Öncesi: Habsburg tarihi bir aşamada Avusturya tarihi ile de örtüştüğünden, Habsburgların İmparatorluğu almadan önceki tarihine de kısaca değinmekte yarar görüyoruz.
Charlemagne tarafından bir uç beyliği halinde yeniden örgütlenen Avusturya, coğrafyası, 955'te Bayveralı Babenberg ailesinden Leopold'e verilen topraklarda, manastırlar kurulmasıyla, Germenlerin doğu ve kuzey yönünde yerleş-meleriyle dikkati çeken barışçı bir evrim gerçekleşti. Avusturya, Ba-benberglerin zayıflamasıyla 1246' da, Bohemya kralı Ottokar II nin yönetimine geçtiyse de, Ottokar, Avusturya'yı 1273'te, Almanya imparatoru seçilen Habsburg sülalesinden Rodolphe'ye bırakmak zorunda kaldı. Alman İsviçresi'nde ve Yukarı Alsace'ta toprakları olan Habsburg sülalesi bu yeni toprakları da ele geçirince, Avusturya'yı yüzyıllarca yönetecek krallık sülalesi ortaya çıktı.
Habsburglar, Avusturya'daki durumlarını pekiştirdikten sonra, 1438'de Kutsal imparatorluk tacını giydiler |

II. Friedrich'in ölümüyle, I. Otto'nun açtığı ve imparatorluk otoritesinin hem topraklar hem insanlar üzerinde etkin bir biçimde kurulup yürütüldüğü dönem kapanmıştır. Bu tarihten sonra, mekân kavramı imparatorluk kavramı içinde yer almamaya başlamıştır; sadece imparatorluk düşüncesi ve unvanı kalmıştır. Hohenstaufenlerin yozlaşması ve acizliği, prenslerin yirmi yıldan beri Germen ulusundan bir Romalılar kralı seçememekle kendini belli eden yetersizliği imparatorluk tarihinde derin izler bırakmış ve «Büyük Fetret Devri» adında ifadesini bulmuştur.
Bu dönem, II. Friedrich'in ölümüyle (1250) I. Rudolf von Habsburg'un imparator seçilmesi (1273) arasında geçen süreyi kapsar. Krallığın rönesansı imparatorluğun da rönesansını müjdelemiş, ama operasyonun tamamlanması için uzunca bir zamanın geçmesi gerekmiştir. Yüzyılın sonunda, krallık için yarışma, 1292’den 1298’e kadar kral olan Adolf von Nassau ile 1298'den 1308'e kadar kral olan Habsburglu I. Albrecht'i (I. Rudolf;un oğlu) karşı karşıya getirmiştir. 27 kasım 1308'de kral seçilen eski Lüksemburg dükü VII. Heinrich ise imparator olarak taç giymek için İtalya'ya gitme geleneğini sürdürmüştür. İtalya tacını da ele geçirmeyi başarmış, 1312'de imparatorluk tacını papanın elinden giymiş, ama bir yıl sonra Roma'da ölmüştür.
Yeni başlayan dönemin başlıca özellikleri, imparatorluk kuramı alanında belirli bir tutuculuk ve kurumsal alanda gerçek bir pragmacılık iradesidir. Alman vatanperverliği bu dönemde gittikçe güçlenmiştir denebilir. Bundan böyle Alman Krallığı ile imparatorluk (regnum ve imperium) arasında bir ayrım gözetilmemiştir. Tanrı, imparatorluğu taşımak için Almanları seçmiştir ve İmparatorluk tarihi artık Alman tarihiyle özdeşleşmiştir. Hıristiyan dünyasının iki başa gereksinimi vardır: imparator ve papa. Aslında hükümet etmediği zamanlarda bile, imparatorun belirli bir otoritesi, hiç değilse manevî bir nüfuzu vardır. Piskoposlar, prensler, kıyıda köşede kalmış bölgelerden olsalar bile, ona biat ederler, ondan bazı lütuf ve imtiyazlar beklerlerdi. Ama gerçekte imparatorun bütün prenslikler üzerinde gerçek bir egemenliği yoktu.
