Robert Rauschenberg, 1950 başlarında New York sanat çevrelerinde adlarını duyurmaya başlayan, çoğunlukla soyut dışavurumculuktan etkilenen ve günümüzdeki sanat akımlarını etkileyen ‘New York Okulu’nun ilk kuşak sanatçılarından ve kurucularındandır.
1925’te Teksas, Port Arthur’da doğan Robert Rauschenberg, Protestan orta sınıf bir ailenin çocuğudur. Sanata yakınlık beslemesi, Teksas Üniversitesi Eczacılık Bölümü’nden ayrılıp İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan Deniz Kuvvetleri’ne hizmet vermesinden sonradır.
Kuzey Carolina’da 1948-49’da devam ettiği, Amerikan eğitim sisteminde özel yeri olan Black Mountain isimli sanat okulundaki deneyimi, bugüne kadar yapıtlarındaki konuları ve tekniği biçimlendiren bir etken olmuş ve kendisini 1950’lerdeki Amerikan avant-garde’ının vazgeçilmez figürü olarak sanat dünyasına kabullendirmiştir.
Willem de Koonig, Albert Einstein, Franz Kleine, Robert Motherwell, John Cage, Merce Cunnigham, Cy Twombly bir dönem bu okulun öğrencileri olmuşlardır. 1933’te Nazilerin Almanya’daki Bauhaus’u kapatmaları sonucu Amerika’ya kaçan sanat direktörü ve ressam Josef Albers’in bütün bu sanatçıların gelişmesindeki katkısı yadsınamaz.
Albers’in yoğun, disiplinli çalışma temposu ve Werklehre olarak isimlendirdiği, malzemeyi (kâğıt, karton, metal 1evha, vs) kullanmada, bükmede, şekillendirmede limitleri, olanakları zorlama metodları, Rauschenberg’in yapıtlarından bugün bile izlerini sürdürmektedir.
Black Mountain yıllarında birlikte çeşitli fotoğraf ve baskı deneyimlerinde bulundukları, sanatçı Susan Weil ile sonradan evlenmiş, Christopher isimli bir oğulları olmuş, kısa bir süre sonra evlilik ve babalık disiplinlerinden ürküp, sıkılarak ayrılmıştır.
Susan Weil ile birlikte Zen, komünizm, şiir, edebiyat, tiyatro, dışavurumculuk, Amerika’ya karşı Avrupa gibi çeşitli konularda tartışmalara, öğrenci ve sanatçı toplantılarına katılmışlar, New York’un galerilerini dolaşıp savaş sonrası Amerikan sanatını günbegün izlemişler ve Manhattan’ın Betty Parsons, Peggy Gugenheim galerilerinde Adolph Gottlieb, Barnett Newman, Clyford Stili, Hans Hofmann, Mark Rothko, Ad Reinhardt, Jackson Pollock’ın soyut yapıtlarını incelemişlerdir.
Bazı sanat eleştirmenleri bu yapıtları “Soyut Dışavurumcular’ olarak adlandırmaya başlamışlardı. Avrupa’daki akımın etkileriyle resmin yüzüne düzlük ve boyutsuzluk kazandırarak tanınabilir bütün objelerin şekillerini bozup çarpıtarak ya da olduğu gibi bertaraf ederek, kanvas’ın üzerine, bir resim değil, ‘olay’ aktarmaya başlamışlardır. Tuvaldeki olay, değerlerin politik, estetik ve ahlak kavramlarından soyutlanması olarak nitelendirilmiştir. Bu dönemlerde Robert Rauschenberg’le Susan Weil büyücek bir ozalit kağıdı üzerine Susan’ın küçük kardeşini yatırıp güneşte fotoğraflayarak görüntüler elde etmekte ve bu deneylerini geliştirmektedirler.
Black Mountain’den Josef Albers ayrılıp Yale Üniversitesi’ne geçince, Susan Weil ve Robert Rauschenberg de New York’daki Sanat Ligine kaydoldular. Rauschenberg’in sanat yaşamında fotoğrafçılığın da yeri büyüktür. Ailesinin mahalle kilisesine yaptığı ve hediye ettiği resimden sonra, bir süre dini konulu resimlerine devam etmiştir.
