
Aphrodisias
(Karia/Roma/Bizans) Karia bölgesinin kuzey-doğusunda, Aydın'ın Karacasu ilçesine bağlı Geyre köyü yakınında yer alan Aphrodisias antik kenti Salbakos (bugün Baba) Dağı'nın batı eteğinde, denizden ykş, 600 m. yükseklikteki bir plato üstünde kurulmuştur. 17. yy.ın sonlarından itibaren Batılı gezgin ve araştırmacıların dikkatini çeken kentte önce İngiliz Dilettanti Derneği ekibi, ardından Fransız arkeolog ve gezgin Charles Texier'le (1802–71) başlayan araştırmalar, 20. yy.ın başlarında Fransız amatör arkeolog P. Gaudin'in 1904–05 arasında sürdürmüş olduğu kısa süreli kazılarla devam etmiştir. Gaudin'in kazıları özellikle, daha sonra Hadrianus Hamamı olarak adlandırılan yapıda başlamış, buluntuların büyük bir bölümü İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ne gönderilmiştir. Aphrodisias'ta I. Dünya Savaşı'ndan önce, Atina Fransız Okulu da bir kazı yapmak istemişse de, bu gerçekleşmemiştir. 1937 sonbaharında Giulio Jacopi başkanlığında İtalyan ekibin başlattığı ve birkaç hafta süren kazı çalışmaları sırasında Hadrianus Hamamı'nın doğusunda, bir olasılıkla agoraya ait, İmparator Tiberius'a (hükümdarlık dönemi M. S. 14–37) adanmış, İon düzeninde bir portik gün ışığına çıkarılmıştır. 1961'de kentte, New York Üniversitesi adına Kenan T. Erim tarafından sistematik kazı ve incelemeler, kurtarma, koruma ve onarıma yönelik olarak başlatılmıştır. Ayrıca, 1966–84 arasında National Geograpbic Society'nin yardımlarıyla, özellikle Tiyatro ve prehistorik yerleşmelerin bulunduğu höyükte araştırmalara devam edilmiştir. Günümüzde de (1994) sürdürülen bu çalışmalar [1992'de Erim'in ölümü üzerine kazılar Roland R. R. Smith başkanlığında yapılmaktadır], Aphrodisias antik kentinin M. Ö. 1. yy.dan M. S. 6. yy.a değin, gerek Anadolu gerek Akdeniz'in en önemli sanat ve kültür merkezlerinden biri olduğunu, ayrıca kentte Son Neolitik'ten başlayarak Kalkolitik ve Tunç çağlarından beri yerleşildiğini ortaya çıkarmıştır.

Antik çağ yazarlarından Byzantionlu Stephanos (M. S. 6. yy. başı) kentin adını "Ninoe" olarak belirtmiştir. Bu ad Akadlardaki Tanrıça Nin ya da Nina (İştar) ile benzer olup Aphrodite kültüyle ilişkili kılınmaktadır. Kentin tarihiyle ilgili olarak, epigrafik ve nümizmatik verilere göre, Aphrodisias'ın komşu kent Plarasa ile M. Ö. 2. ve 1. yy.larda birlik oluşturduğunu söylemek mümkündür. Yunan coğrafyacılar Strabon (M. Ö. 64/63-M. S. 19/24) ve Pausanias (M. S. 143–176) ile Romalı tarihçi Tacitus (M. S. ykş. 56–120) ve Romalı bilgin Yaşlı Plinius (M. S. 23–79) gibi antik yazarların yapıtlarında da hakkında bilgiler bulunan Aphrodisias'ın Roma’yla yakın ilişkileri M. Ö. 82'de Sulla'yla başlar, Julius Caesar (hükümdarlık dönemi M. Ö. 46–44) ve ardından adına kutsal bir yapı yapılmış olan Octavianus'la (Augustus, hükümdarlık dönemi M. Ö. 27-M. S. 14) devam eder. Bu dönemlerde kente imparatorların yardım ettiği de bilinmektedir. Bu nedenle M. S. 1. ve 2. yy.larda Aphrodisias, hem dini bir merkez durumuna gelmiş hem de kültür ve sanat alanında gelişerek Karia'nın bir metropolisi olmuştur. Kentin adı, bu dönemde Aphrodite'nin adını unutturmak istercesine, "Stauropolis" olarak değiştirilmiştir. Kent daha sonra, 1080–1256 arasında Anadolu Selçuklu güçlerince ele geçirilmiştir.