III. Friedrich (Güzel) ile Habsburglar geri geldi (1313), ama daha seçimin ertesi günü, rakip Wittelsbach sülalesinden Bavyeralı Ludwig ona karşı çıktı; ikisi aynı gün taç giydiler ve sekiz yıl süren bir mücadeleden soma Ludwig Friedrich'i Mühldorf'ta yenerek (1322) otoritesini kabul ettirdi. Papa XXII. Johannes İtalyan politikasını güçlendirmek için bundan yararlandı ve imparator adayının Roma'ya girmesini yasakladı. İki düşman birbirlerinin iktidarını tanımadılar. Ludwig aforoz edildi. Sonunda Roma'da taç giymeye karar verdi. Amacına ulaşmak için ortaya bir karşı papa çıkardı ve V. Nicolaus adını alan bu düzmece papanın elinden 1328'de imparatorluk tacını giydi. İmparatorluk iktidarının kuramcıları (Engelbert ve Dante'den sonra Padovalı Marsile, Cesenalı Michele, Bergamolu Bonagratia, William Ockham, Konrad von Mengenberg) Papalık'ın evrensel hegemonya iddialarına gittikçe artan bir sertlikle karşı çıkıyorlardı.
Papa ile olan anlaşmazlık uzayıp durdu ve artık bundan usanç getirmiş olan Alman elektörler, 1338 Rhense Diyeti'nde, seçtikleri adayın haklarını kullanmak için Roma'dan verilecek bir hukukî izne gerek olmadığını ileri sürdüler. Bavyeralı Ludwig, her türlü itiraza ve özellikle papanın ve hırslı Lüksemburg Hanedanı'nın bütün karşı çıkmalarına rağmen, tacını ölümüne kadar (1347) elde tuttu.
Bir buçuk yüzyılın en önemli olayı, bu dönem içinde küçük bir «Seçici Prensler» kurulunun oluşmuş ve Romalıların kralını, yani geleceğin imparatorunu seçme hakkının yalnız bu gruba verilmiş olmasıydı. Seçici kurulun sınırlandırıldığının ilk belirtileri Philipp von Schwaben ve Otto von Braunschweig'in seçimlerinde belli olmaya başladı (1198). Yavaş yavaş üç Kilise prensi seçiciler arasında sivrildi: Trier, Mainz ve Köln başpiskoposları. XI. yy'dan başlayarak seçimlerde ilk oy kullanan Mainz başpiskoposuydu; seçilen adaya taç giydirmek Köln başpiskoposunun imtiyazıydı. Laik kesimde ise, eski dükleri hatırlatan dört prens ön planda yer alıyordu: Saxen (Saksonya) ve Brandenburg dükleri, Rhein (Renanya) Pfalz kontu ve Bohemya kralı. Bu sayı 1239'da donduruldu. Ama 1314'e kadar başka büyüklerin de seçime katıldıkları görülmüştür. Bu evrimin «fetret devri»nin çalkantılarından kaynaklandığı muhakkak gibidir. Ortaya çıkan sorun şuydu: bu yedi kişiden her biri kendi hesabına mı, yoksa kurul adına mı ortaklaşa davranıyordu? Ağır basan kanı, seçimden önce (ve özellikle başpiskoposların seçimi sırasında) kral adaylarından biri yararına elverişli bir çoğunluk elde etmek için birçok müdahale yapıldığı, çeşitli baskıların uygulandığı, türlü siyasal manevraların çevrildiği yolundadır.
XIV. yy'ın ortasında, bir yandan Bavyeralı Ludwig ile papalar arasında, bir yandan da Wittelsbachlar ile Habsburglar ve sonra Lüksemburglular arasında süregelen sonu belirsiz çatışmalarla geçen uzun bir dönemden sonra, imparatorluk büyük bir güç kaybına uğradı. 1343'ten başlayarak, Papa VI. Clemens seçicileri toplantıya çağırarak Bavyeralı Ludwig'in yerine bir başkasını seçmelerini istemeyi göze aldı. Papanın bu isteği ancak 11 temmuz 1346'da yerine getirilerek Ludwig'in yerine VII. Heinrich'in torunu Moravya markisi Karl von Luxemburg seçildi.
