| Yazanlar |
|
munzevi Kıdemli Üye

Katılma Tarihi: 05.10.2004 Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 365
|
| Gönderen: 01.03.2007 Saat 18:05 | Kayıtlı IP
|
|
|
Eğer şimdi ölüler diyarına ineceksen,
Diyecek bir çift sözüm var, dinle,
Sana bir çift öğüt vereceğim, öğüdümü tut.
Temiz giysiler giyme,
Yoksa (ölüler diyarı) hizmetlileri düşman gibi üstüne gelirler;
Bur kabındaki iyi yağdan sürme,
Yoksa kokusuonları sana çeker.
Ölüler diyarında atış-sopasını fırlatma,
Yoksa değneğin değdiği her yer etrafını sarar,
Elinde asa taşıma,
Yoksa gölgeler dört bir yanını kuşatır.
Ayağına sandalet giyme,
Ölüler diyarında haykırma;
Sevgili karını öpme,
İğrendiğin karına vurma,
Sevgili oğlunu öpme,
İğrendiğin oğluna vurma,
Yoksa Kur'un haykırışı seni yakalar,
(Haykırış) orada yatan kadın için,oarada yatan kadın için,
Orada yatan tanrı Ninazu'nun anası için,
Kutsal gövdesini örten giysi olmayan,
Kutsal göğsünü saran örtü olmayan.
KAYNAK: Tarih Sümerde Başlar-Samuel Noah Kramer (Kabalcı Yayınevi-Antropoloji/Arkeoloji/Mitoloji Dizisi:8) sayfa:244 ISBN 975-7942-81-8 Barkot No:9789757942900
(4.Kitap dolabının Üstten 2.sırasının sağdan 17. sırasında duruyor)
Umarım bu kadar bilgi sizi tatmin etmiştir sayın Yönetici...
Düzenleyen munzevi 02.03.2007 Saat 16:26
|
| Yukarı dön |
|
| |
mitolojisever Yeni Üye

Katılma Tarihi: 15.09.2006
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 16
|
| Gönderen: 03.03.2007 Saat 14:34 | Kayıtlı IP
|
|
|
GILGAMIŞ DESTANI'NDA YERALTI
Gılgamış destanı 11'inci tablette sona ermiştir. 12'nci tablet ancak bir ektir. Ve destanla hiçbir ilgisi yoktur. 1'inci tabletten 11'nci tablete dek olan bölümü serbest bir koşuktur ki, eski kaynaklardan yararlanılmış olmasına karşın, bunlardan bağımsız olarak değiştirilip yeni bir kalıba sokulmuştur. 12'nci tablet ise, İsa'dan önce yaklaşık 2000 yılında yazılmış olan Sümerce bir metnin aslına bağlı çevirisidir ve bu tabletin çevirmeni, metinde en küçük bir değişiklik yapmamıştır.
Bu Sümerce metnin birinci kısmının yarısı, bundan birkaç yıl önce elimize geçmiştir. Bunun nasıl bittiğini bilmiyoruz. Olasılıkla birkaç yüz satırdan oluşan bu Sümerce metnin içinde, Akatlı çevirmen ancak 154 satırı çevirmiştir.
Bundan dolayı bu tablette anlatılan olaylar, bütünlüklerini yitirmiş demektir. Görünüşe göre bu çeviri, yeraltı dünyasının heyecanlı betimlemesi ve bu dünyanın yaşamının anlatımından oluşmaktadır. Yeraltı dünyasının heyecanlı betimlemesini ve bu dünyanın yaşamını şu nedenle veriyor:
Gılgamış, gök tanrıçası İştar'la barışmak için, ona
olağanüstü iyi ve değerli ağaçtan yapılmış bir taht sunmak istiyor. Bu amaçla çokyaşlı ve kalın bedenli bir Huluppu ağacını devirmeye gidiyor. Bu ağacın tepesindeki
yaprakların arasında, ünlü fırtına kuşunun yuvası
bulunuyor. Kimi Sümer söylencelerinde yavrusuyla
birlikte geçen bu kuş, kartal ve aslanın bileşimi olan
bir yaratık olarak betimlenir.
