 Helios
(Yunan) Güneş-tanrı... Gaia ile Uranos'un çocukları Hyperion ve Theia birleşmesinden üç göksel varlık meydana gelir: Helios (Güneş), Selene (Ay) ve Eos (Şafak). Titanlar soyundan olan Helios, Olymposlu Apollon'dan ayrı bir tanrı ya da doğal bir güç, yani güneşin ta kendisi olarak kişileştirilmiştir. Helios, Okeanos'la Tethys'in kızı Perseis'le evlenir, birçok çocuğu olur. Bu çocukların her birinin olağanüstü bir kişiliği ya da talihi vardır:
Büyücü Kirke, Kolkhis kralı Aietes, Minos'un karısı Pasiphae, Aietes'i tahtından atan, ama yeğeni Medeia'nın eliyle öldürülen Perses. Helios'a Rhodos adlı nympha Helios Oğullarını (Heliades), doğurur. Klymene de Helios Kızlarını (Heliadai). Pek çok kadınla sevişir. Phaeton da Helios'un oğlu sayılır. Bayramlarına Helieia denir.
Soy Tabloları: 2 3 7 9 17 19
Helios güçlü kuvvetli ve çok yakışıklı bir delikanlı olarak canlandırılır. Başı saç biçiminde ışınlarla çevrilir. En eski inançlara göre Helios ateş saçan çok hızlı atların çektiği arabasıyla her sabah Şafak'tan hemen sonra Hindistan'dan yola çıkıp gökteki yörüngesine girer ve akşam da Okeanos Irmağı’na dalar. Yorgun atlarını Okeanos sularında yıkadıktan sonra doğudan batıya aynı yolu ertesi günü gene izler. Yeryüzü Okeanos Irmağı üstünde yüzen bir tabak gibi tasarlandığı için Helios'un gece batıda batıp sabah doğudan doğması olağan sayılır. Gök bilimi ilerledikçe güneşi simgeleyen Helios'un önemi azalır. Homeros'un Odysseia destanında bile Helios yardımcı bir tanrı sayılır ve Odysseus'un arkadaşları sığırlarını kesince kendi öcünü kendi alamaz, Zeus'a başvurmak zorunda kalır (bkz. Od. XII, 260–373).
“………
Sonunda geçtik kayaları, Kharybdis’ten de kurtulduk, Skylla’dan da
tanrının kusursuz adasına kavuştuk çabucak,
orda yüksek alınlı güzel sığırları vardı
ve sürüyle iri koyunları Yücelerin oğlu Güneş'in.
Kara gemimiz daha açıklardayken gelmişti kulağıma
ağıllardaki ineklerin böğürmesi ve koyunların melemesi,
hemen aklıma kör bilici Thebai'lı Teiresias'ın sözü düştü.
Seslendim arkadaşlara, yüreğim acı içinde, dedim ki:
—Dinleyin beni, çile çeken yoldaşlarım benim,
dinleyin beni de bakın diyeyim size
bilici Teiresias'ın gelecekten verdiği haberi:
Üst üste öğütler vermişti bana o, Hades ülkesindeyken,
ölümlüleri büyüleyen Güneş'in adasından sakın, demişti,
orda sizi, demişti, korkunç bir yıkım bekler.
Haydi bu adayı geçelim, açın kara gemiyi.—
Ben böyle dedim, ama yürekleri parçalandı onların,
Ossaat Eurylokhos acı sözlerle karşılık verdi, dedi ki:
—Amma da insafsız adamsın sen, Odysseus,
baksana sapasağlamsın, bütün gücün yerinde,
yorulmak bilmez elin kolun, bedenin çelikten sanki,
oysa arkadaşlarında yorgunluktan, uykusuzluktan hal kalmadı,
sen hala bırakmazsın bizi çıkalım karaya,
şurda, denizle çevrili şu adada oturup
bir yemek yesek ne olur ağız tadıyla.
