Etkin KonularEtkin Konular  Forum Üyelerini GösterKullanıcı Listesi  Forumu AraArama  YardımYardım
  KayıtKayıt  GirişGiriş
 FELSEFE FORUMU : Söyleşiler
Konu Konu: Ioanna Kuçuradi söylesisi üzerine Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlar
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
ozgenersan
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 16.12.2004
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 1374
Gönderen: 24.12.2007 Saat 10:04 | Kayıtlı IP Alıntı ozgenersan

İOANNA KUÇURADİ SÖYLEŞİSİ ÜZERİNE

 

“Dört felsefe dersi verin, Türkiye 15-20 yıl sonra farklı olur” başlıklı röportaj 23.12.2oo7 tarihinde Milliyet Pazar ekinde yayınlandı.

 

İlgiyle okuduğum söyleşiye ilişkin açılımlarda bulunmak istiyorum:

 Soru (Filiz Aygündüz): Gündelik hayatta "felsefe yapmak", anlaşılmaz sözler söylemek ya da safsata anlamında kullanılıyor. Başka dillerde de böyle deyimler var mı?

İ.K.: Benzer deyimler olup olmadığını bilmiyorum ama aynı düşünce, yani felsefenin boş laf kalabalığı olduğu düşüncesi, bir çok yerde var. Sorun, genelde anlaşılmaz olmasında.

F.A.: Peki, bunun nedeni ne ?

İ.K.: Bunun nedeni biraz da anlaşılmaz bir dille konuşan/yazan felsefeciler. Bir şeyi anlaşılmaz dille söylediklerinde felsefe yaptıklarını sanıyorlar. Oysa çok daha yalın bir dille de söyleyebilirsiniz. Ama işte filozofların da takıntıları olabiliyor.

F.A.: Ne gibi?

İ.K.: Konunun kendisi gerektirmediği zaman da çok karmaşık konuşmak gibi.

1- Bu forumda da bazen kavramlar arasında boğulup giden verimsiz iletişim çabaları olabiliyor.Sn. Engin Geçtan'ın "Varoluş ve Psikiyatri" adlı kitabının ilk sayfalarında şöyle bir anekdot aktarılır: Psikoterapi konferansında konuşmacı, dinleyicilerine iki paragraf okumuş ve bunlardan birinin filozof Heiddeger'e diğerinin de bir şizofren kişinin konuşması olduğunu belirtmiş. Hangisinin filozofa ait olabileceği dinleyicilere sorulmuş; büyük çoğunluk, şizofreninkini filozof ile eşleştirmiş.

İşte böyle. Paylaşım kodlaması özenli (muhatap odaklı) olmayınca filozofu deli yerine koyabilirler.

2- Diğer taraftan her mesleğin kendine özgü terminolojisi ve kavramları var. Elbette bu tür kodlamalar geniş açılımları kısaltmak için işlevseldirler. aynı meslekten olanlar bu terimlerin/kavramların açılımlarını bildikleri için anlaşmaları  mümkündür. Bu özel dil, ayrıca o mesleğin şifreli iletişimini de sağlıyor. Hasta, tıp diline yabancı olduğu için tanı raporlarını % 100 çözümleyemez; bu durum, yetkin olmayanların yorum yapmalarını kısıtlar; faydası olumlanabilir. Özellikle felsefe gibi referansları evrensel ölçekte geniş olan bir alanda, ruhsal ergonomisini temin için düşünsel referanslarını kısıtlamış olan birincil paradigmalı insanlar hem kendileri zarar görebilirler (değer çözülmelerine maruz kalabilirler); hem de özgür düşünebilenler için rahatsız edici olabilirler. Mecazi anlamda maymuna tabanca vermek de hedefler arasında değil. Felsefeyi bilişsel düzeyi uygun olanlar konuşsun. Açgözlü ve açıkgözler felsefeyi sömürme aracı/enstrümanı yapmasınlar. Kozmik bilgiler, yüce gönüllülere yakışır ve onlar arasında paylaşılmalıdır; kavramlar ve terminoloji böyle bir ihtiyaca hizmet ederse, bence olumlanır.

3- Felsefe, açgözlü ve açıkgözlerin barışçılları motive etmek/dezenforme etmek için kullandıkları bir araç haline geldiğinden, kendi halinde olan bireylerin korunabilmeleri için gerek ve yeter açılımlar felsefe tarafından sunulmalıdır. Beyin yıkama etkinliklerine karşıt olarak zihinsel antikor aşılamaları yapılmalıdır. Bunun için anlaşılır konuşmak yetmeyebilir; tiyatro, show, stand-up  sergilemeleri gerekir.