Ağacın kökleri arasında, hiçbir büyünün etkileyemediği
yılan yuvası bulunuyor.
Ağacın gövdesindeyse Bakireler Tanrıçası Lilit'in
evi vardır. Gök Tanrıçası, sonraki Babil dininde en korkunç bir gulyabani olan bu Lilit'e, söylencemizde ilgi
gösterip iyi davranıyor ve Lilit, Gılgamış'ın bu ağacı devirmesiyle hemen o anda özgürlüğüne kavuşuyor:
Gılgamış, serüvenini başarıyla bitirdikten sonra,
bir ganimet olarak bu ulu ağacın hem gövdesini, hem
de dallarını Uruk'a getiriyor. Fakat yeraltı dünyasının
tanrıçası Ereşkigal, İştar'a sunulacak bu armağanı kıskanıyor. Ve yeraltından yeryüzüne dek bir çukur açıyor; gerek ağacın gövdesi, gerekse dalları bu çukurdan cehenneme düşüyor.
İşte bu noktadan sonra 12'nci tabletimizin arkası
geliyor.
Sümer yazmasına göre Engidu, Gılgamış'ın arkadaşı
değil, kölesidir. Efendisinin çukurdan aşağı, cehenneme
düşen değerli ağaçlarını geri çıkarması için, bu işe hazır bekliyor. Engidu, efendisine, göreceği hizmetle ilgili olarak, şu sözleri söylüyor:
I
"Ağacın bedeni hemen bugün, Nacar'ın evine bırakılmış
olacaktır. Ağacın dalları Nacar'ın keseri için hazır
olacaktır. Efendim, niçin ağlıyorsun? Hemen bugün,
senin ağacın bedenini yerin altından çıkaracağım. Dalları
cehennemden yukarı getireceğim."
"Eğer bugün yeraltı dünyasına gidersen, kutsal şeyler önünde başını eğmemelisin.
Temiz bir gömlek giymemelisin. Yoksa hemen senin bir yabancı olduğunu anlarlar.
Mermer şişecikten alınmış güzel kokuyu sürünmemelisin. Yoksa onlar güzel kokuyu alınca hemen çevrene
toplanırlar.
Gürzünü yeraltı dünyasına düşürmemelisin. Yoksa gürzle öldürülmüş olanlar hemen çevrene toplanırlar.
Eline sopa almamalısın. Yoksa ruhlar senden titrerler.
Ayağına ayakkabı giymemelisin.
Yerde gürültü etmemelisin.
Sevdiğin karını öpmemelisin.
Kendisine kin beslediğin karını dövmemelisin.
Sevdiğin çocuğunu öpmemelisin.
Kendisine kin beslediğin çocuğunu dövmemelisin.
Yoksa cehennem senin için sokurtu, homurtu yapar."
Engidu yeraltına iner inmez, adı geçen Tanrıça Nin-Asu'nun kutsallığına ayak basıyor. Engidu, çıplak tanrıçanın güzelliğinden ve vücudunun parlaklığından dolayı kendinden öyle geçiyor ki, Gılgamış'ın kendisine
verdiği bütün öğütleri (yukarıda tırnak içerisine alınmış, kalın yazı) unutuyor. Böylece o, yeraltı dünyasında yakalanıyor ve Gılgamış, değerli ağacından
başka, kendisine bağlı olan kölesi Engidu'yu da yitiriyor.
II
O, yatan bir kadına, yatan bir tanrıçaya, yatan Nin-Asu
Ana'ya yaklaşıyor. Onun parlak omuzları açıktı. Örtülmemişti.
Onun göğsü mermerden yapılmış yuvarlak
bir vazo gibi kırışıksız ve dümdüzdü.
III
Engidu, yeraltı dünyasına gidip tanrıçayı görünce,
bu tanrısallık önünde başını eğdi. Temiz bir gömlek giydi. Hemen onun bir yabancı olduğunu anladılar. Mermer şişecikten alınmış güzel kokuyu süründü.
Onlar güzel kokuyu alınca hemen çevresine toplandılar.
