Akdeniz

(Genel) Atlas Okyanusu'nun Avrupa, Asya ve Afrika arasında kalan kenar denizi. Yüzölçümü yaklaşık 2,5 milyon km.2; Cebelitarık Boğazı ile Atlas Okyanusu'na, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarıyla Karadeniz'e bağlanır.

Akdeniz, Alp sıradağları sisteminde (batıda) ve kenarında (doğuda) çöküntülerle oluşmuş derin (ortalama 1800 m.) bir kıtalararası denizdir. Akdeniz'in bugünkü biçimi, Avrupa ve Afrika levhalarının birbirine yaklaşmasıyla gelişen bir jeoloji evriminin sonucudur. Büyük denizaltı diklikleri (örneğin, Balear Adaları’nın güneyindeki Emile-Baudot dikliği), ada eşikleri, batıda derin denizaltı ovalarının (Cezayir-Provence Havzası) ve doğuda Ege yayının güneyinde derin çukurların (Hellen çukurları) yer alması Akdeniz'in tektonik kökenli oluşumunu ve denizaltı biçimlerinin gençliğini gösterir. Atlas Okyanusu ile bağlantının kapanması (Messina çekilmesi), Doğu Akdeniz eşiği, ilksel türbiditlerinin kıvrımlanması, deniz taraçalarının ilksel biçimlerinin bozulması ve yakın dönemlerdeki yanardağ etkinlikleri gibi olgular yerkabuğu hareketlerinin geç zamanlara kadar sürdüğünü ortaya koyar. Bugünkü hareketler, etkin türbidit akıntılarına yol açan depremlerle kendini gösterir. Kıyılar, daha çok rialarla (Costa Brava'da, Cal abria'da ve Cezayir bölgesindeki eski kütlelerde) ve kaiankiarta (daha çok, Provence'da ve Dalmaçya kıyılarında olduğu gibi, kıvrımlı kireçtaşı dizilerinde) kesilen yalıyarlardan oluşur. Yalıyarlı kıyıların önünde dar kıta sahanlıkları bulunur (Tunus'un önü ve Adriya kıyıları hariç). Denizkulaklı ve kıyı kordonlu alçak kıyılar, büyük tektonik havzaların (Languedoc, Valencia Körfezi, Po Ovası) önünde yer alır.

İlkçağda Akdeniz:
Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının birbirine kavuştuğu yerde bulunan Akdeniz, ilkçağdan beri, kültürel temaslar, ticari ilişkiler ve siyasal çatışmalar bakımından ayrıcalıklı bir bölge olmuştur.

