Joseph Kosuth (1945-)
1945'de ABD'de Ohio, Toledo'da doğan Joseph Kosuth, 1963-64'de Cleveland Institute of Art'da; 1965-67'de New-York'da The Visual Arts'da, 1971-72'de New School for Social Research'de eğitim gördü. 1988-90'da Hamburg'da Hochschule für Bildende Künste'de, 1991-97'de Stuttgart'da Staatliche Akademie Bildende Künste'de profesörlük yaptı.
30 yıl boyunca ABD'de Yale, Cornell, New-York, Duke, UCLA, Cal Arts Üniversitelerinde; Museum of Modern Art, Art Institute Chicago'da, Avrupa'da Kopenhag Royal Academy'de; Ashmolean Museum, Oxford Üniversitesi'nde; Berlin Kunstakademie'de; Londra'da Royal College of Art ve The Hyward Gallery'de; Viyana'da The Sigmund Freud Museum'da konuk profesör olarak çalıştı ve konferanslar verdi. 1968'de Cassandra Foundation Ödülü, 1990'da Brandeis Ödülü, 1991'de Frederick Wiseman Ödülü aladı, 1993'de Fransız Devleti onu Chevalier de l'ordre des Arts et des Lettres madalyası ile onurlandırdı. 1993'de Venedik Bienali'nde Onur Madalyası aldı.
Kosuth, Kavramsal Sanat'ın öncüsüdür ve 1960'larda dil temelinde yapıtlar üretmiş ve uygulamalar yapmıştır. Yapıtlarıyla, sanatta anlamın işlevi ve üretimini sorgulamıştır. Dil ve sanat arasındaki ilişkileri irdeleyen yapıtlarını Avrupa, Amerika ve Asya kıtalarında çok sayıda müzede, halka açık alanlarda enstalasyonlar olarak gerçekleştirmiş ve kendi denetlediği yayınlarda açıklamıştır.
Kosuth, son otuz yılda hemen her büyük sergiye ve özellikle beş kez Dokumenta Kassel'e, beş kez Venedik Bienali'ne (1993'de Macaristan Pavyonu'nda) davet edilmiştir. Kişisel sergileri arasında en önemlileri 1973'de Kunstmuseum Luzern; 1974'de Musee d'Art Moderne DE LA Ville de Paris; 1978'de Vanabbemuseum, Eindhoven; 1981'de Staatgalerie Stuttgart; 1988'de Museo di Capodimonte, Napoli; 1989'da Museum von Hedendaagse Kunst, Antwerp; 1992'de Hirschorn Museum and Sculpture Garden, 1993'de Württembergisher Kunstverein Stuttgart; 1995'de Fundacio Pilar i Juan Miro, Mayorka; 1997'de The Irish Museum of Art, Dublin'de gerçekleşmiştir.
(…)

1960'larda, Joseph Kosuth, döneminde sanat sorgulamalarına koşut olarak, resim ve heykel geleneğini çözümlemektense, biçim ve sunuş konusunda bir ilerleme sağlamak için, temelinde "estetik" değerler olan sanatın başka bir biçimde eleştirisine girişti. 1969'da yayınlanan "Felsefeye göre Sanat ve sonrası" (Art After Philosophy and After) başlıklı yazısında, Kosuth, Marcel Duchamp'ın öncelikle sanatın işlevi sorununu gündeme getirdiğini belirtiyor ve çıkış noktasını şöyle açıklıyordu: Sanatta başka bir dilde konuşarak bir anlam üretmenin olanaklı olduğunun ayrımına vardıran eylem, Duchamp'ın "işlenmemiş" hazır- nesnesini oluşturur. İşlenmemiş hazır- nesne ile sanat yönünü değiştirmiştir: Dilin biçiminden söze doğru."
Kosuth, işe Marcel Duchamp ile başlıyordu, ama Duchamp bir "tarih"ti; o daha yakındaki bir sanatçıyla ilişki kurmayı yeğleyerek ilerledi. Bu sanatçı, 1964 yılında tanıdığı ve dost olduğu Ad Rheinhardt'dı. Kosuth 1980'de Rheinhardt için şunları söylüyordu: "Ad Rheinhardt'ın resimleri, birçoğumuz için bir çeşit geçit yeriydi. Onun karşıt olarak ortaya koydukları modernin görünür kılınmış karşıtlıklarıydı. Rheinhardt'dan sonra resim geleneği bir tamamlanma sürecine girerken, geleneğin kıskacından kurtulan sanatta yeniden tanımlanmalıdır."
Terry Atkinson'a göre, Kosuth'un kuramında Ad Rheinhardt'ın etkisi belirgindi ve Kosuth sanata ideolojik yaklaşıyodu. Bu ideolji "sanat ilerlemelidir" ve "sanat ilerleyebilir" diye iki öğeden oluşuyordu. Birincisi bir ütopyayı dile getiriyordu; ikincisi de bu ütopyanın gerçekleşmesi için gereken yapılacaktır, anlamına geliyordu. Kosuth'un 30 yıllık üretimi, bu ütopyanın gerçekleştiğinin kanıtıdır.
Borusan Kültür ve Sanat Sergi Tanıtımı
http://www.borusansanat.com/tr/hakkimizda/galeri/konuklar_yabancilar/popup.aspx