Gürzünü yeraltı dünyasına düşürdü. Gürzle öldürülmüş
olanlar çevresine toplandılar. Eline sopa aldı. Ruhlar
ondan titrediler. Ayağına ayakkabı giydi. Yerde gürültü
etti. Sevdiği karısını öptü; kendisine kin beslediği karısını dövdü. Sevdiği çocuğunu öptü; kendisine kin beslediği çocuğunu dövdü. Cehennem onun için sokurtu ve
homurtu yaptı.
IV
O, yatan bir kadına, yatan bir tanrıçaya, yatan Nin-Asu Ana'ya yaklaştı. Onun parlak omuzları açıktı. Örtülmemişti.
Onun göğsü mermerden yapılmış yuvarlak
bir vazo gibi kırışıksız ve dümdüzdü.
V
O zaman Engidu yeryüzüne çıkmak isteyince, onu
ne bela getiren ruh, ne de hastalık ifriti yakaladı; onu
cehennem kralının amansız bir şeytanı yakaladı. Onu,
yeraltının kendisi yakaladı. O, yiğitler alanında düşüp
ölmedi; onu, yeraltının kendisi öldürdü.
VI
O zaman Ninsun'un oğlu, kölesi Engidu için ağladı.
Ve tek başına kalkıp Enlil'in Ekur evine gitti.
"Enlil baba, bugün ağacımın bedeni yerin altına
düştü. Ağacımın dalları da yerin altına düştü. Bunları çıkarmak
için yerin altına inen Engidu'yu, ne bela
getiren ruh, ne de hastalık ifriti yakaladı; onu, yeraltının
kendisi yakaladı. Onu, cehennem kralının amansız
bir şeytanı yakalamadı; onu, yeraltının kendisi yakaladı;
o, yiğitler alanında düşüp ölmedi; onu, yeraltının
kendisi öldürdü."
Bunun üzerine Enlil Baba, Gılgamış'a hiçbir yanıt
vermedi.
Gılgamış, Sin Baba'ya başvurdu:
"Sin Baba bugün ağacımın bedeni yerin altına düştü.
Bunları çıkarmak için yerin altına inen Engidu'yu, ne bela getiren ruh, ne de hastalık ifriti yakaladı;
onu, cehennem kralının amansız bir şeytanı yakalamadı;
onu, yeraltının kendisi yakaladı. O, yiğitler alanında
düşüp ölmedi; onu, yeraltının kendisi öİdürdü:"
Bunun üzerine Sin Baba, Gılgamış'a hiçbir yanıt
vermedi.
VII
Gılgamış tek başına kalkıp Ea'nın E-Apsu evine gitti:
"Ea Baba, bugün ağacımın bedeni yerin altına düştü.
Ağacımın dalları da yerin altına düştü.
Bunları çıkarmak için yerin altına inen Engidu'yu, ne bela getiren ruh yakaladı ve ne de hastalık ifriti
yakaladı; onu, yeraltının kendisi yakaladı. Onu, cehennem
kralının amansız bir şeytanı yakalamadı; onu, yeraltının
kendisi yakaladı; o, yiğitler alanında düşüp ölmedi;
onu, yeraltının kendisi öldürdü."
Ama, Ea Baba ona şu yanıtı verdi:
"Cehennem kralı yiğit Nergal'a başvur! Ereşkigal'ın ağabeyi Kral Nergal'a başvur! Eğer cehennemin
kralı yiğit Nergal yeraltının hava deliğini açacak
olsaydı, o zaman Engidu'nun ruhu hafif bir yel gibi yerin
altından çıkardı."
VIII
(Bu yazınsal deyişe göre, şimdi Engidu'nun ruhunun
gerçekten yeraltından yeryüzüne çıktığı kendiliğinden
anlaşılmış oluyor.)
Bunlar birbirleriyle kucaklaştılar. Bir türlü birbirlerinden
ayrılmak istemediler. Birbirlerine anlatmaktan
usanmadılar.
"Arkadaşım, söyle bana! Söyle bana, yeraltında
gördüklerini anlat bana!"