Düzenleyen ozgenersan 25.12.2007 Saat 13:33


__________________
1-Hiç bir grubun üyesi değilim.
2-Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
Yukarı dön Göster ozgenersan's Profil Diğer Mesajlarını Ara: ozgenersan
 
Anlamak
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 06.12.2001
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 4077
Gönderen: 24.12.2007 Saat 10:20 | Kayıtlı IP Alıntı Anlamak

"Dört felsefe dersi verin; Türkiye 15-20 yıl sonra farklı olur"
Yukarı dön Göster Anlamak's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Anlamak Ziyaret Anlamak's Ana Sayfa
 
ozgenersan
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 16.12.2004
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 1374
Gönderen: 25.12.2007 Saat 13:57 | Kayıtlı IP Alıntı ozgenersan

Söyleşide bu dört ders şöyle özetlenmiş:

 Bağlantı kurma alıştırmaları (neden-sonuç ilişkileri örneklemeleri)

 Değer sorunları

 Etik sorunları

 İnsan hakları

Bu konuda söylenecek çok şey varsa da elbette öncelikle yetkin ve yetkili olarak felsefe öğretmenlerine söz düşer. Ben kişisel  açılımımı  sunayım.

1- Katılıyorum: Öğrenim sistemleri ve protokolleri (müfredat), bilgileri katışıksız olarak sunmaktadır. Yani un, yağ ve şeker temin edilmektedir. Bu bilgilerin değerlendirilmesi, sentezlenmesi bireylere terkedilmektedir; kişi bu aşamada yalnız, bir başına bırakılmaktadır; helva yapımına rehberlik ihmal edilmektedir. Düşünsel helva yapımı (sentezlemeler ve yararlı ürünler) tam da felsefeye düşen bir görev. Tüm bilgilerin evren ve hayatın bütünlük içinde anlamlandırılması ekseninde yoğrularak tutarlı sonuçların üretilmesi örneklenmiyor. Bu aşama hayat sürecine, okumalara bırakılıyor. Birey, yüreğinin götüreceği yönü bilinciyle belirleyemiyor; sürükleniyor, verilen  bilgileri de rafta paket halinde tutuyor. Hayat mücadelesine teknik bir katkı yapmasını umduğunda bu paketlere müracaat ediyor. Düşünsel etkinliklerini, kişisel ihtiyaçlarının sınırlamalarından kurtaramıyor. Tam bu noktada felsefe işlevsel olmalıdır.

2- Ümitli değilim: Felsefe, şimdiye kadar mevcuttu. Etkin olamamıştır. Ortalama öğrenim düzeyinin (4- 4,5 yıl) zavallılığı ve geleneksel otoriter kültür baskın roldedir; başlangıçta hedeflenen çağdaş anlayış kültürü giderek mevzi kaybetmektedir. Fiili hayatta felsefi değerler değil  "PARA"  egemen. Kuralları  para gücü koymaktadır.  Öğrenim,  yetkin  bireyler  değil robotize  elemanlar  yetiştirmek  kurgusundadır.  Fakültelerin büyük bölümü, meslek yüksek okuludur. Gerçek üniversite öğrenimi talep edilmiyor bile.




Düzenleyen ozgenersan 17.07.2009 Saat 19:08


__________________
1-Hiç bir grubun üyesi değilim.
2-Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
Yukarı dön Göster ozgenersan's Profil Diğer Mesajlarını Ara: ozgenersan
 
ozgenersan
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 16.12.2004
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 1374
Gönderen: 27.12.2007 Saat 20:23 | Kayıtlı IP Alıntı ozgenersan

Röportajı bir felsefe gönüllüsü yapsaydı daha başka hangi soruları sormak isterdi acaba ? 

__________________
1-Hiç bir grubun üyesi değilim.
2-Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
Yukarı dön Göster ozgenersan's Profil Diğer Mesajlarını Ara: ozgenersan
 
ferda
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 18.02.2004
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 12924
Gönderen: 27.12.2007 Saat 20:53 | Kayıtlı IP Alıntı ferda

1-Felsefe denilen etkinlik sizce bir "araç  mı" yoksa "amaç mıdır", her iki halde de, "neye" hizmet etmeye çalışır?

2-Felsefe denilen etkinlikte, önemli olan "felsefi_bağlamda" ortaya konulan tezler, düşünceler midir, yoksa, felsefi bağlamın kendisi  midir?

3-Felsefe alanında olmanızın, aktüel hayatınız açısından size sağladığı avantaj veya dez_avantajlar neler...

4-Felsefenin alanları içinde, daha çok, "değerler_felsefesi" ile ilgilenmenizde, hangi kaygılar etken rol oynuyor?



__________________
"NE DİYEBİLİR<--İM Kİ"

Yukarı dön Göster ferda's Profil Diğer Mesajlarını Ara: ferda
 
ozgenersan
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 16.12.2004
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 1374
Gönderen: 31.12.2007 Saat 12:33 | Kayıtlı IP Alıntı ozgenersan

ferda Yazdı:

1-Felsefe denilen etkinlik sizce bir "araç  mı" yoksa "amaç mıdır", her iki halde de, "neye" hizmet etmeye çalışır?

