Klâsik heykeltraşlığın mimarlık kadar sür'atle geliştiğini görüyoruz. M. Ö. 490 ile 450 yılları arasında yer alan dönem, Yunan sanat tarihinde "sert üslûp" dönemi olarak adlandırılmakta ve bu üslûbun meydana gelişinde 6 ncı yüzyıl sonlarında belirmeğe başlayan ve Pers harpleri zamanında daha kuvvetli olarak ortaya çıkan bazı etkenler önemli rol oynamaktadır. Sanatçı kişilikleri bu dönemde kendilerini daha fazla belirtmekte, heykellerde vücut, elbiseler ve hareketler daha realist bir şekilde kavranmakta ve geliştirilmektedir. Nitekim heykeller "frontalite" kanununun dışına çıkmakta, vücudun ağırlığını bir bacağa yüklemek ve serbest kalan bacağı hafifçe bükmek, dolayısıyla heykelin ana ekseninde dikey hatlardan ayrılmak ve başı hafifçe bir tarafa döndürmek suretiyle dimdik ayakta duran ve dosdoğru öne bakan arkayik heykellere kıyasla daha doğal şekiller almış bulunmaktadır.
M. Ö. 5 inci yüzyıl başlarında İyonya heykeltarşlık ekollerinin yanında gerek Yunanistan'da, gerek İtalya ve Sicilya'da başlı başına bir karakter taşıyan birtakım ekoller buluyoruz. Argoslu Hageladas ve Aiginab Onatas'ın geleneğini sürdüren Peloponnes ekolleri en çok tunç heykellerde başarı göstermekte, arkayik sanatın ağırlık ve sertliğini gidermekte büyük rol oynamaktadır.
Bu hususta Aigina'daki Afaya tapınağının Truva harbiyle ilgili savaş sahnelerini tanımlayan alınık heykelleri güzel bir örnek meydana getirmekte, bunlar aralarında 10-15 yıllık bir zaman farkı gösterdiklerinden bu gelişim hakkında iyi bir fikir edinilmesini mümkün kılmaktadır.

Hem İyonya, hem de Peloponnes ekollerinin etkisi altında kalan Elisli bir heykeltraş tarafından yapıldıkları anlaşılan Olimpia'daki Zeus tapınağının alınlık heykelleri doğuda Oinomaos ile Pelops arasında yapılacak yarıştan önceki sükûnu, batı alınlığında ise ortadaki görkemli Apollon'un sağında ve solunda Lapit'lerle Kertavros'lar arasında yapılan mücadelenin en şiddetli ânını güzelliğe önem vermeksizin realist bir surette tanımlamakta, gerek figürlerin üslûbu, gerek hareketlerindeki canlılık bakımından. Afaya alınlık heykellerini geride bırakmaktadır.

Aynı tapınağın pronaos ve opistodomos'u üzerinde yer alan altışar metopta Herakles'in ödevleri tanımlanmış bulunmakta, bu kabartmalarda da sakin sahnelerle hareketli mücadele sahneleri birbirini izlemektedir.
Fakat sert üslûp heykeltraşlığı en çok Atina'da ilerlemeler kaydetmiştir. M. Ö. 480 yılından sonra Atina sanatçıları, Akropol'de bulunan bazı kadın ve erkek heykellerinin gösterdiği gibi, îyon etkilerinden kurtulmakta, bağımsız olarak çalışmağa başlamaktadırlar. Bu dönemin en tanınmış tunç heykeltraşları arasında Kritios ve Nesiotes gösterilebilir. Bunlar Pers'ler tarafından İran’a götürülen Antenor'un tiran katilleri grubunun yerine yine iki heykelden ibaret bir grup yapmışlardı ki (478/77) bu grup agora'da duruyordu.

