Bitlis

Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Bitlis'in adının kaynağı kesin olarak bilinmemekle birlikte söylentiye göre bu ad, komutanlarından Lais'e (Lis) yapılmasını buyurduğu kaleyi sonradan çok beğenen Büyük İskender'in kaleye "Bad-Lis" adını vermesiyle günümüze Bitlis olarak gelmiştir.

Tarihöncesi dönemini aydınlatacak arkeolojik çalışmaların halen yetersiz olduğu yöreye ilk yerleşenlerin Urartular olduğu sanılmaktadır (M. Ö. 1000). Asurluların yayılmasına başarıyla direnen Urartular, M. Ö. 5. yy.da Anadolu'ya yayılan Perslerin egemenliğine girmiş ve yöre Pers İmparatorluğu'nun bir satraplığına bağlanmıştır. Makedonya kralı Büyük İskender'in (hükümdarlık dönemi M. Ö. 336–323) bu imparatorluğu çökertmesi ve ölümünden sonra generalleri arasında süren paylaşım savaşları sonunda yöre M. Ö. 4. yy.da Selevkos Krallığı topraklarına katılmış, bu krallığın zayıflamasıyla sınırlarını Dicle Irmağı'na kadar genişleten Nebati Devleti'nin egemenliğine girmiştir (M. Ö. 40). Roma'nın M. S. 106'da bu devleti yıkmasıyla Bitlis yöresi 2. yy. boyunca, güçlenen Partlar ve Sasanilerin Romalılarla yaptıkları savaşlar sonucu sürekli el değiştirmiş, Bizans dönemindeyse feodal beylerce yönetilmiştir. Yörenin İslam yayılmasından ilk etkilenişi Halife Ömer'in 641'de Bitlis'i almasıyla olmuş; 200 yıl süren Emevi ve Abbasi yönetimine 10. yy. başlarında Bizans son vermiş; aynı yüzyıl sonlarındaysa Mervaniler yöreye egemen olmuşlardır. 11. yy.da Malazgirt Savaşı sonucunda Selçuklu etkisine açılan Bitlis yöresi 1085'te Dilmaçoğlu Mehmed Bey'in denetimine bırakılmış; Dilmaçoğulları Beyliği'nin yanı sıra aynı dönemde Ahlatşahlar ve Ermenşahlar adıyla da anılan Sökmenler yörede ikinci bir beylik kurmuş; 13. yy. başlarında bu beyliğin başkenti olan Ahlat büyük bir ticaret, bilim ve kültür merkezi olarak gelişmiştir. Bir yüzyıldan fazla süren Sökmenli egemenliğine 1207'de Eyyubi Devleti son vermiş, 200 yıl sonraysa 1230'da I. Alâeddin Keykubad'ın (hükümdarlık dönemi 1220-37J Bitlis'i almasıyla Anadolu Selçuklu egemenliğine giren yöre Melik Eşref Bey'in denetimine bırakılmış, bu beyin kurucusu olduğu Şerefhanlar Beyliği'yse yöreyi 400 yıl boyunca yönetimi altında tutmuştur. Bu süre içinde Bitlis ve Ahlat yöresi; İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safevi ve Osmanlı güçlerinin yayılma alanları içinde kalmıştır. Emir Şeref Bey 1514 Çaldıran Savaşı'nda Yavuz Sultan Selim'in yanında Şah İsmail'e karşı yer almış, bu tarihten Şerefhanların egemenliğine 1670'te kesin olarak son verilinceye değin bölge savaş ve karışıklıklar içinde kalmıştır. Osmanlı yönetiminde yöre kimi kez merkezden atanan, kimi kez de güçlü yerel ailelerden seçilen beylerce yönetilmiş, ancak daha önceki Beylikler Dönemi'nde erişilen ekonomik ve kültürel canlılığını koruyamamıştır. 1870'lerin sonundan başlayarak çeşitli yerel ayaklanmalara sahne olan Bitlis 1 Mart 1916'da Rus ordularının eline geçmiş, ancak Mustafa Kemal'in kumandasındaki 2. 0rdu'nun yoğun saldırılarına dayanamayan Ruslar 8 Ağustos 1916'da Bitlis'i boşaltarak geri çekilmişlerdir. 1923'te il olan Bitlis 1929'da Muş'a bağlanmışsa da 1936'da yeniden bağımsız bir il olmuştur.

