Etkin KonularEtkin Konular  Forum Üyelerini GösterKullanıcı Listesi  Forumu AraArama  YardımYardım
  KayıtKayıt  GirişGiriş
 FELSEFE FORUMU : Kitaplar ve Yazarlar
Konu Konu: YENİ ÇIKANLAR Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlar
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 15.11.2002 Saat 20:32 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Hermenötik (Hermeneutics)

Richard E. Palmer

Anka Yayınevi.

Bu kitaba "hermenötik nedir?" veya "hermenötiğin anlamı" gibi başlıklar da verilebilirdi, çünkü bu eser her şeyden önce bir zamanlar aydınlarca da pek bilinmeyen, aynı zamanda bu eserin yazarının yorumla ve özellikle metin yorumuyla ilgilenen pek çok branş için oldukça önemli sayılabilecek bir kavramı araştırması sürecinde oluşan yazılardan ibarettir.

Bu çalışma, edebi eser teorileriyle ilgili olarak Bultmann'ın kutsal metin yorum teorisinin önemine değinen özel bir projenin yazılma aşamasında ortaya çıkmıştır. Bu projenin oluşumu sürecinde, hermenötiğin gelişmesi, anlamı ve çerçevesi ile ilgili bazı köklü açıklamalara ihtiyaç doğmuş ve bu türden açıklamalar, adeta orijinal projenin ön şartı haline gelmiştir. İşte bu ön çalışma teolojik olandan ayrı ve genel hermenötiğin (ki aslında Bultmann'ın ve "Yeni Hermenötiğin" temeli de budur) oldukça ümit verici imkanları beni metin yorumu teorisiyle alakası nispetinde hermenötiğin teolojisi öncesi formu üzerinde yoğunlaşmaya sevk etmiştir.
(Arka Kapak)


Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 15.11.2002 Saat 20:40 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Lykurgos'un Hayatı

Plutarkhos

İş Bankası Yayınları

Kim bu Lykurgos, nerede ve ne zaman yaşamış? Yaşamış mı gerçekten? Bize onun hayatını anlatan, İlkçağın en çok eser vermiş yazarlarından biri olan Plutarkhos da bunu tam olarak bilmiyor. Ama İsa'dan altı yüz yıl kadar önce Isparta'da yasacı Lykurgos'un uygulamalarını "vaktinden önce bir sosyalizm" olarak adlandırmak mümkün. İnsanoğlu ilk ortaya çıkışından bu yana herkesin denge içinde ve mutlu yaşayacağı bir düzen arayışında.

O yoldan, ya da bu yoldan, ama hep aynı amaç için bu arayışı sürdürüyor. Yolların hepsi birer deneme. Platon da, Aristoteles de, Plutarkhos da bu denemelerini dile getirmiş büyük düşünürler. Onlar bütün kurulan düzenlerden daha üstün: Düzenler geçicidir çünkü, bilgi ise kalıcı...

M.Ö. 45-120 yılları arasında yaşamış olan Yunanlı düşünür, ahlakçı ve tarihçi. 227'ye yakın eser vermiş olan Plutarkhos, Hayatlar ve Ethika adlı yapıtlarıyla ünlenmiştir. Şaşırtıcı bir bilgi zenginliğine dayanan Hayatlar biçim bakımından dönemindeki örneklerden tümüyle farklıdır; Plutarkhos, ele aldığı kişinin doğumunu, gençlik dönemini, kişiliğini, başarılarını ve ölüm nedenlerini anlatmış, bu yaşamöykülerinin arasına da ahlakla ilgili kendi düşüncelerini serpiştirmiştir.

Plutarkhos'un ahlak, doğa, siyaset ve edebiyat üstüne yazdığı yazılardan günümüze ulaşanlar, toplu olarak Ethika olarak adlandırılır. Platoncudur ama asıl ilgi alanı felsefeden çok ahlak olmuştur. Rabelais, Montaigne, Bacon gibi yazarları etkilemiş, üslup benzerliği ya da alıntılar olarak onların eserlerine girmiştir.
(Arka Kapak)


Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 15.11.2002 Saat 20:49 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Gezgin ile Gölgesi

Friedrich Wilhelm Nietzsche

Broy Yayınları

"Ben, ne yazık ki, vücut ve ruh değil, üçüncü bir şeyim. (...) Ben insan değilim, bir dinamitim." diyen Nietzsche, dünyadaki varlığının anlamını böyle niteledikten sonra, konumunu şu sözlerle belirliyor: "Ben hayatı kaybetmenin çok kez kıyısına yaklaştığım için hayat hakkında daha çok bilirim.

" Dünya tarihinin kendisiyle ikiye bölündüğünü öne sürecek kadar yukardan konuşan filozof, peygamberliğini ilan ettiği doğrultusundaki muhtemel bir suçlama için de hazırlıklıdır: "Dinler ayak takımı meselelerdir." Ona göre insanı ayakta tutan biricik edim sanattır: "Sanat, varsa yoksa sanat -sanatımız var ki hakikat bizi mahvetmiyor." Kendisinden çok sonra "Alman ırkçılığı ve faşizminin esin kaynağı olduğu" yönündeki önyargılar karşısında şu sözü anlamlıdır: "Goethe, saygı duyduğum son Alman'dır."

Stefan Zweig, Alman düşünce ve sanatının bu iki dehasını şöyle karşılaştırır: "Nietzsche, güçlü değişmelerde bir dehadır; tehlikelerden dahiyanece uzaklaşmayı bilen Goethe'nin tersine, onda, tehlikelerin üstüne yürümek ve boğayı boynuzlarından yakalamak gibi son derece tuhaf bir tarz vardır..." Gezgin ile Gölgesi, Avrupa uluslarının sanat, bilim, dil, düşünce, tarih ve ruhsal gerçekliği üstüne ünlü düşünürün 350 başlık altında topladığı değerlendirme ve aforizmalardan oluşuyor.

Nietzsche, "Türk Yazgıcılığı" konusunda ise şöyle diyor: "Köklü bir yanılma var Türk yazgıcılığında, İnsan ve alınyazısını iki ayrı varlıkmış gibi birbirinin karşısına koyuyor.
(Arka Kapak)



Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 17.11.2002 Saat 15:14 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Yunan ve Roma Mitolojisi

Colette Estin, Helene Laporte

TÜBİTAK Yayınları / Popüler Gençlik Kitaplığı

Doğa olaylarıyla ve insanlık tarihiyle ilgili hayal ürünü öykülerin toplamı olan mitoloji aslında, tıpkı bilim gibi, insanın evreni ve dünyayı anlama, açıklama çabasının bir ürünü...
Yunan ve Roma Mitolojisi, her şeyi anlamaya çalışan insanoğlunun yaratıcılığının kaynaklarını gözler önüne seriyor; ilkçağın iki önemli uygarlığının ayrıntılı bir resmini çiziyor.
(Arka Kapak)



Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 22.11.2002 Saat 09:41 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Daldan Dala Felsefe

İsmet Kemal Karadayı

KAYNAK Yayınları

İsmet Kemal Karadayı, 160 denemeden oluşan bu kitabında okurları düşünce dünyasında sık ve kısa gezintilere çıkartıyor. Birçok konu üzerine kaleme aldığı denemeler, yalin bir dil sunuyor okurlara. İsveç-4. Esot Üniversitesi Culture Hause 1992 `Literary Articles' ve Edebiyatçılar Derneği 1999, 'Altın Madalya ve Onur ödüllerinin sahibi olan yazar, "Insanım. Doğaya, insan'a ilişkin bilgiler, felsefe bilinçleri var ya, işte orda ben, budalalarla değil, çiçek açmış dallarla, uçan özgür kuşlarla barışığım... Çalişıyorum..." diyerek başlıyor kitabıria.

