olarak alıntıladığım yazının bu bağlam üzerinden okunmasını isterim.
Yukarı dön Göster piro's Profil Diğer Mesajlarını Ara: piro
 
alternate
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 01.11.2003
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 249
Gönderen: 11.01.2004 Saat 23:07 | Kayıtlı IP Alıntı alternate

şimdi daha net oldu.teşekkür ederim...
Yukarı dön Göster alternate's Profil Diğer Mesajlarını Ara: alternate
 
ULAK
Tecrübeli Üye



Katılma Tarihi: 02.01.2004
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 136
Gönderen: 13.01.2004 Saat 13:29 | Kayıtlı IP Alıntı ULAK

quote:
yazarı: prachles
gelelim asıl soruya; Peki insan??



sanırım tüm davranışlarımın çıkışı iki duygudan kaynaklanıyor.
sevgi ve korku.
en temel hayatta kalma gerekleri korkudan beslenirken,
nesli sürdürmeye sevgi kalıyor.
ve daha rahat yanıtlıyorum bu çıkarımımla,
neden birilerinin yanında olmak isterim sorusunu.
tabi bu kadar kolay genellenir mi, sanmıyorum.
Yine de önce zorunluluklardan, daha özelimde de sevdigimden topluluklara dahil olmam.

"Düşünme yeteneği gelişmemiş canlılar kalabalığa yönelir", bana eksik geldi biraz.
Düşünerek de kalabalığa yönelebilirsiniz.
Sanırım anlam bütünlüğünden çıkan hemfikirlik; iyi bir düşüncenin ürünü olmayan yani düşünmeden yapılan kalabalık seçimidir.

Ki burada insan için bir başka tehlike çıkıyor ortaya bence.
Ya düşünmeniz, üzerinizdeki baskılar nedeniyle olanaksızlaşırsa?
Hayatta kalma ile yüzyüzeyken, kaçımız sinirlerindeki elektriklenmeyi düzenli halde tutabilir?

Askerde idim. bir yamaçtayız, yerden tepeye alçak sürünerek ulaşma eğitimini alıyoruz.
Sağınız ve solunuzdakine yakınlık açık kol mesafesi yani (onun kolu da var) üç metre gibi.
Başlangıçta uyarıldığımız tek konu var o da birbirimize yaklaşmamamız!
Hepimiz üniversite mezunu (neyin göstergesi ise diploma hariç) sürünenleriz.
Uyarıyı anlabiliyoruz. Hatta, mühendis tarafımız ağır basıp sağım solum ile konuşup tepedeki yan yana duran
üç ağaç belirliyoruz ki uzaklık hattımızı koruyup bitişte kazanan biz olalım.
Ne mi oldu? Uzun sürünme sonrasında, soğuk, beden acısı ve derin soluklar tüm yanyana duran ağaçları tekleştirdi.
Bir süre birbirimizin derin soluğundan başka birşey duyamadık. ta ki;
hepiniz öldünüz, hepiniz öldünüz, ortanıza atılan bir bomba hepinizi öldürdü diye bağıranın altında aynı ağacın önünde üç kişi
kendimize geldik.

Elbette sürü pisikolojisiyle kastettiğinizi anlayabiliyorum.
Yapmak istediğim farklı açılardan da bakmak.

Bazen içgüdünün düşünmenin öne geçebileceği ya da düşünerek sürü gibi davranmanın mümkün olabileceği gibi.

Hatta düşünmenin acı verdiği zamanlarda da düşünmek istemediğimden sürüye dahil olmak mesela.

Yine de, aptalca, seçimsiz bir kuyruk olma ise sürü pisikolojisinin açılımı bu formlara yazanların hayatlarında karşılaşacağı,
istese de yapabileceği bir durum gibi gelmiyor bana.

