| Yazanlar |
|
astar Kıdemli Üye
Katılma Tarihi: 19.08.2004 Yer:
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 235
|
| Gönderen: 11.09.2004 Saat 14:31 | Kayıtlı IP
|
|
|
-- Her kavram, kendisine anlam veren kapsayıcı bir doğruluğun bir
parçası olarak görülmelidir. Felsefenin ana uğraşı da bu
parçaları bütünleştirerek doğruluğu kurmaktır.
Max Horkheimer
|
| Yukarı dön |
|
| |
-musical Yeni Üye
Katılma Tarihi: 29.11.2003 Yer:
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 135
|
| Gönderen: 11.09.2004 Saat 14:41 | Kayıtlı IP
|
|
|
" ...Göstergeleme , yani , göstergelerin yaratılması ve kullanılması , başlıca en genel etkinliğidir insanın ; ruhbilimsel anlamda insanı hayvandan ayıran da budur. " L. Vygotki
|
| Yukarı dön |
|
| |
astar Kıdemli Üye
Katılma Tarihi: 19.08.2004 Yer:
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 235
|
| Gönderen: 11.09.2004 Saat 14:41 | Kayıtlı IP
|
|
|
GÖSTERGE :
1-) Bir şeyi belirtmeye yarayan şey, belirti, im, işaret
2-) Bir durum ile ilgili çeşitli aşamaları gösteren liste
3-) Anlamlama, biçimin, gösterenle gösterilenin kaynaşmasından oluşan
dil birimi, belirtke
GÖSTERGE BİLİMİ :
1-) İletişim amacıyla kullanılan her türlü gösterge dizgesinin yapısını
işleyişini inceleyen bilim, im bilim,semiyoloji, semiyotik
2-) (Matematiksel mantıkta) Göstergelerin dildeki kullanımları veya
dille uygulanması.
Türk Dil Kurumu - Türkçe sözlük
|
| Yukarı dön |
|
| |
astar Kıdemli Üye
Katılma Tarihi: 19.08.2004 Yer:
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 235
|
| Gönderen: 11.09.2004 Saat 14:49 | Kayıtlı IP
|
|
|
Göstergebilimi ile ilgili sorularım.
1-) Bilim ( bilimsel ) nedir ?
2-) Felsefede Teori ve Pratik nedir ?
|
| Yukarı dön |
|
| |
astar Kıdemli Üye
Katılma Tarihi: 19.08.2004 Yer:
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 235
|
| Gönderen: 11.09.2004 Saat 15:31 | Kayıtlı IP
|
|
|
sayın müsical mesajınız,
Ruhbilimsel anlamda insanı hayvandan ayıran da budur.L.Vygotki
sayın müsical, değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Çok anlamlı
bir mesaj ilettiniz.Şimdi bizlere düşen yukarıdaki sorularla birlikte
RUHBİLİMSEL ANLAMDA İNSAN NEDİR ? sorusunun cevabını devinmek, konunun
en temelden irdelenmesini sağlayacaktır.saygılarımla
|
| Yukarı dön |
|
| |
Yilmaz Kıdemli Üye
Katılma Tarihi: 12.09.2002
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 346
|
| Gönderen: 11.09.2004 Saat 16:25 | Kayıtlı IP
|
|
|
Sevgili astar,
felsefenin ana ugrasisi isaret ettiginiz gibi dogrulari bulmak ve birlestirmektir diyorsunuz. Ayni dogrultuda Max Horkheimer
de isaret etmis konunun onemine.
Yani benim sorum her kavram bir soylemi iceriyor da ve fakat her soylem bir kavrami iceriyormu? Hadi gel de kavram oldugunu sanan ama gercekte kavram olmayan soylem kalabaligini bir birletir.
|
| Yukarı dön |
|
| |
astar Kıdemli Üye
Katılma Tarihi: 19.08.2004 Yer:
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 235
|
| Gönderen: 11.09.2004 Saat 17:04 | Kayıtlı IP
|
|
|
sayın yılmaz mesajınız
kavram-söylem , söylem-kavram çatışması
sayın yılmaz, katkılarınız için teşekkür ederim
kavram: 1-) Bir nesnenin zihindeki soyut ve genel tasarımı,mevhum,
fehva, nosyon
2-) Nesnelerin veya olayların ortak özelliklerini kapsayan
ve bir ortak ad altında toplayan genel tasarım,mevhum,nosyon
söylem; 1-)söyleyiş, söyleniş, telaffuz
2-)ifade, kalıplaşmış,klişeleşmiş söz
Türk Dil Kurumu- Türkçe sözlük
sayın Yılmaz, sorunuzdan şunu anladım.Yanlış anladıysam lütfen değiştiriniz. Teori ya da söylem kalabalığı bir kavrammıdır?