Kitap, felsefe ağırlıklı denemelere ilgi duyanlar için.
Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 24.11.2002 Saat 11:09 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Eleştirel Teori-Habermas ve Frankfurt Okulu

Raymond Geuss

AYRINTI Yayınları
Yirminci yüzyılın en önemli düşünce geleneklerinden biri olan Frankfurt Okulu, eleştirel teoriyi radikal anlamda yeni bir bilgi biçimi olarak sunmuş ve bu bilginin bizleri gerçek veya doğru çıkarlarımız konusunda aydınlatacağını ve çoğu zaman farkında olmadığımız baskı biçimlerinden, zorlamalardan kurtaracağını savunmuştur. Faşizmin en güçlü olduğu dönemde bir direniş söylemi olarak geliştirilmiş olan eleştirel teori, totaliterlikle birlikte düşündüğü aydınlanma kavramının kendisini de sorunsallaştırmış, bu kavramın toplum bilimlerindeki yöntem sorunuyla ilişkisini ortaya çıkarmış ve dolayısıyla yöntem tartışmasına kalıcı bir siyasi içerik kazandırmıştır. Frankfurt Okulu düşünürlerine göre bu tür bir teori sadece bir araştırma nesnesi olarak toplumsal dünyanın değil, aynı zamanda bu dünyanın bir parçası olarak teorinin kendisinin ortaya çıkmasını sağlayan ya da gerektiren koşulların ve yapacağı etkinin de bir açıklamasını vermelidir. Dolayısıyla dönüşlü bir yöntem benimseyen eleştirel teori pozitivizmin nesneleştirici bilim anlayışını ve bu anlayışın bir parçası olan özne/nesne ayrımını reddeder. Adorno, Horkheimer ve Marcuse gibi düşünürlerin çalışmalarıyla başlayıp Habermas'a uzanan bu teori türünün ilk örnekleri ise Marx ve Freud'un eserlerinde karşımıza çıkar.

Raymond Geuss, Eleştirel Teori: Habermas ve Frankfurt Okulu'nda bu temel iddiaların ayrıntılı bir analizini veriyor ve geçerliğini tartışıyor. Toplumsal fenomenleri betimleyip açıklamakla yetinmeyen, aynı zamanda eleştiren bir bilimsel teori mümkün müdür? Mümkünse empirik bilimlerden nasıl ayrılır? Bu sorulara cevap ararken eleştirel teorinin pozitivizmle hesaplaşmasına geniş yer ayıran Geuss, çıkış noktası olarak ideoloji kavramını alıyor. Bu kavramın farklı anlamlarını kuşatan kapsamlı bir tartışma çerçevesinde, ideolojinin inanç ve çıkarlarımızla ilişkisini, bir ideoloji eleştirisinin gerektirdiği doğruluk ve bilimsellik kriterleri ve bu eleştirinin sağladığı 'aydınlatıcı' ve 'özgürleştirici' bilgiyi, özellikle felsefi bir çerçevede sorguluyor. Frankfurt Okulu sadece modern kapitalist toplumu ve faşizmi değil, onlara karşı geliştirilmiş muhalif söylemleri de yönlendiren bir bilim ve aydınlanma anlayışının maskesini düşürerek toplum bilimlerinde kalıcı bir etki yapmıştır. Bu söyleme bir giriş niteliği taşıyan Eleştirel Teori, getirdiği analitik bakış açısıyla sadece eleştirel teoriyle ilgilenenler için değil, toplum bilimlerinin amacı ve yöntemi konusunda çalışanlar için de kalıcı bir kaynaktır.
(Arka Kapak)



Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 27.11.2002 Saat 17:58 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Sanat Ontolojisi

İsmail Tunalı

İNKILAP Yayınları

"Sanat Ontolojisi, sanat eseri dediğimiz var-olan'ları var-oluşları yönünden inceleyen bir felsefedir. Sanat eseri var-olan bir şeydir, ama herhangi çeşitten bir var-olan değildir. Bu bakımdan, onun kendine özü bir varlığının olması gibi, onu inceleyecek felsefenin de genel ontolojisi dışında özel bir ontolojisi olması gerekir. İşte, sanat ontolojisi, bir var-olan olarak, ama kendine özgü bir var-olan olarak sanat eserlerini somut bir şekilde ele alır. Ama sanat eseri dediğimiz bu kendine özgü var-olan, varlık bağı ile öbür var-olan'larla belli bir ilgi içinde bulur."
(Basın Duyurusu'ndan Alıntı)


Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 27.11.2002 Saat 18:04 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

İyi ve Kötü Tanrıların Önyargılarıdır
(Gut Und Böse Sind Vorurteile Der Götter)

Helmut Eisendle

Çitlembik Yayınevi

Helmut Eisendle, 17. ve 18. Yüzyıllarda yaşamış ve araştırmaları anatomi alanında isim yapmış iki doktoru 20. yüzyılda buluşturuyor. İki adam ahlak, iş, savaş, normalite ve delilik hakkında tartışıyor. Düşüncelerini bir çok temel toplumsal sorun etrafında döndürüyor, iddialar oluşturuyor, bunlardan sapıyor, kendilerini kaybediyor ve kavgaya tutuşuyorlar. Düşünceleri bazen mantık yolundan sapıyor, sohbetlerinde uydurulmuş hikayeler ve anlama gebe içerikler baskın geliyor.

Eisendle'in bu kitabında konuşmak ve düşünmek zevkli bir çağrıya dönüşüyor, sohbetin dizginlerini elden bırakmak, düşüncelere dalıp gitmek, düşünceden düşünceye atlamak ve özellikle felsefe tarihinde kısa bir gezinti yapmak sohbeti ilginç bir akıl oyununa çeviriyor.
(Arka Kapak)


Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 29.11.2002 Saat 11:03 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

C.G. Jung Psykolojisi

Jolande Jacobi

İlhan Yayınevi / Psykoloji Dizisi

Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 01.12.2002 Saat 16:42 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Endülüs Sufileri
(Sufis of Andalusia)


Muhyiddin Arabi

Dharma Yayınları

Tüm çağların en büyük gizemcilerinden birisi olan Muhyiddin İbn Arabi, Arapların İspanya'da bulundukları bir dönemde, 1165 yılında dünyaya gelmiş ve çok küçük yaştan başlayarak dikkatleri üzerinde toplayan bir manevi yetenek göstermiştir. Kendi döneminin büyük gizemcileri, din bilginleri ve filozofları ile görüşmeler aparak İslam dünyası içinde uzak gezilere çıkmıştır. Öğretisi, bütün geleneklerin temelinde bulunan en başlangıçtaki ilkeye, Varlığın Mutlak Birliği'ne davranır. 400'den fazla sayıdaki kitabı içinde hep bu ilkenin anlam ve anlatımları olağanüstü bir açıklık ve doluluk ile ele alınmıştır. İbn Arabi 1240 yılında Şam'da bu dünyadan ayrılmıştır. Etkisi geniş ve derin olmuştur ve basitçe El-Şeyh El-Ekber, En Büyük Öğretmen diye anılması da onun önemini gösterir...