İstersin tez gelen gecede sürelim gemiyi
bu adadan uzaklara, sisleri arasında enginin.
Gemilerin başını yiyen zorlu rüzgârlar gecelerden doğar,
yellerin bir kasırgası çıkarsa karşımıza birdenbire,
ya Notos'un ya da uluyan Zephyros'un kasırgası,
o zaman ölüm uçurumuna düşmekten gel de kurtul,
kral tanrılar bile kurtaramaz gemiyi paramparça olmaktan.
Haydi, boyun eğelim şimdi karanlık geceye,
tez giden geminin yanında hazır edelim akşam yemeğini,
şafakleyin gene biner açılırız engin denize.—
Eurylokhos böyle konuştu, arkadaşlar da doğruladı onu,
ama ben biliyordum, ne belalar kuruyordu bir tanrı bize,
seslendim bu yüzden, şu kanatlı sözlerle dedim ki:
—Zorluyorsunuz beni, Eurylokhos, içinizde tek kaldım diye,
hepiniz en büyük yeminle ant için bari,
rastlarsak bir inek ya da büyük bir koyun sürüsüne,
bela getirecek bir çılgınlığa kapılmasın hiçbiriniz,
ne bir inek öldüreceksiniz, ne bir koyun öldüreceksiniz,
Kirke'nin size verdiklerini yiyeceksiniz uslu uslu.—
Böyle konuştum, onlar da ossaat dediğim gibi ant içtiler.
Ant içtikten ve tamamladıktan sonra yeminlerini,
yanaştırdık sağlam yapılı gemimizi Oyuk limana,
Tatlı Suların yanı başında indi karaya arkadaşlarım,
sonra ustalıkla giriştiler hazırlamaya şöleni.
Ama yiyip içtikten sonra doyasıya,
andılar sevgili arkadaşlarını ve ağladılar,
Skylla gemi teknesinden kapıp yemişti hani,
ağlarken de tatlı bir uyku bastı gözlerine.
Gecenin üçte biri kalmış, yıldızlar epey yol almıştı,
uluyan bir Notos çıkardı bulutları devşiren Zeus,
yeri göğü sarsan kasırga toprağı ve denizi bulutlarla kapladı,
karanlıklar yağdı gökten aşağı.
Görününce erken doğan gül parmaklı Şafak,
gemiyi karaya alıp çektik, oyuk bir mağaraya,
Nymphe'ler orada oturur, orada hora teperlerdi.
Hemen dernek kurup bütün adamlarıma şöyle dedim:
—Tez giden gemide, arkadaşlar, yiyecek de var içecek de,
bu sürülere sakın dokunmayalım, bela gelmesin başımıza,
korkunç bir tanrınındır bu inekler, bu semiz koyunlar,
Güneş'indir onlar, her şeyi gören, her şeyi duyan.—
Böyle konuştum ve kandırdım yiğit yüreklerini.
Ne var ki bütün bir ay dinmeden esti durdu Notos,
bir yel çıkmadı Euros ve Notos'tan başka.
Adamlarım ekmek ve kızıl şarap buldukları sürece
dokunmadılar sürüden bir tek hayvana bile,
gemideki bütün azıklar tükenince de,
başladı mideler açlıktan acı acı kazınmaya,
o zaman kırlarda ve denizde ava çıkıldı çaresiz,
çengelli oltalarla tuttular ellerine ne geçerse, balık, kuş.
Yürümüştüm bir gün ben adanın içine doğru,
tanrılara yakarayım, demiştim, göstersinler bir dönüş yolu.
Ordan oraya derken epey uzaklaştım dostlarımdan,
rüzgarsız, kuytu bir yerde yıkadım ellerimi
ve yakardım Olympos'ta oturan tekmil tanrılara.
Onlar da döktüler göz kapaklarıma tatlı uykuyu.