Bu, mesajı, iletenle-iletilen arasındaki bir iletişim konusudur.Yani
bir mesajın iletilmesinde bir cümle, sayfalar dolusu bir anlatımı
ifade edebilir. Ya da bir cümleyi anlatabilmek için sayfalar dolusu
metinler yazılabilir.Dilbilim sayfasında sorduğum sözcük-anlam uyumu
ve frekansı sizin sorduğunuz soruya yakın bir özellik taşımaktadır.
bana göre bir kavramı en ARINMIŞ biçimiyle aktarabilmek, sözcuk düellosu
nu ve onun yarattığı karmaşayı ortadan kaldırabilir. Her söylem bir
kavramı içermediği gibi, her kavram da söylemi içermeyebilir.
ANLAMAK-ANLAŞMAK aynı sözcüklerin karşılıklı tekrarı değildir.
|
| Yukarı dön |
|
| |
astar Kıdemli Üye
Katılma Tarihi: 19.08.2004 Yer:
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 235
|
| Gönderen: 11.09.2004 Saat 17:23 | Kayıtlı IP
|
|
|
mesaja ek; belli bir kuramda, örneğin Marksizmde-İnanç konularında,
postmodern düşüncelerde, aynı sözleri sarfeden iki insan hangi
müziği dinleyecekleri, ya da hangi filmi seyredecekleri, ya da
giysilerinin hangi renk olması gerekliliği konusunda bir çatışma
içerisine girebilirler.Neden ? İnsan yaşamında belirleyici olan güç
(düşünce) hangisidir. Ezberledikleri mi ? Hissettikleri mi ?
|
| Yukarı dön |
|
| |
-musical Yeni Üye
Katılma Tarihi: 29.11.2003 Yer:
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 135
|
| Gönderen: 11.09.2004 Saat 19:19 | Kayıtlı IP
|
|
|
" İnsanlık tarihini , sözcüklerle düşünce arasındaki ilişkilerin atrihine indirgeyebilir miyiz ? " bu sorumu benim de ilgimi çekti , mahsuru yoksa kısa bir yanıt verip sonra ruhbilimde insan nasıl algılanıyor ona gelelim gerçi ruhbilim konusunda detaylı ve derin bilgim yok ama kendi fikirlerimi sunabilirim diye düşündüm ,
insanlık yer yüzünde varolduğu andan itibaren mi konuşmaya çabaladı ki =
insan konuşmak mı istiyordu , =
ilk sesler , yani önce ünlüler sonra da ünsüzler keşfedilmeden önce insan ne yapıyordu ? gerçekten ilginç ve hoş konu bence ..)
Gelgelelim İNSAN konusuna , bence , insan ve hayvan arasındaki farkta insanın konuşma yetisinin büyük bir rolü var , bunun yanında diğer fiziksel özellikler açısından - mesela ayakta durabilmemiz , - fark var ama en önemli fark da beynimiz olsa gerek , insan beyninin hayvan beynine göre çok daha gelişmiş ve derin olduğu kanısındayım , bu yüzden de diğer canlılar üzerinde hakimiyetimiz var
İNSAN kavramı sadece ruhbilim açısından değil , diğer dallardan da ele alınabilir ve çok ilginç bir şeyler ortaya çıkabilir ,
|
| Yukarı dön |
|
| |
astar Kıdemli Üye
Katılma Tarihi: 19.08.2004 Yer:
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 235
|
| Gönderen: 11.09.2004 Saat 19:56 | Kayıtlı IP
|
|
|
sayın -musical,
sayın MG.özgeç dil konusunu sanırım DİLBİLİM sayfasına aktaracak.Sizin sorunuzla birlikte orada inceleme olanağı bulabiliriz.
** Düşünceleri ileriye doğru sevkeden projekte eden güç, üç unsurlu bir işleme dayanır.Bu üç işlemin iki bölümü elektromanyetik enerjiden, bir
bölümü de duygudan oluşur.Mesajların yollama yeteneğini belirleyen
şey, bireyin seçim ve ikna gücüyle birleşen beyni ve zihnidir. Bir
yollayıcı olmak bir iletişim biçimini deneyimlemektir. Alıcı olmak
ise başka bir iletişim biçimini deneyimlemekir. Her ikisinde de
iletişimin başarısını belirleyen etkenler seçim,özgür irade ve
duygusal kararlılıktır. Dr.Norma J.Milanovich
evet, insan tanımının üç vazgeçilmezi, seçim hakkı, özgür irade ve
duygusal kararlılık. ANCAK NASIL ?
saygılarımla
|
| Yukarı dön |
|
| |
astar Kıdemli Üye
Katılma Tarihi: 19.08.2004 Yer:
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 235
|
| Gönderen: 12.09.2004 Saat 17:24 | Kayıtlı IP
|
|
|
Teori ; Kuram, nazariye
Teorik ; Kurama dayanan, kuramsal
Teorisyen ; Kuramcı
Pratik ; 1-) Teoriye dayanmayan, davranış ve uygulama ile ilgili olan,
kılgılı, uygulamalı, tatbiki, ameli,
2-) Kolaylıkla, uygulanabilir, kullanışlı
3-) Bir şeyi yapma yöntemi, veya biçimi, teamül
4-) Bir sanat ve bilim dalının ilkelerinin, kurallarının
uygulanışı, kılgı, uygulama, ameliye
yorum ; 1-) Bir yazının veya sözün, anlaşılması güç yönlerini açıklayarak aydınlığa kavuşturma tefsir.