Endülüs Sufileri, İbn Arabi'nin gençlik yıllarını aralarında geçirmiş olduğu bazı düşünür ve manevi üstatların yaşamöyküsel yazılarından meydana gelmiştir. Ruh el-Kudüs fi Munsahat el-Nefs (Nefs ile Görüşmelerinde Kutsal Ruh)'un yaşamöyküsü bölümlerine Durrat el-Fakirah (En Değerli İnciler)'den bazı pasajların çevirilerinin eklenmesiyle meydana gelmiştir. Kutsal Ruh, içinde yaşadıkları zamana ait manevi yozlaşma nedeniyle üzüntü duyan bir arkadaşının yorumlarına yanıt olarak yazılmıştır. Bu öyküler, yoğun bir biçimde kendilerini Hak'ka adayan ve hizmet eden bir grup bireyin oluşturduğu olağanüstü yoğunluktaki bir manevi ortamı ve onlardan yayılan bilgeliği en canlı bir biçimde gözler önüne sermektedir.

Bu kitap doğrudan doğruya gerçek bilgiye susamış ciddi insanlara konuşacaktır.

Dr. Ralph Austen Londra Üniversitesinden mezun olmuş ve araştırmalarını Kaliforniya Üniversite'sinde sürdürmüştür. Uluslararası konferanslarda İslam Gizemciliği üzerine birçok bildiriler sunmuş ve İbn Arabi'nin yapıtı üzerinde de özel bir çalışma yapmıştır. İbn Arabi'nin Füsus el-Hikem çevirisi 1980'de yayınlanmıştır.
(Arka Kapak)



Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 01.12.2002 Saat 16:56 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Batı'da Siyasal Düşünceler Tarihi
Seçilmiş Yazılar
Yeni Çağ

(Gut Und Böse Sind Vorurteile Der Götter)

Derleme

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

Yıllardır aranmakta olan bu eseri özenli bir çalışmayla yayına hazırlayan Mete Tuncay, siyasal etkenlik üzerine öne sürülen görüşleri tanımlayıp, açıklarken kullandığı "düşünüş" deyimini, bu anlamda geçerli olan "teori" ve "doktirin" kavramlarına tercih ederken; bu sözlerin doğru ya da yanlışı ve hattâ "doğma"yı içerdiğini ve bunun da tarihte siyasetle ilgili düşüncelerin geniş ölçüde karışmış olduğu dikkate alındığında daha uygun bir deyim olduğunu savunmaktadır.

Batı'da Siyasal Düşünceler Tarihi, Thomas More'dan Thomas Paine'e uzanan Yeni Çağ düşünürlerinden seçmeleri içeren bu kitaptan sonra, günümüze kadar gelen düşünürlerin okuma parçalarının yeralacağı üçüncü kitap ile ardından İlk ve Orta Çağ düşünürlerini kapsayan birinci kitabın yayımlanmasından sonra tamamlanacaktır.
(Tanıtım'dan)



Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 07.12.2002 Saat 10:12 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Bütün Giritliler Yalan Söyler/Önyargılarla Yaşama

Alphons Silbermann

Telos Yayıncılık / İnceleme Dizisi

"Bütün Giritliler Yalan Söyler"... Söyleyeni de Giritli olduğu için, hep bir paradoks örneği olarak anılmıştır bu söz... A. Silbermann'ın, bu sözü, önyargı konulu eserine başlık olarak almasının nedeni de bu!

A. Silbermann, Almanya'da hukuk eğitimi gören genç bir Yahudiyken, Nazi Almanyası'ndaki soykırım nedeniyle altüst olan yaşamını, ancak Avustralya'ya kadar uzanan bir macera sonucu kurabildi.

Yıllar sonra, anavatanı Almanya'ya döndüğünde, ünlü bir sosyolog ve sanat tarihçisiydi. Önyargıyı, önyargının yıkıma uğrattığı bir ülkede anlatmayı seçti.

Bilimsel bir titizlikle, kitaplar hazırladı. "Önyargı" konusunu işlediği "Bütün Giritliler Yalan Söyler" adlı eseri de bunlardan biri...

Uluslar, ırklar, kültürler, cinsler ya da tek tek bireyler arasında gözlenen önyargıların insanları ve toplumları, nasıl bir akıldışılığın tutsağı haline getirdiğinin çarpıcı örneklerini veriyor, bu kitap...

Okudukça, önyargıların, yaşamımıza nasıl yön verdiğini, bizi nasıl sınırladığını, özgürlüklerimizi nasıl gaspettiğini büyük bir şaşkınlıkla fark ediyoruz.
(Arka Kapak)

Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 13.12.2002 Saat 10:18 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Gösterge Eleştirisi

Mehmet Rifat
Tavanarası Yayıncılık / Kuram Dizisi

"Gösterge eleştirisi, ne bir okuldur ne de bir akım. Gösterge eleştirisi, eleştiriyi, çağımızda gerçekleşmiş yeniliklere, altüst oluşlara, sarsıntılara ve dönüşümlere uyumlu kılmaya çalışmış çözümleyici, yapıbozucu, yorumlayıcı ve yeniden yapılandırıcı yazısal etkinlikler için kullandığımız genel bir adlandırmadır.

Gösterge eleştirisi, öncü bir eleştirel yaklaşımın doğuşunu hızlandırmış bütün araştırmaları ve buluşları, dogmatik sanat ve yazın değerlerine karşı çıkmış bütün akımları, dilin ve yazı'nın gücünü ortaya koymuş bütün çabaları, çözümlemeye ve yorumlamaya ağırlık vermiş bütün yönelişleri desteklemiş ve onlardan destek görmüştür."

Tavanarası Yayıncılık okurlarına bu kez, Mehmet Rifat'ın yirmi beş yıllık bir sürece yayılan yöntemli eleştirel bakışını ("gösterge eleştirisi"ni) sunuyor: Göstergebilime, çeviri kuramına, yazınsallık kavramına, romana (Marcel Proust, Orhan Pamuk), yeni-romana (Michel Butor), roman eleştirisine, şiire (Ahmet Muhip Dıranas), şiir kuramına (Necip Fazıl Kısakürek) ve de masallara yöntemli eleştirel bakışını.
(Arka Kapak)
Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 13.12.2002 Saat 10:28 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Radyoda Felsefe

Betül Çotuksöken
İnkılap Kitabevi / Felsefe / Psıkoloji Dizisi

Öteden beri hep söylendiği gibi, insan düşünen bir varlık; düşünme hep bir şeye ilişkin olarak belirir. Ancak düşünmenin kendisine yönelmesi, kendi üzerinde adeta kıvrılarak, dönerek kendini araştırması; neyi, nasıl düşündüğünün hesabını vermesi de yine öteden beri insanoğlunun gerçekleştirdiği bir etkinliktir. Öyleyse hep bir şeyleri düşünen, düşünme eylemini gerçekleştiren insanın, bu eylem üzerinde düşünmesi sanırım tam da insana yaraşan bir iş; tam da insani olan bir eylem. Bu durumda nasıl olur da dikkatini biraz olsun kendine yönelten insan, sonunda kendini felsefi düşünme biçiminin içinde ulmaz? Tam da bu noktada felsefi düşünüşü gerçekleştirmenin insan en yaraşır çaba ya da etkinlik olduğunu ileri sürebiliriz bir kez daha. Kuşkusuz, herkes, her insan bu türden düşünüşü kendi yöneliminin gücü doğrultusunda, diğer bilgilerle olan bağlantısı oranında gerçekleştirecektir.
Radyoda Felsefe başlığını taşıyan kitap da, insanın kendine yönelmesini, yaşam-bilgi ilişkisi dolayımında gerçekleştiriyor.
(Arka Kapak)

Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 14.12.2002 Saat 14:54 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Babil Simyası ve Kozmolojisi