Tarihsel Yapılar:
Merkez İlçe:
Bitlis Kalesi söylenceye göre 4. yy.da Büyük İskender'in komutanlarından Lais tarafından yapılmıştır. Çeşitli tarihlerde onarım görmüş olmasına karşın günümüzde önemli bölümü yıkık durumdadır. 1126'da Artukoğulları tarafından yaptırılıp 1150'de Ebu'l Muzaffer Muhammed tarafından onartıldığı anlaşılan Bitlis Ulucamisi, Anadolu Türk mimarlığının ilk örneklerinden olup, simetrik planıyla tipinin öncüsü sayılmaktadır. Kentte 14. ve 15. yy.dan kalan yapıtlar arasında, yazıtı bulunmayan Ziyaeddin Han Türbesi, 1444'te yaptırılan Begiye Mescidi, II. Şeref Han Türbesi’yle bu hanın kızları için yaptırılan Üç Bacılar Türbesi sayılabilir. 1528-29'da IV. Şeref Han'ca yaptırılan Şerefiye Külliyesi, cami, medrese, türbe ve imaretten oluşmaktadır. Kızıl Cami, Dört Sandık Camisi, 1589'da V. Şeref Han'ca yaptırılmış, zengin bezemeleriyle ilgi çeken İhlasiye Medresesi, yıkık durumdaki Hatibiye Medresesi, Hüsrev Paşa'ca Bitlis-Tatvan yolu üzerinde yaptırılan Bapşin ya da Hüsrev Paşa Hanı, Başhan ve Anadolu'nun en büyük (90 x 70 m.) kervansaraylarından olan Elaman ya da Rahva Kervansarayı, 1571'de yaptırılan Hüsrev Paşa Hanı, IV. Şeref Han'ca yaptırıldığı sanılan Han Hamamı'yla 1572'de yaptırılan Memi Dede Mescidi 16. yy. yapıtlarıdır. 1664-65'te Molla Gazi Abdurrahman'ca yaptırılan Aynel Barüt/Barit Camisi'yle Taş Cami 17. yy. yapıtlarıdır. İlk yapım tarihi bilinmeyen Hazo Hanı'yla Şeyh Garib Türbesi aynı yüzyılda yenilenmiştir. İl merkezinde 18. yy.dan kalan yapıtlar, 1700'de yapıldığı sanılan Nuriye Medresesi, Yusufiye Medresesi, gene 1700'de yapılan Nuriye ya da Nur Baba Türbesi, 1723'te yapılan Saidiye ya da Sait Şeref Han Türbesi, 1781 tarihli Seyyid İbrahim ya da Şeyh Hacı İbrahim Türbesi’yle Küfrevi Türbesi olarak sıralanabilir. Kentteki Alemdar Camisi, Maksud Paşa'ca aynı yüzyılda yenilenmiştir. Bitlis'in en eski yapılarından olduğu sanılan Şehitlik'le Diyarbakır-Bitlis yolu üzerindeki Duhan, önceleri bir kiliseden dönüştürülüp sonraları yıkıntılarının üstüne iki katlı bir mescit yapılan Şeyh Hasan Camisi'yle 19. yy.da onarılan Gökmeydan, Kureyşi ve Aşağı Kale Camilerinin ilk yapım tarihleri bilinmemektedir. Kentin içinden akan dört suyun üzerinde bulunan 24 taş köprünün en eskileri Alemdar, Aynel Barüt, Arap, Değirmen, Efselağa, Gazibey, Hatuniye, Hüsrev Paşa, Karadede ve Şerefiye Köprüleridir.