2-) Bir olayı belli bir görüşe göre açıklama
Türk Dil Kurumu - Türkçe sözlük
Düşünceler, ancak ve ancak kendisinden beklenen sonuçları verdiği zaman
doğrulanmış olur. Teori pratikten doğar ve yeniden pratiğe hizmet eder.
Sadece teori başlı başına bilim demek değildir.
|
| Yukarı dön |
|
| |
astar Kıdemli Üye
Katılma Tarihi: 19.08.2004 Yer:
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 235
|
| Gönderen: 13.09.2004 Saat 14:26 | Kayıtlı IP
|
|
|
Göetergebilim ile ilgili sorularım,
1-) Bir dişi güvercin, bir erkek güvercinin önünde dönerek ona kur
yapar.
Bu bir " kavram-anlam "'mıdır. Göstergebilimin sınırları içerisine
girer mi ?
2-) Ağaçlar zamanı geldiğinde, yapraklarını döker ve yine zamanı geldi-
ğinde çiçeklerini açar.
Bu bir " kavram-anlam "'mıdır. Göstergebilimin sınırları içerisine
girer mi ?
3-) ( + ) ve ( - ) elektron yüklü bulutlar, biribirlerine değdiklerine
şimşek çakar.
Bu bir " kavram-anlam " 'mıdır. Göstergebilimin sınırları içerisine
girer mi ?
Saygılarımla
|
| Yukarı dön |
|
| |
L Sürekli Üye
Katılma Tarihi: 10.08.2003 Yer: France
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 817
|
| Gönderen: 13.09.2004 Saat 18:41 | Kayıtlı IP
|
|
|
Göstergebilim ( Fr. Sémiotique ; İng. semiotics )
Göstergebilim kuramı öncelikle , bir anlamlama kuramı olarak ortaya çıkmalıdır. Demek ki , birinci kaygısı , anlamı kavrama ve üretme koşullarını kavramsal bir kuruluş biçiminde açıklamaktır. Böylece , Saussure ve Hjelmslev geleneği içine ( bu geleneğe göre , anlamlama «ayrılıklar»ın yaratılması ve / ya da kavranmasıdır ) yerleşen göstergebilim kuramı , anlamlamanın temel yapısını tanımlayabilmek için gereken bütün kavramları ( kaldı ki bu kavramların kendileri de tanımlanamayan kavramlardır ) bir araya getirmek zorundadır. Kavramsal açıdan yapılan bu belirleme , göstergebilimi , eldeki kavramlara bir biçimsel anlatım vermeye yöneltir : Yapıyı bir bağıntılar ağı olarak gören bu kuram , her şeyden önce bağıntılar sınıflandırması ( önvarsayım , çelişiklik , vb. ) biçiminde görünen bir belitsel dizge oluşturmalıdır. Bu belitsel dizge , göstergebilim kuramının kendine bir biçimsel tanımlar birikimi kurmasını sağlar : Sözgelimi , anlamsal ulamın ( en küçük birim ) ve göstergebilimsel dizgenin ( en büyük birim ) tanımı gibi. Göstergebilimsel dizge Hjelmslev’in yaklaşımına uygun olarak , dizge ( «ya bu ya da şu» bağlantısı ) ve oluş’un ( «bu ve şu» bağlantısı ) ; içerik ve anlatım’ın ; biçim ve töz’ün , vb. mantıksal tanımlamalarını da içerir.
- İkinci evre , en küçük bir biçimsel dilin düzenlenmesidir : Durum belirten bağıntılarla ( sözgelimi çelişiklik bağıntısı ) işlem belirten bağıntılar ( sözgelimi değilleme ) arasındaki ayrım , göstergebilim kuramının simgesel öğelerle işlemsel öğeleri birer öngerçek olarak ortaya atmasını sağlar ; böylece , sözcelerin hesaplanması yolu açılmış olur. Göstergebilim kuramı ancak bundan sonra , gösterim dizgelerinin seçimiyle ilgilenebilir. Bu gösterim dizgeleri içinde de yöntemleri ve öngerçekleri ( sözgelimi , göstergebilimsel dörtgen ya da temel sözce ) biçimsel olarak sunar.