Yalnız Roma kopyalar halinde bize kadar gelen bu grupta iki arkadaş tirana saldırırken gösterilmişlerdir, önden ve yanlardan görülmek üzere yapılmış olan bu grupta şiddetli bir hareket dalgası gergin vücutları baştan aşağıya kadar kaplamakta, ana eksendeki burkulmalar ve heyecandan açılan dudaklar hareketi daha iyi belirtmektedir. Tiran katilleri grubundan başka Aigina alınlık figürlerinde de bulduğumuz geniş adımlarla ileriye doğru hamle yapma motifi en güzel ifadesini Artemision'da denizden çıkardan Poseidon (ya da Zeus) heykelinde bulmuştur. Bir Yunan orijnali olan bu heykel gerek hareketi, gerek vücut şekillerinin birbiriyle olan bağlantısı bakımından yukarda gözden geçirdiğimiz eserlerden daha olgun bir karakter taşımakta, belirli bir ekole sokulamamakla beraber sert sülûp döneminin sonuna tarihlenmektedir.
Delfoi'da bulunan tunç arabacı heykeli de bir Yunan orijinali olup elbise kıvrımlarındaki düzen ve hafifçe sağa bakan başıyle dikkati çekmekte, parçaları bize kadar gelen dört atlı bir yarış arabasının içinde durmakta ve dizginleri elinde tutmakta idi. Bu heykelin Orta Yunanistanlı bir heykeltraşın (belki Sotades'in) eseri olduğu sanılıyor.
M. Ö. 450 ile 400 yıllarına arasındaki dönem mimarlıkta olduğu gibi heykeltraşhkta da Yunan sanatının en yüksek aşamasına ulaştığı dönemdir ki bu dönem sanatına "klâsik sanat" adı verilmektedir. 5 inci yüzyıl ortalarına doğru büyük heykeltraşların sert üslûbun çerçevesi dışına çıktıkları, daha eski dönemlerde de var olan bazı sorunların değerlendirilmesi için başka yollar izlemeğe başladıkları görülüyor. Bu dönem heykeltraşları herşeyden önce tanrı heykellerini ele almakta, bu heykellerde vücut ile elbise arasındaki ilişkilere, vücudun çeşitli kısımları arasındaki oranlara ve ciddî bir çehre ifadesine önem vermekte ve"güzelliği" bozabilecek herhangi bir şekil ya da hareketten kaçınmaktadırlar. Denilebilir ki Yunan sanatının en anıtsal ve en başarılı tanrı heykelleri bu dönemde yapılmıştır. Bu zamanın sanat merkezleri arasında Atina pek tabiî olarak yine birinci yeri almakta ve bu şehir birinci sınıf heykeltraş ve ressamlarla dolup taşan bir ekol haline gelmiş bulunmaktadır.

Bu heykeltraşların başında Attikalı Miron gelmektedir. Bu sanatçı zamanımıza kadar Romen kopyalar şeklinde gelen heykellerinde, meselâ disk atan atlet heykeli ya da Atena ile onun yere attığı flütü kapmak üzere bulunan Marsiyas'tan meydana gelen grupta ânı hareketleri veya iki hareket arasındaki sükûn ânını kavramak ve bu hareketleri ifade eden gergin adaleli uzuvları tanımlamakta büyük başarı göstermiştir.
Fakat Atina heykeltıraşlığı Fidias'la (Phidias, Phideias) en yüksek aşamasına ulaşmıştır. Perikles'in dostu olan ve başlı başına bir ekol kurduğu anlaşılan Fidias hem mermer, hem tunç ve hem de altın - fildişi tekniklerini mükemmelen biliyordu. Partenon için yapmış olduğu altın -fildişi Atena heykeli sağ elinde zafer tanrıçası Nike'yi, sol elinde içi ve dışı nakışlar ve kabartmalarla süslü bir kalkan tuttuğu halde ayakta büyük bir vakar ve görkemle duruyordu. Olimpiya'daki Zeus tapınağı için yapmış olduğu yine altın-fildişi Zeus heykeli gayet süslü bir taht üzerinde oturuyor, bir elinde Nike'yi, diğer elinde asasını tutuyordu. Birinci heykel hakkında Hellenistik- Romen heykel ve kabartmalar, ikinci heykel hakkında ise ancak Elis sikkeleri üzerindeki resimler sayesinde bir fikir edinebiliyoruz. Bu kolosal heykellerin özü tahtadan, elbiseleri ve türlü bezemeleri altından, baş, eller ve ayaklar gibi vücudun çıplak kalan kısımları ise ince dilimler halinde kesilmiş ve tahta özün üzerine yapıştırılmış fildişi levhalardan meydana geliyordu.

