Türkiye’de özel galericiliğin tarihsel örnekleri: Maya
Mehmet Üstünipek
“Dün şehrimizde sessiz sedasız bir ‘hadise’ oldu. Beyoğlu’nda küçük bir sanat galerisi açıldı.”
Bundan tam elli yıl önce, Yeni İstanbul gazetesinin 26 Aralık 1950 tarihli baskısında, gazetede Bir İstanbullu takma adıyla yazdığı kısa makaleleri yer alan Fikret Adil, Maya Sanat Galerisi’nin açılışını böyle duyurmaktaydı.
Beyoğlu’nda, Kallavi Sokak No: 20/1 adresinde hizmet vermiş, bir bölmeli salon ve bir de odadan ibaret bu küçük Sanat galerisi, Türkiye’de özel galericiliğin tarihsel isimlerinden birisi olmuştur. 1939 yılında, bir grup genç sanatçının Taksim Meydanı’nda açtığı ve meydanın yeniden düzenlenmesi sırasında ortadan kaldırılan galeri ve 1945 yılında, seramik sanatçısı İsmail Hakkı Oygar’ın, Beyoğlu’ndaki atölyesini sergi mekanına çevirmesiyle hizmet vermeye başlayan ve bazı önemli sergilerin ardından ikinci senesini doldurmadan kapanan İsmail Hakkı Oygar Galerisi, Maya’dan önce açılmış sanat galerileri olarak dikkat çekerler. Ancak ne bunlar ne de Maya’dan sonra açılacak olan sanat galerilerinin pek çoğu, onun çağdaş Türk sanatı tarihi içerisindeki önemli yerini karşılayamazlar.
Maya, sadece özel sanat galericiliğinin tarihsel örnekleri arasında bir isim olarak değil, aynı zamanda 1950’li yılların avant-garde sanat ortamına ivme kazandırmış, o yılların genç sanatçılarının önlerinde ufuklar açmış, pek çoğuna sanat yolunda ilerleme tutkusunu ve inancını aşılamış bir kültür yuvası olarak da önem kazanmaktadır. Özellikle Türkiye’de soyut sanatın ilk denemelerinin yapıldığı bir dönemde, bu anlayışın yaygınlaşması açısından önemli bir işlevi yürüttüğü de anlaşılmaktadır. Galeriyi açan Adalet Cimcoz, bu küçük mekanı; aydın kimliği, sanat sevgisi ve enerjisiyle, dönemin pek çok edebiyatçısı, sanat adamı ve sanatseveri için bir cazibe merkezi haline getirmiştir. Cimcoz (1910- 1970), düzgün Türkçesi ile film seslendirmeleri ve radyo programları yapmış, gazete ve dergilerde şiirleri, denemeleri, hikaye çevirileri ve sanat üzerine yazıları yayınlanmış bir sanatçıdır.

Çok Sayı da kitap ve tiyatro oyunu çevirisi yapmış ve çevirilerinde kullandığı, halk diline yakın duru Türkçe nedeniyle 1962 yılında Türk Dil Kurumu ödülü nü almıştır. Sanatla sürekli içiçe olan Adalet Cimcoz (ya da arkadaşlarının onu çağırdığı şekliyle Ada), aynı zamanda çağdaş Türk sanatına her zaman ilgi duymuş bir kişidir: “Galeriyi açan bu münevver dostumuz, öteden beri yılbaşı, evlenme, doğum ve sair vesilelerle bir hediye vermek icabettiği zaman, dostlarına muhakkak bir resim göndermeyi tercih ederdi.” [ Melda; Maya Ve Adalet Cimcoz, s.29 (Cemal Tollu, “Yeni Bir Sanat Galerisi: Maya”, Yeni Sabah, 31 Ocak 195 1)’den alınmış.
Adalet Cimcoz’u bir sanat galerisi açmaya iten de, içindeki bu yoğun sanat sevgisi ve sanatla içiçeliğidir Türk sanatçılarına olan inancı, sanatçıyla halk arasında köprü oluşturacak böyle bir mekanı açmasına kaynak teşkil etmiştir. Kendisiyle yapılan bir röportajda: “Gayem sanatkğrlarımızın ve bilhassa genç istidatların eserlerini halka teşhir etmek, tanıtmak ve böylece cemiyet te sanat sevgisini inkişaf ettirmektir.” demekte ve şöyle devam etmektedir: “En büyük zevkim her sergide sanatkârlarla beraber hazırlanmak ve heyecan çekmektir. Bu bakımdan bilhassa gençler çok daha hareketli ve hevesli, hele eserlerinin satılması bilseniz onlara ne kadar tesir ediyor.” [ TANA, Melda; a.g.e., s.26 (M.B.; “Adalet Cim coz”, Bütün Türkiye)’den alınmış.]