O sıra Eurylokhos öğütler vermişti arkadaşlara kötü kötü:
—Dinleyin beni, çile çeken yoldaşlarım benim,
acı verir zavallı insanlara ölümün her türlüsü,
ama açlıktan gitmek en acıklısıdır ölümlerin.
Güneş'in inekleri arasında en seçkinlerini alalım, gelin,
kurban edelim engin göklerde oturan tanrılara.
Varırsak bir gün İthake'ye, baba toprağına,
bir büyük tapınak yapalım Yücelerin oğlu Güneş'e,
seçkin adaklar koyalım içine çok çok.
Ama tanrı kızar da yok etmek isterse gemimizi
düz boynuzlu ineklerine karşılık,
ve onaylarsa onun bu kararını öbür tanrılar,
boğulup gidelim dalgalar arasında daha iyi
sürüne sürüne öleceğimize bu ıssız adada.—
Eurylokhos böyle konuştu, öbür arkadaşlar doğruladı onu,
hemen kovalayıp yakaladılar en seçkin ineklerini Güneş'in,
yüksek alınlı, güzel boynuzlu bu inekler oracıkta
lacivert pruvalı geminin yanı başında oturuyordular.
Çevrelerini sardılar onların ve tanrılara yakardılar,
ak arpa taneleri kalmamıştı sağlam güverteli gemide,
kopardılar körpe yapraklarını iri dallı bir meşenin.
Ve yakardılar tanrılara, boğazlayıp yüzdüler hayvanları,
ayırıp butları sardılar iki yandan içyağıyla,
et parçaları yığdılar üstlerine, kanlı kanlı,
yanan kurbanların üstüne dökmeye şarapları kalmamıştı,
sunularını suyla yaptılar ve içerikleri kızarttılar.
Butlar yakılıp, bakıldıktan sonra kızarmış içeriklerin tadına,
parçaladılar ve şişlere geçirdiler kalan etleri.
O ara çekilmişti derin uyku benim göz kapaklarımdan,
kalktım yürüdüm tez giden gemiye ve deniz kıyısına doğru,
az bir şey kalınca çift kıvrımlı gemiye varmaya,
kızarmış yağ kokuları sardı dört yanımı.
Ölümsüz tanrılara seslendim ossaat, bağıra bağıra:
—Zeus baba, ve siz, hep var olan öbür mutlu tanrılar,
demek yıkımım için şu uğursuz uykuya yatırdınız beni!
Bizim arkadaşlar yalnız kalınca ne işler tasarlamışlar!—
Öte yandan Yücelerin oğlu Güneş'e bir haberci yetişti,
uzun entarili Lampetie, bildirdi inekleri öldürdüğümüzü.
Tanrı ossaat öfke kesildi, ölümsüzlere dedi ki:
—Zeus baba, ve siz, hep var olan öbür mutlu tanrılar,
Laertesoğlu Odysseus'un adamlarından alın öcümü,
karşı geldi bu azgınlar bana, öldürdüler ineklerimi,
onlarla övünürdüm çıkarken yıldızlı göklere,
ve göklerden inerken toprağa gerisingeri.
Gereğince ödemezlerse ineklerimin karşılığını bana,
Hades'e dalacağım, orasını aydınlatacağım ben de.—
Bulutları devşiren Zeus karşılık verdi ona, dedi ki:
—Sen burda parlamaya bak, Güneş, ölümsüzler arasında,
ve ölümlüler arasında, bereketli toprak üstünde.
Birazdan ak yıldırımla çarpacağım onların gemisini,
paramparça edeceğim şarap rengi denizin ortasında. —
.........”
Yunan mitolojisinde her şeyi gören dünyanın gözü niteliğindedir. O her şeyi görür. Örneğin Aphrodite ile Ares'in gizlice seviştiklerini (Od. VIII, 270).
“………
Ares bol armağanlar vermişti nasıl,
ve nasıl kirletmişti yatağını kral Hephaistos'un.