Sémiotique. Dictionnaire raisonné de la théorie du langage
ALGIRDAS JULIEN GREIMAS
JOSEPH COURTÉS
|
| Yukarı dön |
|
| |
L Sürekli Üye
Katılma Tarihi: 10.08.2003 Yer: France
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 817
|
| Gönderen: 13.09.2004 Saat 18:43 | Kayıtlı IP
|
|
|
GÖSTERGEBİLİM
Eleştirel Bilim ve / ya da Bilimin Eleştirisi
Sorunun karmaşıklığı , bu yeni araştırmanın daha tanımında kendini göstermektedir. Bu terimi getiren Saussure’e göre ( Genel Dilbilim Dersleri , 1916 ) , göstergebilim , geniş bir göstergeler bilimini belirtmeli , dilbilim de göstergebilimin yalnızca bir bölümünü oluşturmalıydı. Oysa , ikinci evrede , göstergebilimin konu-göstergesi ( davranış , ses , görüntü , vb. ) ne olursa olsun , bunun ancak dil aracılığıyla bilgiye açık olduğu ayrımsandı. Bundan da şu sonuç ortaya çıkar : «Dilbilim , genel göstergeler biliminin , ayrıcalıklıda olsa bir dalı değil , tersine , göstergebilim dilbilimin bir dalıdır ; söylemin anlamlı büyük birimlerini üstlenecek olan da kesinlikle bu göstergebilim bölümüdür.» Bize son derece yerinde gelen ve sağladığı açılımlar nedeniyle kendisinin de değiştirilmesi gereken bu tersine çevrilmenin olumlu ya da olumsuz yanlarını burada ele almayacağız. J. Derrida’nın görüşünü izleyerek , sesbilimsel örnekçenin , dilbilim ötesi uygulama örnekçelerini geliştirmeyi amaçlayan bir bilime benimsetebileceği bilimsel ve düşünyapısal sınırlamaları göstereceğiz. Ama göstergebilimin temel tutumunu da elden bırakmayacağız. Göstergebilim bir biçimselleştirme ,bir örnekçeler üretimidir. Bu nedenle , göstergebilim dediğimizde örnekçelerin oluşturulmasını ( yapılması gereken de bu zaten ) , yani yapısı eşbiçimsel olan ya da başka bir dizgenin ( incelenen dizgenin ) yapısına benzeyen biçimsel dizgeleri düşüneceğiz.
Bir başka deyişle , üçüncü evrede , göstergebilim , dilbilimle arasında bulunan bilgikuramsal bağımlılık ilişkilerinden etkilenmeden , örnekçelerini biçimsel bilimlerden ( matematik , mantık …) alacak ve böylece anlamlı dizgelerin belitselleştirilmesi biçiminde gelişecektir ; dilbilimin de kendini yenilemek için benimseyebileceği örnekçelerdir bunlar.
Bu anlamda, bir göstergebilimden çok , anlamlı dizgeleri belitselleştirme düzeyi olan göstergebilimsel düzeyden söz edeceğiz.
Göstergebilimi , bir örnekçeler üretimi olarak tanımlayıp konusunu belirttikten sonra , onu diğer «bilimler»den ayıran özelliğine de değiniyoruz. Göstergebilimin oluşturduğu örnekçeler fen bilimlerinin örnekçeleri gibi tasarımlardır ve tıpkı fen bilimleri gibi , uzam ve zaman yerlemlerinde gerçekleşirler. Bu durumda da – ve işte burada fen bilimleriyle olan ayrım ortaya çıkar – bu tanımıyla , göstergebilim örnekçe geliştirici kuramın üretimidir de : İlke olarak , tasarım türünden olmayan şeyleri de ele alabilen bir kuramdır. Kuşkusuz , bir kuram , her bilimin örnekçelerinde örtük olarak yer alır. Oysa, göstergebilim, bu kuramı açığa vurur , daha doğrusu kendisini oluşturan , bir başka deyişle , hem konusunu ( … ) hem de gerecini ( … ) oluşturan bu kuram olmadan göstergebilim de varolamaz. ( … )
Göstergebilim konusunun ve / ya da örnekçelerinin yeniden değerlendirilmesi , bu örnekçelerin ( dolayısıyla da aktarıldıkları bilimlerin ) ve de kendi kendisinin ( değişmez gerçekler dizgesi olarak ) eleştirisidir. ( … ) Göstergebilim araştırmaya açık bir yol , kendi kendine gönderme yapan sürekli bir eleştiridir ; bir başka deyişle , kendi kendini eleştirir. Kendi kendisinin kuramı olarak göstergebilim , bir dizgeye dönüşmeden , kendi örnekçelerini geliştirecek ( kendini düşünecek ) güçte bir düşünce türüdür. ( … )
Semeistike. Recherches pour une sémanalyse
JULIA KRISTEVA
|
| Yukarı dön |
|
| |
L Sürekli Üye
Katılma Tarihi: 10.08.2003 Yer: France
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 817
|
| Gönderen: 13.09.2004 Saat 18:46 | Kayıtlı IP
|
|
|
Bilgi iletme açısından sanatın, gösterilen şeyle bağıntısının ne olduğu nasıl bilinebilir ?