Mircea Eliade

Kabalcı Yayınevi / Antropoloji / Arkeoloji / Mitoloji Dizisi

Mircea Eliade, zihniyet tarihiyle ilgili daha kapsamlı bir kitap için giriş olarak tasarladığı bu eserinde, simyanın kökeni ve işlevi meselesini biraz daha derinleştiriyor.
Metalurji, tarım, takvim, hukuk gibi büyük buluşların, insanoğlunun varoluşunu önemli ölçüde şekillendirdiği bilinen bir gerçektir; Eliade ise bu dönüşümlerin iç dinamiğini ve insanın kozmosa bakışına getirdiği açılımları incelemektedir. Simya söz konusu olduğunda, zihinsel sıçrayışı kışkırtan şey metallerin keşfi değildir; metalurji tıpkı tarım gibi insanoğlunun, kozmos hakkında yarattığı imgeyi değiştirmesine yol açmış, bu yüzden de insanı dönüştüren zihinsel sentezleri doğurmuştur. Sonraki keşiflerce aşılan ya da geçersiz kılınan bu zihinsel sentezler, insanlığın tinsel evriminin gerçek bileşenleridir. Eliade'ye göre, burada söz konusu olan, hayatta kalma mücadelesinde yeni, sıradan bir araç (maden, tarım, vb) değil, daha çok o zamana kadar insanoğlunun tanımadığı başka bir kozmosun açığa çıkarılmasıdır.
(Arka Kapak

Felsefe

Nurettin Topçu

Dergah Yayınları

Etrafımızdaki eşyanın bilgisini duyularımızla elde ediyoruz. Birbirleri arasında herhangi bir şekilde sıralanmayan ve metotsuz olarak gelişi güzel elde edilen bu bilgilere düzensiz bilgiler denir. Düzensiz bilgiler, hergünkü yaşayışımızı kolaylaştırarak etrafımızdan daha iyi şekilde faydalanmamızı mümkün kılarlar. Lakin insanın bütün bilgisi böyle elde edilenlerden ibaret değildir. Düzensiz bilgilerin üzerine ilimler kuruluyor. İlim bilgisinin evvelkinden farkı, onun belli metotlarla elde edilmesi ve genel oluşudur. İlim bilgisi gelişigüzel elde edilmez. Onu elde etmek için zihnin mutlaka belli yollardan gitmesi şarttır.

Felsefeye gelince; o bütün bilgilerimizin üzerine kurulmakla beraber hepsinden daha çok genelliğe sahiptir. Her ilmin kendi konsu alanında ayrı ayrı sonuçlara vardığını biliyoruz. Felsefe bu sonuçların hepsini birleştiricidir. Ancak ilimlerin deneylerle elde ettiği sonuçları felsefe akılla birleştirir. Onun çalışma sahası, deneylerin dışında kalır; deneylerin sahasını içerisine alan daha geniş bir halka teşkil eder.
(Arka Kapak)

Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 15.12.2002 Saat 14:25 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Dil Hapishanesi Yapısalcılığın ve Rus Biçimciliğinin Eleştirel Öyküsü
(The Prisonhouse of Language A Critical Account of Structuralism and Russian Formalism)

Fredric Jameson

Yapı Kredi Yayınları / Cogito Dizisi

Dil Hapishanesi, yeni başlayanlar kadar uzmanlar için de albenisi olan bir kitap. Uzman olmayan okurlar, Rus Biçimciliği ve Paris Yapısalcılığının karmaşık sırlarının akıcı bir şekilde değerlendirildiği bir giriş kitabı okuyacak; konunun uzmanları ise bu kitabı iki nedenden ötürü okumaya değer bulacak: birincisi, Jameson hem Biçimciliğin, hem de Yapısalcılığın hatalı altyapısını bir cerrah kararlılığıyla ortaya koyuyor, ama aynı zamanda, bu altyapının hakkını da veriyor; ikincisi, Jameson'ın ayrıntılı incelemesi, Yapısalcılıkla Marksizm arasındaki karşıtlıkları ve kesişme noktalarını açığa çıkarıyor.

Fredric Jameson Dil Hapishanesi'nde Yapısalcılığa ve Rus Biçimciliğine genel bir bakışla yaklaşmakla kalmıyor, bu iki akımın temel metodolojilerine önemli bir eleştiri de getiriyor.
(Arka Kapak)

