ZAMANIN TİNİ
Kutsal Roma Germen İmparatorluğu

Habsburg Hanedanı, 18.Yüzyıl

XVIII. yy. da Avusturya için pek başarılı olmadı. İspanya'daki taht kavgaları sırasında (1701-1714) Fe-lemenk'i ele geçirdiyse de, Polonya (1733-1738) ve Avusturya veraset savaşları (1740-1748) ile Yedi Yıl savaşı(1756-1763)kötü sonuçlar doğurdu. Napoli krallığını Bourbon sülalesine kaptıran (1735) Avusturya, Friedrich II'nin de Silezya'yı almasına engel olamadı (1740). Bohemya her zaman baskı altında olduğu için, iç siyasette özellikle Macaristan sorunları ağır basıyordu. Giriştikleri bir ayaklanma hareketinin bastırılmasından sonra Macarlar Joseph I' e , Karl VI'ya , özellikle de onlarla 1741 anlaşmasını yapan Maria-Theresa'ya (1740-1780) bağlılık gösterdiler, Joseph II dönemindeyse (1780-1790), bu imparatorun özel siyaseti, Roma'yla çatışmasına yol açtı; üstelik merkezden yönetilen ve Almanlara dayanan bir yönetim kurmak istemesi, Macarların karşı çıkması,Felemenk'in de ayaklanması sonucunu doğurdu.

Leopold II (1790-1792) Macarlar arasında , huzuru sağladıysa da, Belçikalılar Devrim Fransası ordularına kapılarını açtılar. Fransa'ya karşı girişilen savaşlar boyunca sürekli yenilen Avusturya, Campo-Formio (1797),Lunéville (1801) ve Press-burg (1805) barışlarını kabul etmek, böylece İtalya ve Almanya' daki topraklarını elden çıkarmak zorunda kaldı.

İspanya Veraset Savaşı.İspanya kralı Habsburg soyundan II. Carlos, çocuğu ol­madığı için mülkünü XIV. Louis'nin torunu olan bir Bourbon prensine bırakmıştı. Av­rupa'da Fransız egemenliğinin yayılmasına karşı çıkan İmparator Leopold 1701'de sa­vaş açtı. Brandenburg ve Hannover'le bir­likte İngiltere ve Felemenk de imparatorun yanında savaşa katıldı. Bavyera ve Köln ise Fransa saflarına geçti. Bu kritik dönemde Macaristan'da II. Ferenc (Râköczi) ayak­landı. Ayaklanma Avusturya ordularını uzun süre meşgul etti. Râköczi bir ara Viya­na yakınlarına kadar ilerledi. Bavyera ordu­larının baskısı da Avusturya için tehlike oluşturuyordu. Sonunda 1704'te Marlboro­ugh dükü ve Prens Eugene komutasındaki İngiliz ve Avusturya orduları Fransız ve Bavyera kuvvetlerini yenilgiye uğrattı.

İm­paratorluk tahtında 48 yıldır oturan Leopold'ün ölümü üzerine, 1705'te yerine oğ­lu I. Joseph geçti. Avusturya safına katılan Savoie dükünün başkenti Torino 1706'da Fransızlardan geri alındı. Ertesi yıl Fran­sa'yla yapılan bir anlaşmayla Kuzey İtalya kazanıldı. Ardından İspanyollardan Güney İtalya alındı. İmparator ve müttefikleri İs-panyol Felemenki'ndeki savaşlarda da ba­şarılı oldu: Oudenaarde ve Malplaquet sa­vaşları kazanıldı, Lüle kenti ele geçirildi, ama İspanya'daki yenilgiler ve İngiltere'de­ki siyasal değişiklik ittifakı sarsmıştı. I. Joseph'in 1711'de, kızlarından başka vâris bı­rakmaksızın ölmesiyle durum daha da cid­dileşti. Aynı yıl Macaristan'daki ayaklanma güçlükle bastırılabildi. Râköczi Polonya'ya kaçtı; affedilen ayaklanmacılara din özgür­lüğü tanındı. İngilizlerin ittifaktan ayrılması üzerine, Habsburglar ve müttefikleri 1713'te Fransa'yla Utrecht Antlaşması'nı imzaladılar. Böylelikle İspanyol Felemenki Avusturya'ya verildi. Avusturya ayrıca İtal­ya'da Milano'yu, Mantova'yı, Mirandola'yı, Napoli Krallığı'nm bir bölümünü ve Sardinya Adasını elde etti.