Biraz daha geriye çekilip düşündüm de,
bir sürü insan forma mesaj atmış, ben de sürüye uydum galiba.
Bu da benim ironim olsun.

sevgiler. [:)]
Yukarı dön Göster ULAK's Profil Diğer Mesajlarını Ara: ULAK
 
prachles
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 08.08.2003
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 67
Gönderen: 25.01.2004 Saat 11:44 | Kayıtlı IP Alıntı prachles

quote:
Düşünerek de kalabalığa yönelebilirsiniz


Hayır düşünerek kalabalıklarla birlikte hareket edemezsiniz. Eğer herkes doğruyu kendi bulmaya çalışacak kadar cesur olsaydı örgütler olmazdı. Bu bir düşüncenin değil,bağlanma duygusunun eseridir. Ayrı ayrı bilinç ve ahlak olgusu oluşturabilmiş insanların bulunduğu bir topluluktan her zaman aynı sesin çıkma ihtimali yoktur çünkü. Kalabalıkların düşünce değil,yaptırım gücü vardır. Birileri düşünür,onlar yapar.
Yukarı dön Göster prachles's Profil Diğer Mesajlarını Ara: prachles
 
peripatos
Yeni Üye

Simge

Katılma Tarihi: 03.12.2003
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 22
Gönderen: 29.01.2004 Saat 11:30 | Kayıtlı IP Alıntı peripatos

insan herhangi bir sürüye dahil olmalımı diye soruyorsan cevabım hayırdır bence yeryüzündeki tüm sorunlar bu yanılgıdan kaynaklanıyor yani yaratılmışın doğasında özgünlük varsa buna aykırı davramak mutsuzluk getirebilir
Yukarı dön Göster peripatos's Profil Diğer Mesajlarını Ara: peripatos
 
n/a4369
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 18.01.2004
Yer:
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 34
Gönderen: 02.02.2004 Saat 10:36 | Kayıtlı IP Alıntı n/a4369

BENSİZ ve BEN:SÜRÜ ve TOPLUM


‘Seni seviyorum’ diyebilmek için ilk önce ‘ben’ demeyi bilmek gerekir



BEN

BEN: Kendi ayakları üstünde duran, iradesiyle edindiği ve realiteye uygun doğru bir felsefe ile entegre ettiği bilincini,
başkaları ile paylaşabilen insandır.BEN tabiatı tek başına karşılar, gayesi tabiatı feth etmektir,yalnız ve yalnız işi için yaşar. BEN benliğini kendi değerinden düşük şeyler için feda etmez, kurban olmaz.

BEN, KENDİSİNİ BAŞKALARI, BAŞKALARINI DA KENDİSİ İÇİN FEDA ETMEZ.

Çünkü O, başkaları için yaşamaz ve başkalarının da kendisi için yaşamasını istemez.
Bireyler arasındaki kardeşlik duyguları ve anlayışın, ancak bu temele dayanarak var olabileceğini bilir.
BEN için en büyük meziyet:YARATMAKTIR, vermek değil!
O "başkalarının acı çekmesini" meziyetlerini gösterecek bir fırsat olarak kullanmaz.
BEN: "İnsanlık aşkına (!) " kendini gönüllü olarak köleleştirmiş bir insanın, BAŞKALARI için yaşayan bir köle olduğunun bilincindedir.

BEN'in EN TEMEL İHTİYACI:AKIL ve ÖZGÜRLÜKTÜR

Çünkü O : başkalarının ciğeri ile hava alamayacağını, midesi ile hazmedemeyeceğini, aklı ile düşünemeyeceğini, insanın bu faaliyetlerinin paylaşılamaz ve ödünç verilemez olduğunun bilincindedir.
BEN, yalnız başına düşünür, çalışır ve başkalarından çalmak veya başkalarına hükmetmek peşinde koşmaz.
BEN'i var eden fikridir-felsefesidir-, başkaları değil.
Çünkü O, " VAR OLMAK " için başka insanlara ihtiyaç duymaz; ASALAK bir parazit olmak aklından bile geçmez.
BEN, GÜN BE GÜN özeleştirisini yaparak, AYNADA yalnız ve yalnızca " KENDİSİNİ " görmek isteyen İNSANDIR.
O, kıstası realite olan ve bedeni ile ruhu (bilinci) bütün olan bir İNSAN' dır.
BEN, hak etmediği: " maddi-manevi " her şeyi elinin tersiyle iter, reddeder.