TADIMLIK

Önsöz

Düşünce tarihi, onun modellerinin tarihidir. Klasık mekanik bilimi, organizma, doğal ayıklanma, atom çekirdeği ya da elektronik alan, bilgisayar: Bunlar, önce doğal dünyayı anlamamızı düzenlemede kullanılmış, daha sonra da kendilerinden insan gerçekliğini aydınlatmaları istenmiş şeylerden ya da dizgelerden bazılarıdır.
Herhangi bir modelin ömrü önceden kestirilebilir bir düzenlilik gösterir. Başlangıçta, yeni kavram, yeni enerji nicelikleri ortaya çıkarır, bir yığın yeni algıya ve buluşa izin verir, yeni bir boyutta yeni sorunların ortaya çıkmasına neden olur, bu da oylumlu bir yeni çalışma ve araştırma ile sonuçlanır. Bütün bu başlangıç aşaması boyunca modelin kendisi sabit kalır, çünkü büyük bölümüyle, yeni bir evren görüşünün elde edilip listelenebileceği bir aracı görevini görür.
Modelin tarihinin düşüş yıllarında, modelin yeniden düzenlenmesi, inceleme nesnesiyle yeniden aynı çizgiye getirilmesi için nispeten uzun bir zaman gerekir. O zaman araştırma, modelin yetersizliğinin giderek sürükler gibi olduğu yanlış sorunlar ve ikilemlerden tedirgin olup, pratik olmaktan çok kuramsal olma, yeniden kendi önvarsayımlarına (modelin asıl yapısına) dönme eğilimini gösterir. Örneğin, eter ya da ortak bilinç akla gelir burada.
Sonunda model bir yenisiyle değiştirilir. Bu önemli olay, bu kitabın ilgilendiği düşünürlerin bazılarınca bir tür mutasyon (bu da bir modelin tamamen farklı bir inceleme alanına eğretilemeli uygulamasının kusursuz bir örneğini oluşturur) olarak betimlenmektedir. Gerçekten de, böyle bir yer değiştirmenin, her zaman bir tek devrimci deneyim ya da bir tek özgün çalışmanın yayımlanması kadar açıklıkla tarihlendirilemezse bile, mutlak bir kesilmeyi, kopmayı, mutlak bir sonu ve o zamana kadar benzeri görülmemiş bir şeyin başlangıcını belirlediği kesindir. Öyle görünüyor ki, yeni olan, bilinçli olarak da hazırlanamaz, ya da, eski paradigmadan mutlu olmayanların, düşüne taşına, bütün kumaştan yeni bir paradigma çıkarmaları da mümkün değildir.
Bir tek kıvılcımla Romantik felsefeyi ve ondokuzuncu yüzyıl bilimsel düşüncesini ateşlemiş olan "prototip olarak organizma" kavramının, yani organik modelin tarihi böyleydi. Organizma kavramının yararı, artsüremlilik ve eşsüremlilik alanlarının onda canlı bir bireşim bulmalarında, ya da henüz birbirinden ayrılmamış olmalarındadır, çünkü gözlemcinin dikkatini eşsüremli yapıya (değişmiş ve evrimleşmiş olan, artık organizmanın kendi yaşamında birbiriyle birlikte varoluşları ile anlaşılacak olan organlar) çeken, artsüremli olandır (organizmadaki tedrici değişikliklerin gözlenmesi). İşlev gibi kavramlar, böylece, iki boyut arasındaki kesişme noktalarında bulunabilir ve tarih, kendi başına bağımsız bir anlayış tarzı olma savını onlarla kazanır.
Fakat zamanla organik model tözcü (substantialist) düşünceye fazlaca dayanır. İnceleme nesneleri önceden özerk kendilikler (entity) olarak verilmemişse, yöntembilimsel amaçlarla kurmaca kendilikler icat etme eğilimine girer, toplum ya da kültür konusunda çeşitli organik kuramlarda olduğu gibi. Bu tür tözcü düşüncelere karşı tepkilerden, çeşitli "alan" ya da ilişkisellik (relationality) imajlarından hiçbiri, bugün kendine temel model olarak dilin kendisini alandan daha tam olmamıştır.
Bir model olarak dil! Her şeyi dilbilim terimleri yoluyla bir kez daha düşünmek! Şaşırtıcı olan şey, öyle görünüyor ki, bugüne kadar hiç kimsenin bunu yapmayı düşünmemiş olmasıdır yalnızca; çünkü bilincin ve toplumsal yaşamın bütün öğeleri arasında dil, henüz belirlenmeyi bekleyen türden ben-zeri olmayan bir ontolojik önceliğe sahip gibiydi. Yapısalcı girişimi bu şekilde tanımlamanın, onun daha önceki felsefe tarihi sorunsallarını özetlediği, bugün hiç mi hiç ilgilenmek gereğini duymadığımız, Marx-öncesi ve hatta Hegel-öncesi kavramsal ikilemlere ve sahte sorunsallara döndüğünü kabul etmek olduğu söylenerek karşı çıkılacaktır buna. Fakat, bu kitabın daha ileri bölümlerinde göreceğimiz gibi, Yapısalcılığın somut gündelik işinden çok sonul (nihai) çelişkileri bakımından daha doğrudur bu: ilki, yani Yapısalcılığın içeriği -Dil düzeni ve statüsü- yeni bir malzeme toplamı sağlar, eski sorunlar bu toplam çerçevesi içinde yeni ve öngörülmemiş şekillerde yeniden ortaya çıkar. Yani Yapısalcılığı ideolojik nedenlere dayanarak "reddetmek", bugünkü dilbilimsel buluşları felsefi sistemlerimize sokma görevini reddetmek anlamına gelir; bana öyle geliyor ki, Yapısalcılığın gerçek bir eleştirisi bizi onun içinde her şeyini gözden geçirerek ilerleyip öteki yanda bütünüyle farklı ve kuramsal olarak daha doyurucu bir felsefi perspektif içinde ortaya çıkmaya zorunlu kılmaktadır.
Yapısalcılığın tam da çıkış noktasının -linguistik modelin üstünlüğü- bizim az sonra ele alacağımız kavramsal ikilemlerle bütünüyle ilişkisiz olduğunu söylemek değildir bu: çünkü böyle bir çıkış noktasının biricikliği, onun daha az keyfi olmasını gerektirmez ve ondan ortaya çıkan düşünce dizgeleri, kendi güç verici temellerinin sonul, kuşkulu ve acılı bir sınavdan geçirilmesinden yeniden muaf olmayacaktır.
İster istemez, dünyanın bünyesinden bir tek temel elementi -diyelim suyu ya da ateşi- ayırmaya çalışıp da sonunda suyun ya da ateşin bileşiminin farklı tipten bir şey olduğunu gören Sokrates-öncesi düşüncenin çatışkıları (antinomy) akla geliyor. Hiç kuşkusuz, bugün her şeyin sonunda tarihsel ya da ekonomik ya da cinsel ya da hatta dilbilimsel olduğunu söylediğimizde, o görüngülerin, etiyle kemiğiyle, bu tür bir hammaddeden yapılmış olduğunu değil de, daha çok, o yöntemlerle çözümlemeye duyarlı olduklarını anlatmak isteriz.
Ama benzer paradokslar da hemen belirir. Dilbilimsel yöntemlerin, kendisi de temelde dilbilimsel bir yapı olan yazına uygulanmasından daha uygun hiçbir şey olmayacağı düşünülebilir. Ama eski biçembilim, Spitzer'in ve Auerbach'ın biçembilimi, ya da daha yakınlardan J.P. Richard'ınki, yapıtın kendisinin sözel dokusuyla çok daha yakından ilgilenmişti. Sonunda kendimizi, yazın yapıtını bir dilbilimsel dizge olarak görmenin gerçekte bir eğretilemenin uygulaması olduğu gibi bir sonuç karşısında buluruz.
Bu tür diyalektik tersine çevirmeler, dizgenin dış sınırlarında da bulunabilir. Örneğin, Greimas'ın bir yapısal anlambilimin çalışma nesnesini bir anlam-etkisi olarak tanımlayışı geliyor aklıma: sanki, bütün anlamları nesnemiz olarak alınca, bunlardan artık anlamlama terimleriyle söz edemezmiş ve içeriklerine bakmaksızın hepsinin biçimsel olarak birbiriyle ortak neleri olduğuna karar vermek üzere, kendimizi şöyle ya da böyle anlamlar bölgesinin dışında bir pozisyon almaya zorunlu durumda bulurmuşuz gibi. Bir içerik olarak anlatım, biçimi olarak izlenimi ister duruma gelir, biz de sonunda, bir algılama yapısını, gözümüzde canlandırmak için, onun "uyandırdığı izlenim" terimleriyle betimlemek zorunluluğuna düşeriz.
Dilbilimsel modelin ya da eğretilemenin kullanımı için daha köklü bir doğrulama, başka yerlerde, bilimsel geçerlilik ya da teknolojik ilerleme savlarının ve karşı savlarının dışında aranmalıdır sanırım. Bu da, gerçek anlamında doğanın ortadan kaldırıldığı bir dünya, bildirilerle ve bilgiyle ağzına kadar dolu, karmaşık ürün ağı bir göstergeler dizgesinin tam da prototipi olarak görülebilen bir dünya görünümü sunan, bugün gelişmiş denilen ülkelerin toplumsal yaşamının somut karakterinde yatar. Dolayısıyla bir yöntem olarak dilbilimle, bugünkü kültürümüz olan dizgeleştirilmiş ve bedeninden soyutlanmış karabasan arasında çok büyük bir uygunluk vardır.
Elinizdeki incelemenin yeni dilbilim disiplinlerinin toplumbilimsel çözümlemesi olmak gibi bir amacı yok. Hatta söz konusu hareketlerin tarihsel ve olaylara dayanan bir hikâyesini sunmak gibi bir sav da taşımıyor. Biçimciler konusunda böyle bir öykü, İngilizce bilen okurlar için, biçimciliğin yazgısını, dilbilimcilerin ve yazın uzmanlarının Birinci Dünya Savaşı sırasında Petersburg ve Moskova'daki toplantılarındaki köklerinden o 1929 kader yılında ünlü polemikle ortadan kayboluşuna kadar adım adım izleyen Victor Erlich'in Rus Biçimciliği (Lahey, 1955) adlı yetkin kitabında bulunabilir.
Bir "kitle hareketi" olarak doğuşu, Lévi-Strauss'un Hüzünlü Dönenceler'inin 1955'te yayımlanışından başlatılabilecek ve (1960'ta Tel Quel'in kuruluşu ve 1962'de Lévi-Strauss'un Yaban Düşünce'sinin yayımlanışı gibi önemli işaret noktalarını izleyerek) 1966-1967 mevsiminde, Lacan'ın daha o zamanda efsaneleşmiş Écrits'si ile Derrida'nın üç büyük metninin bir arada ortaya çıkışıyla bir tür doruğa ulaştığı söylenebilecek Yapısalcılığın karşılaştırılabileceği bir şey yoktur. "Yapısalcılık" terimine gelince, ben onu, eğretilemeye ya da bir dilbilim dizgesi modeline dayalı çalışmanın en titiz ve en sınırlı anlamıyla alıyorum; yani onu kendi dizgelerine mal etmiş olan Jean Piaget'ye ya da Lucien Goldmann'a uygulanamaz; bazı Amerikan toplumbilim okullarının kullanımıyla da herhangi bir ilişkisi yoktur. Bununla birlikte, elinizdeki yapıta, Yury M. Lotman ile onun Tartu Üniversitesi'ndeki çalışma arkadaşlarının geliştirdiği şekliyle Sovyet Yapısalcılığının çok zengin gereçlerinden herhangi bir şey sokmamaya özellikle dikkat ettiğimi de eklemek isterim.
Benim, -bu hareketlerin, aynı zamanda temel yöntembilimlerinin bir eleştirisi olarak alınabilecek bir ilk araştırma sunmak yönündeki- planım hiç kuşkusuz, hem taraftarların hem de karşıtların (Yapısalcılık taraftarlarının ve karşıtlarının yani, Biçimciliğin karşıtları hâlâ var mı? taraftarları hâlâ var mı?) saldırısına açıktır. Bununla birlikte bu eleştiri, ne ayrıntılı yargıları ne de burada söz konusu edilen yapıtlar üzerine ister olumlu ister olumsuz herhangi bir düşüncenin dile getirilmesini amaçlamaktadır. Daha çok, entelektüel bütünlükler olarak kabul edilen Biçimciliğin ve Yapısalcılığın, Coleridge'in deyişiyle "mutlak önvarsayımlar"ını açıkça ortaya koymayı öneriyor. Bu mutlak önvarsayımlar ancak o zaman yoruma gerek kalmaksızın anlaşılabilir; bunlar, bütün bu tür mutlak öncüller gibi, ne kabul edilebilecek ne de reddedilebilecek kadar temel şeylerdir.
Temelde, eşsüremli düşünmenin doğurduğu perspektifleri ve çarpıtmaları ilgilendiren bulgularım, eşsüremli dizge sonuçları başka herhangi bir yerde, sanırım, buradaki kadar ayrıntılı bir biçimde geliştirilmemiş olsa da, şaşırtıcı gelmeyecektir.
İçimden, eleştirimi daha başlangıçta nitelendirmek ve gerçek tarihle artsüremli düşünme arasındaki, okurun daha ilerde göreceği gibi, bazı Yapısalcıların üzerinde inatla durduğu ayrımı benimsemek geçiyor. Bu sayfalarda beni yönlendiren ve kafamı meşgul eden şey, Saussure'cü dilbilimcilerle zamanın ve tarihin kendi gerçeklikleri arasındaki olası ilişkileri aydınlatmak oldu. Böyle bir ilişki, hiçbir yerde, Biçimciliğin ve Yapısalcılığın en akla yakın ve kalıcı başarılarının gerçekleştirildiği yazın çözümlemesi alanında olduğundan daha paradoksal olmamıştır. Şklovski ve Propp'tan Lévi Strauss ve Greimas'a kadar, anlatısal yapıların çözümlemesinden söz ediyorum. Kuşkusuz, paradoks, eşsüremli bir yöntemin, aklın zaman içinde değişimi ve olayları görmek için kullandığı biçimler hakkında böyle zengin ve anlamlı bir görüş doğurmasıdır.
Ya bundan da ileriye gidilebilseydi? Biçimciler, akıl yıllarında (ve yalnızca Stalinciliğin baskısı yüzünden değildi bu), insanın alışıldık demeye dili varmadığı türden yazın tarihçilerine dönüştüler, eğer kısmetlerini başka yerde, tarihsel romanda ve filmlerde aramadılarsa. Biçimcilerin mutasyon olarak yazın tarihi imgesi, okurun da göreceği gibi, hem felsefi olarak yetersiz hem de hayal gücü olarak kışkırtıcıdır.
Yapısalcılığa gelince, Lévi Strauss gibi bir düşünürün -onun sayesinde, Rousseau'nun doğanın durumu ve toplumsal anlaşma üzerine görünüşte modası geçmiş düşünceleri bir kez daha gündeme geldi; onun sayesinde, boğucu ve yapay bir uygarlığın orta yerinde, kültürün kökenleri üzerinde yeniden kafa yorulmaya başlandı- bizim tarih hakkındaki düşünüşümüzü etkilemediğini kim ileri sürebilir? İlerki sayfalarda Yapısalcılığın herhangi bir sonul ve ayrıcalıklı inceleme alanı varsa eğer, bunun pekâlâ yeni ve sert bir biçimde algılanan fikirler tarihinde bulunabileceğini ileri süreceğim.
Kısaca, eşsüremli dizgelerin yeterli herhangi bir kavramsal biçimde geçici görüngüleri ele alamayacağını söylemek, bunlardan, artsüremin kendisindeki daha yüksek bir gizem duygusuyla çıkmadığımızı söylemek değildir. Biz geçiciliği varsayagelmişiz; her şeyin tarihsel olduğu yerde tarih fikrinin kendisinin içi boşalmış gibi görünmektedir. Aslında, belki de dilbilimsel modelin asıl başlangıç değeridir bu: hayranlığımızı zamanın tohumlarıyla yenilemek.