"Söyleyemem arkadaşım! Söyleyemem! Sana yeraltı
dünyasında gördüklerimi anlatacak olursam, sen
oturup ağlamalısın. Ve ben de oturup ağlayayım. Ellemekle
zevk duyduğun benim güzel bedenimi, şimdi böcekler,
eski bir giysiyi yer gibi yiyor. Ellemekle zevk duyduğun benim güzel başım, bir çamur teknesi gibi
toprak doludur."
IX
Engidu, şöyle diyerek büzülüp toprağa çömeldi.
"Arkadaşım, yeraltı dünyasında şunları gördüm:
(Tablette, Engidu'nun yeraltı dünyasıyla ilgili sözlerinin
bulunduğu yer kırıktır. Söylenen bu sözler yaklaşık
30 satırdır.)
X
(Bu sahne, Gılgamış'ın, yer dünyasının ayrıntılarıyla
ilgili olarak sorduğu soruları ve Engidu'nun buna
verdiği yanıtları içermektedir ki bu bölümün, yaklaşık ilk 15 satırı kırıktır.)
"Sehpaya asılmış olanı gördün mü?"
"Evet gördüm. Eğer işlediği günahtan pişman olsaydı, çivinin kopmasıyla kurtulurdu."
"Eceliyle öleni gördün mü?"
"Evet gördüm. Gece yatağında uyuyup, su, soğuk su içiyor."
"Savaş alanında öleni gördün mü?"
"Evet gördüm. Ana ve babası onun için uğraşıyorlar. Karısı da onun için çalışıyor."
"Cesedi kırda bırakılmış (mezara gömülmemiş) olanı gördün mü?"
"Evet, gördüm. Onun ruhu yeraltı dünyasında uyumuyor."
"Ruhuyla kimsenin iİgilenmediğini gördün mü?"
"Hayvanlara yedirilen tencere kazıntısı ve sokağa atılan yemek artıkları onun besinidir."
(Destan burada sona erdi. Destanın son tableti nasıl
tutarsız başladıysa yine tutarsız olarak böyle biter.)
ÇEVİREN: Muzaffer Ramazanoğlu
|
| Yukarı dön |
|
| |
munzevi Kıdemli Üye

Katılma Tarihi: 05.10.2004 Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 365
|
| Gönderen: 17.05.2007 Saat 00:16 | Kayıtlı IP
|
|
|
KAYNAK: Tarih Sümerde Başlar-Samuel Noah Kramer (Kabalcı Yayınevi-Antropoloji/Arkeoloji/Mitoloji Dizisi:8) sayfa:228
.........
İlgi çekme ve dramatik etki yaratma açısılarından hem kadim hem de çağdaş devirlerde bu denli sevilmesinin nedeni, ''Gılgamış Destanı''nın Babil edebiyatında eşsiz oluşudur. Babiledebi eserlerinin çoğunda sahneye gerçek kişilerden çok soyut kişiler olan tanrılar, derin tinsel güçlerden çok kişileştirilmiş kavramlar çıkar. Ölümlerin baş kahramanı oynar göründüğü Babil masallarında bile, bunlarınoynadığı rol mekanik, kişiliksiz ve dramatik etkiden yoksundur. Karakterler, kuklamsı devinimleri fazlasıyla yapay nedensel mit amaçlarına hizmet eden silik, renksiz yaratıklardır.
Oysa ''Gılgamış Destanı''nda durum farklıdır. Bu şiirin kahramanı seven ve nefret eden, ağlayan ve neşelenen, didinen ve bitkin düşen, umut eden ve umutsuzluğa düşen insan Gılgamış'tır. Tanrılar da vardır elbette; aslında, zamanın mitolojik dili ve örüntüsüne bakıldığında, Gılgamış'ın kendisinin de üçte ikisi tanrı, üçte biri ölümlüdür. Ama şiirin olaylar dizisinde baskın olan insan Gılgamış'tır. Tanrılar ve eylemleri, yalnızca arkaplanı ve kahramanın yaşamındaki dramatik olayları kurmaya yararlar. Bu bölümlere kalıcı anlam ve evrensel değeri veren insan nitelikleridir. Ele aldıkları güçler ve sorunlar çağlar boyunca, heryerdeki insan için otlaktır - dostluk gereksinimi, sadakat duygusu, ad ve ün kazanmak için duyulan güçlü istek, serüven ve başarı aşkı, her şeye üstün gelen ölüm korkusu ve dayanılmaz ölümsüzlük arzusu. İnsandakibu duygusal ve tinsel güdülerin çeşitli etkileşimleri zaman ve uzam sınırlarını aşan bir eser olan ''Gılgamış Destanı'' nı meydana getirir. Kadim destan türü edebiyatlar üzerinde bu şiirin etki yarattığına hiç kuşku yoktur. Şiirdeki eylemin evrensel yaygınlığı ve trajedinin temel gücü günümüz okurunu bile etkilemektedir.