BEN OLMADAN BİZ OLAMAYIZ

Gerçek iletişim ve dostluk, ancak kendi zihninin hükümdarlığında yaşayan BEN'ler arasında kurulabilir. Ancak onlar sonsuz menzilli zihinleriyle BİZ olabilmeyi başarabilirler. Zihinlerinde fikir değil " hazır reçete ve insanları " temel alan BENSİZLER arasında böylesi bir iletişimin kurulması olanaksızdır. Bunların birlikteliğinin SÜRÜ'den farkı olamaz. Sansürlü ve menzili sınırlı zihinleri ile " futbol-sex-askerlik anıları-toplu ayinler, protestolar-v.b. " dışında bir paylaşım yapamazlar. Bu nedenle de sürekli bir " sıkıntı-yalnızlık-stres " şikayeti ve düşman ilan ettikleri " öteki -yabancı- " ile didişme içinde geçer ömürleri. Kalabalıklar içinde birbirlerine sürtünerek ve böbürlenerek süren amaçsız yaşamları bir psikoloğun kapısını çalmaya mahkumdur çoğu kez. Çünkü kendi tabiatlarını inkar ettiklerinin farkında değillerdir.

BENSİZ

BENSİZ: Sürekli " başkalarını " suçlayarak, aynada kendini, yalnızca kendini " HAKLI " görmek ister, yani aynada görmek istediği kendisi değildir.
Çünkü O, asalak ve taklitçidir,sinik, korkak ve tarafsızdır. O'nun var kalma aracı FİKİRLERİ değil İNSANLAR'dır.
Bu nedenle BENSİZ: Yaşamak için - aynen bir hırsız gibi - başkalarına muhtaçtır.
O, yargılanmaktan, yargılanmadan ve bir fikrini direkt KAST ederek ifade etmekten kaçar, kaçınır veya kendisini KAÇMAK ZORUNDA hisseder.
BENSİZ, kendisini: sürekli " sıkıntılı -şikayetçi , mutsuz ve huzursuz " bir hayata mahkum ettiğinin farkında bile değildir. Çünkü;- rehberi aklı değil: " insanlar ", kıstasları realiteye uygun doğru bir felsefe değil: " kişisel kapris ve duyguları ", amacı yaratmak değil: " kendisini emniyette hissedebileceği bir " grup-kabile veya bir çete " dir.
BENSİZ, hazır reçete ve kuralları rehber alıp, rasgele düşünen, dürüstlüğü " enayilik " olarak gören, amaçsız, hak etmediği şeyler peşinde koşan, KARARSIZ ve idare-i maslahatçı bir insandır.
O, kast ederek değil " muğlak " konuşur, sürekli " kurban " rolünü oynar ve " başkalarını kendine fedaya " zorlarken; kendisini " başkaları için feda " edecek şeyler peşinde koşar.
Çünkü BENSİZ, kendisine değer vermez, kendisini sevmez, kendisiyle barışık olamaz, gurur duyamaz ve kendisini ifade edemez.

Gördüğü halde KÖR veya İşittiği halde SAĞIR olduğunu iddia eden bir İNSAN'a rasladınız mı?

BENSİZ:İnsan davranışlarının doğuştan verilmiş bir tür metafizik görevler olduğunu sorgulamadan kabul ederken, insanın kesinliği elde edemeyeceğini ve realitenin asla kavranamayacağını öne sürer. Yani DÜŞÜNMEK yerine: " gördüğü halde KÖR, işittiği halde SAĞIR " MIŞ gibi davranmayı,tercih eder.
Bu nedenle kimisi, " Geçmişin sözde bilgeliğinde huzur arayarak bilinmeyen geleceğin dehşetinden" kaçar, kimisi de " Anlaşılır olmayan geçmişin dehşetinden çığlık atarak bilinmeyen bir geleceğe" kaçar.Çünkü O, " Eleştirilmeksizin kesin olarak kabullenilen ezberlenmiş davranış kurallarıı " aklın ve prensiplerin yerine koyma kolaycılığın tercih etmiştir.Bunlarla başa çıkmak, onun kendi-kabilesel, tarikat-partisel-v.b- " kurallarının " üstüne çıkmasını, soyut prensipler seviyesine çıkmasını gerektirir. O ise, buna kalkışmaktansa ölmeyi tercih eder.Bu kurallar kim tarafından konmuştur? Teoride, gelenekler tarafından. Aslında, hasbelkader o grubun liderleri olmuş kişiler tarafından; o kişinin zihninde ise bu kurallar onun bilmek zorunda olmadığı sırları bilenler tarafından konulmuştur.