2-Felsefe denilen etkinlikte, önemli olan "felsefi_bağlamda" ortaya konulan tezler, düşünceler midir, yoksa, felsefi bağlamın kendisi  midir?

3-Felsefe alanında olmanızın, aktüel hayatınız açısından size sağladığı avantaj veya dez_avantajlar neler...

4-Felsefenin alanları içinde, daha çok, "değerler_felsefesi" ile ilgilenmenizde, hangi kaygılar etken rol oynuyor?




Bu sorular bana sorulsaydı; kendimce şöyle yanıtlardım.

1- İnsanların bazıları, doğal yaşam programının ötesine geçip "Herşey niye böyledir?" sorusuna yanıt arayışına girebilmektedir. Bu arayışın yöntembilim eşliğinde olanı "Felsefe" olarak adlandırılabilir. Bu açıdan bakıldığında felsefe " ARAÇ " olur. Fakat eğitim öğretim protokolleri ve retorik ya da bazıları felsefeyi "HEDEF" tanımına koymak istiyorsa; bu hedef "FELSEFİ VİZYON" "DÜŞÜNSEL ETKİNLİKLERİN KİŞİSEL İSTEKLERİN ÖTESİNE GEÇİRMEK" "YÜKSEK PARADİGMA" "EVREN VE HAYATTAKİ YERİNİ BİLMEK", "FELSEFİ DEĞERLERİ OLUŞTURMAK VE EGEMEN KILMAK" gibi tanımlanabilir.

2- Felsefe denilen etkinlikte önemli olan, "BİLİNEBİLECEK OLANLARIN KUSURSUZ NESNELLİK EKSENİNDE EN İSABETLİ TANIMINI YAPABİLMEKTİR" VE "BİLİNEMEYECEK OLANLARIN BİLİNEMEYECEĞİNİ NESNEL OLARAK SAPTAYABİLMEKTİR". Bunlara, "DÜŞÜNSEL REFERANSLARIN KAPSAMA ALANININ BİLİNÇLE GENİŞLETİLMESİ" eklenebilir. Sorunun yanıtı, tıpkı birinci şıktaki gibi "Hepsi" şeklindedir; ayrımcılığa gitmeye gerek yoktur, zihinsel izleğimizin kısıtlamaları ayağımıza dolaşmasın önemli olan netice "Yararlı/isabetli yargılar".

3- Güzel soru. Felsefi vizyon, kişisel hayat serüvenimi en uygun biçimde geçirmem için rehber oluyor. Arınmalar, dinginlik, ruhsal anlamda özgürlük ve yetkinlik, gönül bahçesinin düzenlenmesi -
psikoestetik, şefkat duygusunun gelişmesi, incitici hayat olayları karşısında ruhsal direnç , herşey yolunda algısının yönetilmesi, kozmik coşku, yaşamın harika deneyimlerine ilgi ve gerçekleştirmeler; varlıkların en yeri doldurulmazını oluşturma sportif uğraşısı; yüksek keyifler ....vb. Elbette dezavantajları da var. Bir defa dünya sorunlarının hemen hepsinden haberdar olmak ve işine gelen kalıptaki kurguların farkında olmak ruh için ağır bir yük. Açgözlü ve açıkgözlerin projeleri, günümüz Ebu-süfyanlarının bilimden yararlanarak uzmanlaşmaları, ileri teknikler eşliğinde dayatmaları, manüple etmeleri ve ahlaksızca ve meydanı boş bulmuşçasına sömürmelerini derinlemesine kavramak ruh için sevgi sorunları kadar acı verici ve hatta kanserojen etki yapıyor; dayanılmaz. Sevdiğim insanların önceki nesillerin tabi olduğu olumsuz programları tekrarlamaları ve zihinsel çemberlerini kıramamaları, akıl fukaralıkları ve kemikleşmiş kurgularına değer yargılarının yeniden yapılandırılmasına  yardımcı olamama, huzur ve mutluluğun yanı başlarında olduğunu görmek ve ona ulaşmalarına yardımcı olamamak da üzücü....vb.

