ZAMANIN TİNİ

17.yüzyıl Fransa
Fransa XVI.yy.da din savaşları nedeniyle büyük bir tehlikeyle yüzyüze geldi. Kalvinciler Le Havre  şehrini İngiliz kraliçesi Elizabeth’e vermekten çekinmezken, Katolikler de İspanya ile anlaşmanın yollarını aradılar. Sonuçta sağduyulu danışmanlar ve aydınların etkisiyle Kral uzlaşma çabalarına girişti. Protestanlara hoşgörüyü tanıyan Nantes fermanı bu çabaların sonucu oldu.

Daha sonra, inanç alanına da hükmetmek isteyen ve iman birliğini krallığın  siyasi birliğinin ayrılmaz parçası olarak gören XIV.Louis, bu fermanı geçersiz ilan ederek, büyük bir insan ve yetenek kıyımına neden oldu. Bu kıyımdan diğer mezhepler de paylarını aldı. Krallıkta yaşayan protestanların takip edilmesi, onları başkaldırmaya itti. Böylece mutlakiyetçi rejim dini görüş altında, XVIII.yy.daki özgürlük patlamalarını besleyecek  şartları yaratmış oldu.

17. Yüzyılın İlk Yarısı

Tahta geçtikten sonra Katolikliğe dönmesine karşın Huguenot'lara dinsel özgürlüğün yanı sıra varlıkla­rını koruyacak güvenceler de veren IV. Henri, barış ortamından yararlanarak kral­lık otoritesini yeniden kurmaya yöneldi.

Henri'nin yönetimde geniş yetkiler verdiği Sully dükü, öncelikle tahtın alacaklarım toplayarak mali durumu düzeltti. Ardından kapsamlı değişikliklere gitmeden mali yö­netime işlerlik kazandırdı. 1604'te memur­lukların babadan oğula geçmesini sağlayan paulette adlı yeni bir vergi koydu. Yol, kanal ve köprü gibi bayındırlık işlerine girişti. Sully'nin muhalefetine karşın ekonomide müdahaleci bir tutum benimseyen Henri, işçi ücretlerini sabit tutarak özellikle doku­ma sanayisinin gelişmesine destek oldu. İn­giltere ve İspanya ile yaptığı ticaret antlaş­malarıyla tarım ürünlerinin ihracatını geliş­tirdi. 1602'deki bir ayaklanma girişimini şid­detle bastırdıktan sonra, intendant denen mülki yöneticiler aracılığıyla sıkı bir dene­tim kurdu.

Henri'den sonra genç oğlu XIII. Louis'nin ( 1610-43) tahta geçmesiyle yeniden çe­kişmeler baş gösterdi. Bu ortamda önce Ana Kraliçe Marie de Médicis'nin, ardından kralın güvenini kazanarak sarayda etkili bir konum kazanan Kardinal Richelieu, krallık otoritesinin pekiştirilmesinde önemli rol oynadı. 1624'te üstlendiği başbakanlık (premi­er ministre) görevi boyunca tahta ve kendisi­ne yönelik saray komplolarım ustalıkla boşa çıkardı. Giderek bağımsız bir güç odağı du­rumuna gelen Huguenot'ların askeri gücünü kırdı. Ekonomide kendine yeterliliği sağlamak amacıyla çeşitli imalat dallarını geliştir­di.

Denizaşırı ülkelere açılan kumpanyalara ayrıcalıklar tanıdı ve sömürge ticaretini ko­rumak üzere güçlü bir donanma kurdu. Sı­nırlardaki kilit noktaları ele geçirerek Fran­sa'nın sınırlarını güvence altına aldı. Otuz Yıl Savaşları(1618-48) sırasında Habsburgları zayıflatmayı hedef alan başarılı bir dış politika izledi.