Aynı heykeltraşın yine Romen kopyalar şeklinde bize kadar gelen heykelleri (meselâ Apollon Parnopios, Atena Lemnia, yaralı Amazon, şair Anakreon) bu sanatçının bütün teknik zorlukları yendiğini, insan vücutlarını kendi muhayyilesine en fazla uyan ideal bir şekilde tanımladığını, çıplak heykellerde vücudu, giyimli heykellerde ise zengin kumaş kitleleri halinde aşağıya sarkan elbisenin bütün güzelliklerini kavramakta ve elbise ile vücut arasında tam bir uygunluk elde etmekte büyük başarı sağladığını, en çok tanrı heykellerini kendilerine yaraşan vakar ve azametle tasvire önem verdiğini açığa vurmaktadır.

Fidias'tan biraz daha genç olduğu anlaşılan Argoslu Polikleitos ( Polycleitos) hemen hemen Fidias çapında yaptığı tanrı heykellerinden başka (meselâ Argos'taki altın-fildişi Hera heykeli) çıplak erkek vücudunun bütün gücünü belirten atlet heykelleriyle ün kazanmıştır. Bu sanatçı aynı zamanda vücudun çeşitli kısımları arasında belirli oranları saptamış, bunlara dair "kanon" adlı bir eser kaleme almıştır. Polikleitos'un heykelleri arasında "mızrak taşıyan" (doriforos), "başına çelenk koyan" (kiniskos) ya da "başına bir şerit saran" (diadumenos) atlet heykelleri, bir de vücut şekilleri bakımından kadından ziyade erkeğe benzeyen "yaralı Amazon" heykeli zikrolunabilir. Fidias'ın öğrencileri olarak Alkamenes, Agorakritos, rakibi olarak da Kresilas gösterilmektedir. Bu sonuncu heykeltraşın en ünlü eseri Perikles'i strategos olarak tanımlayan portre heykeliydi. Romen kopyalar şeklinde bize kadar gelen bazı büstler Perikles'i ideal bir tarzda ve Olimpos tanrılarına özgü bir vakarla tanımlamaktadır.
M. Ö. 5 inci yüzyıl sonlarında heykeltraşlar, Yunan sanatının daha fazlası mümkün olmayan bir mükemmelliğe kavuşmasına rağmen, bazı yenilikler yapmak için uğraşmakta, yeni bir güzellik ideali ortaya koymakta, hareketlerin canlılık ve zarifliğine, elbiselerdeki hatların akıcı ve ahenkli bir şekil almasına ve gölge-ışık oyunları meydana getirmesine dikkat etmektedirler. Bu yenilikler sonunda üslûp zenginleşmekte, fakat aynı zamanda yapmacıklı bir karakter takınmaktadır. Bu "zengin üslûbun" başlıca temsilcisi olarak Atina Akropol'ünde Atena Nike tapınağının etrafını çeviren ve kanatsız Nike'lerle bezenmiş olan korkuluk levhaları gösterilebilir .
Yunanistan'da bu birinci sınıf eserlerin yanında halk sanatına giren eserler de vardır ki, bunlar arasında zengin bir seri teşkil eden mezar stellerini (en çok Attika stellerini) zikretmek gerekir. Bazıları iyi heykeltraşların elinden çıkmış olan bu stellerin en tanınmış bir örneği olarak Hegeso adında bir kadının mezartaşı gösterilebilir. Burada arkalıklı bir iskemle üzerinde oturan Hegeso bir hizmetkârın kendisine sunduğu çekmeceden çıkardığı mücevherlerine hüzünle bakmaktadır.
Likya'da İyonyalı ya da îyon üslûbunu benimsemiş yerli heykeltraşlar yukarda zikrettiğimiz mezar anıtlarını heykel ve kabartmalarla süslemişlerdir. Ksantos'taki "Harpiy'ler anıtı"nın mezar odasının dört tarafında mezarın sahiplerine yakınları armağanlar sunmakta, vücutları kuş, başları kadınbaşı şeklinde "Harpiy'ler" veya "Siren'ler" ölülerin ruhlarını göğe taşımaktadırlar. 