Maya’da düzenlenen sergilere bakıldığında Aloş, Kuzgun Acar, Ömer Uluç, Fikret Otyam, Nedim Günsür, Adnan Çoker, Lütfü Günay gibi dönemin pek çok genç sanatçısının isimlerine rastlanmaktadır. Genç sanatçılar için Maya; sergi düzenleyebildikleri, sanatçı kimliklerini geliştirdikleri gerçek bir yuva olmuştur. Ali Teoman Germaner (Aloş):’in ifadeleri, bunun en güzel kanıtıdır: “Maya’da tanıdığım insanlar, içine girdiğim ortam sayesinde Akademi’nin dar duvarları nı aşmış oldum. Entelektüel bir çevreye düştüm. Bu benim şahsıma gösterilmiş özel bir şey değil- din Benim gibi Maya’ya katılan, giden gelen, kendi kuşağımın genç insanları da bunun gibi bir karşılığı aldı.”
Sabahattin Eyüboğlu’nun “Maya ufacıktı ama bir yürek gibi dolup taşıyordu” diyerek tanımladığı galeri; Sait Faik Abasıyanık, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Fikret Adil, Sabahattin Eyüboğlu, Asaf Halet Çelebi, Arif ve Abidin Dino gibi pek çok sanatçı ve yazarın biraraya geldiği bir mekan olarak, genç sanatçıların önünde ufuklar açan bir sanat ortamının da kaynağıdır. Mengü Ertel’in anıları, bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır: “... birdenbire Beyoğlu Kallavi Sokak’ta küçücük bir binanın ikinci katında Maya Galerisi açıldı. Burada sergiler açılıyor, adlarını bildiğimiz, kitaplarını yutarcasına okuduğumuz, üzerlerinde gecelerce ahkam kestiğimiz yazarlara her an rastlana biliyor, ve de bizler kovalamadan bir kenarda onları dinleyebiliyorduk.” [ Mengü; “Kuzgun Acar”, Gergedan, s.15 7]
Plastik sanatlar ve edebiyatın birlikteliği, sanat tarihi boyunca her zaman üst seviyede sanatsal üretime kaynaklık etmiştir. Dante ve Giotto’dan sürrealizme değin, bunun çeşitli ör nekleri vardır. Çağdaş sanat için ise, bu birliktelik vazgeçilmez öğelerden birisi halini al mıştır. Maya’nın çağdaş Türk sanat tarihi içerisindeki önemli yeri, büyük ölçüde bu birlik teliğe zemin hazırlamasından kaynaklanmıştır. Adalet Cimcoz’un kişiliği, bu konuda belirleyici olmuştur. Hatta, eğer hayata veda etmeseydi, Orhan Veli galeride çalışacak ve Maya isimli bir sanat yaprağı da çıkartacaktı. Yine de, bu dönem ‘de Yeditepe dergisi, yın hayatına taşımak konusunda oldukça istekli bir tutum ortaya koymuştur. Dergide, çok sayıda sanat yazısı ve haberinin yanı sıra, Maya’nın sergi ilanları ve bu sergilerle ilgili değer lendirmelere sık sık yer verilmiştir.
Sabahattin Eyüboğlu, zengin çağrışımlı ve dile hoş Maya adını bulduklarında, Adalet Cimcoz’un duyduğu sevinci aktardığına göre, Maya isminin ortaya çıkmasında bile edebiyatçıların katkısı olduğu anlaşılmaktadır. Maya’nın, sergi ilanlarında da gördüğümüz ambleminin ise, bir Şarköy kiliminden çıkarılmış Maya Kuşu motifinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır: “Ben eski Türk sanat eserlerine ve bunlar arasında da bilhassa halıcılığa çok meraklıyım. Uçan geyik de, eski Türk halılarında çok tesadüf edilen bir motiftir, oradan aldım.” [ Melda; a.g.e., s.27 (M.B.; “Adalet Cimcoz”, Bütün Türkiye)’den alınmış.]
Adalet Cimcoz’un, galeride; modern motifli yazmalara, Göksu testilerine, tahta kaşıklara yer vermesi de, aynı dönemde halk sanatları ile modern sanatın sentezini araştıran Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun sanat çizgisini yansıtması ve bu çizginin gelişimine katkı sağlaması açısından ilgi çekicidir. Bu, aynı zamanda, halkın sanata olan ilgisini arttırmaya yönelik bir arayıştır.