IV. Karl rakibi henüz hayatta iken krallık tacını giydi ve imparatorluk tacını da elde etmek için girişimlerde bulundu. Paris'te tanıştığı Papa VI. İnnocentius ile kurduğu iyi ilişkileri dolayısıyla bunda başarılı oldu. 5 nisan 1355 Paskalya günü imparatorluk tacını giydi. Ertesi yıl çok önemli bir karar verdi ve Metz'de Bulle d'or (Altın Ferman) diye bilinen iradeyi yayımlayarak krallık seçimlerini ve bu arada imparatorluğun kaderini kurumsal bir biçimde örgütledi. Bu fermana göre, yedi seçici prens süreklilik kazanacak, Alman Krallığı imparatorluğun kalbi ve yönetici gücü olacak ve imparatorlar sadece Aachen’de taç giyecekti. Roma ile imparatorluk arasında artık bütün köprüler atılmıştı. Bundan böyle, krallık ve imparatorluk tek ve aynı şey olacak, kralın seçicileri resmen imparatorun seçicileri sayılacak ve Kutsal Roma İmparatorluğu artık Alman Krallığı anlamına gelecekti.
KUTSAL ROMA GERMEN İMPARATORLUĞU
IV. Karl imparatorluğu hem güçlendirdi hem yıkılışının ortamını hazırladı. Artık imparatorluğun işleri salt Almanlara vergi işler olmaya yüz tuttu. Nitekim, XV. yy'da «Alman Milletinin Kutsal Roma İmparatorluğu» (Heiliges römisches Reich deutscher Nation) ifadesi yerleşti (ilk kez 1409’da sözü edilen deyimin tam formülleşmesi 1474'te tamamlandı). Ama IV Karl krallık topraklarını çok cömertçe dağıttı; oysa, hükümdarların tek gelir kaynağı bu topraklardı. O zamana kadar krallar topraklarının gelirlerini hazine mallarına ekleyebilmişlerdi. Bu malları bazen fief olarak başkalarına verirler, ama hiçbir zaman çıplak mülkiyetini elden çıkarmazlardı. Saray, köy, orman ve maden ocakları gibi öğelerden oluşan ve imparatorluğun her tarafına dağılmış olan bu mallara kimi zaman bazı ekonomik haklar da eklenirdi. Kendini bunlardan yoksun bırakan IV Karl, daha çok devletlerinin (Bohemya, Moravya, Lüksemburg) gelirleriyle geçinmek zorunda kaldı ve böylece ardıllarına zor günler miras bıraktı. Üstelik bu öyle bir dönemdi ki, ülkenin bütün kuzeyi Hansa Birliğine bağlı zengin şehirlerin denetimi altında bulunuyordu. Kaldı ki, bunlardan her biri, seçicilere yaranabilmek için, ağır borçlar altına girmek zorundaydı.
Bu durumda imparatorluk otoritesi ancak imparatorların siyasal yetenekleri ölçüsünde güçlenerek varlığını sürdürebilirdi. IV Karl'ın oğlu Venceslas ise bu yeteneklerden yoksun bir hükümdardı. Buna karşılık, Venceslas'ın 1411'de Romalıların kralı seçilen, 1433;te imparatorluk tacını giyen ve 1437’de ölen kardeşi I. Sigismond ’un saltanatı daha başarılı oldu.
Halefi II. Albrecht von Habsburg'un saltanatı çok kısa sürdü (1438-1439) ama bu imparator imparatorluğun Habsburglar tarafından ele alınmasının öncülüğünü yaptı. XV. Yy’a damgasım vuran imparator ise III. Friedrich'tir (1440-1493); kırk bir yıl saltanat sürdü ve Roma'da taç giyen son Alman hükümdarı oldu. Batının en güçlü dükü olan Atak Charles Burgonya ve Lotharingia'daki topraklarının birleştirilmesini gerçekleştirmek için III. Friedrich’den bir krallık unvanı istediğinde, imparator kendi unvanının boş ve göstermelik olmadığını ona kabul ettirdi.
Bundan sonraki yarım yüzyıla Maximilian ve Karl V (Şarlken) dönemi denilebilir. İmparatorluk artık Avusturyalı Habsburg Hanedanıyla özdeşleşti ve bunların politik ve askerî başarıları imparatorluk armasına yeni şan ve şerefler kazandırdı.
|
Kaynaklar:
Meydan Larousse
Ana Britannica
Théma Larousse
Times Dünya Tarihi Atlası
Habsburglar, 16.Yüzyıl