Adilcevaz, Bitlis'in kuzeydoğusunda, Van Gölü'nün kuzey kıyısındaki ilçe merkezi bölgedeki ilk Urartu yerleşimlerinden biridir. 1964'te A. Ü.'den Emin Bilgiç'le Baki Öğün'ün kazı çalışmalarını başlattıkları Kef Kalesi, ilçenin 6 km. kuzeyinde, Süphan Dağı'nın uzantısı olan volkanik bir tepe üstündedir. Kuzeyden güneye doğru alçalan, 2270 m. yükseklikteki tepenin kuzeyinde kale, güneyinde kent yer almaktadır. Rüstik teknikte işlenmiş büyük bazalt bloklardan örülü kent surlarının girişi doğudadır. Bulunan bir yazıttan kalenin Kral II. Rusa döneminde (M. Ö. 685–645) yapıldığı anlaşılmıştır. Kef Kalesi'ndeki 1964–71 arası çalışmaları sonucunda, çok katlı görkemli bir sarayın 30'dan fazla odası ve bazı bölümleri açığa çıkarılmıştır (M. Ö. 1000). Bu taş temelli kerpiç sarayın 25.85 x 23.30 m. boyutlarındaki salonunun duvarları, 1,80 m.den başlayarak fresklerle bezenmiştir. Doğudaki kült yapısında olduğu gibi bu salonda da filayakları ortaya çıkarılmış, ayrıca değişik mekânlardan kabartmalı bazalt bloklar bulunmuştur. Büyük bir yangınla yıkıma uğrayan sarayda küçük buluntuya rastlanmaması ilginçtir. Mavi freskle bezeli bir geçitle saraya bağlanmış doğu bölüm, üç şarap mahzeniyle büyük bir salondan oluşan kült yapısıdır. Mahzenlerde ikili ya da üçlü sıralar halinde yerleştirilmiş pithosların (erzak küpü) omuzlarında, Urartu küpleri için tipik olan urgan biçimli bezeme vardır. Ayrıca üstlerinde, içlerine konmuş malzemenin miktarını belirten çiviyazısı işaretler dikkati çeker. Bu mahzenlerde bulunan, hepsi aynı ölçülerde kesilmiş kabartmalı bazalt bloklar özenli bir işçilik göstermektedir.

Tek bir kompozisyonun betimlendiği bu blokların kerpiç sütunları taşıyan altlıklar oldukları düşünülmektedir. Kabartmalarda, ön planda, karşılıklı duran iki aslanın üzerinde kanatlı iki tanrı yer almaktadır. Urartuların baştanrısı Haldi'yi simgelediği ileri sürülen, boynuzlu tanrısal başlık giymiş figürler sol ellerinde bir kap, sağ ellerindeyse bereket simgesi kozalak tutmaktadır. Arka planda, kule ve mazgallı bir yapı, sahnenin üstünde de ağızlarında birer tavşan bulunan kartallar betimlenmiştir. Bütün bloklarda en üstteki tek satırlık metin yinelenmektedir. Mahzenlerin kuzeyinde filayaklarının bulunduğu salon vardır. Kazılar sırasında, 1956'da İngiliz arkeolog Charles Burney tarafından görülüp yayımlanan, Fırtına Tanrısı Teişeba'nın boğa üstünde ayakta durur biçimde betimlendiği kabartmanın parçaları bulunmuş ve Van Müzesi'ne kaldırılmıştır. Araştırmalar Kef Kalesi'nde Urartulardan sonra yerleşilmediğini göstermiştir.

1971-72'de Adilcevaz'ın Durakbur Mahallesi'ndeki Urartu mezarlarında araştırma yapan Kef Kalesi ekibi, yakma ve gömme geleneklerinin bir arada uygulandığı üç tip mezar saptamıştır: Doğal kaya oyuklarından yararlanılarak yapılanlarla kayaya oyulmuş olanlar çoğunluğu meydana getirmektedir. Zengin buluntu veren oda mezarlar, dikdörtgen planlı, düz tavanlı ya da tonoz örtülüdür. Hepsi dromoslu (giriş koridoru) olan bu oda mezarlarda nişler içine ölü küllerinin saklandığı urneler yerleştirilmiştir.