BENSİZİN varlığını sürdürmesi: Fikirlerin yerine " insanlar ile grup kurallarının " konmasına
ve" insan yapımı olanın, metafiziksel olanın " üstünde tutulmasına bağlıdır.

Metafiziksel konular onun kavramasının ötesindedir, fakat insan yapımı şeyler ve kurallar onu psikolojik ve varoluşsal olarak bilinmeyenlerden koruyan mutlaklardır. Eğer başı derde girerse, grup onu kurtarmaya gelir; kişi grubun yardımını kazanmak zorunda değildir, bu yardım ona otomatikman verilir. Bu onun kendi faziletlerinin, kusurlarının veya hatalarının güvenilmez lütfunun değil, onun gruba ait olması gerçeğinin sonucudur.

Bu anlamda BENSİZ, besleneceği canlı olmadan yaşaması mümkün olmayan, asalak bir hayvandır.

BENSİZ: çoğu şeyi indirgenemez gerçekler olarak alır ve onları " geçerliliği kendinden gerçekler " olarak kabul eder.
Kavramları (ezberlenmiş) algılamalarmış gibi ve soyutlukları algılanan somut şeyler olarak görür.
BENSİZ için her şey verilidir:
Zamanın akışı, dört mevsim, evlilik kurumu, hava çocukların meydana gelmesi, bir sel taşkını, bir yangın, bir deprem, bir devrim ve bir kitap, bunlar aynı düzeydeki olaylardır.

BENSİZ: " Metafizik Olgularla-İnsan yapımı olan şeyler " arasındaki farkı kavramaktan YOKSUNDUR.

Çünkü, insan aklını harekete geçiren iki temel soru " Niçin ve Ne için? ", BENSİZE yabancı olan şeylerdir.
BENSİZ bu sorulara:" Hayat böyledir " veya " Öyle kabul edilir " gibi, klasik cevaplardan öte bir cevap veremez.
" Kimin hayatı? " veya " Kimin tarafından yapılması gerekir? " sorularınıza bir cevap yoktur.
" Neden? "e olan ilginin eksikliği nedensellik kavramını ortadan kaldırır ve geçmişi silip atar.
" Ne için? " e olan ilginin olmayışı uzun vadeli amacı ortadan kaldırır ve geleceği kesip atar.

Bu nedenle, BENSİZLERİN kimisi:" Geçmişin sözde bilgeliğinde huzur arayarak bilinmeyen geleceğin dehşetinden" kaçar;
kimisi de " Anlaşılır olmayan geçmişin dehşetinden çığlık atarak bilinmeyen bir geleceğe" kaçar.
Çünkü BENSİZ'in aklında: Bütünleştirme sürecinin yerini, bir araya getirme süreci ve fikirlerin yerini BAŞKALARI almıştır.
Bu nedenle O, kendisi için değil başkaları için yaşamaya mahkum olur. Yaşamını sorgulayıp dönüp baktığında " herşey bomboş-yalan dünya-yapayalnızım-v.b " diye sızlanması hep bundandır." Eylemlerine yön verecek, tercihlerinde özgür olacak bir iradeye sahip olup olamayacağı "
konusun da, düşünme zahmetine bile katlanamaz çünkü.

BENSİZ, nereden ve nasıl aldığını hatırlamaksızın, bazı soyut fikirleri benimseyebilir veya bazı entelektüel inanışlara sahip olduğunu ifade edebilir.
Fakat, birisi ona inandığı şeylerin sebeplerini sorarsa, inandığı şeylerin rüzgarla savrulan kırılgan bir yaprak olduğunu anlayacak ve sormayı aklına asla getirmediği soruların ne kadar fazla olduğu gerçeğiyle sarsılacaktır.