Pek çok sanatçının üretimini teşvik eden ve bu üretimleri topluma ve kamuoyuna ulaştırmaya hizmet eden Maya Galeri si, 5 yıla yakın bir süre içerisin de 70’den fazla sergiye ev sahipliği yapmıştır. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Zeki Faik İzer gibi sanatçıların fikirleriyle katkıda bulundukları galerinin, 15 günde bir yenilenen sergi programında; açılış sergisi olan karma sergiden, kapanışından önceki son sergi olan Adnan Çoker, Ali Durukan, Ihsan Cemal Karaburçak sergisine kadar resim, heykel, seramik, fotoğraf, karikatür, süsleme gibi farklı alanlarda, dönemin çok sayıda önemli sanatçısının kişisel ve karma sergileri yer almıştır. Bu sergilerin gerçekleşmesinde, sadece Adalet Cimcoz değil, Maya’nın tüm sevenleri büyük çaba sarfetmiş gözükmektedirler. Sanatçılar için Maya, adeta savundukları stratejik bir kale gibidir. Öyle ki, Avni Arbaş ve Nedim Günsür burada açılacak sergileri için resimlerini yurtdışından yollamış ve hep sinden önemlisi; galeri, maddi yetersizliklerden dolayı 1954 yılında kapanma noktasına geldiğinde, sanatçılar eserlerini bağışlayarak bir Kurtarıcı Sergi düzenlenmesini sağlamışlardır.
Adalet Cimcoz, galerinin kapanma noktasına geldiği bu aşamada; kazanç amacı gütmeksizin öncü sanata verdiği destek nedeniyle satışların düşük olduğunu ve galerinin senelik masraflarını karşılayamadığı için artık dayanma gücünün kalmadığını belirtmektedir. Ancak, ona bir süre daha dayanma gücü verecek girişim sanatçılardan, Kurtarıcı Sergi aracılığıyla gelmiştir. Bu sergide eserlerin tümüne yakınının satılması ile, bir süre daha ayakta duran Maya, 1955 Temmuzunda artık maddi sorunlarla daha fazla baş edemediği için kapatılmıştır. Sabahattin Eyüboğlu’na göre, “para yellerinin alabildiğine esmeye başladığı” bu yılların koşullarında, sanat sevgisinden güç alan idealist tutum, galerinin daha fazla yaşaması için yeterli olmamıştır. Demokrat Parti döneminin kültür politikaları ile, devletin sanata desteğini azalt tığı bu dönemde Maya, liberalleşen sanat ortamının ilk atılımı olarak da dikkat çeker.
Ancak, açıkçası oluşturduğu canlı sanat ortamıyla ön plana çıkan Maya, toplumun sana ta ilgisinin gerek izleyici gerekse koleksiyoner olarak kısıtlı olduğu koşullarda, aylık kira ve elektrik masraflarını karşılamak için gerekli olan ticari mekanizmayı işletememiş görünmektedir. Satışlardan %25 komisyon alma esasıyla çalışan Maya Sanat Galerisi, bir sanat galerisinin iki temel işlevinden birisi olan kültürel sorumluluğu başarıyla yürütmüş, ancak ikincisi olan ticari sorumluluğu dengeli bir şekilde yerine getirememiştir. Oysa, sanat galerilerinin en önemli sorumluluklarından birisi, bir alıcı kitlesi yaratmaktır. Maya, Çağdaş Türk sanatının dönüm noktalarından birisi olan 1950’li yılların başlarında, yeni sanatsal atılımların oluşumuna kaynak teşkil eden bir buluşma noktası olarak kültürel sorumluluklarını yerine getirmiş gözükmektedir. Bununla birlikte, sadece sanatçı kitlesiyle ilişkili kalması ve ticari nitelikli bir özel galerinin sürekliliğini sağlamak için gerekli olan toplumsal zemini oluşturmaya yönelik girişimleri gerçekçi bir şekilde ele alamaması, onun uzun ömürlü olmasını engellemiştir.
“Maya gelecek mevsim açılmayacak. Buna rağmen, yine de büyük, çok büyük hizmetlerde bulundu. Maya sanat tarihine geçecektir ve takdirle anılacaktır.” (Bir İstanbullu)
KAYNAKÇA
Melda Kaptana, Maya ve Adalet Cimcoz Yenilik Basımevi, İstanbul, 1972.
1950-55 arasında yayınlanan Yeditepe Dergileri
Ali Teoman Germaner ile 10 Kasım 1998 tarihinde yapılan görüşme.
EKTEL, Mengü “Kuzgnn Acar”, Gergedan, Temmnz 1988, No: 17, s. 156-158.
Mehmet Üstünipek, Türkiye’de Sanat, 2001/10 Sayı 47