Akdeniz'in tarihi, ilkel ama canlı mübadelelere (bakır, demir, seramik, kereste, reçine, mermer) dayalı ticaret ilişkilerinin gelişmesiyle, M. Ö. V. ve III. binyıllar arasında, bölgenin doğu kesiminde Ege ve Mısır Uygarlıklarının yayılmasıyla başlar Kıyı taşımacılığıyla sınırlı olmasına karşın deniz ulaşımının, Yakındoğu'ya ait kültürlerin, teknik yeniliklerin ve özellikle yazının yayılmasına katkısı olur. II. ve I. binyıllarda, Doğu Akdeniz'e iki güçlü deniz devleti egemendir: Bir yanda VIII. yy.a kadar egemenliğini sürdüren Ugarit, Byblos, Tir ve Sidon gibi Fenike siteleri, öte yanda Mykenailer sayesinde XII. yy.a kadar sürdürülen Girit'teki Minos devleti. Doğu-batı yönüne ilerleyen bir kültür akımı Yakındoğu uygarlıklarının batı havzasına girmesine neden olur. Bunun sonucunda ortaya çıkan güçlü bir sömürgeleştirme akımının etkisiyle Fenikeliler, adalarda, İspanya'nın güneyinde ve Afrika kıyısında, Mısır'dan Cebelitarık boğazına kadar uzanan bir dizi ticaret merkezi kurarlar. Söylentiye göre M. Ö. 820'ye doğru Tirliler Batı Akdeniz'in girişine hakim bir kıyıda, Kartaca kentini inşa ederler; bu kent denizin güney-batı bölgesini bir Kartaca gölü haline getirir. Pişmiş topraktan çanak-çömlek, erguvan rengi boya, Lübnan'ın sedir ağacından yapılmış kereste ve aynı zamanda İngiltere'den gelen kalay ile İspanya'nın gümüşü, Fenikelilerin çok canlı olan ticaretlerini beslemiştir. VIII. yy.da Fenikelilerin yerini Hellenler alır ve Vl. yy.a dek, kıyılarını ticaret merkezleriyle donattıkları (Bizans, Sinop, vb.) Karadeniz'e, Afrika ve Uzakdoğu'ya açılan Mısır'a (Naukratis), Foçalıların Marsilya'yı (Massalia) kurdukları Provence'a ve özellikle, Batı Hellas'ı oluşturan Sicilya ve İtalya kıyılarının zengin ovalarına dek etki alanlarını genişletirler. Vl. yy.da Akdeniz'de geniş çapta bir deniz etkinliği göze çarpar. Gemiler, Hellas'dan çanak-çömlek, şarap ve zeytinyağı; Sicilya'dan, Mısır'dan, İtalya'dan ve Skythia'dan tahıl; Trakya ve Anadolu'dan kereste ve demir taşımaktadırlar. V. ve Vl. yy.larda Akdeniz, Hellen egemenliğine girer ve daha sonra egemenliğini İndus Irmağı’na dek uzatan Büyük İskender, Doğu Akdeniz'in birliğini sağlar. III. yy.dan I. yy.a dek, İskender İmparatorluğu’ndan doğan devletlerde (Lagid Mısır'ı, Selefki Suriye'si, Antigonos Makedonya'sı, Attalos Bergama'sı) Hellenlerin ve barbarların ortak yanlarını birleştiren Helenistik uygarlık yaygınlaşır. Yoğun bir mal mübadelesiyle, Rodos'un ve özellikle de Mısır ürünlerinin (tahıl, papirüs) yanı sıra çöl ve Hindistan ürünlerini de (mermer, fildişi, kıymetli taşlar, baharat) ihraç ederek bunların Akdeniz'de dolaşımını sağlayan İskenderiye'nin gelişmesiyle kendini belli eden bu dönemde, Akdeniz dünyasının birliğinin ana çizgileri ortaya çıkmış olur.

Akdeniz'in bütün kıyılarını egemenliği altında toplayan (M. Ö. 30) Roma; Akdeniz'in birliğini tamamlar. Doğusu da batısı da bir Roma gölü halini alan ve mare nostrum (bizim deniz) veya mare intemlim (iç deniz) diye nitelendirilen Akdeniz, üstün bir uygarlık birliğinin en önemli öğesi ve Roma dünyasının yaşam ekseni olur.

Yukarı imparatorluk döneminde, o tarihe dek eşine rastlanmamış önemde ve çok büyük miktarlarda mal içeren bir pazar oluşur. Bu ürünler arasında, yıllık tahılı taşıyan filo tarafından Kartaca ve İskenderiye'den Ostia'ya gönderilen buğday ve yağ; Galya ve İtalya'dan gelen şarap ve madenler (demir, bakır, kalay) ve özellikle Suriye yoluyla Uzakdoğu'dan gelen lüks ürünler (baharat, kokular, ipekliler) bulunmaktadır. Savaş gemileri ve deniz üsleri (Mesina, Ravenna, Kartaca, İskenderiye) korsanlığı bastırır ve çoğu kez yükleri 200 tonu geçen ticaret gemilerini ve denizyollarını korur. Bunların başlıcaları Ostia ve İskenderiye'yi Seleukis'e (Pieria) ve Narbon ile Kartaca'yı İskenderiye'ye birleştiren deniz hatlarıdır.