|
| Yukarı dön |
|
| |
L Sürekli Üye
Katılma Tarihi: 10.08.2003 Yer: France
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 817
|
| Gönderen: 13.09.2004 Saat 18:48 | Kayıtlı IP
|
|
|
'Göstergebilim' bir bilim midir yoksa bir araştırma alanı mı ?
|
| Yukarı dön |
|
| |
L Sürekli Üye
Katılma Tarihi: 10.08.2003 Yer: France
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 817
|
| Gönderen: 13.09.2004 Saat 18:50 | Kayıtlı IP
|
|
|
Dolubiçim nedir ?
|
| Yukarı dön |
|
| |
astar Kıdemli Üye
Katılma Tarihi: 19.08.2004 Yer:
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 235
|
| Gönderen: 13.09.2004 Saat 19:11 | Kayıtlı IP
|
|
|
sevgili proust,katkılarınız için teşekkür ederim.
İşte bende de bu soruların cevaplarını arıyorum.
Doğal ; İn
Yapay ; out
bilgi, ezber birlikteliği değildir.
bilgi, makro bir yaklaşımla "evrensel pratiktir."
Aynı düşünel ve duyusal resimler aynı titreşim frekansı yakalanmadan
hissedilemez.
Yukarıdaki yazdığınız kuramlardan, benim sorduğum soruların cevabını; yani sorularıngöstergebilim sınırları içerisine yer alıp almaması gerekliliğine,
ya da gösterge'nin bir bilim olup olmadığına kim,neye göre,nasıl karar
verecek.
Bilgilerinizi paylaşırsanız sevinirim.
evgilerimle
|
| Yukarı dön |
|
| |
astar Kıdemli Üye
Katılma Tarihi: 19.08.2004 Yer:
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 235
|
| Gönderen: 13.09.2004 Saat 20:12 | Kayıtlı IP
|
|
|
sevgili proust,
göstergebilimi'ni en dar anlamıyla; herhangi bir şeyin gösterilmesi,
ve o gösterilen şeyin görülmesi olarak düşünebilirmiyiz ?
|
| Yukarı dön |
|
| |
abis0 Tecrübeli Üye

Katılma Tarihi: 11.06.2004
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 110
|
| Gönderen: 14.09.2004 Saat 05:47 | Kayıtlı IP
|
|
|
Sevgili Astar,kotarmaya çalıştığınız bu güzel projeye katıkısı olacağını düşündüğüm iki metni aktarıyorum.
Sergey Eisenstein/Film Duyumu/ Sözcük ile Görüntü'den alıntı(sayfa 32,33,34) /Çeviren:Nijat Özön
*Ben New York sokaklarının görüntüsünü anımsamakta ,dolayısıyla sokakları tanımakta büyük güçlük çekerim."42.Sokak" ya da "45.Sokak" gibi "yansız"sözcükler adı geçen sokağın genel görünüşüyle ilgili hiç bir duyuya yol açmıyordu bende.Bu görüntülere yol açabilmek için ,şu ya da bu sokağa özgü somut belirtileri belleğime yerleştirmeye başladım;yani "42." imine "45." iminden çok ayrı yanıtlar verebilecek somut belirtileri....Belleğim her sokağın nitelikleri olan tiyatroları ,mağazaları,yapıları biraraya topladı.Bu anımsama işi belli aşamalardan geçti.Bu aşamalardan ikisi üzerinde durmak gerekir:Birincisinde ,"42." sokağın sözle belirtilmesinde ,belleğim büyük bir güçlükle ,dikkati çeken bir dizi öğeyi sıralayarak yanıt veriyordu.Ancak sokağın gerçek algılamasını yine de sağlamış olmuyordum,çünkü çeşitli öğeler henüz tek bir görüntü olarak birleşmemişti.Ancak ikinci aşamadadır ki ,bu öğeler tek bir görüntüyü oluşturacak yolda kaynaşıyorlardı:Sokak sayısının söylenişiyle birlikte,artık bir zincirleme olarak değil,tek bir bütün olarak ,sokağın bölünmez görüntüsü olarak bütün bir kurucu öğeler dizisi doğuruyordu.
Ancak bu andan başlayaraktır ki,sokağın belleğe gerçekten yerleştiği söylenebilirdi.Bir sanat yapıtında,bu yapıtın öğelerinden nasıl unutulamayacak tek ve bütün görüntü yavaş yavaş ortaya çıkıyorsa ,belli bir sokağın görüntüsü de aynı biçimde bilinç ve duygularda belirmeye ,yaşamaya başlıyordu.
İkinci durumda da ,yani ister belleğe yerleştirmek ister bir sanat yapıtının algılanması söz konusu olsun,aynı yasa geçerlidir.Parça ,bütünün yardımıyla ,bütün ise görüntünün yardımıyla bilinç ve duyarlığımıza ulaşır.
Bu görüntü ,bilinç ve duyarlığa girer ve bütünün yardımıyla bu görüntünün her ayrıntısını duyumlarda ve bellekte ,bütünden ayrılmayacak biçimde yer eder.Bu bir ses görüntüsü-tartımlı ve ezgili bir tablo-ya da yoğrumsal bir görüntü -belleğe yerleştirilmiş çeşitli öğelerin görsel birleşimi-olabilir.