1635'te Habsburglarla başla­yan savaşta önemli askeri zaferler sağladı. Elinde topladığı iktidarı acımasız ve keyfi bir biçimde kullanmakla birlikte krala bağlı kalan Richelieu'nün ölümünden (1642) bir yıl sonra yönetimde otorite boşluğu doğdu. Aynı yıl XIII. Louis de öldü.

Küçük yaştaki XIV. Louis'nin (hd 1643-1715) naibeliğini üstlenen Anne d'Autriche, başbakanlığa Richelieu'nün yardımcılarından Kardinal Mazarin'i getirdi. Savaşın getirdiği mali sıkıntıları çözmek için baskıcı önlemlere başvuran Mazarin, önce Parlementların, ardından soyluların giriştiği Fronde çatışmalarını (1648-53) siyasal manevralarla boşa çıkarmayı başardı.

 Fran­sa'nın bazı topraklar kazanmasını ve Lou­is'nin IV. Felipe'nin kızı Marie Therese ile nişanlanmasını sağlayan Pirene Antlaşma­sıyla (1659) İspanya ile savaşa son verdi.

XIV.Louis Dönemi. Merkezi yönetimin gelişmesi. Yönetim yapısında köklü bir de­ğişikliğe gitmeyen XIV. Louis, Mazarin'in ölümünden (1661) sonra başbakanlık unva­nını kaldırarak devlet işlerini kendisine sıkı sıkıya bağlı az sayıda bakan aracılığıyla yü­rüttü. Bu bakanlardan Michel Le Tellier, asker sayısı 400 bine ulaşan düzenli ve disip­linli bir krallık ordusu kurdu. Birçok görevi elinde toplayan Jean-Baptiste Colbert, uy­guladığı mali politikalarla hazineye büyük miktarda gelir sağladı. Gümrük vergisi sis­teminde korumacı önlemler getirdi. Sanayi­lerin gelişmesini destekleyerek çeşitli devlet işletmeleri kurdu. Ticaret filosunu güçlen­dirdi ve kumpanyalar aracılığıyla sömürge ticaretini korudu.

XIV. Louis, birlikte çalıştığı dar kabinenin dışında yönetim, maliye ve yargı alanların­daki kurumlan denetleyen ve yönlendiren konseyler oluşturdu. Merkezi yönetim ka­rarlarının uygulanmasında doğrudan kendi­sine bağlı ve geniş yetkilerle donatılmış kurumlara dayandı. Soyluları sıkı bir dene­tim altına alırken, Parlementların da hare­ket yeteneğini kısıtladı.

Din politikası ve mutlakiyetçilik. Huguenot'ları devletin birliği için bir tehdit olarak gören XIV. Louis, Protestan Felemenk Cumhuriyeti'yle savaşın sona erdiği 1678'den sonra ağır baskılara girişti, 1685'te de Nantes Fermanı'nı iptal etti. Bunu izle­yen kitlesel sürgünler ticaret, sanayi ve as­kerlik alanlarında ülkeye ağır darbeler in­dirdi. Louis'nin resmi öğreti dışına çıkan Jansencilik akımına karşı papalıkla ittifaka girmesi, Fransa Kilisesi içinde bölünmelere ve kendisinden sonra da devam eden dinsel huzursuzluklara yol açtı.

XIV. Louis döneminde doruğuna ulaşan mutlak monarşi, bütün yetkileri elinde top­layan kralın kişiliğiyle bütünleşen bir nokta­ya ulaşmakla birlikte, sınırsız bir üstünlüğe dayanmıyordu. Krallığın kurumsal çerçeve­si yerleşmiş hukuksal kurallara ve dinin buyruklarına bağlı kalmayı ve belirli ku­rumlar aracılığıyla onay almayı gerektiri­yordu. Merkezden uzak bölgeler özerklik­lerini bir ölçüde koruyordu. Soyluların, din adamlarının ve kentlerin küçümsenmeye­cek ayrıcalıkları vardı. Bunlardan daha önemli bir etken de mali sıkıntılardı; gerek­li kaynakları elde etmek için uzlaşmalara gitmek kaçınılmazdı. Mutlak monarşiyi ayakta tutan toplumsal tutuculuk, aynı za­manda bu sorunlann ortadan kaldırılması önünde bir engel olarak dikiliyordu.