4- Diğer insanlarla ilişkilerin düzgünlüğü, yönetilmesi uğraşılarımızda  felsefi değerlere ihtiyaç hissediyoruz. Sorunlar olmasa bu değerlerden beklentilerimiz azalabilir. Ya da düzeltici değerler yerine pozitif yönlendirici değerler ön plana çıkabilir. Sömürgeciliğin etkin olduğu dünyamızda retorik maskesi altında etçil yırtıcı öz egemenliğini sürdürüyor. Ve üstelik bu grupların konfor olanaklarına imrenip, onları "uygar" olarak etiketleme ironisini de aşamıyoruz. Bu konu oldukça geniş ve elbette insanlığın ilk dönemlerinden farklı bir noktadayız. Vahşi hayat düzeninin ötesine geçmiş durumdayız; "biz insan değil miyiz: Çiğ et yemeyiz, kan içmeyiz, çıplak dolaşmayız gibi değerleri yerleşik hale getirdik. Hayvâni özümüzü ve geçmişimizi hatırlatan davranışları benimsemiyoruz; ayıplıyoruz, kaçınıyoruz. En azından ortak süperego söylemlerimiz var. Mış gibi olsa da var. Fakat ıssız yerlerde ya da uygun ortamlarda içimizdeki şeytan gene ortaya çıkabiliyor. O kadar öğrenim ve eğitim, yasa ve cezalar, inanç sistemleri, toplumsal protokoller vb kurumlar olduğu halde halen gizli biçimde kabus yaşantılar (aile içi şiddet, ensest, tecavüzler vb, bireysel silahlanma, ötekileştirmeler) sürüyor.
Konfor olanaklarına kavuşmanın getirdiği ruhsal rahatlamalar, uygarlık kavramı ile karıştırılıyor. Batılılıarda uygarlık sözcüğü dahi yok sivilize ve organize sözcükleri var. Felsefi anlamda uygarlık tanımı ve insanlık aidiyeti batılılarda yok. Açgözlülük ve açıkgözlük felsefi uygarlığın gelişmesini ciddi biçimde engelliyor. Bugün her türlü değer protokolü, uygunsuzlar üzerine işlevsel olacağı yerde, barışçıl ve  kendi halinde olan insanları  daha etkin sömürmek için bir nevi araç niyetine kullanılıyor; ebu süfyanların elinde bir de kendilerine karşı tepkisizliğe/eylemsizliğe neden olan, yatıştırıcı/uyuşturucu enstrümanlar var artık. Açgözlüleri dizginlemek için üretilmiş olan süperego değerleri, açgözlülerin işlerini kolaylaştırmak için işlev değiştirmiş durumda; İçler acısı ve akıl fukaralığı. İnsanlık yücelme süreci duraksadı ve yeni bir barbarlık dönemine doğru sürükleniyoruz diyebiliriz. Bu noktada felsefeye çok iş düşüyor kanaatindeyim.


Düzenleyen ozgenersan 31.12.2007 Saat 14:07


__________________
1-Hiç bir grubun üyesi değilim.
2-Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
Yukarı dön Göster ozgenersan's Profil Diğer Mesajlarını Ara: ozgenersan
 
antinomi
Kıdemli Üye



Katılma Tarihi: 16.04.2008
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 474
Gönderen: 01.09.2008 Saat 23:50 | Kayıtlı IP Alıntı antinomi

1-felsefi etkinlik hayatımız diğer alanlarında olduğu gibi öznenin kendini ortaya koyuş biçiminin bir yansımasıdır. Özne olduğunu kavramanın biricik koşulu (negatif yada pozitif olarak), öznenin kendine ait bir dil, bir oluş benimsemesi ve bu oluşumu insanlara tattırmasından geçer. Bu nedenle felsefi etkinliğin en azından ortaya çıkışı araçsaldır.  Özne ile nesnesi arsındaki bağı kurmak üzere harekete geçirilir. Ancak felsefenin tamda nesnesine kendini tanıtma, oluşuna tanıklık edecek bir başka oluş bulma çabası felsefi etinliğin bir araçtan ziyade amaç olmasına neden olur. Şöyleki: Felsefi etkinlik ucu sivri doğrulardan ziyade göreceli skalalar doğrusu üzerinde kendini yetkinleştirebilir ancak. Özne felsefi bilginin çetrefilli soruları içerisinde kendini kanıtlama uğryna bir kaç merkeze kendin emanet edemez. Felsefi ilk başta  kavramlarının ve sorularının güçlülüğüyle elbette kullanıcısına toplum içerisinde bir çok üstünlük sağlayabilir. Ancak felsefi etkinlik bir amaca dönüşmediği sürece öznennin ürettiği felsefe beğenilirlik noktasında kalacak, bu da yapılan felsefenin tamamen beğeniye dönük bir biçimi olacaktır.

2-Felsefi etkinlikte tezler,kavramlar, düşünceler elbetteki önemlidir. Ancak herhangi bir felsfi argümanı ya da yapıyı mit haline getirmek felsefenin yapısına uygun bir durum değildir. Bunun yanında her argümanıda felsefe bağlamında düşünmekte bence doğru değildir. Felsefe kendi içerisinde hiç bir zaman kusursuz nesnel ve isabetli tanımlar yapacağına söz vermedi vermeycekte. Zaten böyle bir tanım muhtemelen felsefenin sonunu getirirdi. Biraz daha öteye gittiğimizde bazı felsefi etkinliklerin tamamıyle hayatı kaotize ettiklerini görürüz.

3-....................