Her iki durumda da,algımıza bilincimize ulaşan tasarımlar dizisi ,ayrı ayrı öğelerden oluşan tek bir görüntü olarak belirir.
Belleğe yerleştirme işinin ,iki önemli aşamada oluştuğunu görmüştük:Birincisi,görüntünün oluşumu,ikincisi bu oluşum "sonucu" ve bellek için taşıdığı anlamdır.Öte yandan ,dikkati ilk aşamaya elden geldiğince az harcamak,oluşum sürecini aşıp sonuca elden geldiğince çabuk varmak bellek için önem taşır.Yaşamın sanattan ayrıldığı nokta da budur.Çünkü sanat alanına geçersek ,üzerinde durulması gereken noktanın tamamen yer değiştirdiğini görürüz:Sanat yapıtı kuşkusuz,sonuca ulaşmaya çalışır,ama yöntemlerinin bütün inceliğini yönelttiği nokta "süreç"tir.
sanat yapıtı ,canlılığı yönünden ele alındığında ,izleyicinin duyarlık ve bilince görüntülerin oluşumu sürecidir.Gerçekten canlı bir sanatın özelliğini oluşturan;izleyiciyi,ortaya çıkan sürece yönelteceğine onu geçmişteki yaratıcı bir sürecin sonucuyla tanıştıran cansız bir sanattan ayıran da budur.
Sanatın hangi alanı olursa olsun,bu koşul her zaman her yerde kendini gösterir.Örneğin ,bir oyuncunun gerçek yaşama uygun oyunu,duyguların sonucunu ortaya koymak değil,bu duyguların doğmasını ,gelişmesini,başka duygulara yol açmasını sağlamak,kısacası bu duyguları izleyici önünde canlandırmaktır.
Bundan dolayıdır ki bir görünçlüğün (sahnenin ),bir ayrımın ,bütünleşmiş bir yapıtın görüntüleri hazırlop birer veri değil,serpilen ,gelişen şeylerdir.
Bunu gibi,herhangi bir kişi -ister yazıda ister bir rolün canlandırılışında-gerçekten canlı bir izlenim verecekse ,bunu değişmez özyapılı (karakterli)bir varlık olarak değil ,olgunun akışında izleyicinin gözü önünde ortaya çıkan bir varlık olması gerekir.
Dramda,olayların akışının herhangi bir özyapı üzerine bir düşün vermesi değil,ama aynı zamanda bu özyapıyı biçimlendirmesi,belirlemesi de çok önemlidir.
Dolayısıyla sanat yapıtında görüntüler yaratmak yöntemi,gerçek yaşamda bilinç ile duyarlığın yeni görüntülerle varsıllaştığı süreci yeniden ortaya çıkarmalıdır.
Bunu örneklemek için New York sokaklarını göstermiştik.Herhangi bir olgu yardımıyla ,belli bir görüntüyü anlatmak zorunda olan sanatçıdan ,New York sokaklarını tanımakta kullandığımıza benzer bir yönteme başvurmasını beklemek hakkımızdır.'
|
| Yukarı dön |
|
| |
abis0 Tecrübeli Üye

Katılma Tarihi: 11.06.2004
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 110
|
| Gönderen: 14.09.2004 Saat 05:50 | Kayıtlı IP
|
|
|
Roland Barthes/Göstergebilimsel Serüven/Anlamın Mutfağı/Çevirenler:Mehmet Rifat,Sema Rifat/Sayfa:153,154,155
"Bir giysi,bir otomobil,hazırlanmış bir yemek,bir el-kol-baş hareketi,bir film ,bir müzik,bir reklam görüntüsü,bir döşeme takımı,bir gazete başlığı :İşte görünüşte birbirinden iyice farklı nesneler.
Ortak yanları ne olabilir bunların?En azından şu olabilir:Hepsi birer göstergedir.Sokakta dolaşırken-ya da yaşamımı sürdürürken-bu nesnelere rastladığımda ,gerektiğinde hiç de farkında olmadan ,her birine aynı etkinlikle yaklaşırım.Belli bir okuma etkinliğidir bu:Modern insan ,kentlerin insanı yaşamını okumayla geçirir.Öncelikle ve de özellikle görüntüleri,el-kol-baş hareketlerini ,davranışları okur:Şu otomobil bana sahibinin toplumsal statüsünü ,şu giysi bana şaşmaz biçimde onu giyenin konformizm ya da eksantriklik derecesini,şu aperatif(viski,perno ya da beyaz şarap ile frenk üzümü likörü karışımı) de konuğumun yaşam tarzını belirtir.Yazılı bir metin söz konusu olduğunda bile ,bize sürekli olarak birinci bildirinin satır aralarından ikinci bir bildiriyi okuma olanağı sunulmuştur.Büyük başlık olarak atılmış 'Paul6 korkuyor ' tümcesini okuduğumda bu aynı zamanda 'eğer devamını da okursanız nedenini de öğrenebilirsiniz' demektir.
