| |


Romantizm’den Postromantizm’e
Klasik biçimler ve türler, Romantizm bestecileri tarafından yeniden ele alınır; Mendelssohn veya Brahms bu mirası derlemeyi ve dilini zenginleştirmeyi başarırlar (liedler, sonatlar, senfoniler, oda müziği...).
Bütün repertuvarlarda, melodik cümle, Frédéric Chopin’in ayrıcalık tanıdığı bir tempo olan rubato’nun veya doğaçlamaya yakın a cadenza pasajların (Franz Liszt) etkisi altında yumuşar, uzar.
Özgürlük ve parlaklık ihtiyacı, tıpkı Robert Schumann’ın en parlak örneklerini verdiği (Karnaval Kelebekler...), sabit bir şeması olmayan, genellikle esinleyici kişilikli parçalar (doğaçtan çalınan parçalar, intermezzolar, noktürnler, prelüdler, rapsodiler, sözsüz romanslar...) gibi, virtüözlerin eserlerini (Niccolo Paganini) de günün beğenisine uydurur.
Kişisel anlatım ihtiyacı, Hector Berlioz’un yeni eğilimlerin simgesi olan Fantastik Senfoni’de (1830) yaptığı gibi müzisyenleri eski-şemaları değiştirerek düşünceyi veya programı izlemeye zorlar. Müzik dışı esine bu başvuru, programlı uvertürden yeni bir türün doğmasına bile yol açar: genellikle tek hareketli, betimleyici bir orkestra eseri olan senfonik’ şiir (Liszt: Prelüdler; Saint-Sains: Ölüler Dansı; César Franck: Lanetlenmiş Avcı...)
Öte yandan, çalgı yapımında sağlanan ilerlemeler, senfoniye çalgı sayısını artırma ve de özellikle nefesli çalgıları çeşitlendirme (bas klarnet, kontrfagot, tuba...) imkanı sağlar. Aynı zamanda eserlerin boyutları uzayarak yüzyılın sonunda olağanüstü gelişmelere ulaşır; buna örnek olarak Gustav Mahler’in bir buçuk saatten uzun süren, Binler Senfonisi de denen, Sekizinci Senfoni’si (1907) verilebilir. Axis
Lirizm ve benliğin sergilenmesi
Kendisini eserinin merkezine yerleştiren romantik sanatçı, en gizli duygularını kendinin ve başkalarının gözünde büyütmek ihtiyacını uzun süre içinde tutmuş olmanın baskısıyla patladı.
Kişisel duyguların ifadesi. « Hissettiklerimi anlatmak... özgürlüğü her şeyin üstünde tutmak » der Beethoven. Günlük sırların, bütün benliğin sergilenmesi, romantik akımın temel ilkelerindendir. Acılar, ümitler, sorular, hayaller ve hayal kırıklıkları, üzüntü, sıkıntı, melankoli ve mutluluk... müzisyenleri, talihsizlikleri ve özlemleri olarak bunları ve asrın kötülüğünü » çelişik konular halinde ve abartarak dile getirdiler. Fantastik Senfoni veya Harold İtalya’da adlı eserlerindeki genç kahramanda kendini canlandıran Berlioz, bütün ümitlerini, acılarını, anılarını ve izlenimlerini açığa vurdu. Hassas Eusebius ile tutkulu Florestan’ı, yani rüya ile hayatı yaratırken Schumann, kendi kişiliğini tanımlamaya çalışıyordu.
Chopin, piyanosunda, ruhunun derinliklerindeki duyguları ortaya döküyor ve kalbindeki, yurt hasretiyle örülmüş hüzün örtüsünü kaldırıyordu. Bütün bu “gizli günlükler “ romantik benliğe özgü o iç bölünmelerle, o zıt ruh hallerinin birinden diğerine geçişlerle belirginleşiyordu.
Gürültülü lirizm.
Doğaçlama sanatı, benzersiz lirizmi, ateşli hamleleri, yanılmaz içgüdüsüyle Berlioz, romantik müzik tarihinde eşine rastlanmayan bir olgudur. “Zaman zaman bayağı ve yüce olabilen, bazen ucubeleşen “Berlioz müzikal drama tutkundur ve bedensel duyumlarıyla zihinsel etkinliğini kaynaştırmayı başarmıştır. Ama bu tantanalı lirizm, tatlı rüyaların dile getirilmesini de engellemez. “ Ateşler ve yıldırımlar “ “ hayaller ve tutkular “, bunlar onun yaratıcılığmın simgeleri gibidir. Lelio ve Hayata Dönüş’le sürdürülen Fantastik Senfoni, müzisyenin, “hayale sığınma ve orada kelimelerin ötesinde bir müzik yaratabilme” kaygısını yansıtır.
Otobiyografisinden derin izler taşıyan bu eserde Berlioz, tutkulu aşkına bir çare arar. Bu « müzikle günah çıkarma», sanatçının duygularının, özlemlerinin ve hayallerinin müzik yoluyla ortaya dökülmesidir.
Sakin lirizm.