1951 yılında New York’da en öncü sanatçıları sergilemekle ünlenmiş Betty Parsons’un Rauschenberg’e kapılarını açması ve ardından da sanat eleştirmenlerince belki onaylanmayan ancak tanındığını belirten eleştiriler alması, New York sanat dünyasına girişine pasaport sayılmaktadır.
Günümüzde New York’ta en söz sahibi galeri sahibi olan Leo Castelli, o günlerde 1951 ilkbaharında düzenlediği bir soyut dışavurumcular karma sergisine Rauschenberg’i de davet etti. Rauschenberg “22 Leyl Beyazı” isimli yapıtını, vermiş olduğu Betty Parsons’dan alarak bu sergiye katıldı.
Bu sergiye Willem de Koonig, Jackson Pollock, Franz Kleine ile birlikte toplam 61 sanatçı yapıt verdi. Sergi “New York Okulu” olarak isimlendirilen bir sanat akımının başlangıcı oldu. Günümüzün en ünlü elektronik müzik kompozitörlerinden Black Mountain Kolejli John Cage ile dostluğu hemen bu sergi sonrasındadır.
1952 yazında Rauschenberg beyaz tuvallerini boyamaya başladı. Birçok kişi bu tuvalleri ciddi bulmadılar. Üzerlerinde hiçbir görüntü yoktu. Düz beyaza boyanmışlardı. Rauschenberg bu çalışmaları masum, saf ve bozulmamış kavramlar olarak düşünüyordu.
Beyaz resimler ilk kez Black Mountain’in yemekhanesinde, John Cage’in “Theater Piece No. 1” adlı olayının kapsamında sergilendiler. Bu olay şiir, dans ve müzik gösterilerinin aynı anda ve bağımsız uygulanması idi.
Daha sonraki yıllarda sanat dünyasını oldukça meşgul eden, “The Happenings” adı verilen seyirciyi şaşırtan, o anda uygulanan dans, müzik, şiir, resim ve ışık gösterilerinin kaynağının, John Cage’ın Black Mountain Koleji’ndeki bu gösterisi olduğu gerçektir. Robert Rauschenberg’in yeni bir anlayışla gerçekleştirdiği siyah tuvalleri, düz ve dokusuz beyaz tuvallerinin aksine dokulu, kalın ve kabartmalıdır.
Rauschenberg, Susan Weil’den boşandıktan sonra, New York Sanat Ligi’nden arkadaşı Cy Twombly ile İtalya’ya gitti, kısa sürede parası tükenince Kazablanka’da bir inşaat firmasında çalışmaya başladı. Etraftan topladığı ip, kemik, çalı, çivi gibi malzemeleri bir araya getirerek heykeller, kutular yaptı. Heykellerini, kutularını ve birikmiş parasını da toparlayıp İtalya’va döndüğünde. Floransa’daki Çağdaş Sanat Galerisi’nde bunları sergiledi.
Bir sanat eleştirmeni bunların “psikolojik düzensizlikler” olduğunu ve nehre fırlatılıp atılması gerektiğini söyledi. Rauschenberg zaten paketlenmelerinin de oldukça güç olacağını söyleyerek bu öneriyi kabullendi ve hepsini nehre attı.
New York’a döndüğünde aylığı 10 dolara Fulton Sokağı’nda. balık pazarının yanında bir atölye tuttu, Aylık masrafları son derece azdı. Balık kutularına asfalt dökerek kendisine banyo küveti yapmıştı. Rauschenberg o günlerde 28 yaşında, tanınan fakat henüz yapıtları satılmayan bir New York sanatçısıydı.
Fulton Sokağındaki atölyesinde Rauschenberg yenilikçi resimlerine, kalın dokulu, tek renkli tuvallerine, değişik malzemeler kullanarak yaptığı kolajlarına devam etti, Iplerle bağlanan, taşlar ve sivri çivilerle donatılmış, döndürüldüğünde John Cage’in elektronik müziğini, Duchamp’ın estetiğini ve Alexander Calderin hareketli heykellerini andıran kutulardan objeler yaptı.