Roma ve öteki merkezlerde ele geçen ve üstünde Aphrodisiaslı sanatçıların imzası bulunan ykş. 30 yapıtın yanı sıra ören yerindeki kazılar sonucunda ortaya çıkarılmış yüksek nitelikteki heykel ve öteki plastik yapıtlardan, Aphrodisias'ın Yunan ve Roma dünyasının en önemli heykelcilik okulu olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca kentte bilim, edebiyat ve felsefe konularında değerli kişilerin yetişmiş olduğu da bilinmektedir. Tıp alanındaki yazılarıyla tanınan Ksenokrates, Neron (hükümdarlık dönemi M. S. 54–68) ve Flaviuslar döneminde (69-96) bu kentte yaşamıştır. Roman yazarı Khariton (etk. ykş. M. S. 2. yy.) ve Aristoteles felsefesinin yorumcusu olarak tanınan Aleksander (etk. ykş. M. S. 200) Aphrodisiaslı ünlülerdendir.
Aphrodisias kenti, M. S. 260'larda Got akınlarının tehdidine karşı yapılmış 3,5 km.lik bir surla çevrilidir. M. S. 4. yy.da onarım gördüğü anlaşılan bu surların iç kısmında kuleler yer almaktadır. Altı kapıyla dışarıyla bağlantısı sağlanmış olan kent, toplam 520 hektarlık bir alanı çevreleyen sur içinde genelde düz bir topografyaya sahiptir. Ancak güneye doğru, bugün akropolis olarak tanımlanan, prehistorik yerleşmelerin bulunduğu, 15–20 m. yükseklikteki höyük yer almaktadır. Höyüğün batı yamacında yapılan kazılarda kerpiçten yapılmış tunç çağı yerleşmelerinin kalıntıları gün ışığına çıkarılmıştır. Kentin kalkolitik çağına ışık tutan buluntularsa akropolisin güneydoğusunda yer alan Pekmez Tepesi'nde ele geçmiştir. Her iki yerleşmeden elde edilen buluntular Aphrodisias'ın Ege (Troia, Yortan, Kusura, Beycesultan) ve Anadolu'daki (Kültepe, Elmalı-Karataş) öteki 3. ve 2. bin yerleşmeleriyle ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.
Aphrodisias'ın en önemli yapısı, Tanrıça Aphrodite'ye adanmış tapınaktır. M. S. 6. yy.dan sonra nef oluşturmak için cella ve sütunlarında değişiklik yapılmış olan tapınağa, apsİs, presbyterium, prothesis ve diakonikon gibi mekânlar da eklenerek bir bazilika haline sokulmuştur. İon düzenindeki, 8 x 13 sütunlu Aphrodite Tapınağı'nın Hadrianus döneminde (hükümdarlık dönemi M. S. 117–138) tamamlanmış olmasına karşın, son araştırmalara göre inşasına M. Ö. 1. yy.da başlanmış olduğu anlaşılmıştır. Tapınağı çevreleyen, Korinth düzeninde özenle yapılmış, nişli temenos duvarı, arşitrav blokları üstündeki yazıtına göre Hadrianus döneminde yapılmıştır. Opisthodomossuz (cella ile arka portik arasındaki mekân) bu tapınağın oldukça geniş bir pronaosu (cellaya giriş mekânı) olup cellası daha sonraki düzenlemeler sonucunda harap olmuştur. Tapınak ve çevresinin daha eski dönemlerde de kutsal bir alan olarak kullanılmış olabileceğine işaret eden buluntuların başında, M. Ö. 3. yy.a tarihlenen mozaik kaplama ve Arkaik Dönem'e (M. Ö. 6. yy.) tarihlenen bazı pişmiş toprak (terra cotta) mimari parçalar gelmektedir. Kutsal alana giriş, tapınağın doğusunda temenos duvarı üzerinde yer alan anıtsal kapıyla sağlanmaktadır. Bu kapı yapısı, dört köşesinde, yüksek kaideler üstüne oturan dörtlü sütun düzeninden oluşmuştur. Kapının doğu yönündeki Korinth başlıklı sütunlar sarmal yivlidir. Batıya bakan alınlık üstünde akant yaprakları arasında Eros ve Nike figürleriyle bezeli, özenle yapılmış güzel kabartmalar bulunmaktadır. Doğu-batı yönünde, bir olasılıkla ahşap bir çatıyla örtülü olan tetrapylonun 1984'te başlanan onarımı 1990'da tamamlanmıştır.