Berlioz’un gürültülü lirizminin ve Liszt’in destan boyutlarının karşısında, müzikte bir mahremiyet arayanların çekimser lirizmi yer alır. Mendelssohn, Schubert, Chopin veya Schumann bir lied’de, sözsüz bir romansta veya piyano için yazılmış bir noktürnde, değişik boyutlardaki bu küçük eserlerle duygusal zarafete, nasıl içli bir melankoliye yer verirler. Romantik müzisyen ruhun en gizli sırlarına varma eğilimine kapılarak müzikal içtenliğe . yönelirken, elbette duygularının içtenliğine doğru sürüklendiğini hissedecektir:
Chopin’in ve Schumann’ın piyano için parçaları bu içtenlik akımının en kusursuz örnekleridir. Chopin’in piyanosundan başka sırdaşı yoktur. Schumann’ın piyanosu onun ikinci kişiliğidir. Şair’in Aşkı’nda benliğin ve ikinci kişiliğin, şarkının ve piyanonun yakın birliğini gerçekleştirir. Melekler tarafından yazdırıldığına inandığı Piyano için Mi Bemol Çeşitlemeler’i bestelerken, içindeki fantasmaları da dile getirir; şaşkındır, çünkü meleklerin dikte ettiği tema, ondan başka bir bestecisi yoktur. Ama bu içe dönük eğilim hiçbir zaman virtüözlüğü dışlamaz. Müzikal romantizmin çelişkilerinden biri de budur. Kendi iç dünyasına veya virtüözlüğe olan bu eğilim Beethoven’da da çok belirgindi. Weber, inanılmaz hayal gücüyle, Liszt kötü olayları sezebilme dehasıyla, bu eğilimi ulaşılamayacak bir aşamaya ulaştırdılar; Schumann ve Chopin’se şiirsel anlatımın hizmetine sunmakla yetindiler. T.L.
|
Romantik ikilikler
Romantikler hislerini daha iyi ifade edebilmek için, çeşitli sanatlar arasındaki bütün sınırlan kaldırmak istediler.
Müzik-edebiyat.
Berlioz müziği diğer sanatların bir bölümü olarak aldı, “ Müzik, kendi başına birşey ifade etmez, şarkılarla ve şarkıcıların söz ve hareketleriyle zenginlik kaza nır.”Liszt’in eserlerinin büyük bir kısmı programın, senfonik şiir denilen müzik ve edebiyat birliğinin ürünüdür. Romantik müzisyenler bütün sanatların birleşip kaynaşmasını sağlamaya çalıştıklarına göre, onlarda, müzik ve edebiyat ikilemesi karakteristik bir özelliktir. Mendelssohn kültürlü bir insan ve mükemmel bir edebiyatçıydı. Schumann, baba evinde çok erken yaşta edebiyat ve özellikle jean-Paul (Richter) ile ilgilendi, müzisyen olmadan önce şairdi. Liszt deneme yazarı ve filozof, Berlioz aynı zamanda bir yazar ve kuramcıydı. Wagner, herkes tarafından da bilindiği gibi, müzisyen-şair-sahneye koyucu niteliklerini taşıyordu; eski trajedilerde olduğu gibi, bütün sanatların birleştiği bir dramın eserinin yaratıcısıydı.
Romantik müzisyenler hemen hemen bütün çağlardan esinlendiler. Shakespeare’in tiyatrosu onlar için harika bir dayanaktı. Berlioz, Shakespeare’e hayrandı ve Shakespeare onun belli başlı ilham kaynaklarından biriydi; müziği Shakespeare tarzı baroka yatkındı; Romeo ve Jülyet’i bestelerken, “Shakespeare’in Romeo’su ! Tanrım, ne konu! Sanki her şey müzik için düşünülmüş “ diye bağırıyordu.
Bu coşku, müziğin asıl malzemesinden destek almadan edemezdi. Romantik müzisyen, daima seslerin büyülü gücünden etkilendi (Liszt, Çılgın Ateş, Aşkın icra Etüdü, no. 5; Berlioz, Lilhio’nun Fırtına Ustiine Fantezi’si veya Requiem’in Diesirae’si).
Müzik-şiir.
Liszt, “müziği şiirle daha sıkı birleştirerek yenilemek” istiyordu. Çağdaşları gibi, iyi kaynaklar aradı ve kendi sanatına en yakın sanat olan şiirden esinlendi. Goethe, Schiller, Novalis, Byron, Hugo, Dante, heophile Gautier, Lamartine, Heine, Rückert ve Eichendorff romantik müzisyenlerin kahramanları oldular. Romantik sanatçılar, Eichendorff gibi doğadan yararlanarak hislerini ifade etmeyi severlerdi. Denebilir ki bir Alman için, doğa, insanlık dramının esas kahramanıydı; bir Fransız içinse daha çok yaşanan yerin dekoru. Beethoven doğayı sese getiren ilk bestecilerden biri oldu: (Pastoral Senfoni) doğayı seslendirdi. Schumann bir Rheinland Sefonisi veya Ren Nehri Kıyısından Bir Yaşam Öyküsü’nü besteledi ve efsanevi nehri eşsiz şiirsel bir dille seslendirdi. Berlioz harika bir Fantastik Senfoni yazdı (Tarlalarda Hayat). Lied’lerinde hep hissedilen doğa, sonunda Schubert’in gerçek dini oldu.
Müzik-resim.
Beethoven, romantik müzisyenleri etkileyen renklemenin uygıılayıcısı ve müziğin ilk büyük ressamıdır. Ondan sonra Schubert önemli bir manzara ressamı olarak dikkati çeker; halk romantizminin ifadesi olan lied’leri tablo değerindedir. Bu eserler M. Beaufils’e göre “ resmin müzikal bir şekli “dir. Lied’lerinde piyano ortamı ve dekoru canlandırır. T.L.
|
|
|