Somut şeylere bağlı olan BENSİZ: sadece aynı tip " sınırlı " dünya tarafından somut şeylere bağlı insanlarla uğraşabilir.
Çünkü ancak orada, eleştirilmeksizin kesin olarak kabullenilen ezberlenmiş davranış kuralları, prensiplerin yerine konmuştur.

BENSİZLER, kendi kurallarının sınırları içinde faaliyet göstermekte ve kendilerini emniyette hissetmekte özgürdürler.
Neye karşı emniyette?
Bilinçli olarak cevap verirler: "Yabancılara karşı." Aslında cevap şudur:
Temel ilkelerle uğraşma gereksinimine karşı emniyette...

BENSİZ' in: Her şeyden daha fazla korktuğu şey felsefenin esaslarıdır (özellikle de etiğin esasları).

Realiteyi anlamak ve uygulamak uzun bir kavramsal zincir gerektirir.
Fakat BENSİZ:Kendi beynini bu zincirin ilk halkalarından sonraki halkalara ulaşabilme yeteneğinden mahrum bırakmıştır.
Eğer onun sahip olduğunu söylediği inançlara karşı çıkılırsa, bilincinin bir sis içinde kaybolduğunu hisseder.
Bu yüzden yabancılardan korkar.
" Yabancılar " kelimesi ona köyünün, kasabasının veya çetesinin sınırları ötesindeki, onun " kurallarıyla " yaşamayan tüm insanların dünyası anlamına gelir. Yabancıların kendisi için neden ölümcül bir tehdit olduğunu ve neden içini çaresiz dehşet duygularıyla doldurduklarını bilmez, bilemez...
Çünkü tehdit, varlıklarla ilgili değildir, psiko-epistemolojiktir: Bunlarla başa çıkmak, onun kendi " kurallarının " üstüne çıkmasını, soyut prensipler seviyesine çıkmasını gerektirir. O ise, buna kalkışmaktansa ölmeyi tercih eder.
Çünkü," Yabancılara karşı korunma ": onun ait olduğu gruba bağlanmaktan -aynen bir sürü hayvanı gibi- beklediği faydadır.
Karşılığında, grubunun ondan istediği TEK şey, grubun kurallarına itaattir. Ve O bunlara uymaya dünden razıdır:
Çünkü bu kurallar onu soyut düşüncenin dehşetinden " koruyan şeydir."
Bu kurallar kim tarafından konmuştur?
Teoride, gelenekler tarafından. Aslında, hasbelkader o grubun liderleri olmuş kişiler tarafından; o kişinin zihninde ise bu kurallar onun bilmek zorunda olmadığı sırları bilenler tarafından konulmuştur.

Yani, BENSİZİN varlığını sürdürmesi: Fikirlerin yerine " insanların " konmasına bağlıdır.

Çünkü " Metafiziksel Konular ", onun kavramasının ötesindedir, fakat insan yapımı kurallar onu psikolojik ve varoluşsal olarak bilinmeyenlerden koruyan mutlaklardır.
Eğer başı derde girerse, grup onu kurtarmaya gelir; kişi grubun yardımını kazanmak zorunda değildir, bu yardım ona otomatikman verilir.
Bu onun kendi faziletlerinin, kusurlarının veya hatalarının güvenilmez lütfunun değil, onun gruba ait olması gerçeğinin sonucudur.

Tüm bu grup, kabile ve çetelerin ortak paydası: Aksiyona değil gösteriye, tartışmaya değil bağırmaya-başarmaya değil istemeye-düşünmeye değil hissetmeye-değerler peşinde koşmaya değil , yabancıları " lanetlemeye " - doğaya, toprağa, çamura, fiziksel işgücüne dönme peşinde olmaya, yani algısal bir beynin uğraşabileceği şeylere olan inançlarıdır.
Siz, herhangi bir problemi çözeceği inancıyla vücutlarıyla trafiği durdurarak caddeleri tıkayan akıl ve bilim savunucuları gördünüzmü?