1970’Ii yıllarda etkin olan kavramsalcı sanat temel yaklaşımlarıyla bu tavrı bir parça aşıyordu.
1960’larda Wittgenstein ve onun oyun kuramı Amerika kıtasında yeni yeni keşfedilmişti.
Wittgenstein’ın dile yaklaşımı, ona yüklediği işlev; indirgemeciiği minimalistleri de derinden etkilemişti; onlardan hemen önceki sanatçıları da... (2)
Bu etkileşim tual resminin sınırları içinde kalınarak temellendirilmişti ve konvansiyonel resmin geleneksel çizgisinin korunmasına da özel bir önem verilmişti. Oysa bu artık yetmiyordu. Çünkü özellikle Avrupa kıtasında yapılan bir dizi çalışma dille, dilin kullanılış biçimiyle toplumsallık arasında ne denli yoğun bir tekabüliyet olduğunu saptıyordu. Hatta dilin bir iktidar kurma biçimi olduğu söyleniyor ve tartışılıyordu. Dilden yola çıkarak nesnenin ideolojik olarak, toplumsal olarak nasıl alımlandığı üstünde duruluyordu. (3)
Sonunda Huebler ve Hans Haacke dili toplumsal, siyasal, doğal, iktisadi boyutlarda ele alan ve özünde insanoğlunun varoluşunu sorgulayan yapıtlara yöneldiler. Yapmaya çalıştıkları Robert Smith’in değişiyle bir tür kavramsalcı toplumcu gerçekçilikti. (4) Ardından Kosuth geldi. 1969 yılında yazdığı çok önemli makalesinin başlığı yeterince açımlayıcıydı: Felsefeden Sonra Sanat (5). Çok iyi bilinen çalışmasında da sandalyenin kendisini, fotoğrafını ve sözlük tanımını yan yana sergiliyordu.
Kosuth (Yazılar- grafikler)
H.Bülent Kahraman, Sanatta Konvansiyonel—Tradisyonel İlişkisine Bakışlar: Resim—Kavramsal Sanat Açısından

"...Kavramsal sanatın katkısı doğru biçimde değerlendirilmek isteniyorsa, başlatmış olduğu değişen sanat pratiğine bakmak gerekir. Pazarın beslediği Transavanguardia, vahşi (wild painting) resim ve 80'lerin Regan Dönemi petrol bolluğu, kavramsal sanatın terk edilmesinden daha çok, onun önerilerinin ve potansiyel uzun ömürlülüğünün onaylanmasıydı. Son yirmi yılda Documanta'ları,Venedik Bienal'lerini ve diğerlerini; ayrıca sayısız küçük grup ya da bireysel gösterileri görme fırsatınız oldu mu? (söz gelimi bu hafta açılan İstanbul Bienal'ine bakın!) Yalnızca kavramsal sanat daha fazlası değil, en büyük etkidir...20.yüzyıl sonunda kavramsal sanatı tanımlamaya gelince, tanımlamak zorunda olmadığıma memnunum, artık sadece sanat var ve öyle adlandırabilirim."Kosuth. Ayşegül Sönmez, Kosuth ile röpörtaj. 1999 |