Adilcevaz'daki öteki önemli yapıtlar 15. yy.da yapıldığı sanılan Ulucami, 16. yy.da yapıldığı sanılan Adilcevaz Paşa Camisi'yle Hüsrevpaşa Kervansarayı'dır.
İ. Baysan

Ahlat ilçesi ortaçağ İslam dünyasında "Kubbet-ül-İslam" olarak anılan üç önemli kentten (Belh, Buhara, Ahlat) biridir. Tarihinin M. Ö. 15. yy.a değin uzandığı sanılan yörenin en eski yapıtı Urartu döneminde yapılan ve 1224 depreminde yıkılan kaledir. Onun güneyinde Yavuz Sultan Selim'ce (hükümdarlık dönemi 1512–20) yaptırılıp Kanuni Sultan Süleyman'ın (hükümdarlık dönemi 1520–66) Mimar Sinan'a genişlettirdiği öne sürülen Osmanlı kalesi bulunmaktadır. Yörenin en ilginç yapıtlarını Ahlat mezarlarıyla kümbetler oluşturur, 12.-14. yy.lar arasında yapılan bu mezarlar çatma lahitler, şahidesiz prizma sandukalar ve şahideli mezarlardan oluşur, Ahlat'ın, dönemin en önemli bilim ve sanat merkezlerinden biri olduğunu eşsiz bir biçimde yansıtan bu taşların üstü Kufi ve Nesih yazı türleri, geometrik ve bitkisel bezemeler, yıldız ve ejder örgeleriyle kaplıdır. Büyük bir alana yayılan mezarlık günümüzde düzenlenerek bir açık hava müzesi oluşturulmuştur. Ahlat kümbetlerinin en büyüğü olan Usta Şagirt Kumbeti, Mahmud oğlu Hasan Aka için 1275'te yaptırılan Hasan Padişah Kümbeti, Emir Hüseyin Timur bin Emir Bugatay Aka'yla Hüsameddin Hüseyin Aka kızı Esentekin Hatun'un yattığı Hüseyin Timur Kümbeti, 1281'de ölen Bugatay Aka'yla Şirin Hatun için yapılan Bugatay Aka Kümbeti 13. yy. yapıtlarıdır. Ahlat kümbetlerinin en bezemelisi olan ve 1397'de Emir Ali kızı Erzen Hatun için yapılan Erzen Hatun Kümbeti'yle Keşiş Kümbeti 14. yy.dan kalmadır. Emir Ali Türbesi ve İki Kubbe Mahallesi'ndeki adsız türbe de aynı yüzyıl yapıtlarıdır. 15. yy.da Melik Bayındır Bey için yapılmış olan Emir Bayındır Kümbeti kolon ve kemerli silindirik gövdesi ve basık kubbesiyle Ahlat'ın öteki kümbetlerinden biçimce farklıdır. 1477'de Bayındır bin Rüstem'ce yaptırılan Bayındır Mescidi'yle Şirin Hatun Türbesi olarak anılan türbe de aynı yüzyıldandır. 1565'te İskender Paşa'ca yaptırılan İskender Paşa Camisi'yle 1584'te Kadı Mahmud'un yaptırdığı Kadı Mahmud Camisi 16. yy. yapıtlarıdır.

Sivil Mimarlık:
Bitlis, Anadolu'nun ortaçağ fiziksel dokusunu koruyan pek az kentinden biridir. Yüksek eğimli to pografyaya uyumlu olarak dar ve düzensiz sokak lar boyunca dizilen tek ya da iki katlı toprak damlı evlerin yapımında kesme Bitlis ya da Ahlat taşı harçlı kullanılmış, üslupta düzeyli bir yalınlığa ulaşılmıştır.

El Sanatları:
Bitlis yöresindeki köylerde halı, kilim ve cicim dokumacılığı yaygındır. Ayrıca keçe de yapılmaktadır.
D. Kınık Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi

Bkz. http://www.bitliskulturturizm.gov.tr/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF445139E278E0BCE23754CB9777885187
Bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Bitlis
Bkz. http://www.tayproject.org/TAYmaster.fm?start=21&sort=buluntu_yeri_t&max=20&header=header_all_
t&footer=footer_t&error=veritabanihata.html&html=html_t&TayWeb=TAYDB&key_t=bitlis



 

Felsefe Ekibi SOLİS'in sağlamış olduğu hosting hizmeti ile sizlere ulaşmaktadır.
© 2007- Felsefe Ekibi Tüm haklarını saklı tutar.
Grafik, tablo ve metinler kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, çoğaltılamaz. Uymayanlar için yasal yollara başvurulur.