4-Değer yoksunu olmamız nedeniyle değerler felsefesiyle daha çok ilgiliyiz galiba. Bir zamanlar insanlar kuralların bağlayıcılığından dem nurup isyan ederken, yaşadığımız boyuna kölelik üreten özgürlük boydan boya değerler nosyonunu yıkmıştır. İnsan olduğumuza dair ne varsa cehennemin dibini boyluyor. Ben kendi adıma kendime bir etik oluşturmaya çalışıyorum. Bunun nedenide etiksizliğin hüküm sürdüğü bir savaş arenasında toplumma eklenmemek, onlardan biri olmak istememem yatıyor sanırım. Toplum nereye giderse sanırım benim tersini düşşnmem ve yapmam gerekecek. Belkide bu toplumdan dökülen insan kırıntılarını toplamaya başlamalıyım. Bence insan doğasına yabancılaşamadığı için bu hallerde. Bize acil bir yabancılaşma gerekiyor. Yabancılaşmayı bir değer olarak kendime yaymam gerek.

Yukarı dön Göster antinomi's Profil Diğer Mesajlarını Ara: antinomi
 
ozgenersan
Sürekli ve Kıdemli Üye

Simge

Katılma Tarihi: 16.12.2004
Yer: Turkey
Bağlantı Durumu: Offline
Gönderilenler: 1374
Gönderen: 17.07.2009 Saat 11:30 | Kayıtlı IP Alıntı ozgenersan

EĞİTİMİN FELSEFE EKSENİNDE YENİDEN YAPILANDIRILMASI DENEMESİ

 

ÖNSÖZ

“Her şeyin başı EĞİTİM” ya da “EĞİTİM şart” gibi söylemlerin yaygın olması, bir ortak kanaat oluştuğunun işareti gibi algılanabilir. Bu kanaat, yaşantımızdaki olumsuzlukların, çözümsüzlüklerin ve insan ilişkilerindeki uyumsuzlukların, uygunsuzlukların bireylerce değerlendirilmesi sonucu olarak belirmektedir ve kriz durumlarında ifade edilmektedir; “eğitim ile daha iyi olabilir” mesajı içermektedir.

Ortak kanaat aynı yönde olduğuna göre “Eğitim” in yeniden yapılandırılması ve çözüm arayışları için ortam olgunlaşmış sayılabilir. Hatta bir kararlılıktan söz edilebilir mi diye ümitlenmeden edemiyor insan. Fakat bir taraftan da benzer amaçla yola çıkmış olan (ya da pratik beceri kursu gibi olan) köy enstitülerinin kaderi akla geliyor. Bir okul müdürü, veli toplantısında süperego yüklemesi anlamındaki eğitimin, gerek veliler gerekse bakanlık tarafından –yeterli kararlılıkla- talep edilmediğini ifade etmişti ve velileri bu yönde talepkâr olmaya davet etmişti. Başarının yalnızca not ile değerlendirildiği bir düzende, pragmatik düşünce, yalnızca notu şeklen elde etmek için yeni teknikler geliştirmeye yöneliyor; bilgiyi edinmeye ya da içselleştirmeye (bilişsel yükselmeye) değil. Niyet ve uygulama sorumluluğu zayıf kalınca eğitim de ezber eksenli ya da “mış gibi” oluyor. Bireyin ve görevlilerin liste başı işleri, eğitime (öğretim değil) ilgi ve dikkatini aktive etmiyor; hatta öğretimdeki ham bilgiler için dahi bireyin seçici dikkatini, ilgisini belirleyen etkenler çok kısa vadeli; vizyondan yoksun. Sokaktaki vatandaşın “eğitim yok ki” yakınması da anlık gibi; birinci öncelik “hayatta kalma” ya verildiğinde bilgi de gerektiğinde başvurulacak “teknik araç” konumunda kısıtlanmış, paketlenmiş oluyor; ilgiyi hayati konular ya da gündemdeki acil ihtiyaçlara hizmet eden bilgiler bağlamış oluyor. Bu durumda bırakınız vizyon sentezleme aşamasını, insanlar arası ilişkilerin sorunsuz olmasını hedefleyen süperego yüklemesi (terbiye) işlevindeki eğitim dahi “zorunlu” kategorisinden çıkarılabiliyor; talepkâr olunmuyor. Bu tabloda beceri başlığı altında öğretilenler, dolandırıcılıkta teknik beceri ve nitelik, ilkesiz ve uygunsuz davranışların maskelenmesinde uzmanlaşma, yaygınlaşma olarak karşımıza çıkabiliyor. Reel hayatta pazarlama tekniklerindeki haddini aşan uygulamaların (bir kg.lık paket görüntüsünde 900 gr lık standart dışı paket satışı ya da “gayri kabili tatbik” hizmetlerin promosyon ya da tarifelerde yer alıp geçerli olabilmesi gibi örneklerin) başarılı olabilmesi, toplumun ve uzantısında kurumlarının bileşke performansı için negatif kanaatleri destekliyor.

