Afrika Sanatı Afrika’da özellikle Siyahların ortaya koyduğu heykel, resim, dokuma, giysi, takı, mimarlık, müzik, dans, tiyatro, ve şiir dallarındaki sanat yapıtlarının tümü. I.Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda yapılan araştırmalar Afrika'da zengin ve etkileyici bir sanatın varlığını ortaya koymuştur. Batı dünyasından çok değişik olan bu ortamın ürünleri tüm sanatseverlerin ve bilim adamlarının ilgisini uyandırmıştır. İÖ 6. binden günümüze değin uzanan Afrika'daki yoğun sanat üretimi hem çok yönlüdür, hem de inanılmaz bir çeşitlilik sergiler. Afrika sanatı denince akla ilk gelen heykeldir. Oysa Afrika sanatı heykelle birlikte resim, mimarlık, edebiyat, tiyatro, müzik, dans, giysi gibi dalları ve takı, saç düzenlemesi, dokuma, çanak çömlek, sepet yapımı, maden işçiliği gibi küçük el sanatlarını da kapsar. Çeşitlilik, bu sanat biçimlerinin her birinin öteki biçimlerden bağımsız, kendi çevresinde, tarihsel ve toplumsal ortamında gelişmiş olmasından kaynaklanır.

Afrika sanatını kavrayabilmek için Afrika dışında gelişmiş düşünce sistemlerinden sıyrılmak gerekir. Afrika sanatı ancak o zaman gerçek boyutlarıyla anlaşılıp değerlendirilebilir. Örneğin Afrika sanatçısının toplumdaki işlevi Batı'dan farklıdır. Batı, sanatçısını günlük yaşamdan ayırır. Batı'da gösteri sanatları için özel yapılar yapılır, görsel sanatlar için sergiler düzenlenir. Orada sanatçı yaşamını tümüyle sanatıyla kazanabilir. Oysa birkaç örnek dışında, Afrika sanatçısı diye adlandırılan kişi toplumun herhangi bir üyesinden farksız, tarlasını sürüp ekmek durumundadır. Ancak, bir ya da birkaç sanat dalında yetenekli olmak, toplum içinde saygınlık elde etmenin önkoşuludur. Şefin ya da dinsel önderin yetenekli bir dansçı olması gerekir. Davulcudan gelen mesajları yorumlayabilmesi için aynı zamanda bu sanatta da uzmanlaşmış olmalıdır.

Afrika'da sanatçı ile zanaatkâr arasında Batı'da olduğu gibi bir fark yoktur. Heykelci, günlük kullanım eşyasının iyi tasarlanmış olması düşüncesinin küçültücü olabileceği inancında değildir. Bir yemek kabı yaparken, bir dinsel tören için yaptığı maskeye gösterdiği özeni gösterir. Oysa Batı'da işlevselliğin değerinin 20. yüzyılda yeniden keşfedilmesi gerekmiştir.

Afrika'da bir yapıt ya da gösterinin değerlendirilmesi ve kabul edilmesi geleneksel kurallara göre olur. Alışılagelmiş belirli kalıplara uymayanlar toplum tarafından reddedilir. 

Batılı bilim adamları sanatsal olguları ayrı sınıflara ayırmışlardır. Oysa Afrikalı sanatsal eylemi bir bütün olarak görür. Örneğin bir Afrika maskesi kendi başına yeterli değildir, dinsel inançların bir gereci olduğunda anlam kazanır, giysiyle, müzikle, şiir ve dansla bütünleşir. Batılı için Afrika heykeli demek maske demektir. Oysa giysi maskeden daha önemlidir. Gene, kimi toplumlarda dans da maskeden önemlidir. Sanatçının toplum içindeki yeri toplumsal değer yargılarına göre değişir. Saygın sanatçı kimi toplulukta maskeci, dansçı, kiminde de müzikçidir. Sanıldığı gibi Afrika sanatı gerçekte anonim değildir. Sanatçıların adlan bellidir; ne kadar yetenekliyseler, toplum içinde o kadar tutunur ve tanınırlar. Belirli kalıpların varlığına karşın sanatçı yaratıcılıkta özgürdür. Örneğin bir bunda maskesinin biçimi bellidir, ama sanatçı maskenin saçını düzenlemekte özgürdür. Öyle ki, kimi durumlarda sanatçıların özgür yaratıcılıkları toplumun isteği doğrultusunda desteklenir. Yorubalann Gelede kabilesinde cadıları memnun etmek için maskenin özgün ve çarpıcı olması özellikle istenir. Tüm Afrika sanatı bir ölçüde, içinden çıktığı toplumun yapısını ve düşünce sistemini açıklar. Sanata ulaşmak, aynı zamanda toplum yapısını ve düşünce sistemini kavramaktan geçer. Örneğin davulcunun vurduğu ritimleri değerlendirebilmek için, o davulcunun konuştuğu dilin yapısındaki ritim ve tonun niteliğini bilmek gerekir. Hiyerarşik örgütlenmesi olan topluluklarda bu nitelik daha kolay kavranır. Asanti ve Yorubalar arasında krala, şefe ya da dinsel öndere ayrılmış danslar vardır. Benzer biçimde, belirli türde heykeller üst sınıfa özgüdür. Yorubalarda boncuk işleme yalnız kral ve ailesinin eşyasında, Benin'de fildişi, kral ve saray aharlarında kullanılır. Kimi topluluklarda yaş grubuna göre sanatta değişiklikler yapılmakta, kiminde de meslek gruplarının dansları ayrı olmaktadır. 

