G
 

Gülsün Karamustafa (1946-    )

Konuşmamızın ilk uğrağı senin resim tarihçen. Oldukça eskiye dayanıyor sanıyorum, lise yıllarına.
Evet doğru, lise yıllarım Ankara’da geçti. Şanslı bir öğrenciydim, çünkü lisede resim hocalarım Eşref Üren, Turgut Zaim ve Selva Tamkan’ dı. Yetenekli bir çocuk sayılırdım. Resim hocalarımdan çok destek aldım. Çalışmalarımı beğenileriyle desteklerlerdi. İlk sergimi 62’de Ankara Koleji salonlarında açtım. Geniş kapsamlı ve ilk çalışmalarımı içeren bir sergiydi. Aynı yıl Devlet Resim Sergisine resmim kabul edildi. Sonra Devlet Güzel Sanatlar Akademisine girdim. Orada kafamın karıştığını söyleyebilirim.

Ne gibi?
Okula girdiğimde belli şartlanmaların içindeydim. Ancak orada resmin başka boyutlarıyla karşılaştım. Bedri Rahmi atölyesinde öğrenciydim. Bedri Rahminin sevdiği bir öğrencisi olmama karşın aşılması güç bir çelişkiye düşmüştük. Ben hem resim yapmak hem, de bir şeyler anlatmak istiyordum. Hep bir bildiri peşindeydim. Hocam ise resme biçimsel olarak yaklaşıyordu. Kuşkusuz hocam da bir şeylerin anlatımı peşindeydi. Şiir de yazıyordu. Gerçekte bu ülkede hemen herkes bazı şeyleri anlatma gereksinimindedir. Bu arada Bedri Rahmi resim değil de sanatın başka dallarıyla uğraşmamı öneriyordu bana. Herkes Akademiyi olgunlaşmış, yetişmiş biri olarak bitirir. Ben ise bir arayışın içine düşmüştüm. Kafamda hiç bir şey netleşmemişti. Okuldan mezun olduktan sonra uzun yıllar maddi olanaksızlıklar yüzünden grafikçilik yaptım. Dergilere çizdim. O sıralar kitlelere ulaşabilecek bir sanatın uğraşısını vermek istiyordum.

Yaklaşık yirmi yıldır resim uğraşı içinde olduğuna göre sana şunu sorabilirim. Resim nasıl gelir ya da nasıl oluşur?
Önce bir olayı tüm boyutlarıyla yaşarım. Gözlerim ve o gözlemim üstüne kurmaya çalışırım resmimi. İlk çalışmalarım eskizdir. İlk çalışmada aşağı yukarı tüm olay ortaya çıkar. Beni sürekli dürten konuları işlerim genellikle. Bu dürtüden bir tek resim değil, toplu biçimde birkaç resim konusu çıkar. Uzun süredir üstünde kafa yorduğum konu da şu:  Türkiye de korkunç bir kültür karmaşası yaşanıyor. Gün geçmiyor ki yeni kültürel yapılar ortaya çıkıyor. Yeni üretilen değerler geleneksel kültürle iç içe geçmeye başlıyor. Bir kargaşadır gidiyor ülkemizde. Bununla ilgili olarak bir tablomun oluşumunu şöyle anlatabilirim: Samsun’da bir evde kalıyorduk. Bir süre sonra banyoda durup duran elektrik süpürgesinin üstüne ev sahibesinin özenerek bir örtü dikmiş olduğunu şaşkınlıkla gördüm. Her şey örtülüydü evde. Açıkça insan makineyi evcilleştiriyor, giydiriyor, donatıyordu. İşte “Örtülü Medeniyet” adlı tablom böyle oluştu. Kanımca bir olgu yakalamıştım ve onu işlemiştim. Tüm bu olguları sergilemek, varlığını duyurmak isteğindeyim.

Son açtığın sergide sözünü ettiğin hızla değişen değerler resimlerine yan etmiş. Toplumumuzun yaşadığı güncel değişimleri işlemişsin. Örneğin arabesk...

Ben hızlı değişimin resmini yapıyorum. Bir olay çok mu hızlı yaşanıyor, onun yakalanması gerekir kanısındayım. Arabesk son günlerde dipten gelen bir olay. Arabesk tarzı bir tür yaşam biçimi oldu. Şarkısıyla, filmiyle, posteriyle, şarkıcısıyla her yerde yaşanıyor. Onu resimlemek için tüm bu tarz filmleri görüp arabesk şarkıları dinledim. Özüne inmek istedim. Önemli olan bir özü yakalayabilmektir. Tablolarımın çoğunun adları şarkı adlarıdır. Türkülerimizin, şarkılarımızın korkunç bir kaynak olduğuna inanıyorum. Bir düşüncenin, yöre ilişkilerinin nasıl olduğunu aslında o türküler çok da güzel açıklıyor. Şarkı adları resimlerimde saptayıcı nitelikler taşır. Genellikle resim sanatında insanlarımız popülist bir yaklaşımla verildi hep. Ortada kaba hatlarıyla bir tip var, gerisi ise bomboş. Karakter, kişilik bugüne dek çok az işlendi. Arabesk bana göre bir yakınma, bir ağlama aslında.

Resimlerinden edindiğim izlenimle afişten etkilendiğin kanısına vardım. Böyle bir etkilenme söz konusu olabilir mi sence?
Ben resim yapıyorum. Eğer afiş de yapacak olsam, onu önce resim olarak yapar, sonra yine afişe dökerim. Resim ve afişi ayrı ayrı düşünemiyorum; ancak işlevleri ayrı olabilir. Resim ve afiş sanatı arasında kocaman aşılmaz duvarlar yok bana göre. Önemli olan, sanatçının şöyle ya da böyle bildirisini iletebilmesi. Resmin ve afişin işlevlerine gelince, resim kapalı yerlerde kalıp, kitlelere ulaşamazken afiş yaygınlaşabilen bir sanat dalı.