La Jolla
Mart 1972




Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 24.12.2002 Saat 13:28 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Cool Anılar 3-4 (1990-2000)
(Cool Memories III-IV (1990-2000))

Jean Baudrillard
Çeviri: Yaşar Avunç
Ayrıntı Yayınları / Lacivert Kitaplar Dizisi

Ünlü Fransız sosyolog ve iletişim kuramcısı Jean Baudrillard, Cool Memories I-II'de ilk örneklerini verdiği toplumsal analiz notlarını, 1990-2000 dönemini kapsayan Cool Memories III-IV'te de, aynı çarpıcı üslupla sürdürüyor. Parçalar şeklinde kaleme alınmış olan bu notarda, "meta kültürü" kuramına ilişkin son derece ilginç vaka örnekleriyle "simülasyon", "simülakr" ve "sanal" gibi temel kavramların derinlikli bir analize tabi tutulduğu "reel", "düşsel" ya da "kurmaca" durumlar, yer yer çetrefil, ama alabildiğine özel ve kendi ironisini yapmayı bilen bir dille yansıtılıyor. Kendi deyimiyle "zihinsel derinliklerde ve eğretilemeli sularda kavram dalışları" yaptığını söyleyen Baudrillard, "Burçlar cerrahisi"nden "cep telefonlarının münasebetsizliğine", "makine statüsüne saygı duyduğunu söylediği televizyon"dan "kendisini beyin sayan bilgisayarın kendini bilmezliğine", "Tanrı'nın tartışmalı varlığı"ndan "aslında olmayan Körfez Savaşı'na kadar geniş bir ilgi alanına yayılan birçok kültürel görüngüyü, her zamanki ikonakırıcı, sarsıcı ve düşündürücü diliyle deşiyor.

Baudrillard, yer yer şiirsel bir anlatım gücü taşıyan Cool Anılar'ın "parçalar" şeklinde kaleme alışını ise, çarpıcı olduğu kadar ironik şu argümana dayandırmakta:
"Parçalar halindeki yazı demokratik yazıdır. Her parça eşit bir farklılıktan yararlanır. En bayağı olanı bile farklı okurunu bulur. Her birinin sırayla bir mutluluk dönemine hakkı vardır."