Ortaçağdaki Doruktan Yeniçağdaki Çöküşe
M. S. V. yy.da büyük istilalar, Akdeniz'deki birliği bozar ve batı havzasındaki deniz etkinliğinin gerilemesine neden olur. Karaya bağlı olan barbar krallıkları (Geiserich'in Vandal krallığı hariç) denizle ilişkilerini keser ve denizyoluyla gerçekleşen mübadeleler, bölgesel pazarlarla sınırlı kalır. Buna karşılık, istilalardan sonra da zenginliğini ve canlılığını koruyan Doğu'da, deniz yolu, Bizans İmparatorluğu eyaletleri arasındaki ilişkilerin temelini oluşturur. Batı havzasının Justinianos tarafından yeniden fethedilmesinden (533-554) sonra Akdeniz, yeniden bir Roma denizi halini alır. Ama bu birlik, İspanya, Güney İtalya ve denizlerin kilit noktasını oluşturan adaların (Kıbrıs, Girit, Sicilya, Rodos, Malta) Araplar tarafından fethedilmesi üzerine (VII. IX. yy.lar) yeniden bozulur. Bizans tarafından terk edilen Tirren Denizi, Provence ve Campania'da yerleşmiş sarazen korsanlarının hüküm sürdüğü bir Müslüman denizi olur. Bu arada, doğu havzasında Araplar, Bizans filosunu Ege Denizi'ne ve Karadeniz'e çekilmeye zorlar. Böylelikle IX. yy.da Akdeniz, İslam, Latin ve Yunan olmak üzere üç uygarlığın buluşma yeri olur ve Müslüman dünyasının (Hindistan, Çin, Orta Asya, Sudan) çok geniş ticaret alanıyla Akdeniz'i bütünleştiren İslamlaşmış denizcilerin nerdeyse tamamen egemenliğine girer. Bu denizciler, başlıca uğrak yerleri Almeria, Tunus, Palermo, İskenderiye ve Antakya olan kıyılar arasında çok canlı ve kârlı bir deniz ulaştırmacılığı yaparlar. Latin Batı dünyası ile Hellen Doğu dünyası arasındaki ilişkiler zorlaşmıştır. Bununla birlikte, Amalfiler ile Venedikliler ticaret işlemlerini canlı tutmaya çalışırlar. Bunlar, hem Bizans ile ticaret yapmakta, hem de Müslüman limanlara uğrayarak buralarda köle, kereste, maden, silah satmakta ve karşılığında baharat, ipekliler, güzel kokulu bitkiler, kokular ve kıymetli madenler alıp, bunları batıdaki Hıristiyan ülkelerde piyasaya sürmekteydiler.

Arapları Sicilya'dan çıkaran Normanlar (1061–1091), Doğu Akdeniz havzasını yeniden Batı'ya açmış oldular. Bu durumun Akdeniz ekonomisi üzerindeki etkisi, Haçlıların İstanbul'u almalarıyla (1204) daha da pekişti. Avrupa'da lüks eşya isteminin giderek artması, Haçlı seferleri, Doğu Akdeniz'de Latin devletlerinin kuruluşu ve Provence (Marsilya), Katalonya (Barcelona) ve özellikle Piza, Cenova ve Venedik gibi İtalyan kıyı kentlerinin (bunlar ortaçağın sonuna dek Akdeniz'deki mübadele ilişkilerine egemen olmuşlardır) iktisadi gelişmesi sonunda Batı ile Doğu arasındaki ticaret ilişkileri yeniden çok canlı bir görünüm kazanır. Buna karşılık Cenevizliler, Anadolu ürünleriyle (özellikle Foça'dan şap) yürüttükleri Karadeniz ticaretinin tekelini, Venedikliler ise Güney-Doğu Akdeniz'in baharat ticaretinin tekelini ellerinde bulundurmaktaydılar. Batı havzasında da Katalonyalılar, Barcelona-Palermo ekseni üzerinde kumaş, yağ ve tahıl ticaretini yürütmekteydiler.