Her şeye rağmen teorik analizle hedeflerin nesnel yaklaşımla belirlenmesi de önemlidir ve bu inceleme de bu anlamda işlevsel olabilir. Konunun ... Gazetesi tarafından ortaya konuluş biçimi, “Eğitim reformu” kodlamasıyla olmuştur; reform, yeniden biçimlendirme/yapılandırma demektir. Eğitimin amacı, “bireyleri -eğitim/öğretim hiç olmasaydı halinden farklı kalıpta- bilimsel verilerle yeniden yapılandırmak, bir nevi bilişsel reform yapmak ve bu yolla bireyi ve toplumu güçlendirmek/yükseltmek” olduğuna göre, buradan toplumun eğitim görevi üstlenmiş organizasyonlarının önce kendini yeniden yapılandırmaya gereksinimi olduğu gibi ironik bir sezgi oluşuyor. Oysa eğitim paradigması yerleşik ve siyasetüstü olabilmeliydi. Eğitim protokollerindeki noksanlıklar ve aksamaları konuşmak yerine, güncellemeler ve ince ayar düzeltmelerini olgunlaştırmak çabasında olmalıydık. Eğitim kurumları, organizasyonları olmasaydı “birincil paradigma” (ya da “Geleneksel otoriter kültür (GOK)”) yaygın ve baskın olacaktı. Eğitim organizasyonları bireyi, çağdaş bilimsel anlayış kültürüne (ÇAK)[1] yükseltmek için var.

Bireyi, geleneksel otoriter kültürden, çağdaş ve bilimsel anlayış kültürüne terfi ettirmek, eğitim kurumlarının, tekniklerinin evrensel sorunudur. Bireyin evren ve hayat karşısındaki tutum ve davranışlarında daha donanımlı ve becerili olmasını hedefler. Ham benlikten insani değerler eşliğinde evrensel benliğe geçiş, bir nevi metamorfoz/başkalaşım/dönüşüm sürecidir ve bireylerin kendi çevrelerinden gelen değer yargılarında travmatik çözülmelerine neden olmamak özeniyle uzun bir süreç gerektirir. Kendi kendini yetiştirme bilincinde olan bir birey, -doğal akışta- hayat deneyimleri ve okuma değerlendirmeleri ile her adımda kendi iç uzlaşısını gözeterek başetme sınırlarını genişletir, bilişsel yükselmesini gerçekleştirir. Eğitim, aynı sürecin sistematik ve uzman rehberliğinde biraz hızlandırılmış kalıpta yönetilmesi açılımında da tanımlanabilir. Elbette bireysel bazda olduğu gibi toplum genelinde de birincil paradigma ve onun çözümleri olan GOK, ÇAK ı kendine tehdit olarak algılayabilecektir ve bazı konularda direnç gösterebilecektir. ÇAK yetkinse, bu hassasiyetin[2] üstesinden -kırıp dökmeden, ideolojik ayrımlara/çıkmazlara girmeden- gelebilir. Ne var ki, çoğu ülkede ÇAK yenilgiye uğrayıp, mevzi kaybedebilmektedir. Bu tabloda birey bir kolundan GOK, diğer kolundan ÇAK tarafından çekiştiriliyor konumda, sonuçta evrensel gerçeklere uyanamamış, arada kalmış, hatta bazılarının kafası karıştırılmış adeta  “entellektüel karikatür” kalıbında bireyler ortaya çıkabiliyor (Elbette burada söylenmek istenen istatistik düşüyor manasında algılanmalıdır; ailesi ya da çevresi ÇAK üyesi olanlar, kişisel başetme eşiği yüksek olanlar, kendi kendini yetiştirme bilincinde olanlar, “sürdürülebilir her şey yolunda algısı” na sahip olanlar, beyin kimyasalları optimumda dengeli olanlar, karşıt çabalara ve noksan eğitime rağmen, kendi algılama ve değerlendirmelerinin temizliği/isabeti eşliğinde ÇAK’ı edinebiliyorlar; fakat, istatistik yükseltilememiş oluyor). Bazı ülkelerde eğitim kurumları, GOK’a teslim olmuş izlenimi veriyor. Eğitim mevcut olduğu haliyle GOK’un baskın ve yaygın olduğu bir tabloda eğitim reformu, ciddi ve içten istenmeyi, kararlılık anlamında iradeyi gerektiriyor. Bilimsel olarak üretilmiş olan evrensel gerçekler[3], GOK’un doğmatik ve dar düşünsel çerçevelerini tehdit ediyor [4] gibi yanlış algılamaların düzeltilmesi de ÇAK a düşmektedir ve bu olanaksız değildir. Aslında ÇAK, bireye evren ve hayatın insanüstü özelliklerini, hayret ve hayranlığa neden olan muazzamlığını, dinamiğini kavramayı sağladığı için, doğayı ve yaratıcıyı lâyıkıyla idrak edebilecek, lâyıkıyla övebilecek düzeye gelmesini de temin etmiş oluyor (Mevlânâ’nın bu anlamda bir sözü vardır).