Siz, hiç terörizme bulaşmış bir: " akıl ve bilim savunucusu " gördünüzmü?

İnsan ve hayvan arasındaki fark insanın bilinci, yani onun ayırt edici özelliği olan kavrama melekesi konusudur.
İnsan bilincinin gelişmesi kendi zeka derecesi ne olursa olsun iradidir.
Onu kendisi geliştirmek, nasıl kullanılacağını kendisi öğrenmek zorundadır ve kendisinin tercih etmesiyle bir insan olması gerekmektedir.

Bunu tercih etmezse ne olur?

Bu durumda kendine has bir ara form, yani kendi tabiatına karşı çılgınca mücadele veren, bir hayvan bilincine ait olan
ve elde edemeyeceği çabasız bir " emniyeti " isteyen ve başarmaktan korktuğu insan bilincine isyan eden çaresiz bir yaratık olur.

BEN olmadan BİZ olamayız

Yukarı dön Göster n/a4369's Profil Diğer Mesajlarını Ara: n/a4369 Ziyaret n/a4369's Ana Sayfa
 
mitolojik
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 20.01.2004
Yer:
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 13
Gönderen: 23.02.2004 Saat 09:51 | Kayıtlı IP Alıntı mitolojik

Sürü psikolojisi toplumumuzda taklitçi zihniyet olarak kendini gösteriyor diye düşünüyorum. Bırakın fikirleri bir çarşıya çıksanız en az 10 kişi de beğendiğiniz montu görmeniz mümkün. Bu da ta derinlerde asılda üretimsizliğe kadar dayanıyor. Fikir üretemeyen toplumsal her bazda tüketimi tercih eden toplum "sürü"den farksızdır.
( Kendimi kavganın ortasında kel alaka birşeyler söylüyo gibi hissettim yazacaklarımı unuttum. Foruma yazarken hep sesler duyarım sanki konuşan, tartışan. Şimdi ise herkes sustu da bana bakıyo gibi geldi"yukarıdaki yazışmalar mahsuben")
Yukarı dön Göster mitolojik's Profil Diğer Mesajlarını Ara: mitolojik Ziyaret mitolojik's Ana Sayfa
 
marsi
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 04.03.2004
Yer:
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4
Gönderen: 04.03.2004 Saat 18:07 | Kayıtlı IP Alıntı marsi

quote:
yazarı: prachles

Düşünme yeteneği gelişmemiş canlılar kalabalığa yönelirler. Çünkü oranın daha güvenli veya daha doğru olduğunu sezinlerler. Mesela bir balık hızla bir yere doğru gidiyorsa orada yiyecek olduğu fikriyle birden bir balık sürüsü onu takıp etmeye başlar. Bu galiba tamamen içgüdüsel birşey. Aynı zamanda tüm koyunlarda kalabalıktan ayrılırlarsa yemek bulamayacakları ya da kaybolup ölecekleri hissi vardır. O çoban günü gelince onları kesse bile ona mecburdurlar.

gelelim asıl soruya; Peki insan??

Yukarı dön Göster marsi's Profil Diğer Mesajlarını Ara: marsi
 
marsi
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 04.03.2004
Yer:
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4
Gönderen: 04.03.2004 Saat 19:02 | Kayıtlı IP Alıntı marsi