Uzakdoğu'ya ve baharatına erişmenin tek yolu olan Akdeniz, XV. yy.ın sonunda önemini kaybetti. Gerçekten de Doğu Akdeniz'i yavaş yavaş Avrupalıların girişine kapayan Osmanlıların İstanbul'u almalarından (1453) sonra, İspanyollarla Portekizliler, yasaklanan doğu yollarının yerini alabilecek bir çözüm aradılar ve Hindistan'ın zenginliklerine ulaşmayı sağlayacak olan okyanus yollarını keşfettiler. Avrupa'nın yaşamsal etkinliklerini kıyılarında toplayan Atlas Okyanusu'nun gittikçe önem kazanması, Akdeniz'in değerinin yitmesine neden olur. O tarihe dek Doğu ile ticaretin merkezi olan Akdeniz, XVl. yy.dan başlayarak bölgesel nitelikte bir ticaret merkezi ve dolayısıyla savaş alanı olmaya aday, ikinci derecede bir göl durumuna gelir ve özellikle Fransa ile İspanya (İtalya savaşları), Hıristiyanlıkla Müslümanlık (İnebahtı savaşı, 1571), Fransa ile Büyük Britanya (XVII.-XVIII. yy.) arasındaki çatışmalara sahne olur.

Çağdaş Yenilenme
Kendi çıkarları bakımından bölgesi dışında kalan bu denizden uzun süre uzak duran Büyük Britanya, İspanya ve Osmanlı Devletlerinin çöküşünden yararlanarak XVIIl. yy.ın başından başlayarak Hindistan yolunu güven altında bulundurmak için gerekli önlemleri alır. İngiltere'nin Akdeniz üzerinde hesaplı bir biçimde yerleştirilmiş bir dizi üssü vardır: Cebelitarık (1704-1713), Malta (1800), Kıbrıs (1878). Batı'daki Fransız karşı-saldırısı (Korsika'nın alınışı, 1768; Cezayir'in fethi, 1830) başarılı olmakla birlikte, Doğu'daki saldırı başarısızlıkla sonuçlanır (Mısır seferi, 1798–1800). Fransızlarla İngilizler, Kırım Savaşı'ndan (Paris Antlaşması, 1856) sonra Boğazların kapatılmasını sağlamakla Rusları engellemiş olurlar. Deniz yollarını ve etki alanlarını ele geçirme yarışı, bir yandan Doğu sorununa yol açarken, bir yandan da sanayi devrimi ve kapitalizmin gelişmesiyle yeni bir boyut kazanır. 1869'da Süveyş Kanalı'nın açılması, Akdeniz'i yeniden uluslararası ticaret alanı durumuna getirir. Bundan sonra, dünya ticaret filosunun dörtte biri Akdeniz limanlarına uğramaya başlar. Geleneksel bir ekonominin mübadeleleriyle (tahıl, zeytin, şarap, koyun vb.) yetinmeye mahkûm "eski deniz", bundan böyle, büyük şirketlerin (Messageries Maritimes, Lloyd Triestino, Peninsular and Oriental Steam Navigation) buharlı gemilerinin seferleriyle canlılık kazanır. Marsilya, Cenova ve Trieste modernleştirilerek yeni işlevlerine uygun duruma getirilirler. Akdeniz eski itibarını parlak bir biçimde yeniden elde eder: 1888'de büyük devletler Süveyş'in uluslararası bir statüye sahip olmasına karar verdiler. Akdeniz, Avrupa ilişkilerinde de birinci derece bir rol oynamaya başlar ve bu yüzden emperyalist güçlerin çatışmasına sahne olur: Mısır konusunda Fransız-İngiliz anlaşmazlığı (1882), Tunus ile ilgili Fransız-İtalyan uyuşmazlığı (1881-1883). Bir dizi anlaşmayla nüfuz alanları paylaşılmaya başlanır (Büyük Britanya, İtalya, İspanya ve Avusturya arasında anlaşma [1887], Fransız-İtalyan Anlaşması [1902], Fransız-İngiliz Anlaşması [1904]). Ama bu istikrarlı bir sistem değildir. Gerçekten de Alman politikası, biri Anadolu'dan (1899), biri Fas'tan (1905–1911) olmak üzere, denizin iki ucundan Fransız-İngiliz "ilerleyişi"ni çembere alırken, İtalya da On iki Ada ile Sirenaik ve Trablusgarp'ı işgal eder (1911–1912).