Ortalama öğrenim düzeyi[5] (ki, ülkemizde 4 - 4,5 yıl gibidir ya da bilgi birimi ölçüsüyle 7 – 8 GigaByte gibi) pek çok konuda (hemen her alanda) belirleyici olmaktadır. Diğer taraftan toplumda, -karşılaştıkları durumlar, yaşadıkları olaylar sebebiyle- yüksek öğrenim görmüşleri kınayan, olumsuzlayan söylemler de vardır. Bu insanlar, 16 -18 yıl okudukları halde dahi bazılarınca henüz eğitilmemiş olarak algılanabiliyorlar. Bu algılama, algılayan tarafın kendi işine gelen kalıpta düşünmesi sebebiyle mi böyle oluşuyor, yoksa okumuşlar dahi kendi işine gelen düşünsel referansların güdümünden kurtulamıyor mu; erdemli tutum sergileyemiyorlar mı? Sanırım her ikisi de değişik kompozisyonlarda bir arada etkin oluyor. Okumuş bireyin erdemleri özümseyememiş olması, olanaklarını ilkesizce (muhatabını saymayan, av olarak etiketleyen) beceri anlamında kullanması sırıtıyor. Eğitim, uzlaşmaları kolaylaştıramıyor mu? Eğitimden beklentiler abartılıyor mu yoksa bazı aksaklıklar, noksanlıklar mı var? Neden eğitilmişler arasında da sıkça iletişim kazaları yaşanıyor? Oysa bazı bireyler, fazlaca süre eğitim/öğrenim almadıkları halde, eğitim hedeflerine uygun bir birey gibi davranabiliyorlar. Bu nasıl oluyor?  Bazıları uygun çözümleri kırıp dökmeden, kimse hissetmeden, basiretle projelendirip, gerçekleştirebilirken; bazıları neden bu çözümleri gürültülü, maceralı, heyecanlı ve külfetli/maliyetli yollardan arıyor?

Evren ve hayat, tüm organizmalar için muazzam muammadır. Bilişsel yetenekleri en gelişkin olan “insan” denilen tür, bu muammayı idrak edip felsefi sorular üretebilmektedir; yücelme süreci boyunca bu sorulara kabul paradigması eşliğinde yanıtlar, insan ilişkilerini düzenleyici kurallar, süperego tesisi yapılagelmiştir, kendi içinde tutarlı/işlevsel, ruhsal anlamda ergonomik kapalı sistemler dahi oluşturmuştur. İnsanlık, nesnel formasyon eşliğindeki anlamlandırma arayışını felsefe dosyasında sürdürmektedir. İnsanların büyük bölümü, hayat mücadelesi uğraşı ile uyum şekerleri arasında savrulmakta, sürüklenme kalıbında ömrünü tamamlamaktadır. Bugünkü bilgi birikimlerine karşın bu sonuç, bilgilerin yönetilemediği, hayata yansıtılamadığı, vizyon sentezlemesi yapılamadığı hükmündedir. Ham benliğin tanımlanması ve aşılması protokollerinin -halen- tam etkin olamayışı, evrensel benliğe transfer çabalarını da zayıflatıyor. Bilim ve teknoloji, alıp başını gitmiş durumda ve fakat insanlık moral değerleri, erdemler, felsefi uygarlık değerleri, adeta ihmal edilmiştir. Bu hız uyumsuzluğu, ruhsal alanda sorunları artırmakta, bireyler giderek sahicilikten uzaklaşmakta, illüzyonik bilişsel kabullere; tekliflere eğilim artmakta,… “bilgisayarda fal bakmak” gibi karikatürize durumlara neden olabilmektedir. Bireylerin bilişsel, felsefi ve psikolojik desteğe gereksinimleri artmaktadır.

