| |


Rönesans Müziği
Rönesans müziği daha büyük bir akıcılık ve çok geçmeden bütün seslere yayılarak, doruk noktasını Roland de Lassus ve Palestrina’nın eserlerinin oluşturduğu, dengesi güçlü çoksesli parçalar doğuracak olan benzetime neredeyse sistemli biçimde başvurulmasıyla ayırt edilir. Başlıca türler gene Ortaçağ türleridir (missa, motet, şarkı); bu da İspanyol Tomas Luis de Victoria’yı son derece zengin anlatımlı motetler bestelemekten alıkoymaz (vor omnes, magnum mysterium).
Bununla birlikte Lutherci ve Calvinci Reform’a bağlı müzikler (koraller, mezmurlar), artık sadece iyi çalışmış kilise şarkıcıları tarafından değil, cemaat tarafından da söylenmek üzere oluşturulmuş repertuvarlar aracılığıyla, yeni bir yalınlaşma arzusunu gündeme getirir. Katolik Kilisesi bu değişimlere tepki olarak Trento Konsili’nde, kutsal çevrelerde çalınan müzik eserlerinin sözlerinin daha anlaşılır kılınmasına ve dini bestelerdeki dindışı melodilere yapılan her tür göndermenin çıkarılmasına karar verecektir.
Çoğunlukla Rönesans’ın hümanist ruhuna dayanan şarkı, böylece artan bir rağbet görmeye başlar: Clément Janequin’nin çoksesli şarkısı (genellikle betimleyici ve ses taklitleri bakımından zengindir) [ Savaş, Kuşların Şarkısı]), basit frottola (üç veya dört sesli parça) veya zengin anlatımlı İtalyan madrigal (Claudio Monteverdi, Carlo Gesualdo), çoksesli Alman lied’i veya İspanyol villancico’su (bunun teması İsa’nın doğuşudur).
Buna koşut olarak, bağımsızlığını ortaya koyan çalgı müziği artık kendini dansa veya şarkıya eşlik etmekle sınırlamamaktadır. Çok rağbet gören lavta ve klavyeli çalgılar (org, klavsen veya klavikord), çoğunlukla moda şarkılar üzerine yazılmış fantezi, ricarcare, canzone ve çeşitemeler’in gelişmesine tanık olur. Gerek aynı aileden (viyolalar veya ağızlıklı flütler) gerekse karışık (İngilizlerin broken consorts’u gibi) çalgı toplulukları, benzer bir repertuvarı seslendirmektedirler.
Axis
Rönesans kavramı, müzik söz konusu olduğunda, eskimiş bir üsluptan kopuşu değil, bir çağı ve bir ortamı ifade eder. Müzikte Rönesans, bir devrimden çok, önceki gelişmelerin sonuca ulaşmasıdır.
Gerçekten de bu alanda, XVII. yy’ın eşiğinde sahne oyunlarının gelişmesinin bir sonucu olan favola in musica (Montaverdi) dışında önemli bir yenilik görülmez: Leoninus, Perotinus gibi ilk discantusçulardan, Palestrina veya Lassus’e kadar, en küçük bir devamlılık belirtisi bulmak mümkün değildir. Müzik, kendine özgü yasalara ve bir mantığa göre gelişen bir dildir: dışarıdan, entelektüel veya felsefi katkılar marjinal kalır ve müziği etkiler, ama dönüştüremez.
Bestecilik bakımından tekniklerin bir birine bağlanışı gözle görülüyorsa da, 1501’den (Odhecaton), özellikle de müstakil harflerin yaygınlaştığı 1528’den itibaren müziğin yaygınlaşmasını sağlayan müzik yayımcılığındaki gelişim göz ardı edilemez
XVI. yy’ın ortalarına doğru, çalgılar için özel eserler yazma girişimleri görülür. Lavta için hazırlanmış tablaturaların yayımlanması, özel bir repertuvarın gelişmesini sağlar. Bu yeni anlayış, çalgıların ıslah edilmesine ve bazı yeni çalgı ailelerinin icadına yol açacaktır. Bu yeni çalgıların kullanılmasıysa, homojenlik arayışına dayalı yeni bir estetiğe uygun düşer. T.L. |
|
|