Bütün bu 'okumalar'yaşamımızda öylesine önemlidir,toplumsal,ahlaksal ,ideolojik açıdan öylesine değerler içerir ki,zorunlu olarak sistematik bir düşünce tarafından üstlenilmeye çalışmaları gerekir:En azından şimdilik göstergebilim(Fransızca-semiologie) diye adlandırdığımız da işte bu düşüncedir:Toplumsal bildirilerin mi?Kültürel bildirilerin mi?İkincil bilgilerin mi bilimidir bu?Ya da görkemli kilise töreninden Beatles'ların saç biçimine ,gece giyilen pijamalardan uluslarası siyaset çatışmalarına kadar dünyada 'tiyatro' olan her şeyin kavranması mıdır?Tanımlardaki çeşitliliğin ya da kararsızlığın pek önemi yok şimdilik.
Önemli olan,görünüşte düzensiz durumdaki çok büyük olaylar kütlesini bir sınıflandırma ilkesi altında toplayabilmektir,bu ilkeyi sağlayacak olan da anlamlamadır.Çeşitli belirlemelerin(iktisadi,tarihsel,ruhsal)yanı sıra,bundan böyle ,olgunun yeni bir niteliği öngörülmelidir:Anlamdır bu.
Dünya göstergelerle doludur,ama bu göstergelerin hepsi alfabenin harfleriyle ,ulaşım kodundaki işaret levhalarıyla ya da askeri üniformalarla aynı yalınlık içinde olmaz:Sonsuz kez daha girift,daha karmaşık olanları vardır.Çoğu zaman biz onları 'doğal' bilgiler olarak kabul ederiz.'Kongolu ayaklanmacıların ellerinde Çek yapımı bir makineli tüfek bulundu' dendiğinde ortada tartışılmaz bir bilgi vardır.Ama hükümet yanlılarının kullandıkları Amerikan silahlarının sayısını da aynı anda anımsamadığımızda ,söz konusu bilgi ikincil bir gösterge olur,siyasal nitelikli bir seçmenin sözkonusu olduğunu gösterir.Dünyadaki göstergeleri çözmek ,nesnelerin belli bir saflığıyla mücadele etmek demektir,her zaman.Bizler hepimiz Fransızcayı öyle doğal olarak anlarız ki,Fransız dilinin çok fazla karmaşık,gösterge ve kural bakımından çok az doğal bir dizge olduğu hiç aklımıza gelmez.Aynı biçimde,bildirilerin içeriğine değil de yapılışlarına uyum sağlayabilmesi için gözlemin sürekli bir sarsıntı geçirmesi gerekir:Kısaca göstergebilimci ,tıpkı dilbilimci gibi 'anlamın mutfağına'girmelidir.
Bu da büyük bir girişimdir.Neden mi?Çünkü bir anlam hiç bir zaman tek başına ele alınıp çözülemez.Blucin'in belli bir gençlik şıklığının göstergesi olduğunu ,ya da lüks bir dergide fotoğrafı yayımlanmış sebzeli sığır eti haşlamasının oldukça abartmalı bir kırsallığın göstergesi olduğunu ortaya koyarsam ve hatta bir sözlüğün sütunlarına benzer gösterge dizgeleri oluşturmak amacıyla bu eşdeğerlilikleri çoğaltırsam ,hiçbir şey keşfetmiş olmam.Göstergeler ayrımlardan oluşur.
Göstergebilimsel tasarının başlangıcında ,temel çabanın ,Saussure'ün belirttiği gibi ,toplum içindeki göstergelerin yaşamını incelemek ve dolayısıyla nesnelerin (giysiler,yiyecekler ,görüntüler,toplumsal kural ve alışkanlıklar,protokoller,müzikler ,vb)anlamsal dizgelerini yeniden oluşturmak olduğu düşünülmüştü.Bu yapılması gereken bir şeydi.Ama zaten çok büyük olan bu tasarının içinde ilerlerken ,göstergebilim yeni çabalara girmek durumunda kaldı.Sözgelimi,herhangi bir bildirinin 'yan anlam' diye adlandırılan ikincil ,belirsiz,genellikle ideolojik bir anlamla dolmasını sağlayan gizemli işlemi inceleneye girişti:'Bombay'da ne lüksü ne kendinden son derece emin olmayı dışlayan bir coşku havası egemen' gibi bir başlık okursam ,kuşkusuz Ökaristi Kongresi'nin atmosferi üstüne sözcüğün gerçek anlamıyla bir bilgi edinirim,ama aynı zamanda olumsuzlukların ince bir dengesiyle kurulmuş olan ve beni bir çeşit dengeleyici bir dünya görüşüne ileten belli bir tümce kalıbını da algılamış olurum.Bunlar değşmez olgulardır,dilbilimin bütün kaynaklarından yararlanılarak şimdiden geniş çapta incelenmeleri gerekir.
