Hellenizmin sosyal ve siyasal olaylarının yankılarını heykeltraşlıkta da sezmek mümkün oluyor. Nasıl ki, İskender'in ölümünden sonra meydana gelen büyük monarşilerin en güçlü zamanı M. Ö. 3 üncü yüzyıldır, bunlar 2 nci ve 1 inci yüzyıllarda gerilerler ve sonunda Romalı'lar tarafından ortadan kaldırılırlar, heykeltraşlıkta da 3 üncü yüzyılda plâstik sanatlarda büyük bir gelişim göze çarpmakta, onu izleyen yüzyıllarda ise sanat eserleri yalnız azalmakla kalmamakta, fakat yaratıcı gücün yavaş yavaş zayıfladığı, heykeltraşların eski dönemlerin ve en çok 5 inci yüzyılın heykellerini kopya etmeğe başladıkları, bu icat ve orijinallik yetersizliğini teknik alanda elde ettikleri virtüozite ile karşılamağa çalıştıkları görülür.
Hellenizm heykeltraşlarmın başında, 4 üncü yüzyılda da faaliyette bulunmakla beraber bu dönemde olgun bir aşamaya ulaşmış olan Sikyonlu Lisippos gelmektedir. Bu sanatçı insanları oldukları gibi değil, fakat kendisine göründükleri gibi tanımlamış, bu suretle en küçük ayrıntılarına kadar seyirci üzerinde yapacağı optik etkilere ve yeni bir oranlar sistemine göre işlenmiş birtakım tunç heykeller, en çok atlet heykelleri ortaya koymuştur.

Meselâ ancak bir Romen kopya halinde bize kadar gelen "apoksiyomenos" heykeli idman yaptıktan sonra sol elindeki kazıyıcı (strigilis) ile vücudunu temizleyen bir atleti tanımlamakta, atlet sakin bir surette ayakta durmakla beraber bütün' vücudu asabî hareket dalgalarıyla sarsılmakta, aynı zamanda kollarını ileriye uzatmış olduğundan belirli bir derinliğe sahip bulunmakta, dolayısıyla daha eski dönem heykelleri gibi sadece bir cepheden değil, çeşitli cephelerden görülmek üzere yapılmış bulunmaktadır.
Lisippos portre alanında da ün kazanmıştı. Büyük İskender'in bu sanatçıdan başka hiçbir kimseye portresini yaptırmadığını biliyoruz. Portrede realizmin ne kadar ileri gitmiş olduğunu Lisippos'un kardeşinin canlı modellerden alınmış kalıplar üzerinde çalışmış olması gösterir. İskender'den başka hellenizm kıralları da portrelerini yaptırmağa önem vermişlerdir. Bu portrelere dair elimizde bulunan baş ve büstlerden ziyade (çoğu Romen kopyalar) sikke resimleri bir fikir vermektedir.
Sikyon ekolünün realist üslûbu Atina ekolü üzerinde de etkilerde bulunmuş Demostenes, Evripides, Poseidippos ve Menandros gibi tanınmış kişilerin karakter portrelerinin vücut bulmasına yol açmıştır. Fakat realist üslûp bu şehirde pek fazla gelişememiş, sonraki yüzyıllarda orijinallikten yoksun yapmacıklı bir stil haline gelmiştir. Realist sanat akımı kendini portreden başka pişmiş toprak heykelciklerde (meselâ Yunanistan'da Tanagra ve Anadolu'da Mirina heykelcikleri) ya da karikatür alanında göstermektedir. Bu son gruba giren eserlerin en çok İskenderiye'de gelişmiş olduğu anlaşılıyor.
Bu dönemde idealleşmiş hatlar gösteren tanrı heykelleri de yapılmakta, bunlardan bazılarının, meselâ Rodos'taki Helios heykelinin, kolosal şekiller aldığı anlaşılmaktadır. Yeni bazı tanrılar, meselâ Sarapis için 3 üncü yüzyıl başlarında heykeltraş Briyaksis tarafından Zeus tipiyle ilgili yeni bir tip yaratılmış , Bitinya'nın baştanrısı Stratios heykeline, sikke resimlerinin gösterdiği gibi, heykeltraş Doidalses 3 üncü yüzyıl ortalarına doğru kesin bir şekil vermiştir. Bazı heykeltraşlar ise eski tanrı tiplerini o zamana kadar olduğundan daha endividüel bir şekle sokmaktadırlar. Bu seriye giren heykeller arasında Melos'ta bulunmuş olan, fakat sanatçısı bilinmeyen bir Afrodit heykeli (Milo Venüs'ü) gösterilebilir (2 nci yüzyıl). Bu heykel bir tanrıçadan ziyade olgun bir kadın vücudunu canlandırmaktadır. Hiç şüphesiz resim sanatının etkisi altında tabiat tasvirleri yalnız kabartmalarda değil, heykellerde de, bunlar için bir dekor meydana getirmek üzere, kullanılmaktadır. Meselâ Lisippos'un öğrencisi Evtihides'in yapmış olduğu Antakya şehri tanrıçası Tihe (3 üncü yüzyıl) bir kayalık üzerinde oturmakta ve ayaklarını Orontes (Asî) ırmağını sembolleştiren bir genç erkeğin üzerine koymakta (res. 290), Samotrake'de 2 nci yüzyılda kazanılmış bir deniz zaferiyle ilgili olduğu anlaşılan bir Nike heykeli ise bir geminin başında durmakta, heykelin kırık hatlar şeklindeki eksenleri ve rüzgârda dalgalanan elbisesi ona büyük bir hareket ve canlılık vermektedir.