Avusturya tahtının veraseti sorunu.İspan­ya'yı yöneten Habsburglann erkek vârisi olmayışı ve I. Joseph'in ölümü üzerine im­parator seçilen VI. Karl'ın ailenin son erkek üyesi oluşu ciddi sorunlar yaratmıştı. VI. Karl 1713'te Habsburg topraklarının bir bü­tün olarak yönetilmesini öngören bir fer­man çıkardı. Veraset Yasası (Pragmatische Sanktion) diye bilinen fermana göre, aile­nin erkek vârisleri olmaması halinde, başta imparatorun kızları olmak üzere ailenin ka­dın üyeleri tahtın vârisi olabileceklerdi. 1720 ve 1722'de iki kez ilan edilen ferman Habsburg egemenliği altındaki bütün top­raklarda, hatta Macaristan'da da tanındı. VI. Karl döneminin son yılları Veraset Yasası'nı öbür büyük güçlere onaylatma çaba­sıyla geçti.

Osmanlılar ve Bourbonlarla yeni sorunlar. İspanya Veraset Savaşı sırasında Osmanlı­lar ile Avusturya arasında bir sorun çıkma­dı, ama Venediklilerin Peloponnesos Yarımadasındaki topraklarına ve İon Adalarına (Yedi Adalar) yönelik Osmanlı saldırıları üzerine, Avusturya duruma müdahale et­ti ve Osmanlılara savaş açtı. Osmanlı ordu­sunu Petervaradin Kalesi yakınlarında ye­nilgiye uğratan Prens Eugene, Temeşvar'ı, ardından Belgrad'ı ele geçirdi. Bunu izleyen Pasarofça Antlaşması'yla (1718) tarafların o andaki durumuna göre bir sınır çizilmesi kabul edildi. Buna göre Osmanlılar Banat'ı, Aluta'ya kadar Küçük Eflâk'ı, Kuzey Sır­bistan'ı, Belgrad'ı ve Kuzey Bosna sınırındaki bir toprak şeridini Avusturya'ya verdi­ler. Ayrıca Avusturyalıların çıkarlarına uy­gun bir ticaret anlaşması imzalandı.

Osmanlılarla savaş sürerken İspanyolların Sardinya ve Sicilya'ya asker çıkarmaları üzerine, İngiltere, Fransa ve Felemenk ile Dörtlü ittifak kuruldu. İngiliz donanmasına yenik düşen İspanyollar geri çekildiler. Karl, Sardinya'yı Savoie'ya bıraktı, Sicil­ya'yı kendisi aldı, buna karşılık İspanya Bourbonlannı tanımayı kabul etti. Dörtlü İtti­fak ve Pasarofça Antlaşması sayesinde Habsburglar en geniş sınırlarına ulaşmışlar­dı, ama bu topraklarda ulusal, kültürel, eko­nomik ya da anayasal bir bütünlükten söz etmek olası değildi.

Öte yandan deniz ticareti, denizlerde ege­men olan devletler arasında sorunlar yaratmaktaydı. Başlangıçta Hindistan ticaretini başarıyla yürüten ve bu yüzden tepkiyle karşılanan Ostend Şirketi için Felemenk ve İngiliz sömürgeleriyle ticaret yapmanın ötesinde yollar arayan VI. Karl, İspanya'yla anlaştı. Fransa, İngiltere ve Prusya ise buna karşı birleştiler. Rusya'nın da Habsburglarla birlik olması üzerine, Prusya saf değiştir­di. Beliren savaş tehlikesi Soissons Kongresi'yle engellendi. Kongrenin ardından İs­panya İngiltere, Fransa ve Felemenk'le an­laştı. Sonunda Avusturya Ostend Şirketi'ni kapattı. Öte yandan İngiltere 1731'de, im­paratorun, tahtın vârisi olan kızı Maria Theresia'yı büyük toprak sahibi bir hükümdarla evlendirmemesi koşuluyla, Veraset Yasası'nı tanımayı kabul etti.