1953 sonlarında. 7 metre kağıdı bir birine ekleyerek yaptığı şerit üzerinden, John Cage’in tekerleklerini mürekkeple boyadığı Ford arabasını geçirerek “Otomobil Lastiği Baskısı” isimli gösterisini, sanat yapma olayı ile birleştirdi.
Aynı şekilde “Silgi ile Silinmiş de Koonig Çizim”i isimli olay-yapıt da birçok kişide şok etkisi yaratırken, bazıları tarafından da çok yaratıcı bulundu. Rauschenberg, de Koonig hayranıydı. Kendisinden bir yapıtını silmek üzere istedi ve aldı. Karakalem çizimi güzelce sildikten sonra en geleneksel şekilde sergiledi. Günümüzdeki kavramsal sanatın bu tür sanat olayları sonucu doğduğunu kabullenerek gerekir.
Robert Rauschenberg’in bir sonraki dönemi çeşitli kırmızı boyalarla yaptığı resimlerdir. Geleneksel renkler arası uyum, renk uyumu kavramı bu kırmızının tonları ile oyun oynanması sonucu renklerin kendileri ile uyum içinde olmalarına dönüşmüştür.
Robert Rauschenherg 1950’lerden be-rn ri resim, fotoğraf, kolaj, baskı, tiyatro, dans ve müzik gibi güzel sanatların her kolunda aktif olarak çalışmış ve yapıtlar vermiştir. Merce Cunnugham, Paul Taylor, Trisha Brown gibi ünlü modern dansçıların sahne dekor ve kostümlerini yapmış, onlarla aylar süren turnelere çıkmıştır.
1960 ve 70’li yıllarda litograf, ipek baskı, buruşturulmuş metal tabakalar, bunların üzerine fotoğraf basmalar, elektroniği sanatta kullanma ağırlıklı yapıtlar vermiştir. Paris’te George Pompidou Merkezi’ndeki “Oracle” ve Köln’deki Ludwig Müzesindeki “Soundings” bu dönemdendir. Yine bu dönemde yapıtları dünyanın belli başlı müzelerinde sergilenmiş, 1964 32. Venedik Bienal’inin büyük ödülünü kazanmıştır. Sayısız ödülleri, üniversitelerden fahri doktora payeleri vardır.
Robert Rauschenberg’in en güzel ve rengarenk cümbüşlü yapıtları çeşitli kültürlerin etkisi altında kalarak yaptıklarıdır. 1985 yılında sanat aracılığıyla barış ve dünya halkları dostluğu sağlamak amacı ile çeşitli ülkelere gitti. Rauschenberg Overseas Culture Interchange” RO d programı çerçevesinde Meksika, Şili, Venezuella, Pekin, Tibet, Japonya, Küba, Sovyetler Birliği, Berlin ve Malezya’yı gezdi, halklarıyla karıştı, videolar, fotoğraflar çekti, görüntü ve malzemeler topladı. Bu kültürlerden etkilendiği biçimde yapıtlar verdi. Her ev sahibi ülkede sergiler açarak yapıtlarını sergiledi ve müzelerine birer tane hediye etti.
Geçtiğimiz yaz Washington’daki Nati onal Galiery of Art, 50’ci yaşını kutlama gösterilerini Rauschenberg’in ROCI turnesindeki yapıtları ile başlattı. National Gallery of Art’da ilk kez, yaşayan bir sanatçı böyle onurlandırılmıştı.
Müzenin içinde bu reng karna valımsı sergi sunulurken, müzenin dışında da açık havada bir hafta boyunca halka Rauschenberg’in kostüm ve set dekorlarını, John Cage’in müziğini ve Trisha Brown’un koreografisini yaptığı “Astrai Convertible 11” isimli modern bale gösterilerinin dünya premier’i yapılmakta idi.
Serfiraz Ergun Argos Şubat 1992 |