Dış politika. Mazarin'in ve XIV. Louis'nin izlediği dış politika Avrupa'da üstünlüğü ele geçirmeye yönelik olduğundan, Fran­sa'yı bir dizi ittifakla karşı karşıya getirdi. Başlangıçta Habsburglann aleyhine deği­şen güç dengesinden yararlanarak durumu­nu güçlendiren Fransa, aynı dönemin sonla­rına doğru gerilemeye başladı. Avrupa'da 17. yüzyıl başlarındaki genel savaşlara son veren antlaşmalar çerçevesinde imzalanan Münster Barışı (1648), Fransa'nın kuzeydo­ğu sınırındaki Metz, Toul ve Verdun pisko­posluklarını resmen topraklarına katmasını ve Alsace'ta bazı feodal haklar elde etmesi­ni sağladı. Bu topraklanrı genişletmek ama­cıyla İspanya'yla sürdürülen savaş, 1655'te İngiltere'yle kurulan ittifakın da yardımıyla Fransa lehine sonuçlandı.

Pirene Antlaşma­sı Fransa'yı Avrupa'nın en önemli devleti durumuna getirdi. İspanyol Felemenki'ne karşı 1667'de başlatılan saldırı, Felemenk Cumhuriyeti, İngiltere ve İsveç arasında ku­rulan Üçlü İttifak nedeniyle sonuçsuz kaldı. Bu ittifakın dağılmasından sonra, Fransa en büyük ticari rakip olarak gördüğü Felemenk Cumhuriyeti'ne savaş açtı (1672). Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu ile İs­panya'nın Felemenk safında yer aldığı bu savaştan üstün çıkan Fransa, Nijmegen Antlaşmalan sonucunda (1678-79) Flandre'ın bir bölümü ile Lorraine ve Franche-Comté'yi resmen kendisine bağladı.

Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu'nun Osmanlılarla savaşmasından yararlanmak isteyen XIV. Louis, 1680'lerde Almanprensleri üzerinde nüfuz kurmaya yönelik bir politika izlemeye başladı. Fransa'nın Pfalz'a girmesiyle patlak veren Büyük İtti­fak Savaşı (1689-97) hızla genişleyerek uzun ve yıpratıcı bir nitelik kazandı. Fran­sa'nın denizlerde üstünlüğünü yitirmesinde bir dönüm noktası olan, ama iki tarafın da üstünlük sağlayamadığı savaşa, sorunlara kesin çözüm getirmeyen Rijswick Antlaş­ması'yla son verildi.

 XIV. Louis'nin torunu V. Felipe'nin 1701de İspanya tahtına geç­mesiyle başlayan İspanya Veraset Savaşı (1701-14), önceki çatışmalann bir uzantısı olarak gelişti. Başlangıçta ağır yenilgiler alan Fransa'nın 1710'dan sonra dengeyi sağlaması ve karşı ittifakın iç sorunlar nede­niyle sarsılması Utrecht Antlaşması'nın (1713) imzalanmasını kolaylaştırdı. Fransa bu savaş sonunda eski toprak kazanımlarını  korumakla birlikte Avrupa'daki üstünlüğü­nü İngiltere'ye kaptırdı.