Bu dönemde ün kazanan heykeltraşlık ekolleri arasında Bergama ekolü özel bir yer alır. M. Ö. 3 üncü yüzyıl sonlarına doğru kıral Attalos I in Galat'lara karşı kazandığı zaferler üzerine yaptırmış olduğu tunç heykel grupları hakkında ancak Romalı'lar zamanına ait mermer kopyalar sayesinde bir fikir edinebiliyoruz. Bunlar arasında düşmanın eline esir düşmemek için karısını öldürdükten sonra kılıcını kendi göğsüne saplayan bir Galat şefinin heykeli (res. 282) gösterilebdir.
Bundan başka aynı ekole bazı portre başları da (meselâ res. 257, 277) girmektedir. Zeus sunağının kaidesini süsleyen ve tanrıların gigant'lara karşı mücadelesini tanımlayan büyük kabartmalar 2 nci yüzyılın ilk yarısında geniş düzeyler, şiddetli hareketler, çehrelerde patetik ifadeler ve dramatik sahnelerden hoşlanan bir üslûbun olgunlaşmış olduğunu açığa vurmakta (res. 317), aynı zamanda Bergama monarşisinin dayandığı ana fikri, yani Yunanlı'ların barbarlara karşı daima galebe çalacağı fikrini belirtmektedir. Aynı sunağın üst galerilerinin içinde yer aldığı anlaşılan daha küçük ölçüde yapılmış bir friz Bergama'nın efsanevî kurucusu Telefos'un hayatını yan yana sıralanmış çeşitli sahneler şeklinde tanımlamakta, daha önceleri, doğunun etkisi altında bulunan Likya'da Nereid'ler anıtı veya Gölbaşı Heroon'unda bulduğumuz bu "zincirleme" üslûbun burada geniş bir kompozisyon şekline sokulmuş olduğunu açığa vurmaktadır.
Bergama ekolünün 2 inci yüzyıl sonlarında gerilemeğe yüz tutması üzerine onun yerine başka ekoller geçmiştir ki, bunlar arasında Tralles (Aydın) ekolü gösterilebilir. Trallesli Apollonios ve Tavriskos tarafından M. ö. 50 yılına doğru yapılmış olan ve "Farneze boğası" adını taşıyan anıtsal heykel grupu 1 inci yüzyılda revaçta olduğu anlaşılan patetik (barok) üslûbun büyük kompozisyonlarda da başarıyla uygulandığını açığa vurmaktadır
Helenistik4

Bergama'dan sonra Rodos 1 inci yüzyılda kültür ve sanat bayatının önemli bir merkezi olunca, Bergama'nın patetik üslûbunun etkisi altında kalmakla beraber, orijinal karakterden tamamiyle yoksun olmayan bir heykeltraşlık ekolüne sahip olmuştur. İskenderiye sanatı üzerinde de etkilerde bulunmuş olan bu ekolün 1 inci yüzyılın ilk yarısında ortaya koymuş olduğu en önemli eser hiç şüphesiz "Laokoon heykel grupu" dur .

Antik yazarlara göre Hagesandros, Atanadoros ve Polidoros adında üç Rodoslu heykeltraş tarafından yapılmış olan bu grup Laokoon ve iki oğlunun yılanlar tarafından sarıldığını ve büyük acılar altında ölümle pençeleştiğini açığa vurmasına ve vücut anatomisini büyük bir ustalıkla tanımlamasına rağmen plâstik bir gruptan fazla bir kabartma izlenimini uyandırmaktadır. Aynı sanatkârların elinden çıkan başka kolosal bir grup İtalya'da Sperlonga'da bulunmuş olup Polifem'in Odissevs ve arkadaşları tarafından kör edilişini göstermektedir.
Yunanistan'ın Roma'nın hegemonyası altına girmesi üzerine bu ülkede ve en çok Atina'da klâsik örnekleri kopya eden yeni bir "klâsisistik" üslûp (ya da "yeni Attika" üslûbu) ortaya çıkmakta, yukarda zikrettiğimiz barok sanat akımları karşısında bir süre gerilemekte, fakat imparator Agustus zamanından başlayarak Yunan sanatına egemen olmaktadır.
Ana metin: Ege ve Yunan Tarihi, Prof. Arif Müfid Mansel, Türk Tarih Kurumu |