Bu arada Polonya tahtının veraseti sorunu ortaya çıktı. Fransa'da Bourbonlar, ölen kralın Avusturya, Prusya ve Rusya tarafın­dan desteklenen oğlu III. August'un tahta çıkmasına karşıydı. Rusya'nın Polonya'ya girmesi üzerine, Fransa Avusturya'ya sal­dırdı. İşe Lonaine dükü (sonradan Toscana arşidükü) Franz Stephan'ın María Theresia'yla evlenmesi sorunu da karıştı. Fran­sa'nın Lorraine topraklannda gözü vardı. Fransa, Sardinya ve İspanya'nın birlikte aç­tıkları savaşta (1733) Avusturya ordusu İtalya cephesinde yenildi. İspanyollar Na­poli ve Sicilya'yı ele geçirdiler. Avusturya, Viyana görüşmelerini izleyen antlaşmayla (1738) Napoli ve Sicilya'yı Bourbonlara bı­raktı, karşılığında Parma ve Piacenza'yı al­dı; Franz Stephan'a vârisi olduğu düklükten vazgeçmesi koşuluyla Toscana vaat edildi. Bunlara karşılık Fransa da VI. Karl'ın Ve­raset Yasası'nı kabul etti.

Osmanlı-Rus Savaşı'na kötü bir komuta altındaki yetersiz ordularıyla 1737'de katı­lan Avusturya, iki yıl süren bu savaşın bede­lini pahalı ödedi. Pasarofça Antlaşması'yla kazandığı topraklann çoğunu, ama daha da önemlisi saygınlığını yitirdi.

MARIA THERESIANIN TAHTA ÇIKIŞIN­DAN VİYANA KONGRESİ'NE. Avusturya Veraset Savaşları (1740-1748). Kutsal Ro­ma-Germen imparatoru VI. Karl'ın 1740'ta ölmesi üzerine tahta çıkan kızı, Toscana arşidükü Franz Stephan'ın karısı María Theresia, kocasının imparator seçildiği 1745'e değin Macaristan ve Bohemya kraliçesi ola­rak hüküm sürdü. VI. Karl'ın diplomatik manevralar ve Veraset Yasası aracılığıyla kızına bırakmayı umduğu düzen askeri yenilgilerle sarsılmıştı. Ayrıca Karl'ın ölümünden kısa bir süre önce Prus­ya tahtına çıkan II. Friedrich (Büyük) döne­minde Prusya, Habsburgların baş düşmanı haline geldi. Hırslı Friedrich zengin Silezya topraklarına göz dikmişti. Avusturya'nın sürekli düşmanı Fransa da Maria Theresia'ya karşı, Bavyera elektör prensi Kari Albrecht'in imparatorluk tacı üzerindeki hak iddialanm destekliyordu.

Avusturya Veraset Savaşları olarak bili­nen bir dizi karmaşık savaş bu koşullar al­tında başladı. Avrupa'nın en iyi eğitilmiş or­dusuna sahip olan Prusya 1741'de Silezya'ya girerek Mollwitz'de Avusturyalılan yenilgiye uğrattı. Bu zafer, Habsburglara bağlı toprakların kendilerini savunmadıkları ve bu yüzden de savaşın genelleşeceği yo­lunda Avrupa'da var olan kuşkuları güçlen­dirdi. Bir ay içinde Fransa'nın Belleisle kontu (sonradan mareşal ve dükü) Charles-Auguste Fouquet, Avusturya'ya karşı önce Bavyera ve İspanya'yla, sonra da Saksonya ve Prusya'yla ittifak kurdu. Ardından da Avusturya ve Bohemya topraklannda iler­lemeye başladı. Buna karşılık Maria Theresia'ya dışarıdan en fazla destek veren ülke İngiltere oldu. İngiltere, Fransızların Avru­pa'ya egemen olması durumunda kendi ti­caret ve sömürge imparatorluğunun savun­masız kalmasından korkuyordu. Bu yüzden Avusturya Veraset Savaşları kısmen, 1689'dan 1815'e değin süren Fransa-İngiltere mücadelesinin bir aşaması olarak görüle­bilir. İngiltere'nin yanı sıra Felemenk, Fran­sa'yla ittifakı bozan Saksonya ve Sardinya da Maria Theresia'yı destekliyordu.