Aphrodite Tapınağı’nın hemen güneyinde, alt caveasına (seyirci bölümü) ait dokuz oturma sırası görülen, oldukça iyi korunmuş odeon yer almaktadır. Geç Roma-Erken Bizans döneminde çökmüş ve daha sonra onarılmamış olan summa cavea (üst cavea) başlangıçta, tonozlu 11 oda üstüne oturmaktaydı. Orkhestra (cavea ile sahne arasında kalan ykş. yarım daire planlı alan) tabanı opus sectile mozaikle kaplı olan yapının sahne duvarında, arkadaki koridora açılan beş kapı ve bunların arasında da içinde heykeller duran nişler yer almaktadır. Sahne binası iç koridorunun her iki ucunda üst caveaya çıkışı sağlayan merdivenler vardır. Bu koridorun güney duvarındaki beş kapıdan da, kentin önde gelenlerinin portrelerinin bulunduğu, agora kompleksinin bir parçası olan porticus post scaeniuma (sahne binası arkasındaki portik) geçilmektedir. Odeonun yarım daire biçimindeki caveasının dış duvarlarında çatıyı taşıyan ahşap kirişlerin oturduğu payanda ayakları görülmektedir. Bu yapının batısında, Geç Roma döneminde özel bir konut, daha sonra rahip sarayı olarak kullanılmış, doğuya bakan bir trikonchosa sahip oda ve hollerden oluşmuş, peristilli bir yapı yer almaktadır. Odeon ve Rahip Sarayı'nın güneyindeki Agora'nın planlamasına M. S. 1. yy.da başlanmış, M. S. 2. yy.a doğru boyutları genişletilerek inşasına devam edilmiştir. Üç yanı İon düzeninde portiklerle çevrili olan yapı 205 x 120 m. boyutlarındadır. Kuzey portiğinin sütunları günümüzde de ayaktadır. Agoranın hemen güneyinde, arşitrav blokları üstündeki yazıta göre İmparator Tiberius'a adanmış, İon düzeninde, dikdörtgen planlı bir portik yer almaktadır. Tiberius Portiği'nin en etkileyici yanı frizinde meyve ve çiçek çelenkleriyle bezeli mask ve başların bulunmasıdır. Bu portiğin güneybatısında yapılan kazılarda, Diocletianus'un (hükümdarlık dönemi 285–305) fiyat listelerini içeren birçok yazıt parçası ele geçmiştir. Bir olasılıkla bu listeler, portiğin güneyindeki Büyük Bazilika'da bulunmaktaydı. Tiberius Portiği'nin batısında Hadrianus Hamamı vardır. Kazı sırasında ele geçen bloklardaki yazıta göre Aphrodite ve Hadrianus'a adanmış bir hamam olduğu anlaşılan yapının portikle bağlantı kurduğu yerde, üstünde Medusa, Minotauros, boğa ve aslan başı betimleri bulunan büyük boyda konsol blokları ele geçmiştir. Bugün çoğu İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde yer alan bu yapıtların yakın benzerlerine Libya'da Leptis Magna'daki Severuslar Bazilikası'nda rastlanması, bazı bilim adamlarının, Aphrodisiaslı sanatçıların Kuzey Afrika kentlerindeki yapılarda da çalışmış olabileceklerini düşünmelerine neden olmuştur. Hamamın büyük tüf bloklarından yapılmış duvarlarının iç yüzeyleri mermer levhalar ve renkli taşlarla kaplanmıştır. Beş büyük mekândan oluşan yapıda, ortada her iki yanı, havuzlu birer tepidariumla (ılıklık) bağlantılı caldarium (sıcaklık) yer alır. Doğuda praefurnium (külhan), onun yanında ortası yuvarlak havuzlu sudatorium (terleme mekânı), kuzeydeyse içine basamaklarla inilen bir havuzu bulunan ve frigidarium (soğukluk) olabilecek bir bölüm bulunmaktadır.