Güneş de ossaat yetiştirmişti ona bunu,
birleştiklerini onların bir oydu gören,
bu acı haberi duyar duymaz Hephaistos
yürüdü gitti demir ocağına doğru,
çok kötü şeyler kuruyordu kafasında,
koca bir örs yerleştirdi orda kütüğe,
bir ağ ördü kırılmaz ve çözülmez zincirden,
kıskıvrak kapatacaktı içine iki sevgiliyi.
……..”
Körlerin onun yardımıyla görebileceklerine inanılır.
Bkz. Orion.
Kaynağını Yeni Plâtonculukta bulan güneş tektanrıcılığı onun tapınımıyla ilgilidir. Bu tektanrıcılıkta Zeus ile birleştirilmiş ve Zeus Helios Serapis adını almıştır.
Bkz. Güneş, Selene, Eos, Aton Dini, Apollon.
Helios Kızları Helios'un Klymene'den doğma çocukları... Erkek kardeşleri Eaeton (Phaeton)'a babalarının arabasını bu kızlar vermiş, o da arabayı iyi kullanamadığından Libyalıları yakıp Habeş etmiş. Tanrılar tanrısı Zeus, onu yıldırımla vurup öldürmüş. Kızlar o denli ağlamışlar ki gözyaşlarından amber taneleri meydana gelmiş ve ırmak kıyısında kavak ağacına dönüşmüşler.
Bkz. Habeşler.
Soy Tabloları: 7
Helios Oğulları Helios'un Rhodos'tan doğma çocukları… Bunlar, gök bilginleri sayılan yedi oğlandır.
Soy Tabloları: 7
Ana / Babası |
Evlilikleri |
Çocukları |
|
Titan
 |
Theia, Dişi Titanlardandır. Hyperion'un kız kardeşidir. Theia ile Hyperion, Uranos (Gök) ile Gaia (Toprak)'nın 12 (6 dişi - 6 er) çocuğundan biridirler.
Titanlar insanların atası sayılmaktadır. Olympos Tanrıları'ndan önceki kuşaktır. Olympos Tanrıları da Titanlar gibi 12 tanedir.
Titanlar evrene egemen olmuşlar, vahşet çağlarını tez atlatıp uslanmışlar, Olymposluların ulaşamadıkları uygar bir görünüm almışlar.
Aslında Olympos Tanrıları da Titandır. İlk kuşak Titanların çocukları ya da torunlarıdır. Hellence dev anlamına gelen Titan deyimi, yalnızca ilk kuşak Titanlarla, onların Olymposlular dışında kalan çocuk ve torunlarını adlandırır.
Evren egemenliği elinde olan Khronos'a baş kaldıran Zeus ve ikinci kuşak Titanlar, Zeus, evren egemenliğini ele geçirdikten sonra, Olymposlular ve Soyları ya da Olympos Tanrıları olarak anılmaya başlar.
İlk egemenlik Uranos'tadır. Onu Khronos yener. Khoronos'u da Zeus... Bu zincir, Sumer ve Mısır evren egemenliği zincirinin tıpkısıdır. Bu egemenlikte babalar, egemenliği oğullarına kaptırmamak için oğullarını etkisiz bırakır ya da bıraktırırlar. Analar da en küçük oğullarını kurtarıp, onun, egemenliği babasından almasına yardım ederler. |
|
|
|
|
 |
Phaethon |
| |
|
| |
Aitharia |
| |
Astris |
| |
Dioksippe 2 |
| |
Helie |
| |
Lampetia ? |
| |
Merope 5 |
| |
Phoibe 4 |
| |
Phaethusa ? |
|
| |
Aktis |
| |
Kerkaphos |
| |
Electryone |
| |
Macareus |
| |
Okhemos |
| |
Tanages |
| |
Triopas 2 |
|
|
|
|
|
|