Fransız ve Bavyera kuvvetlerinin Avus­turya ve Bohemya'yı istilası, amaç birliğinin yokluğu ve askeri beceriksizlikler yüzünden başarısızlığa uğradı. Avusturya Temmuz 1742'de Silezya'yı alıkoymasına izin vermek yoluyla Prusya'yı geçici olarak tarafsız hale getirdi. Fransız ve Bavyera kuvvetlerini Bo­hemya'dan çıkardı (1742) ve Fransa-Prusya desteğiyle Kutsal Roma-Germen İmpara­torluğu tacını giymiş olan VII. Karl'ın (Bav-yeralı Karl Albrecht) üzerine yürüyerek Bavyera'yı ele geçirdi. Avusturya'nın müt­tefikleri olan İngiltere, Hannover ve Hes-sen, Bavyera topraklarındaki Dettingen Çarpışması'nda Fransızları yenilgiye uğrat­tılar (27 Haziran 1743). Savoie Eylül 1743'te Avusturya saflarına katıldı ve Fran­sızlar kendi sınırlanna doğru çekildiler.

Avusturya tahtı üzerinde en fazla hak id­dia eden imparator VII Karl Ocak 1745'te öldü. Oğlu III. Maximilian Joseph bu iddi­alardan vazgeçerek Avusturya'nın Bavyera'da işgal ettiği topraklardan çekilmesi karşılığında imparator seçiminde Franz Stephan'ı desteklemeye söz verdi. Bunun üzerine Avusturya'nın artan gücünden en­dişe duymaya başlayan Friedrich yeniden savaşa katıldı. II. Silezya Savaşı (1744-45) Aralık 1745'te imzalanan Dresden Antlaş­ması'yla sonuçlandı. Bu antlaşma uyarınca Silezya, Prusya'ya verildi.

Savaşta Fran­sa'nın elde ettiği son önemli başarı, Mareşal Maurice de Saxe'ın 11 Mayıs 1745'te Fontenoy Çarpışması'nda kazandığı büyük zafe­rin ardından Avusturya Felemenki'ni istila etmesi oldu (1745-46). Savaş kesin bir sonu­ca ulaşmaksızın 1746-48 arasında da sürdü. İngiltere, krallığa göz diken genç Charles Edward'ın Fransızlardan destek alarak İskoçya ve İngiltere tahtlarını Stuartlar lehine ele geçirme çabalarına karşı koymak üzere ordusunu geri çağırmıştı. Sonunda tarafla­rın mali açıdan yıpranmaları, sorunlara konferans masasında çözüm aramalarına yol açtı. Ekim 1748'de imzalanan Aix-la-Chapelle (Aachen) Antlaşması'na göre, Maria Theresia imparatorluk üzerindeki veraset hakkının çoğunu elinde tuttu, ama Prusya'nın Silezya üzerindeki egemenliği de korundu. Fransa ile İngiltere arasında sömürgelere ve başka konulara ilişkin an­laşmazlıklar ise çözüme bağlanamadı.

1748-1763 dönemi ve Yedi Yıl Savaşı.Se­kiz yıl süren barış döneminde Avusturya or­dusu yeniden örgütlendi. Ülke çapında zo­runlu askerlik getirildi. Özellikle topçu sını­fı geliştirildi. Maria Theresia Prusya'yla sa­vaş hazırlığı içindeydi. İttifakların tersyüz olduğu bu dönemde, Fransa beklenmedik bir biçimde güçlenen Prusya'ya karşı 200 yıllık düşmanı Avusturya'yla birlik olmaya yöneldi. Rusya ve ardından İsveç de bu itti­faka katıldı. Prusya'nın 1756'daki beklen­medik saldırısı Avusturya'nın hazırlıklarını altüst etti. Prusya, kendisine karşı oluşan it­tifakın gücünü, Habsburgların eski müttefi­ki İngiltere'yle yaptığı anlaşma yoluyla dengeleyebilmişti. Öte yandan Fransa'nın aske­ri gücü çökmekteydi. Avusturyalılar dışında Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu ordularının durumu ise zayıflıyordu. Ne var ki Prusya'nın bu askeri başarılarına karşın, it­tifakın sonunda üstün geleceği kesin gibiy­di. Prusya kralının hayranı yeni Rus çarı III. Petro'nun askerlerini geri çekmesi üzerine, savaş tümüyle Avusturya'nın aleyhine dön­dü. Petro'nun açıktan açığa Prusya yanında savaşa katılmasını bir düzen sonucu tahttan indirilmesi engelledi. Bu düzeni hazırlayan ve böylece kocasının tahtına çıkan Çariçe II. Yekaterina, Prusya'yla mevcut durumun sınır kabul edildiği özel bir barış imzaladı. Avusturya'nın Silezya'yı geri alamayışıyla Belçika'ya yönelik emelleri suya düşen Fransa da savaştan çekildi ve hükümdarlığının en kritik kararını vermek durumunda kalan Maria Theresia barış istedi.

