
Prusya
Prusya, Alman birliğini sağladığından, Prusya tarihini incelemek, üstlendiği bu önemli rolün nedenlerini açıklamaya çalışmak demektir. Bunun için himayesinde Alman İmparatorluğu'nu kuran Hohenzollern Hanedanı'yla özdeşleşen Prusya monarşisinin kurulma aşamalarını izlemek gerekir. Önce Nazi yönetimi, sonra da Nazi yenilgisinin kurbanı olan Prusya, bugün haritadan silinmiştir.
Brandenburg Seçim Bölgesi
Müstakbel Prusya Krallığı'nın merkezi, Almanya'nın kuzeydoğusunda Elbe ve Oder nehirleri arasında bulunan Brandenburg bölgesidir. Bu bölgenin kesin olarak Alman etkisine girmesi ve Hıristiyanlaşması, İmparator I. Otto (X. yy sonu) zamanında gerçekleşir. Buna rağmen, Slav topluluklar üstünde tam bir denetim sağlanamaz. Bölge bir «uç eyaleti», diğer bir deyişle sınır bölgesidir; bu nedenle bir markgrafın (sınır valisi) yetkisi altındadır. Oysa, XII. yy'dan itibaren Alman yayılmacılığı doğuya doğru uzanır. Markgraflığın birleşmesini sağlayan, uzun zaman boyunca Askanya Hanedanı olmuştur. Bölgenin toprakları Elbe'nin sol kıyısındaki Altmark (Eski Uç Eyaleti), Elbe ile Oder arasındaki Mittelmark (Orta Uç Eyaleti), Oder'in doğusundaki Neumark (Yeni Uç Eyaleti) arasında dağılmıştır.
1320'de, Askanya Hanedanı'nın ortadan kalkmasıyla Brandenburg, İmparatorluğun büyük hanedanları arasında el değişiminde odak noktası olur: Wittelsbach Ailesi, sonra Lüksemburg Hanedanı (1373'te). Ülke, merkezin dışındaki konumu ve yoksulluğuna rağmen, gerçekte özel bir önem taşır; yedi seçim bölgesinden biridir. Böylece, markgraf, imparatorun seçilmesinde söz sahibidir. 1415'te, Brandenburg Markgraflığı'nı kesin olarak ele geçirenler, imparatorluğun güneydoğusundan gelen Hohenzollern Hanedanı olur.
Müstakbel monarşinin ikinci öğesi de Prusya'dır. Toton tarikatının büyük üstadı, Hohenzollern soyundan gelen ve kendini Prusya dükü ilan eden Markgraf Albrecht von Brandenburg, 1525'te Protestanlığı benimser ve tarikatın Prusya'daki topraklarına el koyar. Baltık Denizi kıyısındaki Polonya toprağı olan Prusya, Toton tarikatı tarafından XIII. yy'dan itibaren fethedilmiş ve örgütlenmiş; en parlak dönemini XIV. yy'da, bu topraklarda Alman yayılmacılığı gelişmekteyken yaşamıştır.
1410'da, Polonya ve Litvanya güçleri tarafından Tannenberg'de yenilgiye uğratılan ve nüfuz kaybına uğrayanTöton şövalyeleri, Polonya egemenliğini tanımak zorunda kalmışlardır. Ama, çeşitli veraset oyunlarıyla, 1618'de, Brandenburg seçim bölgesine bağlanacak olan Prusya Dukalığı, 1525'te önemli bir güç konumundadır. Hohenzollernlerin 1791'e kadar Frankendeki yani, Doğu Frankları ülkesindeki (Kulmbach, Ansbach ve Bayreuth markgraflıkları), 1849'a kadar Schwaben'deki toprakları hanedanın küçük kolları tarafından yönetilir. Bu durum, Hohenzollernlere imparatorluk içinde daha merkezî bir konum sağlar. Bu sülale, kurnazca yapılan evliliklerle, 1614'te, Pfalz kontlarıyla yaşanan uzun bir çatışmanın ardından, Jülich ve Berg düklerinin Ren'in aşağısında yer alan mirasından bir bölümü elde etmeyi başarmıştır: Kleve, Mark Kontluğu ve Ravensberg.