Cool Anılar son on yılın belki de en ilginç "anı" kitabı...
(Arka Kapak)

Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 25.12.2002 Saat 12:28 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Deleuze & Guattari
Deleuze ve Guattari Üzerine Bir İnceleme
Ronald Bogue
Çeviri: İsmail Öğretir, Ali Utku
Birey Yayıncılık / Felsefe Dizisi

Filozof Gilles Deleuze ve psıkanalist ve politik eylemci Felix Guattari kendi kuşaklarının en önemli entellektüel figürleri arasında kabul edilmiştir. Bu çalışma, İngilizce'de onların eserleri üzerine kitap boyutunda bir incelemedir. Düşüncelerini ve onun çağdaş edebiyat eleştirisi ve teorisinin temel konularıyla ilgisini ana hatlarıyla özetleyen bir inceleme. Bu inceleme, Deleuze'ün "şizoanalitik arzu felsefesi"ne, iki yazarın (psıkanaliz ve Marksist politikadan göstergebilim, estetik ve dilbilime) geniş disiplinler alanını kateden fikirlerini izliyor. Ortaya çıkan şey temelde Derrida, Foucault ve Lacan gibi Fransız teorisyenlerinin eserlerini açıklayıcı ve şaşırtıcı biçimlerde tamamlayan ve meydan okuyan Nietzsche'ci bir oluş felsefesidir.
(Arka Kapak)
Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 26.12.2002 Saat 09:54 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Nietzsche Hayatı ve Felsefesi

Baha Tevfik, Ahmet Nebil, Memduh Süleyman

Birey Yayıncılık / Felsefe Dizisi

Geçmişimizde Nietzsche kimdir ya da ne yapmıştır? Bizde onu ilk keşfedip kültürümüze ithal edenler kimlerdir? Neden ilgilendiler onunla? Bu sorular eşliğinde Nietzsche'nin geçmişimizdeki ikametlerini somutlaştırmak için umulandan daha gerilere doğru bakmamız gerekir. Baha Tevfik'in Ahmet Nebil ve Memduh Süleyman'la birlikte kaleme aldığı Nietzsche; Hayatı ve Felsefesi isimli eseri Nietzsche'nin kültürümüzün ufkunda belirdiği ilk nokta olarak tespit edebiliriz.
(Arka Kapak)

Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 27.12.2002 Saat 09:11 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

YENİ ÇIKACAKLAR[:)]

Yapı Kredi Yayınları'nın 2003 programında, felsefe bağlamında heyecan verici yapıtlar var.
Yayınlandıkça sizlere duyurmaya çalışağımız bu yapıtlardan bazıları:

Türk Tefekkür Tarihi :Hilmi Ziya Ülken
Söyleşiler: Julia Kristeva
Rönesansın Serüveni: Enis Batur
Geleneksel ve Eleştirel Kuram: Max Horkeimer
Varlık ve Hiçlik: Jean Paul Sartre
Walter Benjamin Üstüne: Theodor Adorno
Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 27.12.2002 Saat 09:25 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Modernizm ve Ulusun İnşası

Erken Cumhuriyet Türkiyesi'nde Mimari Kültür
Sibel Bozdoğan

Çeviri: Tuncay Birkan
Metis yayınları- Tarih Toplum Felsefe Dizisi

Mimarlık tarihçisi Sibel Bozdoğan, 1908'deki Meşrutiyetin ilanından Kemalist tek parti iktidarının 1950'de sona erişine kadar modern Türk mimarisinin kültürel tarihini ve Avrupa modernizmiyle bağlantılarını anlatıyor. Resmi propaganda yayınlarını, mimarlık meslek dergilerini ve zamanın popüler yayınlarını esas alan Bozdoğan, geniş bir siyasi, tarihi ve ideolojik bağlam içerisinde Türk mimari kültürüne bakıyor; modern mimarinin -özellikle temsili nitelikteki kamu binaları ve idealleştirilmiş modern ev formuyla- nasıl Cumhuriyet inkılabının başlıca görsel ifadesi haline geldiğini gösteriyor ve Türk mimarlarının modern formları rasyonel ve bilimsel zeminde meşrulaştırma ve Türk yapı gelenekleriyle uyumluluklarını gösterme suretiyle bu formları "millileştirme" girişimlerini örnekleriyle sergiliyor.
Türkiye'nin modernlik projesinin birçok açıdan eleştirel bir biçimde yeniden değerlendirildiği günümüzde, Kemalizmin mimari mirasının böyle kapsamlı biçimde incelenmesi son derece yerinde ve kışkırtıcı... Sosyal tarih ile mekân örgütlenmesi arasındaki ilişkileri zevkle okunan bir anlatımla veren bu güzel kitap, yalnızca mimarlık öğrenci ve araştırmaları için değil, bütün sosyal ve beşeri bilimler için son derece ilginç bir kitap.
(Arka Kapak)

Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Dombayci
Yeni Üye

Simge

Katılma Tarihi: 30.11.2002
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 44
Gönderen: 28.12.2002 Saat 23:48 | Kayıtlı IP Alıntı Dombayci

Descartes Sözlüğü; Aliye Kovanlıkaya,John Cottingham,Bülent Gözkan,Necati Ilgıcıoğlu,Ayhan Çitil; DORUK YAYINLARI

Dil Hapishanesi Yapısalcılığın ve Rus Biçimciliğinin Eleştirel Öyküsü; Mehmet H. Doğan,Fredric Jameson; YAPI KREDİ YAYINLARI

Felsefeyi Anlamak; İbrahim Şener,A.E. Baker; İZDÜŞÜM YAYINLARI

Yukarı dön Göster Dombayci's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Dombayci Ziyaret Dombayci's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 29.12.2002 Saat 14:30 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Sayın Dombaycı Merhaba,

Katkılarınıza teşekkür ediyorum.
Bu bölümün tüm üyelerimizin katılımıyla güncel tutulabileceğine güzel bir örnek verdiniz.

Descartes Sözlüğü , meraklıları için önemli.
Doruk Yayıncılık; Rousseau, Kant, Hegel, Wittgenstein, Locke, Hobbes sözlüklerinin de hazırlandığını bildiriyor.

Özgün metinlerin içerdikleri kavramların kendi bağlamları içinde anlaşılmasına bu tip sözlüklerin yararı olacaktır.

Sözlüğe yönelik küçük bir açıklama ;
1996'da doğumunun 400. yılı dünyanın birçok yerinde çeşitli etkinliklerle kutlanan Descartes, modern felsefenin babası olarak bilinir. Ünlü bir Descartes uzmanı olan John Cottingham, "Descartes Sözlüğü"nde Descartesçı felsefenin anahtar kavram ve düşüncelerini inceliyor. "Descartes Sözlüğü" kozmoloji, fizik, teoloji, psıkoloji ve ahlak felsefesi de dahil birçok maddeyi kapsamakta. Ayrıca Sözlük, Descartes'ın yaşamını ve çalışmalarını içeren genel bir girişin yanı sıra Descartesçı metinlerin geniş bir kaynakçasını da vermektedir. Şu anda ülkemizde felsefe dersleri vermekte olan Descartes uzmanı Prof. Voss'un önsözü de bu basıma eklenmiştir.

Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 02.01.2003 Saat 09:09 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Şefkatin Gücü

Dalai Lama
Okyanus Yayıncılık / Doğu Öğretileri

Her biriniz büyük bir potansiyele sahip olduğunuzu ve kendinize güven ve biraz çabayla eğer isterseniz değişimin gerçekten mümkün olduğunu hissetmelisiniz.