Eğer göstergebilimin çabaları aralıksız olarak büyüyorsa ,bu gerçekte ,dünyadaki anlamlamanın önemini ve yayılımını daha iyi farkediyoruz demektir.Anlamlama artık modern dünyanın düşünme biçimi durumuna gelmektedir;bu biraz da, 'olay'ın daha önceleri pozitif bilimin düşünce birimini oluşturmuş olması gibi bir şeydir."
|
| Yukarı dön |
|
| |
astar Kıdemli Üye
Katılma Tarihi: 19.08.2004 Yer:
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 235
|
| Gönderen: 14.09.2004 Saat 10:31 | Kayıtlı IP
|
|
|
Sevgili abisO,
Katkılarınız ve desteğiniz için çok teşekkür ederim.
Gerçekten de YENİ ÇAĞ beyaz bir bulut gibi kendini üzerimizde
hissettiriyor.Yolunuz açık olsun.
Sevgilerimle
|
| Yukarı dön |
|
| |
astar Kıdemli Üye
Katılma Tarihi: 19.08.2004 Yer:
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 235
|
| Gönderen: 14.09.2004 Saat 10:45 | Kayıtlı IP
|
|
|
İnsanlığa ilk " uçmayı " leylekler mi göstermiştir. acep !
Gösteren : Leylek
Gören : İnsanlık
Sonuç : Tek motorludan, komşu gezegenlere ziyaret
|
| Yukarı dön |
|
| |
astar Kıdemli Üye
Katılma Tarihi: 19.08.2004 Yer:
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 235
|
| Gönderen: 14.09.2004 Saat 13:09 | Kayıtlı IP
|
|
|
Doğal ( sade ) biçim nedir ?
|
| Yukarı dön |
|
| |
L Sürekli Üye
Katılma Tarihi: 10.08.2003 Yer: France
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 817
|
| Gönderen: 14.09.2004 Saat 15:50 | Kayıtlı IP
|
|
|
Sayın astar ; kesin kavramsallaştırmalardan her an uzak durmayı yeğlediğim dahası yazdığınızdan şu sonucu çıkardığım için - saltık olarak anlıksal olmayan kimi bildirişimlerin en akıl-dışı'na işaret ettiği durumlarda olduğu gibi anlamdan yoksun bulunabileceğimizi bunun için eksik ve henüz araştırıda yolun başında bir tanımlamayla karşı karşıya olduğumuzu söylemek istiyorum- katılmadığımı ifade etmek istiyorum.
Sevgiler
|
| Yukarı dön |
|
| |
L Sürekli Üye
Katılma Tarihi: 10.08.2003 Yer: France
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 817
|
| Gönderen: 14.09.2004 Saat 15:53 | Kayıtlı IP
|
|
|
Bilinç-dışı’na işaret ettiği kabul edildiğinde farkında olunmayan bildirişlerin ( saklı anlamı farkında olmadan bir yorumlayıcının algılam alanına aktarma) neye işaret etmek zorunda olduğu nasıl anlaşılabilir ?
|
| Yukarı dön |
|
| |
L Sürekli Üye
Katılma Tarihi: 10.08.2003 Yer: France
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 817
|
| Gönderen: 14.09.2004 Saat 15:55 | Kayıtlı IP
|
|
|
‘Özne varlığını ancak imlediği her şeyin üstünü çizmek suretiyle işaretleyebilir ; kendisi için sevilmek istemesinde görüldüğü gibi , bu da ( söylemi ortadan kaldırdığı için ) dilbilgisel geçersizliğinin gösterilmesine izin vermeyecek bir hayaldir.’
Jacques Lacan
|
| Yukarı dön |
|
| |
L Sürekli Üye
Katılma Tarihi: 10.08.2003 Yer: France
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 817
|
| Gönderen: 14.09.2004 Saat 15:57 | Kayıtlı IP
|
|
|
‘Dilin kendini anlattığı biçim , öznelliği kendisiyle tanımlar.’
Jacques Lacan
|
| Yukarı dön |
|
| |
L Sürekli Üye
Katılma Tarihi: 10.08.2003 Yer: France
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 817
|
| Gönderen: 14.09.2004 Saat 15:59 | Kayıtlı IP
|
|
|
Göstergebilimsel ‘anlam’ kavramı ile fenomenolojik ‘anlam’ kavramı arasında nasıl bir fark ve / ya da bir benzerlik bulunur ?
|
| Yukarı dön |
|
| |
L Sürekli Üye
Katılma Tarihi: 10.08.2003 Yer: France
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 817
|
| Gönderen: 14.09.2004 Saat 16:01 | Kayıtlı IP
|
|
|
Göstergebilimin metafizik duyumsanması nedir ? ( Metafizik bir işlemsel uygulayım mıdır ? )
|
| Yukarı dön |
|
| |
|
|