Bunca sergi açtığına göre resim sanatını izleyenler konusunda düşündüklerin neler?
İyi izleyiciler yetiştiremiyoruz kanısındayım. Bir eğitici olarak üzülmemek elde değil. Sanat eğitimi ilkokuldan başlamalı. Biz bu eğitim şartlarında elimizden geleni yapıyoruz. Sanat eğitiminden geçmemiş ülkenin bireyleri ne dereceye kadar sergilere ilgi duyabilir, bunu artık sen düşün. Şimdiye dek açtığım sergilerde kısıtlı bir izleyici sayısının resimlerime ilgi duyduğunu gördüm. Kim gelebiliyorsa geliyor işte. Bu biraz da sergi salonunun yerine, merkezi olup olmamasına bağlı. Ancak şuna da inanıyorum ki, resim sanatı resim salonlarının dışına çıkabilir, baskı olanakları kullanılarak yaygınlaştırılabilir. Yeni yön temlerle resim sanatı çok ötelere, ülkemizin en uzak köşelerine ulaşabilir. Açtığım sergilerin dışında, birkaç yıl önce Antalya Müzesinin giriş duvarını yaparken yerel halk tarafından ilgiyle izlendim. Gerek yaparken, gerek bittikten sonra...

Peki, Türkiye ‘de resim eğitimi ne boyutlarda?
Ben Tatbiki Güzel Sanatlar Okulunda temel sanat öğretiyorum. Gelen tüm öğrenciler belli bir şartlanma için de okula giriyor. İlk karşılaştığı insanlar ise bizler oluyoruz. Onların kafalarında oluşmuş bazı kavramları yıkıp sanatın alfabesini öğretmek baş görevlerimizden biri. Bu açıdan büyük zorluklar içinde Orta öğretimin eksikliklerini çeken bizleriz. Bozuk bir formu düzeltmek gibi bir şey bu. Ancak işimi çok severek yapıyorum. Eğitimi her zaman bir bütün olarak ele aldım. Merkezi sistemle bize gelen öğrenciler ister istemez yanlış bir seçmenin sonucu oluyorlar. Örneğin üniversitenin başka bölümlerine girmek isteyenler soluğu bizde alıyorlar. Bu da çok sakıncalı. Sosyoloji ya da psikoloji okuyacak bir genç, burada resim yapmaya başlıyor...

Gülseli İnal- Sanat Olayı, 1975’ ler.

Hızlı toplumsal değişim süreci içindeki insanı eleştirel bir yaklaşımla ele alan ressam.
İlk resim derslerini Eşref Üren ve Turgut Zaim’den aldı. 1964 -69 arasında Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde Bedri Rahmi Eyuboğlu’nun atölyesinde öğrenim gördü. 1975’te asistan olarak girdiği Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’ndan 198l’de ayrılarak kendi atölyesini kurdu.

Atıf Yılmaz’ın Bir Yudum Sevgi (1984), Başar Sabuncu’nun Kupa Kızı (1985) ve Asılacak Kadın (1986) adlı filmleriyle TV dizisi Gecenin Öteki Yüzü’nde (1987) sanat yönetmenliği yaptı. 1990’da yazar Füruzan’la birlikte, onun aynı adlı yapıtından uyarlanan Benim Sinemalarım adlı filmi yönetti. 1985 Günümüz Sanatçıları İstanbul Sergisi ile 1988 Yeni Eğilimler Sergisi ödüllerini kazandı, 1985-89 arasında “Türk Öncü Sanatından Bir Kesit” sergilerine katıldı. 1988’de Varşova Afiş Bienali’nde bir yapıtı sergilendi.

Akademideki öğrencilik yıllarında Pop Sanatın abartılmış gerçekçiliğinden, grafik anlatımından ve tüketim toplumuna yönelttiği eleştiriden etkilendi.

Daha sonra yapıtlarında toplum kültüründe kendini duyuran arabesk olgusunu, yabancılaşma ve kadın sorununu ön plana çıkardı. Bu yapıtlarında hazır-nesnelerden yararlanarak kitsch olgusunu işledi.

1990’ların başında “Çocuk Yelekleri”, “Okul Defteri” ve “Kronografya” gibi mekana özel yerleştirmelerinde kendi geçmişiyle hesaplaşmaya başladı.

Aynı tarihlerde “göç” kavramına ilgi duydu ve 1992’deki 3. Uluslararası İstanbul Bienali için tekerlekli metal sepetlerin içine yerleştirilen rengarenk yorganlardan oluşan ve izleyicinin mekan içinde istediği gibi hareket ettirebildiği “Mistik Nakliye” adlı çalışmasını gerçekleştirdi.

1996’da “Karamustafa Im-port-Export” projesinde kültürlerarası alış verişi gündeme getirdi. Son dönem çalışmalarında geniş ölçüde fotoğraftan da yararlanan Karamustafa, 1990’lar boyunca yurtdışında kişisel sergiler açtı, karma sergilere katıldı. A.B.

http://www.sanalmuze.org/sergiler/index05.htm

   
 
         
 

Copyright © 2007 Felsefe Ekibi Tüm haklarını saklı tutar.
Felsefe Ekibi SOLİS'in sağlamış olduğu hosting hizmeti ile sizlere ulaşmaktadır.

Grafik, tablo ve metinler kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, çoğaltılamaz. Uymayanlar için yasal yollara başvurulur.

 
 
hit counter html code
Felsefe Ekibi