Otuz Yıl Savaşı'nın başında Brandenburg seçicisi (elektörü) önemli, ama birliği sağlanamamış bir coğrafî dayanağa sahiptir: Brandenburg, seçim bölgeleri arasında en yoksul ve en az etkili olanıdır. Protestanlığın buraya girmiş olmasına ve seçicinin, 1613’te Kalvinciliği kabul etmiş olmasına rağmen, bu bölge, reformu yaşayan ülkeler arasında yer almaz.
Gücün artması
Kuraldışı bir biçimde bir araya gelen bu parçaların Avrupa tarihinde almayı başardığı yer, büyük ölçüde XVII. ve XVIII.yy.lar’ daki Hohenzollern prenslerinin gözü pek atılımlarının eseridir. Bu prensler, yoksul ve az nüfuslu bir bölgeyi, her şeyden önce askerî alanda olmak üzere, büyük bir güç haline getirirler.
Büyük Seçici Friedrich-Wilhelm (1640-1688), atılımı baslatır; değişken ve acımasız diplomasi yanında, askerî başarıları (1675’de İsveçlilere karşı Fehrbellin zaferi) Wilhelm'e topraklarını birleştirme (Minden, Halberstadt ve Kamien piskoposlukları ve Vestfalya barışı sırasında Doğu Pomeranya'nın ele geçirilmesi) ve özellikle de, Prusya'da Polonya metbuluğundan kurtulma imkânını verir.(1660) Bu sonuç, başta, dış eylem için olduğu gibi, içteki birleşme için de bir araç olan sürekli bir ordunun kurulmasıyla elde edilir: ordu seçicinin gücünü artırır ve ona, her nüfuz bölgesinde ayrı ayrı bulunan diyetlerden (meclisler) kurtulma imkânı sağlar. Nantes Fermanı'nın yürürlükten kaldırılmasıyla yerlerinden edilen Fransız Protestanlarına sığınma hakkı veren Potsdam Fermanı (1685) Brandenburg'a [özellikle de, Berlin'e] becerileri, yetenekleriyle belirleyici bir katkı sağlayacak olan bir topluluğun gelmesini sağlar.
Böylece, Brandenburg'un gücü, III. Friedrich'in 1701'de “Prusya kralı” unvanı almasına yetecek kadar artmıştır; Prusya bağımsızdır ve artık imparatorluk dışında yer almaktadır. I. Friedrich adını alarak kral olan bu kişi, yeni makamına uygun bir maiyet oluşturur.
I. Friedrich-Wilhelm (1713-1740), çoğunlukla “Çavuş Kral” adıyla anılır; çünkü Prusya ordusunun güçlendirilmesini, bu orduya devlet gelirlerinin dörtte üçünden fazlasını ayırarak tutkuyla sürdürür. Bu askerî eğilime bağımlı olarak, monarşinin tüm topraklarında merkezî bir hükümet kurulması, özellikle, 1723'te, maliye, savaş ve kamu mallarını yönetimi altında toplayan bir Yüksek Direktuvar’ın gerçekleştirilmesi ve 1733'te, her alaya ülkelerden birinde seçim bölgesi veren kanton sistemiyle kendini gösterir. İsveç'e karşı sürdürülen uzun mücadele, 1720'de, Batı-Pomeranya'nın alınmasıyla sonuçlanır. Kral öldüğünde, iki milyonu aşkın nüfusuyla Avrupa’nın dördüncü büyük ordusuna (80 000 asker) sahiptir.
II. Friedrich «Büyük» (1740-1786), bu ordudan yararlanacaktır. Voltaire'in arkadaşı olan bu «filozof-prens», devlete bağlılığa kendini adayarak mutlakıyetçi bir hükümdar olur ve dış politikayı ordunun başarılarına dayandırır: Avusturya Veraset Savaşı’nın (1740-1748), bu savaş sonunda zengin Silezya topraklarını ele geçirir) ve Yedi Yıl Savaşı'nın (1756-1763) baş mimarı olan kişidir; bu sırada, Habsburglar, Fransa ve bir süre Rusya'ya karşı direnmeyi başarır. Kralın, 1772'de, Polonya'nın parçalanmasına katılması, Prusya ve Brandenburg'u coğrafî olarak birleştirmesine imkân sağlar. Devletin örgütlenmesi çabaları sürdürülür, ordu daha da geliştirilirken (1786'da 200 000 kişi); nüfus, fetihler ve yoğun bir yayılma politikası sayesinde artarak 5,5 milyona ulaşır. II Friedrich Prusyası, güçlü bir Avrupa devleti olur.
Oysa, ülkenin zayıf olduğu yanlar sürmektedir. Toplumsal örgütlenme, hâlâ, köylüler üstündeki mutlak nüfuzu Ortaçağ'da kurulan Junker soylularının denetimindedir. Soylular sınıfı, subaylar ve yönetimin yüksek katlarındaki görevlilerin çoğunluğunu oluşturur (özellikle, II. Friedrich zamanında) ve yerel yetkilerinden birçoğunu da korur. Ekonomi zayıf kalır, şehirleşme yetersizdir ve II. Friedrich'in askerî hazırlıkları çok sağlam olmayan temellere dayanır. 1806'da, Prusya ordusunun birkaç günde Fransızlar önünde çökmesi (Jena ve Auerstedt bozgunları) ve Napolyon'un Berlin'e zafer kazanarak girmesi, bir değişimin gerekliliğini kaçınılmaz kılar.
Prusya ve Almanya'nın kuruluşu
Demek ki, XIX. yy Prusyası, devletin etkiliğiyle olduğu kadar; toplumun geleneksel otoriter yapılarıyla da ayırt edilmektedir. Bu özellikler, Alman birleşmesinin taşıyacağı niteliklerin açıklanmasında yardımcı olabilir.
Viyana Kongresi, Prusya'ya, Ren bölgesinin en büyük bölümünü vererek bu devletin önemini artırır. O dönem 10 milyonluk bir nüfusa sahip olan Prusya, özellikle, 1834'ten itibaren, başta Almanya'yı daha birleşik ve giderek daha korumacı bir ekonomik bölge haline getiren Zotlverein'in (gümrük birliği) yürürlüğe konması olmak üzere, belirleyici bir rol oynar.
Ancak, Alman Birliği'ni kesin sonuca götüren aşama, ikili bir tercihin ortadan kaldırılmasıyla başlar: demokratik bir temel üstünde birleşen büyük bir Almanya tercihi. Bir Alman parlamentosunun, 1848 Devrimi'nin ardından Frankfurt'ta seçilmesiyle somutlaşan bu hayal, ertesi yıl, Prusya kralının imparatorluk tacını reddetmesiyle yıkılır: hükümdar, iktidarını tartışma konusu yapan bir demokratik oluşum istememektedir. Öte yandan, Prusya'nın 1850'de, Avusturya karşısında uğradığı diplomatik başarısızlık (Olmütz geri çekilişi), birçok yöneticiyi, birliğin, ancak Viyana devrede olmadığı takdirde (ve hatta ona karşı olarak) bir askerî karşı duruşla gerçekleşebileceğine inandırır.
Otto von Bismarck, tüm bu olanlardan gerekli dersleri çıkarır. Otoriter olmasına rağmen, büyük bir taktik ustası da olan bu inançlı muhafazakâr, krallık iktidarının, orduyu güçlendirmeyi amaçlayan bir reform konusunda, liberallerin ağırlıkta olduğu parlamentoyla çatıştığı bir dönemde Prusya'da iktidara gelir. 1862'de şansölye (başbakan) seçilen Bismarck, bu muhalefete aldırış etmeyerek bunu kısmen yanına alır; böylece tasarlanan reformu kabul ettirir. Bismarck'a göre birlik, saldırgan bir dış politikayla, Prusya'nın otoritesine bağlı prenslerin oluşturacağı bir konfederasyon biçiminde elde edilebilir ve pekiştirilebilir; bu nedenle, Prusya'nın daha geniş bir topluluk içinde yer almasına ve onunla bütünleşmesine karşı çıkmaktadır.
Birliğin aşamaları, bu programı gerçekleştirir: Danimarka'ya karşı girilen Düklükler Savaşı (1864), Avusturya Imparatorluğu'na karşı savaş açmanın (1866) bahanesi olarak kullanılır. Sadova zaferi, Prusya'ya, Almanya'daki hegemonyasını güçlendirme (Kuzey Almanya Konfederasyonu) ve Avusturya'nın müttefiklerinin (diğerleri arasında Hannover Krallığı) bir bölümünü topraklarına katarak daha da büyüme imkânı tanır. Son olarak da, Fransa'ya karşı başlatılan ve Fransa'nın yenilgisiyle sonuçlanan Sedan Savaşı (1870-1871), birliği pekiştirir, imparatorluk tacı, Prusyakralına, dışarıda süren bir savaşın sonucunda Alman prensler tarafından sunulur: Almanya İmparatorluğu, Versailles Şatosu'nun Aynalar Galerisi'nde, I. Friedrich'in tahta geçişinin 170. yıldönümü olan 18 ocak 1871'de ilan edilir.
İmparatorluk içinde Prusya
1871'den sonra imparatorluğu Prusya yönetir. Prusya başbakanının ve imparatorluk şansölyesinin yetkileri, 1890'a kadar aynı kişide, Bismarck'ta toplanır. Prusya gibi imparatorluk da hiçbir zaman parlamenter bir rejim olamayacaktır, iktidarın otoriter yapısı, özellikle, Prusya soylularının egemenliğinde bulunan ve hükümdara bağlı olan ordu içinde tartışma konusu yapılmaz. Başarı ve disipline gösterilen büyük saygıyla kendini dışavuran «Prusyalılık ruhu», ordu üyelerinin görev süreleri bitiminde sistematik olarak imparatorluk bürokrasisine katılımıyla, imparatorluğa daha da güçlü bir şekilde damgasını vurur.
1866'daki toprak katılımları, demografik açıdan oldukça dinamik (1871'de 24,75 milyon, 1910'da 40,2 milyon) olan nüfusa, imparatorluk nüfusunun yüzde 60'ını temsil etme imkânını tanır. Ruhr Havzası sayesinde, Prusya, imparatorluk içindeki kömürün ve ağır sanayiin en önemli bölümüne sahip olur ve imparatorluğun başkenti Berlin, kendini en önemli Alman metropolü olarak kabul ettirir.
Ancak, geleneksel yönetici sınıfın konumu giderek daha çok tehdit altına girer. XIX. yy sonundaki tarımsal kriz, Prusyalı soyluların çıkarlarına dokunurken, büyüyen sanayileşme (1890'lı yıllarda kesin bir hız kazanan), yeni siyasal güçlerin ortaya çıkmasına yol açar. Özellikle, işçi hareketi, imparatorluğun son yirmi-otuz yılında giderek artan bir önem kazanır. Bismarck'ın becerikli temsilcisi olduğu eski Prusya zayıflar ve kendini gelişmelere uydurmak zorunda kalır. Ama, ordunun hükümet üstünde gittikçe büyüyen etkisi, Prusya'ya, bazı sanayilerle yeni sıkı ilişkilere girerek iktidarının önemli bir kısmını muhafaza etme imkânını sağlar.
Prusya'nın sonu
1918'de, Prusya parçalanmış gözükmektedir: artık bir monarşi değildir ve Alman topraklarının en önemli bölümünü yitirir (Dan-zig koridoru, Poznan, Kuzey Schleswig bunlar arasındadır). Prusya, artık, belirleyici bir rolü olmamasına rağmen, en önemli eyalet (Iand) olmayı sürdürür ve yeniden doğan Alman ordusunda hâlâ çok sayıda Prusyalı soylu bulunmaktadır. Ancak, Nazizm, Prusya'da kendini kabul ettirmekte zorlanacak (1928'de, partinin Landtag'da yalnızca altı milletvekili vardır) ve 1932 nisanındaki seçimlerin ardından, Prusyalı bakanların muhalefetini bastırabilmek için, yaşlı şansölye Hindenburg'un sıkıyönetim ilan etmesi gerekecektir. Prusya, tıpkı diğer eyaletler gibi haklarını ve özerkliğini 30 ocak 1934'te yitirir. 25 Şubat 1947'de, müttefikler, Prusya'nın siyasî varlığına son verir (Doğu-Prusya'mn kuzeyiyle birlikte Rusya'ya verilen Königsberg, Kaliningrad olur ve Oder - Neisse Hattı'nın doğusundaki topraklar, Polonya'ya bırakılır). Axis 2000