Afrika sanatı dinsel inançların bir anlatım aracıdır. Sanatla en çok ilişkisi olan ata kültüdür. Toplum henüz doğmamışların, yaşayanların ve ölmüşlerin (ataların) tümünü birden kapsar. İnanca göre, kişi bu üç dönemin her birinden geçer. Atalar maske ve heykellerle yaşayanların dünyasına katılırlar, onları korur, yardımcı olurlar. Dünyaya çocukları gönderen onlardır. Dogon'da maske ve heykeller dışında tabure ve kapılar da ataların figürleriyle bezenerek onların yardımları istenir. 

Afrika sanatı çevre koşullarının ve yaşam  biçiminin bir göstergesidir. Ahşap heykel, işlenebilecek ağacın bulunduğu çevrelerde \ var olabilmiştir. Pigmeler göçebe oldukla için, yanlarında taşıyamayacakları heykelin yerine dansı, sözlü edebiyatı ve müziği benimsemişlerdir. Ağacın olmadığı yerde görsel anlatım aracı olarak resim gelişme göstermiştir. Mimarlık da çevre koşullarıyla yakından ilişkilidir. 

Afrika sanatını tanımlamada "ilkel" terimi kullanılır. Oysa bu terim sanat yapıtının niteliğini tanımlamaz, sanatın içinde oluştuğu toplumu niteler. Ayrıca "kabile" değişmez ve tanımlanabilen bir toplumsal birim değildir. Tek yerleşmenin bir kabile oluşturduğu durumlar da vardır, birkaç yerleşmenin bir kabile olarak tanımlanabildiği durumlar da. Kült gruplaşması da Afrika sanatını tanımlamada karışıklık yaratmaktadır. Kült gruplaşması kabile sınırlarıyla aynı olmaz. Ticaret ve sanatçıların yer değiştirmesi, kapalı çevreler içinde oluşan üslupların yayılmasına yol açmıştır. Kimi üslup yayılmaları eski zamanlardaki toplumsal hareketlere dayanmaktadır. Kalp biçimi yüz motifinin Burundi-Zaire sınırından Gabon'da Ogoouè Irmağına kadar geniş bir alanda görülmesi, Bantu dili konuşan halkların hareketleri sonucunda ortaya çıkmıştır. Çeşitli toplumsal sorunlar üslup tanımlamasında karışıklıklara yol açmaktadır. 

Afrika sanatının 20. yüzyılda en önemli sorunu, değişik kültür çevreleriyle olan ilişkisidir. Batı biçimlerinde yetkinleşmiş kimi sanatçılar, geleneksel sanata da ilgi duymaya başlamışlardır. Vincent Kofi'nin "Uyanan Afrika" adlı heykeli, betimlediği yatan kadın figürüyle Batı sanatı etkisindedir, ama figürün baş ve boyun biçimi Asantilerin ahşap ve terra cotta (pişmiş toprak) figürlerini anımsatır. Birçok yapıtta Afrika'yla Batı'nın anlatım biçimlerinin bir araya gelmesi sanata zenginlik katmaktadır. 

Bu değişim özellikle halk sanatında izlenmektedir. Zengin bir kültür ortamının verilerinden kaynaklanan çağdaş Afrika sanatının geleceğe dönük, zengin bir araştırma dönemi içinde olduğu kesindir. A.B.

 

 
       
 

Copyright © 2008 Felsefe Ekibi Tüm haklarını saklı tutar.
Felsefe Ekibi SOLİS'in sağlamış olduğu hosting hizmeti ile sizlere ulaşmaktadır.

Grafik, tablo ve metinler kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, çoğaltılamaz. Uymayanlar için yasal yollara başvurulur.

 
 
hit counter html code
Felsefe Ekibi