Birinci Dünya Savaşı sonunda yapılan barış antlaşmaları, Fransız-İngiliz üstünlüğünü ve batılıların doğu havzasına dönüşünü kesinleştirir. Fransa, Suriye ve Lübnan'ın mandasını elde eder. Büyük Britanya ise Filistin, Ürdün ve petrol zenginlikleriyle birlikte Irak'ın mandasını alır. İskenderun'dan Tanca'ya kadar Akdeniz'in doğu ve güney kıyı şeridi, Libya hariç, Fransız-İngiliz egemenliğine girer. Ne var ki bu hegemonyanın kuruluşu; Akdeniz'in Avrupa için enerji ihtiyacının karşılanması bakımından bir can damarı, Ortadoğu petrolünün olduğu ve taşındığı tehlikeli bir geçiş yolu durumu aldığı bir zamana rastlamaktadır. Bundan başka, sömürge fethi savaşlarının sonuncusuna girişen İtalya (Etiyopya’nın fethi, 1935-1936; Arnavutluk'un ilhakı, 1939) bu hegemonyaya karşı çıkar. İkinci Dünya savaşı, sömürgeciliğin tasfiye edildiği bir dünyada ve Arap milliyetçiliğinin güçlendiği bir çevrede tutunması artık mümkün olmayan Fransız-İngiliz hegemonyasının sonunu çabuklaştırır.

50'li yıllardan başlayarak Akdeniz "hassas bölge" olur. Gerçekten de, batı ekonomisinin can damarı burasıdır; Ortadoğu petrol boru hatlarının uçları Sayda, Trablusgarp, Tartus ve Banyas'tadır. Süveyş Kanalı’ndan geçen gemilerin yıllık tonajı, İkinci Dünya Savaşı'ndan önce 25 milyon ton iken, bunun on katına çıkar. Sanayideki patlama (1950-1973), büyük arıtma komplekslerinin (Augustia, Berre, Cenova ve Trieste'de) ve deniz kıyısı demir-çelik sanayisinin (Fos, Taranto) gelişmesiyle kendini gösterir. Soğuk savaşın başlangıcından başlayarak, Fransız-İngiliz hegemonyasının yerini Amerikan barışı "Pax Americana" alır (Truman doktrini, Marshall planı). İngilizlerin Hindistan yolu stratejisini yeniden ele alan ABD, NATO çerçevesinde, Fas'tan İran Körfezi’ne ve İspanya'dan Türkiye'ye kadar bir hava ve deniz üssü zinciri kurar. Akdeniz dünyasına sıkıca bağlı olan Amerikan çıkarları, Fransız-İngiliz Süveyş seferinde olduğu gibi, gerektiğinde kendi batılı müttefiklerinin aleyhine bile dönebilmektedir. VI. filo, düzeni koruma görevini üstlenir (Lübnan çıkarması, 1958). Ama sömürgelikten kurtulma hareketi, kapitalizm ve batı aleyhtarı boyutlarıyla, batı düzeninin güney kanadını zayıflatarak sorunun özünü değiştirir. 1951'de Libya bağımsızlığına kavuşur, onu mağrip devletleri izler (1956–1962); bu arada, Mısır ve Suriye, SSCB yanlısı olurlar. Üstelik İsrail-Arap anlaşmazlığı ilişkilerin bozulmasına yol açar. Süveyş Kanalının kapatılması (1967’den 1975'e), batı ticaretine büyük bir darbe indirir. 1973'te, ilk petrol şoku, uluslararası iktisadi bunalım sürecini başlatır. Bundan böyle, Akdeniz sorunları, güncellikte ilk sırayı alır.
Büyük Laorusse Sözlük ve Ansiklopedisi

Bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Akdeniz
Bkz. http://akmed.kaleicimuzesi.com/index.php



 

Felsefe Ekibi SOLİS'in sağlamış olduğu hosting hizmeti ile sizlere ulaşmaktadır.
© 2007- Felsefe Ekibi Tüm haklarını saklı tutar.
Grafik, tablo ve metinler kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, çoğaltılamaz. Uymayanlar için yasal yollara başvurulur.