17.yy. Fransız Kültürü

Fransa 17. yüzyılda kültür, edebiyat ve sanat ala­nında parlak bir dönem geçirdi. IV. Henri özenli kent planlaması ve büyük yapılarla yeni bir görünüm kazandırdığı Paris'i soylu­larla edebiyat çevrelerinin kaynaştığı bir merkez durumuna getirdi. Mimarlara ve ressamlara kanat geren Richelieu, 1634'te Académie Française'i kurdu ve tiyatronun gelişmesini destekledi. Onun ardılı Mazarin de sanatçılan koruma geleneğini sürdürdü. Versailles Sarayı'nı monarşinin görkemini yansıtan bir anıta dönüştüren XIV. Louis, bahçe düzenlemesinin yanı sıra müzik ve tiyatroya büyük önem verdi. Genelde hü­kümdarların, bakanların ve soyluların koru­ması altında gelişen sanat dallarında düzen­liliği ve yalınlığı temel alan klasik bir üslup egemen oldu. Bilim ve felsefede ise usçu bir yaklaşımın filizleri boy atmaya başladı.

Devrim Öncesi Fransa

18. yüzyıla gi­rerken Fransa'da görünüşte uyum ve düze­nin egemen olduğu güçlü bir monarşik yapı vardı. Devlet ve toplumun iç içeliğini belirt­mek için ancien régime (eski rejim) olarak nitelendirilen bu yapı, gerçekte belirli çıkar çevrelerine dayalı bir denge üzerinde dur­maktaydı. Bu yapının ekonomik, toplumsal ve düşünsel gelişmelere ayak uyduramayan hantallığı, Fransız monarşisinin ortaçağdan modern çağa geçme şansını yitirmesine ve reform kapısını araladığı 1770'lerden kısa bir süre sonra şiddetli bir devrim dalgasıyla yerle bir olmasına yol açtı.

Ancien régime'in odak noktasında yer alan kral, merkezi ve mutlak bir otoriteye sahip olmakla birlikte, dayandığı toplumsal çevrelerin çıkarlannı gözetmek zorundaydı. 1614'ten beri toplanmayan États-Généraux ile bazı yerlerde ayakta kalmış olan yerel meclislerin gücünün kırılmış olmasına kar­şın, Parlementer kralın gücünü sınırlayan önemli bir kurumsal yapı oluşturuyordu. Makamların babadan oğula geçmek üzere satın alan Parlement üyeleri, aristokrasiyi temsil ediyordu. Toplumsal değişime karşı direnişin örgütlü bir kalesi olan Parle-mentların siyasal gücü vergi ve yasa deği­şikliklerini onaylama yetkisinden kaynakla­nıyordu. Öte yandan kiliseye tanınan hak­lar ve mülk sahiplerine verilen ekonomik ayncalıklar da dokunulmaz bir nitelik taşı­yordu.

18. yüzyılda özgür düşüncenin ve ticaretin hızla geliştiği kentler, geleneksel yapıyla ça­tışan ve ancien régime'in bütünlüğünü sar­san merkezler durumuna geldi. Kırsal ke­simde yargı sisteminin de desteğiyle topraklarını ve feodal haklanm genişleten aristok­ratlar, 1720'lerden sonraki hızlı fiyat artışla-nyla varlıklannı daha da artırdılar. Buna karşılık topraksız köylüler ve tarım işçileri başta olmak üzere köylülerin çoğu giderek artan bir yoksulluğa itildiler. Kentlerin bu işgücü fazlasını eritebilecek bir düzeyde ol­maması, kırsal kesimdeki çatışmayı daha da yoğunlaştırmaktaydı.

Kaynaklar:
Meydan Larousse
Ana Britannica
Théma Larousse
Fransız İhtilali
http://www.felsefeekibi.com/sanat/zamanintini/zamanin_tini_fransiz_ihtilali.html

19. Yüzyıl Fransa
http://www.felsefeekibi.com/sanat/zamanintini/zamanin_tini_19yuzyil_fransa.html

 

   

 

 
         
 

Copyright © 2007 Felsefe Ekibi Tüm haklarını saklı tutar.
Felsefe Ekibi SOLİS'in sağlamış olduğu hosting hizmeti ile sizlere ulaşmaktadır.

Grafik, tablo ve metinler kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, çoğaltılamaz. Uymayanlar için yasal yollara başvurulur.

 
 
hit counter html code
Felsefe Ekibi