Nereid'ler anıtında kaide, arşitrav ve çella frizlerinde yerli bir hükümdarın hayatiyle ilgili çeşitli sahnelerle karşılaşılmaktadır : Muharebe (tahkimli bir şehrin muhasarası ve zaptı), av, haraç sunma ve cenaze törenleriyle ilgili ziyafet, dans ve müzik sahneleri. Mezarın sahipleri ön cephe alınlığının içinde karşı karşıya oturmakta, mezar odasının etrafında ise şiddetle çoşup giden ve bu yüzden elbiseleri rüzgârda dalgalanan "Nereid'ler" durmakta idi.
Yine aynı bölgede Gölbaşı'nda (Trisa) etrafı duvarla çevrili bir kutsal alanın ortasında ev şeklinde bir mezar ve bazı lâhitler yer almaktadır. Duvarların iç kısımları ve güney duvarının dışı üst üste iki sıra halinde kabartmalı frizlerle süslenmişti. Bu frizler konu olarak mezar sahibiyle ilgili savaş, av ve ziyafet konularının yanında o çağda Yunanistan'da çok sevilen mitolojik konuları da tanımlıyordu: Amazon ve Kentauros savaşları, Tesevs'in serüvenleri, Odisseia'dan alınmış bazı sahneler ve saire.
Fenike'de Sidon'da (Sayda) bir kıral nekropolünde İstanbul müzelerinin kurucusu Osman Hamdi Bey tarafından bulunan "Satrap lâhti" doğu Yunanlı bir sanatçının elinden çıkmış olup yine bir hükümdarın hayatına ait çeşitli sahneler kapsamakta (taht üzerinde oturma, arabaya atların koşulması, aslan avı, ziyafet), fakat bu kabartmalar Likya kabartmalarına kıyasla daha yüksek bir düzeyde bulunmaktadır. Yine aynı nekropolde bulunmuş olan "Likya lâhti" üzerinde atlılarla yapılan domuz ve arabalarla yapdan aslan avı, Kentaurossavaşları, sivri kemer şeklindeki kapak alınlıklarında ise grifon ve sfinks'ler görülmekte, usta bir İyon heykeltraşının elinden çıkmış olduğu anlaşılan bu eserde Partenon'un etkileri sezilmekle beraber bazı yenilikler lâhtin M. ö. 410 - 400 yıllarına ait olduğuna işaret etmektedir.
Doğu Yunan üslûbu 5 inci yüzyılda bir taraftan batıya (İtalya ve Sicilya), diğer taraftan Ege'nin kuzey bölgelerine yayılmıştır. Mendeli beykeltraş Paionios'un yapmış olduğu Nike heykeli Olimpiya'da Zeus tapınağının doğusunda 9 m. yüksekliğinde bir paye üzerinde duruyor ve Arhidamos harbinde Mesenya ve Navpaktoslu'ların Spartalı'lara karşı kazandıkları bir zaferi (aşağı yukarı 421 yılları) kutluyordu. Burada Nike kanatları açılmış olarak gökten aşağıya inerken tanımlanmıştır.
Doğu Yunan sanatı aynı zamanda Pers ülkesine de girmiştir. Pers saraylarında Yunan heykeltraşlarının çalıştığını biliyoruz. Anadolu'da ise, en çok satraplık merkezleri ve bunların çevrelerinde Yunan - Pers etkilerini açığa vuran karma bir üslûpta yapılmış eserlerle karşılaşıyoruz. Bunlara bir örnek olarak Daskileion'a karşıt olduğu anlaşılan Ergili'de bulunan bazı kabartmalar (atlı kadınlar, kurban sahnesi) ya da cenaze alayı ve ziyafet sahneleri kapsayan ince uzun dikdörtgen mezar stelleri gösterilebilir (re225).
Ege ve Yunan Tarihi, Prof. Arif Müfid Mansel, Türk Tarih Kurumu |