Hubertusberg Antlaşması'yla (1763) Prusya'nın Silezya topraklan üzerindeki egemenliği kesinleşti. Buna karşılık Friedrich, Brandenburg'daki imparatorluk seçimlerinde Maria Theresia'nın oğlu Joseph için oy kul­lanmayı kabul etti. Avusturya-Prusya ara­sındaki Yedi Yıl Savaşı'nın başlıca sonucu Prusya'nın büyük güçler düzeyine yüksel­mesi, Avusturya'nın ise toprak kayıplarına karşı konumunu yitirmeyişiydi. Uzun vade­de ise Almanya'da Habsburglar ile Prusya arasındaki çekişmenin ilk bölümünü Prusya kazanmış oldu.

Dış siyaset, 1763-92. II. Yekaterina'nın Po­lonya tahtına kendisine yakın Stanislaw Poniatowski'yi getirmesiyle Polonya'da ayak­lanma çıktı. Rusya'nın müdahalesi karşısında, Osmanlılar savaş açtı. Rusya'nın art ar­da kazandığı başarılar üzerine, II. Friedrich Polonya'nın paylaşılmasına önayak oldu. Maria Theresia güçler dengesinin Avustur­ya aleyhine değişmesinden çekinerek pay­laşmaya katıldı ve Galiçya'yı elde etti. Galiçya'nın güneydoğusundaki Bukovina, Osmanlı-Rus Savaşı'ndaki arabuluculuğu karşılığında 1774'te Avusturya'ya verildi. Bü­tün bunlarda, Franz Stephan'ın 1765'te ölümü üzerine annesiyle birlikte imparator na­ibi olan II. Joseph'in katkısı vardı. Bavyera'nın Habsburgları vâris tanıması için Jo­seph'in yaptığı girişimler II. Friedrich tara­fından engellendi ve Maria Theresia'nın Prusya'yla yaptığı 1779 Teschen Antlaşma­sı sayesinde ciddi bir savaş önlendi.

İmparatoriçenin 1780'de ölümünden beş yıl sonra Joseph bu kez Avusturya Felemen-ki karşılığında Bavyera'yı elde etmeye çalış­tı, ama Utrecht ve Rastatt antlaşmalarında yer alan koşullar işine gelmiyordu ve girişi­mi ikinci kez sonuçsuz kaldı. Bunun üzerine doğuya yönelen Joseph, Osmanlılara karşı 1785'te açtığı savaş henüz bitmeden öldü (1790).

 Yerine kardeşi II. Leopold geçti. Diplomatik konularda hayli başarılı olan Leopold'e kardeşinden Felemenk ve Maca­ristan'daki ayaklanmalar, Osmanlılarla sü­ren sonuçsuz savaş, Polonya'nın yeniden bölünme olasılığı ve en önemlisi devrimin göl­gesindeki Fransa'yla ilişkiler miras kalmıştı, imparator doğal olarak Avusturya'yı da et­kileyecek olan devrime karşıydı, ama enişte­si XVI. Louis ve kız kardeşi Marie-Antoinette'le akrabalık bağları yüzünden özel bir gayret göstermedi. Fransa'da anayasal bir monarşi rejimine temelde karşı değildi, ama Alsace'taki soyluların topraklarına el kon­ması ve karşı-devrimci Fransız mültecilerin Ren yöresinde örgütlenmiş olmaları gergin­liği artırdı. Leopold, Prusya'nın yeni kralı II. Friedrich Wilhelm'le Fransa'ya karşı bir sa­vunma ittifakı kurduktan iki ay sonra, bek­lenmedik bir sırada öldü. Yerine geçen oğlu II. Franz, aydın hükümdarlar olan amcası­nın ve babasının kurduğu düzen yerine, tu­tucu yanı gittikçe artan bir yönetimi benim­sedi ve Fransa'nın savaş ilanını önlemek için pek çaba harcamadı.

Fransa'yla mücadele, 1792-1815.Habs­burglar Fransa'nın açtığı savaşı izleyen yak­laşık çeyrek yüzyıllık mücadelelere bir ölçü­de topraklarının coğrafi konumu, bir ölçüde de Franz'ın Kutsal Roma-Germen impara­toru sıfatını taşıması nedeniyle Avrupa'daki öbür büyük güçlerden daha yoğun biçimde katıldılar. Avusturya temelde devrimci düşüncenin yayılmasına karşı savaşıyordu. Prusya, İspanya ve Portekiz de Avustur­ya'nın yanına geçtiler. I. Koalisyon Savaşları (1792-97) olarak bilinen bu savaşlann başlamasından bir süre sonra Polonya'yı üçüncü kez paylaşma hazırlıkları içindeki Prusya ittifaktan çekildi. Avusturya, Fransız devrim ordularıyla Felemenk ve Ren bölge­lerinde savaşırken, genç Napoleon Avus­turyalıları İtalya'da yenilgiye uğrattı ve Alpler'i geçerek Kärnten ve Steiermark'a girdi. Habsburglar 1797 Campo Formio Barışı'yla Avusturya Felemenki'ni ve Lombardiya'yı bırakırken, parçalanan Venedik Cumhuriyeti'nin bir bölümünü aldılar. Ay­rıca Ren'in batı kıyıları da Fransa'ya bıra­kıldı. Bu arada 1795'te üçüncü ve son kez bölünen Polonya'nın Batı Galiçya toprakla-rı Avusturya'ya bağlandı.

II. Koalisyon Savaşları'nda (1798-1802) Portekiz, Napoli ve Osmanlı Devleti'nin de desteklediği üç büyük güç (Prusya, İngiltere ve Avusturya) Fransa'nın karşısında yer al­dı. Gene İtalya ve Almanya cephelerinde süren savaş, 1801 'de Campo Formio Barı-şı'na kesinlik kazandıran Lunéville Antlaş­masıyla noktalandı. II. Koalisyon dağıldı, Avusturya'nın Almanya genelindeki konu­mu daha da zayıfladı.

III. Koalisyon Savaşları'na Rusya'nın ve İngiltere'nin askeri ve mali desteğiyle giren Avusturyalılar, 1805'te Fransızların Viyana'yı işgal etmelerini engelleyemediler. Ay­nı yıl Napoléon'un Austerlitz zaferinin ar­dından imzalanan Pressburg Antlaşması'yla Tirol, Vorarlberg, Brixen ve Trentino da el­den gitti.

 Napoléon'un 1804'te kendini Fransa imparatoru ilan etmesi ve ardından Ren Konfederasyonu'nu kurması üzerine, II. Franz artık boş bir unvana dönüşen Kut­sal Roma-Germen imparatoru sıfatını terk etti. Kendini Avusturya imparatoru I. Franz olarak ilan etti. Böylece Kutsal Roma-Ger­men İmparatorluğu resmen tarih sahnesin­den silinmiş oldu.

 Napoleón, Prusya'yı kesin bir yenilgiye uğrattığı Jena Çarpışmasından sonra bütün Avrupa'nın denetimini eline geçirdi. Avus­turya'nın İngiltere'ye karşı Napoléon'un Kıta Ablukası'na katılmak zorunda bırakılışıyla birlikte ülkede milliyetçi hareketler başladı.

Franz'ın kardeşi Arşidük Karl ulu­sal bir milis gücü örgütledi. İngiltere'nin hâ­lâ direnmesinin ve İspanya'da işgalci Fran­sızlara karşı yürütülen gerilla savaşının da yüreklendirdiği Avusturya, 1809'da Fran­sa'ya yeniden savaş açtı. Arşidük Karl Aspern'de Napoleón yönetimindeki bir ordu­yu yendiyse de, kesin zaferi gene Fransızlar bu kez Wagram'da kazandılar. Schönbrunn Antlaşması'yla Salzburg, Yukarı Avusturya ve Kuzey Tirol Bavyera'ya verildi, Güney Tirol İtalya'daki uydu krallığa, Batı Galiçya da Napoléon'un kurduğu Varşova Arşidüklüğü'ne bağlandı. Ayrıca Avusturya güne­yindeki Slav topraklarını da Fransa'ya bı­rakmayı ve yüklü bir savaş tazminatı öde­meyi kabul etti. 1811'de devlet iflas etmiş, Avusturya parası eski değerinin beşte biri­ne düşmüştü. Bu sırada Avusturya dış siyasetinde önemli değişiklikler oldu. Napoléon'un sa­rayında Avusturya elçisi olarak bulunmuş olan Kont (sonradan Prens) Metternich dı­şişleri bakanı oldu. Metternich ilk iş olarak Fransız karşıtı dış siyasetin yerine, Avustur­ya'yı yeniden büyük devletler düzeyine yükseltecek olanaklar belirinceye değin Fransa'yla işbirliği anlayışını benimsedi. İmparatorun büyük kızı Marie-Louise'yle evlenmek isteyen Napoléon'un bu önerisini Avusturya'nın çıkarları adına imparatora kabul ettirdi. Avusturya 1812 Savaşı'na ar­tık evlilik bağıyla birleştiği Fransa'nın safın­da katıldı, ama Metternich, Ruslarla açıkça çatışmama konusunda orduyu uyarmıştı. Fransızların Rusya'da uğradığı büyük yenil­gi üzerine, Almanya'da sürmekte olan sava­şa katılma karşılığında Avusturya, Napolé-on'dan Schönbrunn Antlaşması'yla kaybet­tiği topraklan geri istedi. Napoleón bu iste­ği geri çevirince, Fransa'ya karşı savaşan Rusya ve Prusya ile onlan destekleyen İn­giltere ve İsveç'in oluşturduğu ittifaka katıl­dı. Leipzig Çarpışması'nda kesin yenilgiye uğratılan yorgun Fransızlar, 1814'te Paris'i müttefiklere teslim ettiler. Napoleón taht­tan indirildi; Bourbonlar geri getirildi. Aynı yıl başlayan ve Haziran 1815'te sonuçlanan Viyana Kongresi'nde Avrupa yeniden dü­zenlendi. Avusturya Schönbrunn'da kay­bettiği topraklan, italya da Lombardiya ve Venedik'i geri aldı; Toscana ve Modena yarı özerk Habsburg toprakları haline geldi.

Kongrede Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu'nu yeniden canlandırma yönünde bir çaba gösterilmedi, ama irili ufaklı Al­man devletleri arasında gevşek bir konfede­rasyon oluşturuldu. Avusturya bu konfede­rasyonu Prusya'nın yardımıyla yönetecek, 50 kadar Alman devletinde anayasal hükü­metlerin ve liberal kuruluşlann ortaya çık­masını engelleyecekti. Metternich Avustur­ya'yı yeniden büyük güçler arasına sokmuş, ama Avusturya açısından Almanya ve İtal­ya sorunları çözülmek bir yana, daha da karmaşıklaşmıştı. Alternatif bir çözüm ola­bilecek olan Kutsal Roma-Germen İmparatorluğumun yeniden kurulmasını Metter­nich özellikle istememişti. Milliyetçi duyguların ortaya çıkmasından ve halk iradesi dü­şüncesinin uyanmasından çekiniyordu.

Reformlar ve geriye dönüş, 1740-1815.Habsburgların aydınlanma dönemi, Maria Theresia ile oğullan II. Joseph ve II. Le-opold'ün imparatorluğu yönettikleri yıllar­dır (1740-92). Gerçekçi ve tecrübeli Maria Theresia geleneklere aykırı düşmeyen bir rejimden yanaydı. II. Joseph daha soyut ve ilerici ilkeler doğrultusunda reformlar yap­tı. II. Leopold de kısa hükümdarlığı sırasın­da Joseph'e yakın bir tutum benimsedi. Oğ­lu Franz'ın (hd 1792-1835) tutucu, hatta ge­rici eğilimleri ise dönemine egemen olan karşı devrimci havadan kaynaklanıyordu.

Yönetsel reformlann temel ilkesi, feodal malikâneler sistemini kamu hizmeti kural-lanna dayalı yarı bürokratik bir yönetim bi­çimine dönüştürmekti, ama Maria Theresia yalnızca görünüşte feodal yapının korun­masından yanaydı. Böylece taşra yönetimi yerel malikâne temsilcilerine bırakıldı, im­paratorluk düzeyinde ise eski devlet şansöl- yetiği içişlere ve dışişlerine bakmak üzere ikiye aynldı. Aynca soylulardan ve yüksek devlet memurlanndan oluşan bir danışma kurulu ve merkeze bağlı bir ticari işler da­iresi oluşturuldu.


Hukuk alanında Maria Theresia soylula­rın topraklan üstündeki ataerkil adalet uy-gulamalarına bazı kısıtlamalar getirdi, ama işkenceyi yasaklamayı erteledi. II. Joseph adli sorunlar, özellikle medeni hukuk konu­sunda annesinden daha ileriydi. İzlediği ya­rarcı felsefe gene de katıydı, ama 1811'de yetkin bir medeni kanun hazırlattı. Mali ko­nularda ise, soylulara ve din adamlanna ta­nınmış olan vergiden bağışıklık gibi pek çok ayrıcalık kaldmldı. Zanaatçı loncalannm özellikle çıraklık konusundaki sıkı kurallan gevşetildi. Köylülere devlet yardımı artınl-dı, yeni topraklara yerleşenlere kolaylıklar tanındı. VI. Karl'ın merkantilist ekonomi politikalan yerini fizyokrat ve nüfusçu ku­ramlara bıraktı. Artık ulusal zenginlik de­ğerli madenlerle değil, eğitilmiş işgücüyle ölçülüyordu. Lüks ithal mallanna uygula­nan yüksek gümrükler kaldmldı, özel giri­şim desteklendi.


Maria Theresia döneminde toprağa bağlı köylülerin yükümlülükleri Avusturya tari­hinde ilk kez kesin olarak tanımlandı. Top­rak sahibi soylulann aynı zamanda yerel yö­netimin başı olmalanndan doğan ikili ko­numlan merkezi denetim altına alındı. II. Joseph daha da ileri gidip 1781'deki bir ya­sayla sertliği kaldırdıysa da, II. Leopold bu reformu uygulamadı.


Maria Theresia en önemli reformu eğitim alanında gerçekleştirdi. İlköğrenimi zorun­lu hale getirdi, ayrıca orta sınıftan kentli ço­cuklara meslek eğitimi veren ve öğretmen yetiştiren okullar açtı. Radikal düşüncelere pek güvenmediğinden yükseköğrenim ko­nusunda daha tutucu davrandı, ama biri soylu gençleri kamu hizmeti için eğiten, öbürü orduya subay yetiştiren iki yükseko­kul kurdu. II. Joseph'in yararcı amaçları ka­mu görevlisi yetiştirmek dışında eğitime katkıda bulunmasını önledi. Onun döne­minde kaldırılan devlet sansürü ise Franz tarafından yeniden yürürlüğe kondu.

Dinde reform konusunda annesini izleyen Joseph, sofu denecek kadar dindar olmak­la birlikte, kilise işlerinin devlet denetimin­de yürütülmesinden yanaydı. 1781 Hoşgö- rü Fermanı'yla ve manastırlara ilişkin re­formlarıyla annesinden daha ileri gitti, Pro­testanlara ve Musevilere çeşitli haklar tanı­dı. Aynca Roma'dan bağımsız bir Avustur­ya devlet kilisesi kurmak gibi gizli bir emel de besledi. Tarım, sağlık hizmetleri ya da eğitim gibi kamu yaranna yönelik etkinlik­lerle uğraşanlar dışında din kuruluşlarının lağvedilmesi gerektiğine inanan II. Jo­seph'in döneminde, Avusturya'daki ma-nastırlann üçte biri ortadan kalktı, mülkle­ri ve gelirleri yerel kiliselerin emrine veril­di. Joseph bütün imparatorluk toprakların-da merkezi yönetim kurma çabalarında ba-şanlı olamadı. Özellikle Almancayı Maca­ristan'ın yönetim dili yapmaya çalışması tepkiler doğurdu ve Macar milliyetçiliğini körükledi. Leopold tahta geçtiğinde, Maca­ristan'ın imparatorluk içinde ayrı bir birim olduğunu yeniden kabullenmek zorunda kaldı.

Kaynaklar:
Meydan Larousse
Ana Britannica
Théma Larousse
Times Dünya Tarihi Atlası

Habsburg Hanedanı, 19.Yüzyıl

   
 
         
 

Copyright © 2007 Felsefe Ekibi Tüm haklarını saklı tutar.
Felsefe Ekibi SOLİS'in sağlamış olduğu hosting hizmeti ile sizlere ulaşmaktadır.

Grafik, tablo ve metinler kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, çoğaltılamaz. Uymayanlar için yasal yollara başvurulur.

 
 
hit counter html code
Felsefe Ekibi