Kentin tiyatrosu akropolis tepesinin doğu yamacında yer alır. Summa caveasının büyük bir bölümü yıkılmış olan tiyatroda, alt caveadaki 27 oturma sırası oldukça iyi durumda günümüze değin korunmuştur. M. Ö. 1. yy.da inşa edilmiş olan yapı, çoğu Anadolu tiyatrolarında görüldüğü gibi at nalı planlıdır. Yapıda, M. S. 2. yy.da gladyatör oyunları, güreşler ve çeşitli hayvan gösterileri için değişiklikler yapılmıştır. Tonoz örtülü altı odası bulunan sahne binasının kuzey kenarında, paradosa (sahne binasıyla cavea arasındaki geçit) bakan yüzünde, M. S. 2. ve 3. yy.a tarihlenen, Cumhuriyet Dönemi'ndeki Anadolu ve kentlerinin tarihleriyle ilgili resmi yazışmaları içeren bir yazıt vardır. Sahne binasından ve çevresinden bulunmuş olan heykellerin çoğundaki Antik çağ onarımları, Geç Roma döneminde bir depremin varlığına işaret eder. Yapının en son Bizans döneminde harap olduğu (M. S. 7. yy.) ve bu tarihten sonra onarımı için hiçbir girişimde bulunulmadığı anlaşılmaktadır. Aynı tarihlerde, kentin kuzeyinde yer alan stadiumun doğu sphendonesi değişikliğe uğratılarak arena işlevi gören bir mekân oluşturulmuştur. Aphrodite Tapınağı'nın kuzeyinde mozaik kaplamalı peristil avlusu bulunan bir Bizans evi ortaya çıkarılmıştır. Bunun yanında akropolisin güneybatısında trikoncbos bir kilise yer almaktadır.

1979'da National Geographic Society ve öteki dış kaynakların mali desteğiyle, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından antik kentin doğusunda, eski Geyre köyü meydanı yanında bir müze binası yaptırılmıştır. Aynı yıl tüm kenti korumak ve kamulaştırmak için çalışmalara başlanmış, bu arada eski Geyre köyü evleri altında önemli bir yapının kalıntılarına rastlanmıştır. Aphrodisias'ın merkezine yakın bir yerde bulunan bu yapının, son yıllardaki araştırmalara göre Aphrodite, imparator Augustus ve Julius Claudius imparator ailesi adına yapılmış olduğu anlaşılmıştır. Bir podyum üstündeki tapınak ve önünde uzanan her iki yanı, üç katlı birer portikten oluşan yapı, batıdaki agoraya açılmaktaydı. Yapının üç katlı portiğinin eşsiz güzellikte, çok sayıda ilginç kabartmayla bezeli olduğu anlaşılmaktadır. Kazı ekibi, imparator Augustus'un Eski Yunanca Sebastos adına dayanarak bu yapıya Sebasteion adını vermiştir. Kabartmalar, eşsiz mitolojik sahnelerle birlikte Julius Cladius prensierini betimlemekteydi. Ancak Sebasteion ve öteki kazı yerlerinden çıkan bu zengin yapıtları koruyup sergilemek gerektiği için, mevcut müzeye bir ek yapılması gereği doğmuştur. Tüm antik kentin kalıntılarının yayıldığı alanın kamulaştırılması tamamlanmış olmakla birlikte sur dışındaki zengin nekropolisleri de (mezarlık) korumak gerekmektedir. Amaç, bunu da tamamlayıp tüm Sit alanını değerlendirerek, sanat yapıtlarını ait oldukları yapılarda sergilemek koşuluyla, restorasyon çalışmaları sonucu Aphrodisias'ı eşsiz bir arkeolojik park haline sokmaktır.
K. T. Erim Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi
Aphrodite
 |
Bkz. http://kygm.turizm.gov.tr/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF1AD8E71A9A9C29254EC2F94D94121ECE
Bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Afrodisias
Bkz. http://www.tayproject.org/TAYmaster.fm$Retrieve?YerlesmeNo=35&html=masterdetail.html&layout=web
|