Eğitimin evrensel sorunlarını çözmek durumundayız. Bunun yanında ülkemize özgü noksanlıkları isabetli tanımlayıp, bunları da düzeltici projeleri geliştirmeliyiz. Örneğin ülkemizdeki okullarda her türlü çağdaş bilgi katışıksız olarak verilmektedir/sunulmaktadır; fakat, “Bilgi yönetimi” ve “vizyon sentezleme” eğitimi ihmal edilmektedir. Bilgi malzemesinin ham olarak verilmesi yeterli görülmekte, bu bilgilerin işlenmesi, özümlenmesi, sentezlenmesi ve işlevsel/estetik bilişsel ürünler ortaya çıkarılması süreci bireyin kendisine terk edilmektedir. Birey bu konuda yalnız bırakılmaktadır. Oysa, ideolojilerle sorun yaşamadan, kusursuz nesnellik ekseninde düşünce sentezlemeye rehberlik edilebilir; ileri ve pratik eğitim protokolleri projelendirilebilir. İsabetli eğitim, “evren ve hayattaki yerini bilmek” hedefi ve içeriğindedir. Üniversite eğitimi retorikte bu anlamda anlatılmakta ise de mesleki ve teknik eğitim veren bölümlerde uygulamada böyle bir eğitim yok. Bu nedenle lise son sınıflarında vizyon geliştirici eğitim daha işlevsel olacaktır. Bu başlangıç eğitimi, mesleki yüksek okula devam edenler için temel anlamında yararlı olabilir. Kuşkusuz, bireyler ideolojilerinde özgürdürler. Birey, nesnel yetkinlik kazandırıldıktan sonra kendi yorumunda özgür bırakılır (Mevcut durumda ham bilgilerin depolanmasıyla yetiniliyor ve birey uygunsuz yönlendirmelere savunmasız bırakılmış oluyor) . Bu tür bütünleyici/toparlayıcı ileri eğitim, ergenliğin alevli döneminden sonra ve üniversiteden önceki dönemde gerçekleştirilmelidir. Sistemin önemli bir noksanlığı da “Girişimcilik eğitimi” dir. Aynı dönemde girişimcilik ruhu, yönlendirmeleri işlenmelidir.

Toplumsal hayat bir bütündür. Eğitim de diğer hayat alanlarındaki negatifliklerden izole değildir, olamaz. Nitekim, hayat mücadelesi kaygıları yükseldiğinde aileler, çocuklarını daha pragmatik (ilkelerden taviz vererek neticeyi yakalama anlayışı) olmaları için yönlendirmektedirler. Çocuklar da aynı sezgi içinde vaziyet almakta, kendi aralarındaki konuşmalarda aynı bakış açısını pekiştirmektedirler. İdealize eğitimin, mükemmel hedefindeki eğitimin “her şey yolunda algısı” eşliğinde uygulama şansı olduğu açıktır. Liste başı sorunu “bir sonraki öğün” olan aile çocuklarının eğitimi önemsemeleri ve ham benlikten evrensel benliğe geçiş gibi yüksek beklentilere odaklanmaları zordur. Toplumsal organizasyonlar bu konuda yardımcı olmakla birlikte pragmatik yönelimler etkin olmaktadır; bu da eğitimin kalitesini hafifletmektedir/bozmaktadır, görünen sonuç, ezber, not ve diploma peşine düşüldüğü şeklindedir. Ekonomik altyapı ve gelir dağılımı etkenlerinin eğitime yansımaları yadsınamaz. Eğitimin yeterli düzeyde temin edilememesi ya da istatistiklerinin yükseltilememesi de toplumun genel performansına etki etmekte, hatta belirleyici olmaktadır. Kuşkusuz, bu kısır döngüyü tersine çevirmek için “kararlılık” gereklidir. Olumlu etkenlerin entegrasyonu (pozitif sarmal) sürecine geçilmelidir ve bu sürecin lokomotifi de hiç kuşkusuz eğitimdir.  

1- Eğitimde yeniden yapılanma ya da etkinlik, normalin üstünde kararlılık ve irade gerektirmektedir.

2- Hız çağında eğitimi etkinleştirmek ileri sürülecek yeni teknikler ve önerilerde hızlı fayda özelliği aranmalıdır. Ya da hızlı çözümler, kalıcı/ana eksen ile uyumlu olmalıdır.



[1] GOK ve ÇAK karşılaştırmalı açılımı EK-1 de verilmiştir.

[2]  Bu hassasiyet nedeniyle bilgiler katışıksız verilmesi tercih ediliyor; sentezleme bireye bırakılıyor gibi. Bu yöntemin aldığı neticeler yeterli olsaydı, eğitim reformuna ihtiyaç duyulmazdı. Böyle bir durumda  reform yerine  “revizyon” ya da “etkinleştirme” daha uygun  kodlama olabilir.

[3] “Evrensel gerçekler” soyut bir kavram olarak istismara açıktır; burada onaylı tescilli deneysel somut bilgiler kastediliyor.

[4]  Bu hassasiyet sebebiyle vizyon eğitiminden uzak duruluyorsa bu konuda tedavi protokolleri gibi keskin nesnel hatlar/bandlar tesis edilebilir.

[5] Aktif nüfusun öğrenim süreleri toplamının  nüfusa  ya da 6 yaş üstü nüfusa oranı.

 

devam edecek...

 

Lütfen alıntı yapıldığında kaynak belirtiniz.

 

7/1372



Düzenleyen ozgenersan 17.07.2009 Saat 11:42


__________________
1-Hiç bir grubun üyesi değilim.
2-Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
Yukarı dön Göster ozgenersan's Profil Diğer Mesajlarını Ara: ozgenersan
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.9
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide