ZAMANIN TİNİ

İSPANYA Tarihi (Giriş)

Bugünkü modern İspanya’yı anlamak için onun tarihinde ne kadar geriye gitmek gerektiği  sorusunun farklı yanıtları olabilir. Roma döneminin İspanya’da önemli kültürel izler bıraktığını söyleyebiliriz. Roma’nın çöküşünden sonra kavimler göçü dediğimiz olgu İspanya’nın bugünkü demografik yapısını etkileyen önemli bir  olay oldu. Daha sonra Müslüman  fatihlerin uzun süren iktidarı ile karşılaşıyoruz. Endülüs Emevileri ve ardılları çok uzun süre İberik yarımadasının sakinleri oldular. Bu süreci
http://www.felsefeekibi.com/site/default.asp?PG=1679 özet olarak göstermeye çalıştık.
Burada  Mağribi güçlerinin kuzeye ittikleri Hıristiyan Krallıklarının daha sonra geri dönüş ve İspanya Birliği’nin kuruluşuna kadar olan dönemini özet olarak göstereceğiz. F.E.

Roma dönemi. MÖ III. yy'da Kuzey Afrika'dan gelen Karta­calılar, hâkimiyetlerini yarımadanın büyük bir kısmına yaydılar.  İspanya'nın insan ve at kaynakları, Kartacalıların Roma'ya karşı sürdürdükleri bitip tükenmez savaşlarda hayatî önem taşıyordu. İkinci Pön Savaşı'nın başlarında MÖ 218'de Scipion kardeşler ko­mutasında bir Roma ordusu İberia'nın fethine başladı. Ama Ro­malılar Kartacalıları nihai olarak 201 yılında ezmekle birlikte, İberia'daki yerli halka hâkimiyetlerini kabul ettirebilmek için yüz yıldan fazla uğraşmak zorunda kaldılar. Bundan sonra impa­ratorluğa altın, gümüş, bakır, demir, kalay ve kurşun sağlayan ya­rımada, Roma'nın en değerli eyaletlerinden biri haline geldi. En büyük imparatorlardan ikisi olan Hadrianus ve Traianus ile Seneca ve Quintilianus gibi birinci derecede önemli bazı Latin yazar­lar da yarımadada doğdular.

Vizigotlar İspanyası. V. yy'da Roma İmparatorluğu Germen asıllı barbarlar tarafından işgal edildi ve bunlardan Vandallar (429'dan itibaren Afrika'ya geçtiler), Suevler ve Vizigotlar gibi ba­zıları da İspanya'ya yerleştiler. Vizigotlar sayıca 250 000'i geçmemekle birlikte, sayıları 6-7 milyonu bulan Romalılaşmış İberialıyı hâkimiyetleri altına almayı başardılar. Vizigotların İspanyol kimliği duygusunun biçimlenmesindeki rolleri belirleyici oldu (VII. yy'ın başlarından itibaren Sevillalı İsidoro tarafından da kut­sandılar). Ülkeyi, başkent yaptıkları Toledo'nun etrafında birleş­tirdiler. Ari Vizigotların 589'da Katolikliği benimsemeleriyle birlikte de din birliği sağlanmış oldu.

Vizigot monarşisinin en zayıf tarafı hükümdarlık babadan oğula geçmediği için, asillerin sürekli taht kavgası yapmalarıydı. 711 yılında Kral Rodrigo'yu devirmek isterken tahtından olan Kral Wittiza'nin ailesi, Fas'taki Müslümanlardan yardım istedi. Bunun üzerine Arap komutan Tarık bin Ziyad, 711'de Cebelita­rık Boğazı'nı geçerek İspanya topraklarına ayak bastı, Rodrigo'yu yenilgiye uğrattı ve Vizigotları birbirine düşüren ayrılıklardan ya­rarlanarak İspanya'yı fethetmeye başladı. Müslümanlar 718'de hemen hemen bütün yarımadaya hâkim oldular. İslamiyeti kabul eden büyük sayıda Hıristiyan ile değişik ırklardan Müslümanlar (Arap, Suriyeli, Berberî) İspanya'da küçük koloniler oluşurdular. «Ceziret ül-Endülüs» adını verdikleri kıyı İspanya'sının zengin toprakları, Kuzey Afrika'nın çölleriyle kıyaslanamayacak kadar değerliydi.

 

Hıristiyan krallıklar. Müslümanların kuzeyin dağlık bölgelerin­de dağınık olarak yerleşmelerine izin verdiği Hıristiyanlar, zaman içerisinde güçlü krallıklar olarak ortaya çıktılar. Arap fethinin hemen sonrasında Vizcaya Körfezi kıyılarındaki Asturias'ta bir araya gelen bazı Vizigotlar, Pelayo'yu kral olarak seçtiler. Hatta bir grup dağlının başına geçen Pelayo 722’de Covadonga'da bir Müslüman ordusunu bile püskürttü, ki bu daha sonraları İspanya'nın yeniden fethinin («Reconquista») başlangıcı olarak değerlendirilecektir. I. Alfonso (739-757) Galicia'yı da Asturias topraklarına kattı. Halefleri güneye doğru harekâkata devam ettiler ve Leon'a vardılar. II. Alfonso döne­minde (791-842) Santiago de Compostela'nın olduğu varsayılan me­zarın bulunuşu Asturias monarşisinin prestijini yükseltti ve yeniden fetih hareketine bir haçlı seferi havası verdi.

Asturias Krallığı, İber Yarımadasında 718'den 910'a değin hüküm süren bağımsız Hıristiyan krallık. Ortaçağdaki Asturias Krallığı, Müslümanların ispanya'yı istilası karşısında gerileyerek bu bölgeye çekilen bazı Vizigot soyluları ve ileri gelenleri tara­fından kurulmuştu. Doğu, güney ve batısın­daki yüksek sıradağlar nedeniyle bu küçük bölgenin savunulması kolaydı. Vizigotlar, Prens Pelayo'yu kral seçtiler ve Cangas de Onis'i başkent yaptılar. Krallık, Müslüman Emevi ordularının birbiri ardı sıra gelen sal­dırılarına karşı koydu ve 8. yüzyıl sona er­meden sınırlarını güneybatıdaki Galiçya ve doğudaki Cantabria'yı içine alacak biçimde genişletti. Başkent önce Pravia'ya (780) ve 9. yüzyılda da stratejik bir konumda bulu­nan yeni Oviedo kentine taşındı. III. Alfonso'nun hükümdarlığı sırasında (866-910) Asturias'm sınırları güneyde, Atlas Okya­nusundan Osma'ya uzanan Duero Irmağı­na kadar genişledi. Asturias kralları zaman zaman yönetime karşı çıkan Müslüman ön­derlerle ittifaklar yaptılar ve Kurtuba'daki (Córdoba) Emevi hükümdarlanyla da iyi sayılabilecek ilişkiler kurdular, ama bağım­sızlıklarını her zaman korudular. 9. yüzyıl başlarında Galiçya'daki Pedron'da Aziz Yakub'a ait olduğu sanılan anıtmezarın or­taya çıkarılması ulus duygusunun oluşma­sında önemli bir etmen oldu. Daha sonra Santiago de Compostela'ya götürülen anıt­mezar İspanya'nın manevi merkezi haline geldi. 10. yüzyıla doğru krallık, Oviedo'daki dağ başkentinden yönetilemeyecek kadar büyümüştü. 910'da I. Garcia güneydeki Le-ón'u başkent yaptı. Garcia'nm ardılları ken­dilerine önceleri León ve Asturias kralı, gi­derek yalnızca León kralı dediler.

Asturias prensleri kendilerinin doğrudan doğruya İspanya'nın Vizigot hükümdarları soyundan geldiklerini öne sürdüler. İlk Vi­zigot tarih yazıcıları krallığın ilk amacının İber Yarımadasının tümünü fethetmek ol­ması gerektiğini vurgulamışlardı. Mağribi İspanya'dan göç eden rahiplerin yardımla­rıyla kilise ilişkileri de Vizigot modeline uy­gun olarak yeniden düzenlendi ve Asturi­as'ta pek çok kilise Vizigot mimarlık gele­neğine bağlı kalınarak inşa edildi. Benzer biçimde Asturias kralları Vizigot hüküm­darlarının dindışı yönetim geleneğini de­vam ettirdiler. Asturias krallığı genellikle Hıristiyan Avrupa'dan kopuk tek başına bir krallık olarak sürdü.

Kastilyalı (1230'dan sonra León'la birleş­ti) I. Juan'ın büyük oğlu Enrique'i (sonra­dan Kral III. Enrique) Asturias prensi ilan etmesinden sonra Asturias prensliği, İspan­yol monarşisinde sürekli olarak veliaht prenslere verilen bir unvan olarak kaldı. A.B.

Yarımadanın kuzeydoğusunda ise Charlemagne, Barcelona ve Ronasvalles önlerindeki yenilgilerinden sonra (778) gelecekteki Katalonya'nın çekirdeğini oluşturan ve 985'ten itibaren Fransa vesayetinden yavaş yavaş çıkmaya yönelecek olan İspanyol Uç-beyliği'ni kurdu (ne son Karolenjler, ne de Hugues Capet, el-Mansur tarafından tahtlarından edilen Barcelona kontlarının yardım çağrılarına cevap vereceklerdir). Katalonya ile Asturias arasında­ki Navarra Krallığı da X. yy'da hızla önem kazandı.

Modern İspanya'nın temelleri her şeyden önce Aragón ve Castil­la tarafından atılmıştır. XI. yy'ın ilk yarısında bağımsız bir krallığa dönüşen Aragón, aynı yüzyılın ikinci yarısında Navarra Krallığı'yla birleştikten sonra bir dizi evlilikler ve ittifaklar politikasıyla toprak­larını genişletmiş ve en sonunda Katalonya'yı da içine almıştır (1150). Saldırgan bir dış politika izleyen Aragón kralları hâkimiyet­lerini Balear adalarına (1230-1286), Valencia'ya (1238) ve daha son­ra da Sardinya'ya, Sicilya'ya ve Napoli'ye kadar yaygınlaştırdılar.

Aragón Akdeniz'e yönelik politikalarını sürdürürken yarıma­danın ortasındaki Mancha platosu üzerindeki Castilla, yeniden Hıristiyan fethinin belli başlı gücünü oluşturuyordu (Toledo'nun - fethi, 1085). Başlangıçta Leon tacına bağlı özerk bir kontluk olan Castilla, Müslümanlaştırılmış İspanya'nın tam sınırında olduğu için, dinamik ve savaşçı bir toplumun beşiğiydi. Bir dizi savaştan sonra Müslümanlar geriletildi ve Sevilla 1248'de fethedildi. Müs­lümanların elinde artık sadece Granada kalmıştı.

XIV. ve XV. yy'larda Aragón ve Castilla (ki Leon'la nihaî olarakl 1230'da birleşmiştir) Avrupa'yı ilgilendiren konularda, özellikle  Portekiz ile Navarre'ı olduğu gibi kendilerini de karşı karşıya geti­ren Yüzyıl Savaşlarında önemli bir rol oynamaya çağırılmışlardır. İçişlerinde ise Castilla monarşisi feodal imtiyazlar peşinde koşan kendi asilleri tarafından zayıflatılmıştı. Temsilcileri parlamentoda (Cortes) ve askerî nitelikli birliklerde (hermandades) bulunan şehirle­rin kendi aralarındaki çekişme ve rekabetinden yararlanıyordu.

Katolik krallar. Hanedanların servetlerini birleştermeye yöne­lik bir dizi çaba ve rastlantı sonucunda (I. İsabel'in 1474'te Castilla ve kocası II. Fernando'nun da 1479'da Aragón tahtlarına çıkmaları) İspanya'nın en büyük iki krallığı kendiliğinden birleşmiş oldu.

İsabel, Kilise'nin rolünden de yararlanarak iktidarı eline alma­ya girişti. 1480'de Engizisyon sapkın mezheplere ve malî faaliyet­leri dolayısıyla toplumdan dışlanmış olan dinden dönme Musevî’ lere baskı uygulamaya başladı. 1492;de bütün Museviler İspan­ya'yı terk etmeye zorlandı. Engizisyon aynı zamanda İspanya'yı /Ortodoks Katolik bir ülke olarak niteledi, ki bu ulusal duyguların güçlenmesi açısından yararlı oldu. Aynı 1492 yılında Granada  alınarak yeniden fetih tamamlandı ve Amerika da Kristof Kolomb tarafından keşfedildi.

Bu sırada Fernando Napoli'nin fethiyle uğraşıyordu ve İtalya'nın kontrolü için Fransa'yla şiddetli bir çatışmaya girdi. Bunun dışında Navarra'daki aile mülkünü ve Fransa'nın sınır boyundaki birtakım yerleri alarak topraklarını genişletti. 1516'da öldüğü zaman (İsabel 1504'te ölmüştü) her iki taç da torunları I. Carlos'a kaldı. Axis

Kaynaklar:
Meydan Larousse
Ana Britannica
Théma Larousse
Axis 2000

   
 
         
 

Copyright © 2007 Felsefe Ekibi Tüm haklarını saklı tutar.
Felsefe Ekibi SOLİS'in sağlamış olduğu hosting hizmeti ile sizlere ulaşmaktadır.

Grafik, tablo ve metinler kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, çoğaltılamaz. Uymayanlar için yasal yollara başvurulur.

 
 
hit counter html code
Felsefe Ekibi