Yalnışlık sonucu aynı sayfada alıntıladığım için özür dilerim.
Sürü psikolojisi hakkında daha önce neler yazıldığını tam olarak bilmiyorum, ama söylenlerden bir kısmını tekrar edeceğim kesin.
Sürü psikolojisi, bence insanın doğasından gelen bir şey. yani kendimizi aşırı derecede geliştirmişliğimiz [:)] bu psikolojiden kendimizi kurtaracağımız anlamına gelmez. sürüye dahil olduktan sonra yapılan davranışların sınıflandırılması da bence anlamsız.
alış veriş yaparken yanımızdaki tezgahtaki mallar devrildi, biz de hemen savunma moduna geçtik ve etrafımıza olayla bir ilgimiz olmadığını söylemeye başladık. oysaki gelen herkes, bizim gibi müşteri ve kimse kimseyi tanımıyor.Ama gülünç duruma düştüğümüz psikolojisi bile bizi sürüye dahil etmez mi? O GÜÇLÜ, KUVVETLİ kişilik bir anda sürünün içinde kaybolu verdi.
"Sürüden ayrılanı kurt kapar" sözü de bence "Sürüden ayrılan başka bir sürüye katılır" olarak daha iyi anlatılabilir.
Sürüyü tanıdıktan sonra sürü ve sürü yaşantısıyla ilgili fazla bir problem çıkacağını da düşünmüyorum.
Yukarı dön Göster marsi's Profil Diğer Mesajlarını Ara: marsi
 
prachles
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 08.08.2003
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 67
Gönderen: 08.03.2004 Saat 18:06 | Kayıtlı IP Alıntı prachles

Bu topic biraz eskidi ama söylemeliyim,galiba insani dayanışma,sürülerdekiyle karıştırılıyor. İkisi çok farklı,insan toplumsal bir varlıktır ve zaten kalabalık içinde varlık kazanır. Ama soru şu olabilir; yalnız kalmamak için bir yalana ortak olmak,doğru bilmediğin şeyi dışlanmamak için yapmak erdem düşüncesine sığar mı,bu ahlak anlayışı bizi nereye götürür?
Yukarı dön Göster prachles's Profil Diğer Mesajlarını Ara: prachles
 
MuXA
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 14.04.2004
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 5
Gönderen: 19.04.2004 Saat 15:44 | Kayıtlı IP Alıntı MuXA

Sürü psikolojisi konusunda da yazılanlardan bazıları beni yine gülümsetti...Aslında bu psikolojiden herkes anlıyor...ozellikle uuucar arkadasımın ın"YANİ BELKİDE KENDİNİ TAMAMLAYAMAYAN İNSANLARIN HAYVANLARDAN FARKI YOKTUR!" tanısıhayli ilginç ve enteresan...öncelikle şunu söylemeliyim sanırım...PSikolojik gereksinimlerin 4. sırasında yer olan ait olma hissi ile sürü psikolojisi diye tanımladığınız kavramlar farklı şeylerdir..Uyma davranışı farklı aidiyet hissi farklıdır..fazla zamanım yok o yuzden kısaca anlatmaya çalışacağım...Uyma davranışına bi örnek verelim mesela...Ankara Kızılay ı hepiniz bilirsiniz yada duymuşsunuzdur...Ordaki trafik lambalarında bekleyen kalabalık, trafiği istanbula nazaran çokda olmayan Ankara için fazladır aslında..Acelesi olan bu insanların trafik ışığına zaman zaman bakmaksızın karşıya geçen 3-5 kişiye katılıp kuralları çiğneyerek karşıya geçmesi amaca göre uyma yada sürü davranışıdır!...Aidiyet hissi genel itibariyle vardır...Sürüde kalmayı sağlayan bu his olmadığı takdirde insanın psikolojik olarak rahatsızlanması söz konusudur...O yüzden ben ait değilim diyen hiç kimse yoktur...Bir şekilde gurup,örgüt,cemaat yada benzeri kurumlara üyedir insan...Hala kendini özgür hisseden ,Ben özgürüm dercesine bu yazıyı okurken hadi ordan diyen ,ben kendime aitim düşüncesini taşıyan arkadaşım!Bir takım tuttuğuna eminim!oraya aitsin!Belki bir sevgilin var ona aitsin!Ait olduğun çocukların yada sevdiklerin var...onlarada aitsin...Cok ruhsuz bile olsan mutlaka bir gazete takip ediyor yada en cok belli bir kanalı seyrediyorsun...O seyreden guruba aitsin...Eger ait değilsen hafakanlar geçirdiğine eminim.. ;)
Yukarı dön Göster MuXA's Profil Diğer Mesajlarını Ara: MuXA
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.9
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide