| |

Klasik Dönem (1750-1825)
Önceki yılların müziği, özellikle karşıtlıklara dayanan sürekli basla (melodiye armonik eşlik) ayırt edilirken, Klasik Dönem yeni bir üslup türdeşliğine yol açar. Müzik türleri (konçerto, opera...) yeni değildir ama biçimler istikrar kazanır. Eskiden çalgı müziği, keman (lavtacı Amati ve Antonio Stradivari bu çalgıyı kusursuzluğa ulaştıracaklardır) çevresinde çok fazla gelişmişken, XVIII. yy. başında ortaya çıkan piyano (o dönemde hala piano forte olarak adlandırılmaktadır), yavaş yavaş klavsen karşısında üstünlüğü ele geçirecektir.
Orkestra alanında çok daha açık seçik bir evrim gerçekleşir: eskiden opera uvertürü, hatta değişik tınıların birbirine karıştığı her tür beste sinfonia adıyla anılırken, Klasik senfoni, Giovanni Battista Sammattini ve François Joseph Gossec’ten sonra, Joseph Haydn, Wolfgang Amadeus Mozart ve Ludwig van Beethoven’le gerçek anlamıyla atılıma geçer. Aynı dönemde, oda müziği de biçimlerini ve türlerini (üçlüler, dörtlüler, beşliler...) kesin olarak belirler. Basit melodi, dinamizm ve tını karşıtlıkları ilkesini aşan sonat biçimi, daha şimdiden bu eserlere gelişme ve tematik çalışma ilkesini kabul ettirmeye başlamıştır.
Opera, önce librettoların kalitesinin yükselmesi (Apostolo Zeno, Pietro Metastasio), ardından Christoph Willibald Gluck’un (1714-1787) dramatik boyutunu ve iç bütünlüğünü (Alkestis’te ve Ifigeneia Tanrı’de olduğu gibi) güçlendiren çalışmalarıyla, gerçek bir yenilenme yaşar.
Bu yıllarda, mütevazı insanlara ve yerli dilde diyaloglara açık yeni bir sahne türü daha ortaya çıkar: Mozart’ın çok özel bir biçimde örneklediği (Saraydan Kız Kaçırma, 1782; Sihirli Flüt, 1791), Alman singspiel’inin gelişmesine koşut olarak doğan Fransız operakomik’i (Monsigny, Grétry, Dalayrac, Boieldieu...) İleride, opera seria’nın yaşayacağı bunalım, Rossini’yi pek alışılmamış bir canlılık taşıyan komik eserlere yöneltecektir (Cezayir’de Bir İtalyan Kızı, 1813; Sevil Berberi, 1816).Axis 2000
Müzikte son baroğun en büyük temsilcisi olan Johann Sebastian Bach, 1750’de Leipzig’de öldüğünde, genç Haydn Viyana’da ilk eserlerini yazıyordu. Bu olaylar bir yüzyılı iki eşit döneme ayırır. Birinci yarıya Bach hakimdir, ikinci yarıdaysa Haydn yepyeni bir sanat ve toplum bağlamında, Mozart ile birlikte, Viyana’yı en azından yaratıcılık açısından, Avrupa’nın müzik merkezi haline getirir.
Bu iki besteci, XVIII. yy’ın ikinci yarısıyla özdeşleşir. Sonraki kuşaklar, geriye dönüp baktıklarında böyle düşüneceklerdir.
Özellikle Bach, Ortaçağ’dan ve Rönesans’tan devralınan birikimi en uç noktasına ve zirveye ulaştırmıştır. Oysa, onun çağdaşı olan bestecilerin büyük çoğunluğu, besteleme tekniklerinin sadeleştirilmesi, armoni ve çokseslilik (kontrpuan) yerine melodiye öncelik verilmesi gibi eğilimler göstermektedir. Bach’ın ölümünden hemen önceki ve hemen sonraki dönemlerde, Bach’a oranla kesin bir yüzeysellik görülür. Yeni melodi anlayışı ilerde daha da güçlenecektir, ama kompozisyon yoğunluğu bakımından bu yeni anlayışın yol açtığı kayıplar, yeni bir çokseslilik, yeni bir yoğunluk ve yeni bir müzik düşüncesi getiren Haydn ve Mozart dehaları sayesinde ancak 1780’e doğru telafi edilecektir.
Haydn ve Mozart’ın yetişme dönemlerinde, eserlerinin tek bir notasını bile bilmedikleri Bach’ın üslubundan çok uzaktır. ikisinin de üslubunun ilk belirtileri, Bach’ın ölümünden epeyce önce ortaya çıkmıştır ve Bach’ınkinden çok daha fazla Telemann, Scarlatti gibi çağdaşlarının ve 1710 dolaylarında doğmuş olan ve bazılarınca ön-klasik diye nitelenen bestecilerin üslubundan izler taşır.
Ön-klasik denilen besteciler Kuzey Almanya’da Carl Phllipp Emanuel Bach (Johann Sebastian’ın dört müzisyen oğlunun ikincisi), Mannheim’da Johann Stamitz, Viyana’da Mathias Georg Monn ve Georg Christoph Wagenseil ve Milano’da Giovanni Battista Sammartini’dir. İtalyan opera bestecilerinin ve Johann Adolf Hasse gibi, İtalyan olmayan ama İtalyan tarzı operalar yazan bestecilerin de apayrı bir yeri vardır.
En azından XX. ,‘ın ortalarına kadar, Haydn (1732-1809) ve Mozart’ın (1756-1791) son eserleri ve Beethoven’ın (1770 -1827) hemen hemen bütün eserleri, bestecilerin ve dinleyicilerin düzeylerini belirleme konusunda mihenktaşı sayılacaktır. Özellikle bu anlamda bu üç besteci “klasik“ tir. Onlar tarihte, keşfedilmeye ihtiyaçları olmayan ilk bestecilerdir. Bu, onlardan önceki bütün bestecilerin büsbütün unutulduktan sonra XX. yy’da yeniden hatırlandığı ve Haydn ve Mozart’ın eserlerinin (hiçbir zaman Bach gibi bir köşede keşfedilmeyi beklememişlerdir), XIX. yy’da da günümüzdeki kadar tanındığı, anlaşıldığı ve çalındığı anlamına gelmez. Ama Haydn ve Mozart, kendi dönemlerinden günümüze kadar repertuvarda ve dinleyicinin zihninde çok sağlam bir yer edinmişlerdir. Aslındanlar en büyük eserlerini, o dönemde ortaya çıkan ve istensin veya istenmesin, bugün de müzik hayatımızın temelini oluşturan konserler için yazmışlardır. Aynı şekilde, senfonik orkestrayı yarattılar ve (özellikle Haydn) yaylılar dörtlüsünden senfoniye kadar yeni türlerin parlak örneklerini verdiler.
Bu bestecilerin piyano sonatlarını ve (özellikle Mozart tarafından) temelden değiştirilen konçerto türündeki eserlerini ve operalarını da anmak gerekir. Senfonik müziği (veya orkestra müziğini) oda müziğinden ayırdılar ve Germen, hatta Viyana müziğinin, bir buçuk yüzyılı aşkın bir süre boyunca bütün Avrupa’ya hakim olmasını sağladılar. Nihayet, bu müzisyenler sanatçının özgürlüğü ilkesini iktidarlara ve topluma kabul ettirdiler. T.L.
|
|
|