devam edecek
|
| Yukarı dön |
|
| |
munzevi Kıdemli Üye

Katılma Tarihi: 05.10.2004 Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline Gönderilenler: 365
|
| Gönderen: 11.06.2007 Saat 18:33 | Kayıtlı IP
|
|
|
Şiir, Gılgamış'ı ve kenti Uruk'u öven bir kısa bir girişle başlar. Daha sonra bu kentin kralı Gılgamış'ın rakipsiz, boyun eğdirilemeyen, tebaasına zulmeden, yerinde duramayan bir yiğit olduğunu öğreniriz. Özellikle Rabelais'i çağrıştıran cinsel tutkularını doyurmak için zulüm etmektedir. Kederli Uruklular tanrılara feryat ederler; tanrılar Gılgamış'ın zalim ve gaddarca davranma nedeninin, insanlar arasında kendi dengini hâlâ bulamayışı olduğunu düşünürler ve bu dayanılmaz duruma bir son vermesi için büyük ana tanrıça Aruru'ya baş vururlar. O da çamurdan, çıplak ve her yanı kıllarla kaplı, insan ilişkilerine aklı ermeyen, gecesini gündüzünü kırların yabani hayvanlarıyla geçiren kuvvetli Enkidu'yu biçimlendirir. Enkidu insandan çok hayvandır ve Gılgamış2ın kibrini kırıp ruhunu eğitecek olan odur. Bununla birlikte, önce Enkidu'nun ''insanlaşması'' gerekmektedir, bu da daha çok bir kadının gerçekleştirebileceği bir iştir. Uruklu bir kibar fahişe onda cinsel duygular uyandırıp isteklerini doyurur. Sonuç olarak fiziksel görüntüsünü ve yabanıl gücünü yitirir, ama zihinsel ve tinsel erdem kazanır. Bu cinsel deneyim Enkidu'yu bilgeleştirir ve yabani hayvanlar artık onu kendilerinden biri olarak görmezler. Kibar fahişe sabırla, ona uygar bir insan gibi yemeyi, içmeyi ve giyinmeyi öğretir.
Şimdi insanlaşan Enkidu, kibirli ve zalim ruhunu yola getireceği Gılgamış ile karşılaşmaya hazırdır. Gılgamış, Enkidu'nun geleceğini zaten düşünde görmüştür. Uruk'ta kimsenin kendisiyle boy ölçüşemeyeceğini göstermeye can atarak, çılgın bir gece eğlencesi düzenler ve Enkidu'yu davet eder. Buna karşın, Enkidu, Gılgamış'ın cinsel taşkınlıklarından hoşlanmaz ve yakışıksız toplantının yapılacağı eve girmesine engel olmya çalışır. Bunun üzerine iki dev, incelikli kentli Gılgamış ile basit kır adamı Enkidu, kapışırlar. Enkidu'nun rakibinden daha üstün olduğu görülür, sonra da (belirtilmeyen bir nedenle) Gılgamış'ın öfkesi aniden yatışır ve ikisi sarılıp, öpüşürler. Bu acı mücadeleden iki yiğidin dostluğu doğar - bütün dünyaya sadık ve ölümsüz olarak ün salacak, kahramanca başarılarla dolu bir dostluk.
Düzenleyen munzevi 11.06.2007 Saat 18:34
|
| Yukarı dön |
|
| |
|
|