Eğer şimdiki yaşam şeklinizin hoş olmadığını ya da zor olduğunu hissediyorsanız, o zaman bu olumsuz şeylere bakmayın. Olumlu yönü, potansiyeli görün ve bir çaba gösterin.
(Arka Kapak)


Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 03.01.2003 Saat 08:39 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Felsefeyi Anlamak

A. E. Baker

İzdüşüm Yayınları / Felsefe Dizisi
"Sokrates, olağandışı bir mantıkçı idi. Çocukluğundan itibaren bir iç ses duymuştu ve bu her zaman onu kendi ilgi alanlarına karşı herhangi bir şey yapmak üzereyken uyarıyordu. Mahkemesi sırasında bu sesi duymamıştı, ölümün onun için kötü değil, iyi bir şey olduğuna inanmıştı. Onun bilgeliği, bildiği tek şeyin hiçbir şey bilmemek olmasından kaynaklanıyordu. O, herşeyi sorguluyordu. Onun yöntemi kendine özgü ve gösterişsizdi, ve karşı tarafta kızgınlık yaratabildiği iyi bilinmektedir. Bir konuşma sırasında, birisi örneğin 'bilgi' gibi genel bir terim kullandığı zaman, Sokrates ondan bu sözcüğü tanımlamasını istiyordu. O, bir tanımlama sunduğu zaman, Sokrates tanımın uygulanamayacağını ortaya koyan belirli örnekler sunuyordu hemen. Ortaya konan başka tanımlamalar da kısa zaman içinde aynı kaderi paylaşıyordu. Onun düşüncesi 'Sorgulanmayan hayat, yaşamaya değmez' ilkesi üzerinde temellenmişti."
(Arka Kapak)
Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 07.01.2003 Saat 10:24 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Toplumu Savunmak Gerekir

Michel Foucault

Yapı Kredi Yayınları / Cogito Dizisi


"Hayatta ne yapılıyor? Yüksek memurlar sendikası ve bunun gibi başka kurumlar ne yapıyorlar? Tam da o hukuku, gerçekte hükümdarlığın hukuku olan şu ünlü biçimsel, burjuva hukukunu yardıma çağırmaktan başka ne yapıyoruz? Sanırım burada bir tür darboğaza düşüyoruz, sonsuza dek bu biçimde yürütemeyiz: disiplinci iktidarın etmenleri, disiplin karşısında hükümranlığa başvurarak sınırlanamaz."
Michel Foucault'nun 1976 yılında verdiği derslerin notlarından oluşan Toplumu Savunmak Gerekir, iktidar ilişkilerini çözümleme yolunda savaş modelinin yerindeliğini araştırıyor. Foucault'ya göre iktidar ve direniş ilişkilerinin mantığı hukukun değil savaşımın mantığıdır. Artık sorun, siyasetin, savaşın başka araçlarla sürdürülmesi olduğunu öne sürmenin yerinde olup olmadığını bilmektir.
Yirminci yüzyılın bu önemli düşünürü, ırklar savaşına ilişkin söylemleri ve fetih anlatılarını çözümleyerek, toplumu "biyoiktidar"dan ve devlet ırkçılıklarından korumaya girişiyor.
(Arka Kapak)


Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 10.01.2003 Saat 08:53 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

Kültürel Antropoloji
William A. Haviland
Kaknüs Yayınları / Sosyoloji Serisi

"Antropoloji tüm bilimlerin en özgürleştirici olanıdır. Irksal ya da kültürel üstünlüğün yanlış inançlarını ortaya çıkarttığı gibi aynı zamanda nerde ve nasıl yaşadıklarına bakmaksızın kendisini tüm insanların incelenmesine adar. Bilge insanların ve laboratuar şartlarında çalışan tüm bilim adamlarının fikir ve düşüncelerinden esinlenerek insanın niteliğine ilişkin daha çok bilgiyi gün yüzüne çıkarmaya çalışır." Bu iddialar aşırı derece tutkulu bir antropologa ait değildir. Tüm bu sözler, felsefeci Grace de Laguna'nın, Amerikan Felsefe Kuruluşunda yaptığı, 1941 başkanlık konuşmasında söylenmiştir. Antropolojinin alanı oldukça geniştir. İnsanlığın geçmişi ve şu anı ile ilgili her şeyi içermek durumundadır. Kuşkusuz pek çok diğer disiplinler de insanoğlunun şu veya bu yönüyle ilgilidirler. Bazıları, anatomi ve fizyoloji gibi, insanı biyolojik bir organizma olarak incelerler. İnsanla ilgili diğer bilimler insan kültürünün büyük başarılarını ele alırken, sosyal bilimler insan ilişkilerinin ayırt edici şekilleri ile ilgilenirler. Antropologlar bu konuların tümüyle ilgili olmalarına rağmen, tüm mekan ve zamanlarda bunları birlikte ele almaya çalışırlar. İşte insan doğası denilen, elde edilmesi ve anlaşılması oldukça zor olan kavramı ancak bu biricik, geniş perspektifle donanmış oldukları için sağlıklı bir biçimde ele alabilirler.
(Arka Kapak)
Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
Dombayci
Yeni Üye

Simge

Katılma Tarihi: 30.11.2002
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 44
Gönderen: 13.01.2003 Saat 16:47 | Kayıtlı IP Alıntı Dombayci

Aktivistin El Kitabı; Barış Yıldırım,Randy Shaw; AYRINTI YAYINLARI
Aristoteles Düşüncenin Ustaları; Jonathan Barnes; ALTIN KİTAPLAR
Toplumu Savunmak Gerekir; Michel Foucault,Şehsuvar Aktaş; YAPI KREDİ YAYINLARI
Wittgenstein'in Ardından Beden ve Zihin Hareketleri; Erkut Sezgin; CEM YAYINLARI
Yalnız Gezerin Düşleri; Hasan Fehmi Nemli,Jean Jacques Rousseau; AYRAÇ YAYINLARI
Zihin Felsefesi; Şeref Günday; ASA KİTABEVİ
Yukarı dön Göster Dombayci's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Dombayci Ziyaret Dombayci's Ana Sayfa
 
godot
Yeni Üye



Katılma Tarihi: 17.10.2002
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 70
Gönderen: 14.01.2003 Saat 17:32 | Kayıtlı IP Alıntı godot

Görünmez Kentler
Italo Calvino
Yapı Kredi Yayınları

Modern dünyanın masal anlatıcısı Italo Calvino'nun Türkçede uzun süredir görünmeyen kitabı Görünmez Kentler, tekrar elimizin altında... Kubilay Han'ın atlasında yolculuk eden Marco Polo... Batının doğuyu gören gözünün kurduğu hayaller bir yanda, modern kentin içinden çıkılmazlığı ve geleceği öte yanda...

"Kitap bir alan; okur içine girmeli, dolanmalı, belki kendini kaybetmeli, ama belli bir noktada bir çıkış hatta birçok çıkış bulmalı. Kitap, dışarı çıkabilmek için bir yola koyulma olanağı."
Okur, kitabı eline aldığında, yazarın kentleri arasında dolanacağından, önüne altın harflerle sunulan olasılıkları yutacağından, sonunda okuduklarını kendi zihnindeki ideal kentlere ekleyeceğinden emin olmalı. Okur, kitabı, mümkünse, büyük bir caddenin kenarına dizilmiş kahve masalarından birine ilişerek, okumalı; göz önündeki gerçekle, göz önündeki kurguyu daha iyi görebilmek için...

"Belki de kent yaşamının kriz noktasına yaklaşmaktayız ve Görünmez Kentler, yaşanmaz hale gelen kentlerin kalbinden doğan bir rüya."
(Arka Kapak)
Yukarı dön Göster godot's Profil Diğer Mesajlarını Ara: godot
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4008
Gönderen: 17.01.2003 Saat 09:08 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

İnsancıl Hukuk Sözlüğü
Françoise Bouchet - Soulnier
Çeviri:Selahattin Bağdatlı.
İletişim Yayınları- Sözlük.
Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 

<< Önceki Sayfa 16 Sonraki >>
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.9
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide