
Manisa
Ege Bölgesi'nin iç kesiminde yer alan ilin adının, Magnetlerin Gediz kıyısında Sipylos (bugün Yamanlar) Dağı'nın kuzey eteklerinde kurdukları “Magnesia” kentinden kaynaklandığı sanılmaktadır. Roma döneminde "Magnesia ad Sipylum" olarak kullanılan bu ad, günümüze değin değişerek bugünkü biçimini almıştır.
Yörede tarihöncesi dönem Paleolitik çağdan başlamakta, arkeolojik kazıların yetersizliği nedeniyle tüm gelişimi izlenememektedir. Ancak İlk Tunç çağına tarihlenen ve kısmen araştırılabilen Yortan mezar kültürü Batı Anadolu'nun bu dönemi için önemli buluntular vermiştir. Manisa yöresinin yazılı tarih dönemine ilişkin en erken bilgi, Hitit Devleti'yle çağdaş olan Assuva Devleti'nin sınırları içinde kaldığıdır. Bu devlet, antik Lydia ve Mysia bölgeleriyle Küçük Frigya'nın güneyini içine alıyordu. Yöre M. Ö. 680–546 arasında Lydia Krallığı dönemini yaşamış, zengin topraklarına dayalı gelişmiş ekonomisi kadar bilim ve felsefe alanındaki üstünlüğüyle de tanınmıştır. Ancak Perslerin Anadolu'ya yayılması sırasında M. Ö. 546'da Lydia Devleti de tarihten silinmiş ve Batı Anadolu'da M. Ö. 334'e değin süren yeni bir dönem başlamıştır. Lydia Devleti'nin merkezi Sardes, Perslerin Lydia Satraplığı'nın başkenti olmuş; ona bağlı 12 İonya kıyı kenti Asya-Avrupa ticaretinde Fenikelilerle rekabet edecek denli gelişmiş ve zenginleşmiştir. M. Ö. 334'te Persleri yenilgiye uğratan Makedonya kralı Büyük İskender (hükümdarlık dönemi M. Ö. 336–323) yörede üstünlük kurmuş, ölümünden sonra komutanları yönetimi ele almış, M. Ö. 282'de de Pergamon Krallığı bölgede egemen olmuştur. Son Pergamon kralının vasiyetiyle M. Ö. 129'da Roma topraklarına katılan Manisa ve yöresinde, Sardes kenti giderek eski önemini yitirmiş; Bizans döneminde Manisa bir piskoposluk merkezi olmuş, 7. yy.dan başlayarak Thrakesion adlı thema'ya (vilayet) bağlanmıştır. 11. yy.dan başlayarak yöreye akınlar yapan Türk boyları uzun süre kalıcı üstünlük sağlayamamış, ancak 1313'te Saruhan Bey Manisa'yı ele geçirerek beyliğinin merkezi yapmıştır 1390'da Yıldırım Bayezid (hükümdarlık dönemi 1389–1402) Manisa'da üstünlük kurmuşsa da, Timur'a yenilince yöre yeniden Saruhanoğullarının eline geçmiştir. 1410'da bu beyliğe Çelebi Mehmed tarafından son verilmesiyle, Manisa kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı yönetiminde Saruhan Sancağı diye anılan kent, Anadolu Eyaleti içinde yer almış, 19. yy. ortalarında da Aydın vilayetine bağlanmıştır. 26 Mayıs 1919'da Yunan işgaline uğramış, 8 Eylül 1922'de kurtulmuş ve 1927'de kentin Saruhan olan adı Manisa'yla değiştirilmiştir.
Tarihsel Yapılar:
Merkez İlçe sınırları içindeki Yılan Hisarı, Aigai ve Sidas (Saittai) Antikçağ yerleşmeleridir. Akpınar yöresinde Sipylos Dağı'nda ovaya bakan granit kayanın üstünde, bir olasılıkla M. Ö. 13. yy.ın ikinci yarısında yapılmış, düz kaya üstünde oturan bir kadını betimleyen yüksek bir kabartma (Kybele Kaya Kabartması) bulunmaktadır. Hava koşulları etkisiyle günümüze oldukça aşınmış bir durumda gelen yapıtta, kadının sağ tarafında kare bir çerçeve içinde dört Hitit hiyeroglifinin belirsiz izleri görülmektedir. Yunan coğrafyacı Pausanias (M. S. 143–176), bu kabartmada Tanrıça Kybele'nin betimlendiğini ve ayrıca bunun ana tanrıçanın bilinen en eski betimi olduğunu ileri sürmüştür. Aynı dağda, Manisa-İzmir Karayolu’nun yakınında, bir sanat yapıtı olup olmadığı Antikçağdan beri tartışılan Niobe Kayası ya da Ağlayan Kaya bulunmaktadır. Yunan mitolojisinde Artemis ve Apollon'un oklarıyla 12 çocuğunu öldürdüğünü gören Niobe, Zeus tarafından Sipylos Dağı yamacında kayaya dönüştürülür Bu efsaneye dayandırılan Niobe Kayası, boynu bükük ağlayan bir kadın görünümündedir.
İç ve Dış Kale'den oluşan Manisa Kalesi'nin yapım tarihi değil, ama Bizans ve Osmanlı dönemlerinde onarıldığı bilinmektedir. İlin en eski camisi olan Manisa Ulucamisi (1336) devşirme malzemeyle bir Bizans kilisesinin üstüne yapılmıştır. Mihrap önü mekânı, altı ayak ve mihrap duvarına mesnetlenen sekizgen bir kasnak üstünde yükselen kubbeyle örtülüdür. Camiyle aynı avluda yer alan Ulucami Medresesi (1338), tek eyvanlı, iki katlı bir yapıdır. Camiyle medrese arasında yer alan kare planlı kubbeli türbede de İshak Bey ve yakınları gömülüdür. Saruhan Bey Türbesi (14. yy.), piramit çatılı Revak Sultan Türbesi (14. yy.), kubbeli Yedi Kızlar Türbesi (14. yy.), dört kubbeli son cemaat yeri bulunan, tek kubbeli Çeşnigir (1474) ve İvaz Paşa (1488) Camileri'yle sekizgen planlı, kubbeli Yirmi İki Sultanlar Türbesi (15. yy.) ilçede bulunan tarihsel yapılardandır. 1490'da II. Bayezid'in eşi Hüsniye Şaz Hatun'un yaptırdığı Hatuniye Külliyesi'nde cami, sıbyan mektebi, han, medrese ve hamam bulunmaktadır. Medrese tümüyle yıkılmış, Kurşunlu Han da onarımlarla özgünlüğünü yitirmiştir. Beş kubbeli son cemaat yeri bulunan caminin ana mekânı ortada sekizgen kasnaklı büyük bir kubbe, yanlarda küçük kubbelerle örtülüdür. Minare gövdesi zikzak burmalıdır. 1522'de Yavuz Sultan Selim'in eşi Ayşe Hafsa Sultan'ca yaptırılan Sultan Külliyesi'ndeyse cami, sıbyan mektebi, hamam, darüşşifa ve iç medrese yer almaktadır. Dış medrese yıkılmıştır. Mesir macunu, halka bu caminin minaresinden atıldığı için Mesir Camisi adıyla bilinen yapı beş kubbeli son cemaat yeriyle ana mekândan oluşmaktadır. Bugün Vakıflar Öğrenci Yurdu olarak kullanılan medrese, son cemaat yeri ve şadırvanı çevrelemektedir. Gene günümüzde Sağlık Müzesi'nin yer aldığı darüşşifaysa avlulu kare planlı bir yapıdır. Mimar Sinan'ca tasarlanıp Mahmud Ağa ve Mehmed Ağa'ca yapıldığı sanılan Muradiye Külliyesi (1583–85) içinde cami, medrese (bugün Etnografya Müzesi), imarethane (bugün Arkeoloji Müzesi) ve sıbyan mektebi (bugün yıkık) bulunmaktadır. Kesme taştan yapılmış olan cami, beş kubbeli bir son cemaat yeriyle kubbeli bir ana mekândan oluşmaktadır. Kubbe içindeki renkli kalemişlerinin yanı sıra fildişi, bağa ve ceviz ağacından iki kanatlı kapısı ilgi çekicidir. Dikdörtgen planlı, avlulu medresenin girişi revaklı, üç yanıysa odalarla çevrilidir. Manisa Hükümet Konağı önünde bulunan Atatürk Anıtı heykelci Hüseyin Özkan tarafından yapılmıştır.
Ahmetli ilçesinin Alahıdır köyünün kuzeydoğusunda bulunan üç Tümülüs, 1980'de yapılan kurtarma kazıları sonunda M. Ö. 575-550'ye tarihlendirilmiştir.
Akhisar ilçesi Antikçağda Thyateira adıyla bilinmekteydi. Kentteki Yeni Cami (1517) ve Paşa Camisi (?) özelliği bulunmayan Osmanlı dönemi yapılarındır.
Alaşehir ilçesi, antik Philadelphia kenti yerinde kurulmuştur. İlçede köy yolu kazılarında dört adalı ilginç bir Bizans mezarı bulunmuştur. Alaşehir'de az sayıdaki Osmanlı yapısı arasında; Yıldırım Bayezid'in kenti alınca yaptırdığı, ancak kubbeleri tamamlanmadan kalan Yıldırım Camisi, Anadolu Selçuklu mimarisi özelliği taşıyan Şeyh Sinan Camisi (1465) ve üç katlı olduğu öne sürülen Kurşunlu Han (1535–48) vardır.
Salihli ilçesinin 10 km. batısında bulunan Sardes antik kenti Lydia Krallığı'nın merkezi olan önemli bir yerleşim merkezidir.
Saruhanlı ilçesinin Alibey bucağının 700 m. güneyinde bulunan Mitralyöztepe Tümülüsü, dromos (giriş koridoru), ön oda ve mezar odasından oluşmaktadır. Bu tümülüste çıkan buluntular yapının Arkaik Dönem sonlarında yapılıp Roma dönemi başlarına değin kullanıldığını göstermektedir. Bucağın 550 km. doğusunda bulunan ve benzer plan özellikleri gösteren Bekçitepe Tümülüsü’yse M. Ö. 525-500'e; onun yakınında bulunan ve gene aynı planda olan Mangaltepe Tümülüsü de Helenistik Döneme tarihlendirilmektedir. Her üç mezar yapısında da 1981'de kurtarma kazıları yapılmıştır.
Sivil Mimarlık:
Manisa Dağı'nın kuzey etekleriyle, Gediz Irmağı'na uzanan ovada hafif eğimli bir alana kurulmuş olan Manisa, 1922'deki Yunan işgalinde büyük ölçüde yıkıma uğramıştır. Bugün ayakta kalan bölümünde dar ve çıkmaz sokaklarda sıralanan tek ya da iki katlı (hanaylı), taş avlulu evler, avluya bakan hayatları, çıkmaları ve pencere düzenleriyle geleneksel Türk Evi'nin önemli örnekleridir. İlde ayrıca Soma, Kula ve Kırkağaç gibi merkezlerde geleneksel mimarlık örneklerine rastlanmaktadır. Arnavutkaldırımı sokakları, açık sofalı, avlulu, çıkmalı, ahşap hatıllı taş evleriyle Kula, Osmanlı kent dokusunu günümüzde de koruyan bir kenttir ve eski mahalleleri SİT alanı kabul edilerek koruma altına alınmıştır. Yüksek, sağır duvarlarla avlu ve hayattaki yaşam gizlenmiştir. Yer katında depo, ahır, mutfak, çamaşırlık yer alırken, üç katlı, dış sofalı evlerde ikinci katta hayat ve ona açılan odalar, iki katlı evlerdeyse kışın kullanılan ara katlar bulunmaktadır. İç sofalı evlerde merdiven, sofa ve eyvan ortada, aynı eksende yer almaktadır.
El Sanatları:
Osmanlı döneminde özellikle 17. ve 18. yy.larda Demirci, Gördes ve Kula halıları dünyaca tanınmıştır. Saray Halıları adıyla anılan bu halılar yün ve pamuk dokumadır ve genellikle bitkisel bezemelidir. Özellikle, seccadeleriyle ünlü olan Gördes, Türklere özgü bir ilmek tipi olan çift düğüme de adını vermiştir (Gördes düğümü). Günümüzde de önemini koruyan Kula'da daha çok seccade tipi halılar dokunmaktadır. Bezeme ve renklerine göre çeşitli adlar taşıyan bu halılar dünya müzelerinde sergilenmektedir. İlde halıcılığın yanı sıra bez dokumacılığı, yapı bezeme sanatı olarak ağaç oymacılığı, tabaklık, saraçlık, boyacılık ve arabacılık gelişmiş el sanatlarıyken, ekonominin gelişmesiyle birlikte önemlerini yitirmişlerdir. Kilim, heybe ve torba dokumacılığı günümüzde yöre köylerinde sürdürülmektedir.
M. Aydın Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi
Bkz. http://www.manisakulturturizm.gov.tr/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFD52DD97CAAFACAC858DCB41B038C3F0E
Bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Manisa
Bkz. http://www.tayproject.org/TAYmaster.fm?start=21&sort=buluntu_yeri_t&max=20&header=header_all_
t&footer=footer_t&error=veritabanihata.html&html=html_t&TayWeb=TAYDB&key_t=manisa
|